Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 98 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM’NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

Mustafa Kemal’i en çok eleştirenlerden biri de TBMM’de Erzurum milletvekili Hüseyin Avni Bey idi. TBMM’nin 22 Ocak 1337 (1921) günlü gizli celsesindeki konuşması Kâzım Karabekir Paşaya yönelikti ve şunları söylemişti:

Erzurum’a girdiğimiz zaman muhtelif cereyanlar (akımlar) vardı. İçlerine girdim, bir takım ordu zabitanı, (subaylar) arasında bunun askere sirayet edeceğinden de korkuyorlardı. Nefere (asker’e), atı tımar etmeyeceksin, memlekete gideceksin gibi propagandaların efrata (neferler’e/askerler’e) tesiri olmuyor değildi. Propaganda bir takım safdil insanlara nüfuz etmekten hali kalmıyor. Ordunun başındaki Kâzım Paşa Hazretlerine müracaat ettik, orduda bir şirazesizlik (düzensizlik, başıboşluk) acaba olabilir mi, dedik. Mamafih dedi; “kanaatıma gelince: Belki efendiler garip gelecektir sözüm, benim kanaatıma kalırsa, İslamiyetle Bolşeviklik arasında pek az fark vardır”, dedi. “Bunda miras, zekât yok”. Paşam dedim, bizim akidemizle bu tevafuk etmez (uyuşmaz). Beni mi kandırıyorsunuz, yoksa ne buyuruyorsunuz? Kâzım Paşa dedi ki,”Bugün iki siyaset vardır. Garp, şark siyaseti.“Bizim garple, İngilizle anlaşmamız kabiliyeti var mıdır?”Yoktur, dedim.“O halde bizim şark ile anlaşmamız zaruridir(gereklidir), şark siyasetini takibe mecburuz”, dediler. Hatta kendileri şu kanaatte idilerdi ki; “bu mutlaka bizim memlekete giriyor. Ruslar gibi zabitlere, neferler hükmetmek suretiyle.” Ben dedim ki; “Bunu bir tedbiri siyasî mahiyetinde anlarız. Politika mahiyetinde anlarım”, dedim.” Belki Hükümet garba karşı bir gösteriş yapıyor. Sizi de böyle sevkediyor, Bolşevik görünmeniz”

“Evet biz Bolşevikliğe yakın göründükçe garplılar (batılılar) bize doğru geliyor.(tümcenin gelişinden bu sözlerin Kâzım Karabekir Paşa tarafından açıklandığı anlaşılmaktadır. a.n.ö) “Hükûmet böyle bir siyaset takip ettikçe İngilizler bize tekarrüp ettiler (yakınlaştılar). Bolşeviklik sebebiyle bizimle müsait şeraitle sulh yapabilirler.

Sulh yaptıkları zaman Ruslarla muhalif vaziyete girer miyiz? Evet, girmemek için çaresi, herhalde komünist görünmelidir. Hatta efendiler, arkadaşlarımıza... Bundan başka bizim için çarei necat (kurtuluş çaresi) yoktur ve bana Bolşevikler söz verdi. Ben murahhas-ı askerî tayin olundum. Bu teşkilatı memleket içinde yapacağım” buyurdular.

Hüseyin Avni Bey Kâzım Karabekir Paşayı suçlamakla yetinmiyor, İktisat Vekili Yusuf Kemal Bey’de eleştiriyordu:

Hükümet namına giden Yusuf Kemal Bey de bana dediki; ben de Komünist’im, memleketin selâmetini bunda görüyorum. Şahitsiniz, Şeyh Servet Efendi meselesi değil ki bu, Bir kere Hükümet müsaade etmiş burada bir Komünist Partisi yapmıştır efendiler… Zannederim Hükümet Komünistlere nakten muavanette,(parasal yardımda) bulunmuş yani Komünist fırkalara para vermiş. O da usulsüz ya..

Parasal yokluk içindeyken Mustafa Kemal’in kurduğu TBMMHükümeti Bolşevizme nasıl parasal katkıda bulunabilirdi? Sokrates’le sapkınlık konusundaki söyleşi anımsanırsa, Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey tam bir sapkınlık içinde olmalıydı. Konuşmaları sessizlik içinde dinleyen Mustafa Kemal söz alacak ve komünizm konusundaki görüşünü şu özleriyle açıklayacaktı :

Komünüzm cereyanına temas etmeksizin komünizm teşkilatı yapmak hevesine düştüler,diyecekti elbet.

90 yıl sonrasındaki ülkemiz solcularını görmüşçesine konuşuyordu Mustafa Kemal. Marksizmi kavramadan solcu görünenlerin bugün nasıl sağcı olduklarını ve siyasal arenada bugüne kadar gericinin de gericisi olan karabataktaki AKP’ye nasıl yanaştığını gördükçe Mustafa Kemal’in sesini duyar gibiyim. Bugünün gerçeklerini 90 yıl önce şöyle dile getiriyordu:

(...) Bir zaman geldi ki Ankara’da, Eskişehir’de şurada burada memleketin hemen bir çok yerinde bir çok insanlar, birbiriyle rabıtalar (ilişkiler içinde) olmaksızın komünistlik teşkilatı kurmaya ve aynı zamanda hariçten de bir takım insanlar serseri surette memlekette do-laşmaya ve aynı zamanda propaganda yapmaya başladılar. Daima esasatına muhafazai sadakat etmekte en büyük faideyi gören Heyeti Vekilimiz (Bakanlar Kurulumuz) bunun için müsmir (yararlı) bir neticeyi düşünmek mecburiyetini hissetti. Herhalde bu memlekette ve bu millet içinde Komünizmin mahalli tatbik (uygulanma ortamı) bulunmayacağına kani idi ve kanidir. Komünizmin ne olduğunu bilirse münevveran (aydınlar) o zaman memleket dahilinde tatbikine cevaz verilebilir. Fakat münevveran dahi dahil olduğu halde halk, ordu komüniz-in ne olduğunu bilmiyor. Yalnız kuvvei naciye (kurtarıcı güç) olabileceği itikadına zahip olmuş ise o zaman körü körüne cahilâne komünizm olabilir veyahut milletin bir kısmı kalîli (az bir bölümü), kısmı cüzisi temayül edebilir. Bu suretle ekalliyetin ekalliyeti (azınlığın azınlığı) denecek mertebede tekevvün edecek (belli düzeyde oluşacak) bu kuvvet, kendini şamil ve hakim bir kuvvet farz ederek, çünkü, vukufsuzluğu veçhile bir teşkilat olacağından derhal memleket dahilinde, bittabi bu gibi inkilâbatın heyeti umumiyei milliyemiz tarafından derhal imha edileceğine mutmainiz (yok edileceği görüşündeyiz), herhalde bir feverân (galeyan) olabilir, bir inkılap teşebbüsü olabilir. Bu itibarla Hükümet, tedbir düşünmek mecburiyetinde kalır.

Efendiler iki türlü tedbir olabilirdi. Birisi doğrudan doğruya komünizm diyenin kafasını kırmak; diğeri, Rus-ya’dan gelen her adamı derhal denizden gelmiş ise vapurdan çıkarmamak, karadan gelmişse harice def etmek gibi zecrî, şedit, kırıcı tedbir kullanmak. Bu tedbirleri tatbik etmekte iki noktai nazardan faidesizlik(yararsızlık) görülmüştür. Birincisi siyaseten hüsnü mü-nasebette (iyi ilişkilerde) bulunmayı lüzumlu addediniz. Rusya Cumhuriyeti kâmilen komünisttir. Eğer böyle bir zecri tedbir tatbik edecek olursak o halde bilakaydüşart Ruslarla alâka ve münasebette bulnmamak lâzım gelir. Halbuki biz bir çok mülâhazatı siyasiyeden, bir çok esbap ve avamilden (nedenlerden) dolayı Ruslarla temasta, münasebatta itilafta (ilişkide ve anlaşmada) bulunmak istedik. Ve istiyoruz ve isteyeceğiz. O halde tatbik edeceğimiz tedbirlerde dostluğunu istediğimiz bir milletin, bir hükümetin prensiplerini tahkir etmemek mecburiyetin-deyiz. İşte bu noktai nazardan zecri tedbir kullanmak istemedik. İknci noktai nazar da zecri tedbir kullanmayı faideli addetmedik. Malûmu Âliniz fikir ceryanlarına karşı fikre istinat etmeyen kuvvetle mukabelede bulunmak (kuvvet kullanarak karşı çıkmak) o cereyanı imha etmedikten başka kuvvet zoru ile red ederseniz o israr eder israr ettikçe daha da ileri gider.

Adaletsiz ve Kalkınmasız Parti (AKP) ileri gelenleri başta Başbakan R.T.Erdoğan olmak üzere, Mustafa Kemal’in bu konuşmasından akılları varsa ders almalılar. Uyguladıkları zulüm ve haksızlıkların kendilerini tarihin çöplüğüne süpürmeden önce. O konuşma tüm siyasal partilere ders olmalı.Mustafa Kemal gibi akıl kullanmayı öğrenmeliler. Akıl kullanmak için akıllı olmak gerekmez. Dürüst, yurtsever vicdanlı, tutarlı olmak gerekir. AKP’de bu özel-likler olsaydı ülke böylesi kargaşaya düşer miydi? Bugüne dek hangi iktidar bu denli çirkinleşti, bu denli ağır suçlamalara uğradı?

O gün Mustafa Kemal, Hüseyin Avni Beye’e yanıt niteliğinde Kâzım Karabekir Paşa’yı şu sözleriyle savunmuştu:

.. Kâzım Karabekir Paşa Hazretlerinin bir buçuk seneden beri şark ahvali (durumu) hakkında her gün vermiş oldukları raporları ve onların kâffesini mütalaa ettikten sonra (tümünü inceledikten sonra) bir karara varması ve ona göre idarei kelam etmesi iktiza eder. O zaman o mütalaayı yapan zatın bu kıymette, bu kudrette bir zat hakkındaki Kâzım Paşa Hazretlerinin kıymetini takdirde ne dereceye kadar hata etmiş olduklarını anlayacaklardır. (Hüseyin Avni Bey acaba anladı mı, bilemiyoruz) Şimdi bunu ispat sadedine, en ufak bir misal olmak üzere burada okunan telgrafnamede buna takaddüm eden bir vaziyet var. Musafa Suphi geliyor. Bir defa Mustafa Suphi’yi herkesten evvel şarkta Hüseyin Avni Beyden evvel meydana çıkaran

Kâzım Karabekir Paşadır. Bu adamın memleete girmeinin muzır olacağını takdir eden Kâzım Karabekir Paşadır ve bunun memleket haricine,hudut haricine tard edilmesi lâzım geleceğini bilen Kâzım Karabekir Paşadır Yoksa Erzurum’da valiliğimiz değildir.”

O gizli celsede konuşan milletvekillerin çoğu, “İslam dini” ile bağdaşmayacağı, dine zarar vereceği için komünizme karşı çıkmaktaydı. Kırşehir Milletvekili Yahya Galip Bey:

Bu muhakkaktır ki Ehli Salib’in (Haçlılar’ın) yaptığı her şey bizim için muzırdır. İslamiyetin imhasını beklerler. Maahaza bizim Bolşeviklik, Komünizim gibi Ehli Salip’ den doğmuş efkâra (düşüncelere) tebaiyet etmekliğimiz (bağlanmamız) doğru değildir” demiş ve Karasi millet-vekili Basri Bey de şu sözlerle Bolşevizme karşı çıkmıştı:

...Türkiye, emperyalistliği,kapitalistliği terviç eden dar bir dine malik değildirTürkiye ve bütün âlemi islâm öyle bir dine maliktir ki, teavünü ve uhuvveti hakikiyeyi,bir çok içtimaî siyasî hatta bedii bir çok esasları muhtevi olduğu için burada ayrıca Bolşeviklik tatbikine imkân ve hacet yoktur. Binaenaleyh Bolşeviklik bizim memleketimizde kabiliyeti tatbikiyeden mahrum bir nazariye halindedir.”

Konya Milletvekili Vehbi Efendi de komünizme şu söz-leriyle karşı çıkmıştı:

Bizim bir maneviyetımız vardır ki, Dini İslamdır. Şimdi soruyorum, bizi intihap edenler Müslüman mıdır, değil midir? Müvekkillerimiz Müslüman olduğu halde o Müslümanların dini ve hissi hilafına ben, komünizm diye meydana çıkmanın manasını bilemem.”

Öyle anlaşılıyor ki, komünizmin ne olduğunu ve ilkelerinin hangi ekonomik ve toplumsal koşulları öngördüğü, sermaye ile emek arasındaki çelişkilerin nasıl giderileceği ne tür çözüm önerileri getirdiğine ilişkin bilgi sahibi olmaksızın İslam dinine aykırılığı nedeniyle karşı çıkmaktaydı. Konuşmaları sabırla dinlediği anlaşılan Dışişleri Bakanı Dr.Ahmet Muhtar Bey söz alıp şunları söylemiştir:

Malumuâliniz Rusya iki kuvvete karşı mücadele ediyor: Biri emperyalizm, yani masum ve mazlum milletleri esaret altına almak, kendi menfaati için onları hayvan gibi çalıştırıp müstefit (yararlı) olmak isteyen, bu mesleki takip eden devletlere karşı onları yıkmak için yaptığı mücadeledir. Diğeri de: Zahirde buna müşabih (görünüşte buna benzer) fakat millî bir şekilde tecelli eden kapitalizme karşı mücadele etmektir. Kapitalizmin ne olduğunu heyeti âliyeye tekrar arz etmeyeceğim. Yalnız birincisinde Rusya ile hemfikir bulunuyoruz.

İkinci şıkka, kapitalizm meselesine gelince bizde hatta böyle zincir altında inletecek surette teşekkül etmiş muazzam kapitalistler yoktur. Bunun içindir ki Rusya Hükümeti şarkta bulunan akvamın(kavimlerin) kendi inkılâbı içtimaisini, iktiza ederse (gerekirse) kendilerinin yapması hususunu kabul etmişler ve görüyorsunuz ki komünize etmek için elinde bulunan bir çok vesaiti, bilakis Avrupa’ya yani emperyalist, hakiki kapitalist devletlere tevcih etmiştir. Biz Rusya ile yalnız bir maksat uğruna aktü ittifak ettik ve itilaf emelini takib ettik.”

Rusya ile ilişki kurmanın bolşevikliği kabul etmek olma-dığını anlatmıştı o gün Hariciye Vekili Dr.Ahmet Muhtar Bey.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail