Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 98 Geri Tavsiye Et Yazdır


FERİT OĞUZ BAYIR

Mutahhar Aksarı

Ferit Oğuz Bayır’ı “Köyün Gücü”(*) adlı yapıtıyla tanıdım. Kitabın arka kapağında yaşam öyküsü var. Dikkatimi son cümle çekti. Bayır diyor ki:”Kişiliğimi çalışma kavramında bulurum.” Kırk üç yıl eğitime gecesini gündüzüne katan eğitimci olarak, Tonguç’un çalışma odasına astığı “Âyinesi iştir kişinin lâfına bakılmaz!” özdeyişine ne de güzel uymaktadır! Tonguç’la böylesine büyük bir uyum içindeydiler…

Yaşam boyunca arayıp bulduğum kitapları okudum. İpekböceğinin yediği atlas dut yaprağı benzeri bazı kitapları karıştırdım. Ne çare ki ipek yapamadım. Yani yazmayı sınamadım, diyor Bayır. Kitap yazmayı denemiyor. Yaşam boyu okumasa, 99 yıllık ömür nasıl bilinçli yaşanırdı?

“Şimdi bu kitapçığı neye yazıyorum:1936’dan 1946 yılına kadar yapımcı, eğitici işte alın terlerini, göz nurlarıını cömertçe akıtanlar, kol ve kafa güçlerinin çekiçleştiği yıllarda işbirliği ettiğim her bakımdan güçlü köy çocukları:’Daha gecikemezsin. Köyün içine dalan eğitim çalışmalarının özüne değen neler biliyorsan belgeleriyle yaz, çiz’ deyip duruyorlar da ondan. Deyişleri de üvendire dürtüşü niteliğinde.”

Bu cümleler, emeğin temelini, çoğunu veren köy çocuklarına olan bağlılığını göstermekte… O yılları “kol ve kafa güçlerinin çekiçleştiği yıllar” olarak tanımlaması, kendisi-nin de kafa ve kol güçlerinin birlikteliğine olan inancının belirtisi…

Elimdeki sayı belgeler, bunlara ilişkin belleğimdeki anılara sadık kalarak soylu işe son iş borcumu ödemek düşüyor bana.

Köy Enstitüleri işi, Bayır’a göre “soylu bir iş.” Bayır’a göre;

Köy gücündeki bitmek tükenmez çalışmanın kutsallığına bağlı olanların kaypaklığı yoktur.

Kendileri bu anlamda hiç kaypaklık yapmamıştır. Tonguç’un hep yanındadır.

Köyün Gücükitabını okurken, ben de bugüne değin “yazılmamışı, konuşulmamışı açıkça belirten yazılı belgeler”e ulaştım. Bilgi dağarcığım daha da genişledi, sağlamlaştı…

Kendi “neslini” şöyle anlatır:

1914’ten beri Dünya toplumlarının doğurma sancısı tohumlarıyla, yuğrulu, Osmanlılığın ve Türklüğün verdiği savaşlar içinde toplumda göreve başlamışlardır. Kurtuluş Savaşı kavgası, onlarda toplumsal eğitim ve yön yaratmıştır. Ezenlere karşı çıkmak fikri uğrunda savaşmak, ille de yurt insanlarının her türlü hakkının önceliğine inanarak vuruşmak. Bu gerçek inanış, köyün yaratıcılığına ulaştırmıştır.” Yönünü, çok açık biçimde görüyoruz…

Bayır, “Köye, halka varacak Cumhuriyetçi, devrimci, yapıcı temel eğitim yolları Kurtuluş Savaşı sonrasında 1923’te başlayan Millet Egemenliği Cumhuriyet devriyle birlikte hemen neye açılamadı?” diye sorar. Devrimin hemen halka ulaşamamasından rahatsızdır. Soruları sürer:

Köy Eğitmeni, köy ebesi, sağlıkçısı, köye yarar meslek erbabı işi neden 1936 yılından sonraya kaldı? Köyler, Anadolu İhtilâli yoluyla, tek tek köylülükten çıkıp bölgeleşmedi, kooperatifleşmedi,

derken, bizlere yol ve yöntemi de göstermektedir. Her Köy Enstitüsünün kooperatifi vardı. Kayseri-Pazarören Köy Enstitüsü kooperatifi, o kadar büyümüş ve genişlemiştir ki; Kayseri tüccarı, esnafı yakınmaya başlar. Kapatılma sürecinde, çevresindeki ticari ilişkileri sarsan ve halktan yana dönüştürmeye başlayan kooperatifin de büyük etkisi olduğunu söyler Müdür Şevket Gedikoğlu.

Bayır; önsözde “Köy insanına 1936-1946 yıllarında açılmış olan ‘Eğitimde Fırsat Eşitliği’ çığrı ve uygulamaları neye İstanbul, Ankara, İzmir şehrinde oturan halkımızın bir kısmına değdiği kadarcık olsun milyonlarca köylümüz için Cumhuriyetin ilk 13 yılında gerçekleşmedi? Neye topraksızlık sürüyor? Neden köylü çocuklarımız temel eğitimden uzaklaştırılarak ‘hafızlık’ peşinde, şurdan burdan devşirilerek yakın uzak ilçelerdeki camilere, medrese örneği üşüştürülerek karanlık hazırlıklara girişiliyor?” diyor. Yapılanları “Biçimsel devrim kalıpları” içinde yapılan işler olarak niteliyor. Ve “meydanı boş bıraktılar” diye de suçluyor…

Halkçılığı dil dökerek yapanlardan değildir. Karar alıcı, harekete geçici olmuştur hep.

Cumhuriyet fikrinin “Halk yararına uygulanması”nı ister hep… Cumhuriyet’i halk yararına kullanıldığı ölçüde modern devlete yakın bulmaktadır. Eğitim; “Toplumsal fonksiyon” içermelidir.

Halktan yana hükümetlerin halk kavramı baskısı ile ilk yılda sarılacakları ödevlerinin ilkesi: “Modern vatandaşın evvela bilinç sonra oy sahibi olması lazımdır”tümcesinde, bilinç niçin öne çıkartılmıştır? Çünkü; salt oy ile yapılanların bizleri nereye götürdüğü ortadadır… Bir de “halktan yana olma”nın ilkesini de öğrenmiş oluyoruz.

Kitap, toplam on bir bölümden oluşmakta.

Köyün Gücü kitabında Ferit Oğuz Bayır; “Köy Enstitülerinde yetişenlerin toplumsal işlevlerini Tonguç’la birlikte şöyle saptarlar:

İnsan soyunu aşağılatan işlemlere karşı koymak, kendi ulusunun sorunlarına dalmak, köy toplumlarına yukarıdan bakan baremci bir memur postu özleyicisi olmamak. İktidar kapısına yanaşmamak.

Sanırım fazla söze gerek yok! Ferit Oğuz Bayır; bu uzun yolda pek çok sürgünler, acılar çekmiştir. Öteki Köy Enstitülüler gibi. Yılgınlığa düşmemiştir. Umutsuz olmamıştır. Der ki:

İşini kaybeden bizlerin yarına inanması lazımdı. Güneş tutulabilir, fakat bilek, beyin, yürek gücüyle on tırnağıyla Türkiye doğasına saldıranlar ergeç mutlu olacaklardır.

İşte Ferit Oğuz Bayır…
_______________

(*) Köyün Gücü, Ferit Oğuz Bayır, dizildiği ve basıldığı yer: Ulusal Basımevi, Ankara, 1971

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail