Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 98 Geri Tavsiye Et Yazdır


BOLU CEZAEVİNDEN MEKTUP

Osman Uzun

T.Tipi Kapalı-Açık Ceza İnfaz Kurumu
A/5 No’lu Oda
Bolu

Sevgili Ali Nejat Abim, 27.1.2014

Adresimden de anlaşılacağı üzere Bolu T.Tipi Cezaevine nakil oldum. Takip eden zaman içerisinde, bir kısım aksilikler yaşadım. Bir de bunun üzerine nasıl musallat oldu, bir miskinlik çöktü üzerime. Kullanım dışı kalmış teknolojik aygıtlar gibi atıl durum moduna girip kalmış vaziyetteydim. İnsanın en müşkil durumu işlemediği bir cürüm neticesinde savunmasının istendiği ve kendisini ifade etmesinin talep edildiği durumdur. Siz büyüğüm bunu, engin tecrübe ve donanımınız ile ziyadesiyle biliyorsunuzdur.

Ben epeydir bu durumla çekişme içerisinde idim. Şükürler olsun sizler gibi saygıdeğer dostlar sayesinde bu miskinlik halinden uyanabildim.

Muhterem Ali Nejat Ağabeyim, tabii ki, bunlar benim sizlere karşı ihmalkârlığımın mazereti olamaz. Benimki olsa olsa, bize değer verenleri su'i istimal etmektir. Tanrım beni islah eyleyip, hidayet nasip etsin.

Sayın büyüğüm, Türkiye Sorunları kitap dizisinin 96 ve 97. sayıları elime geçti. Zonguldak Cezaevi buraya postalamış. Sağ olsunlar. Tabii caiz ise, yine yazılanlar tam da taşın gediğine oturduğu ifadesindeki gibi. Yüreğinize sağlık. Üstad, teşhisleriniz %100 doğru. Hastalığın adı belli; ancak bu illetlerden kurtulma metodları nelerdir, tedavi aşaması nasıl olmalı?

Ben kangrenden kurtuldum, hem de elimizi, ayağımızı kaybetmeyelim istiyoruz, değil mi? Yoksa iş sadece kangrenin tüm vücuda yayılmasını engellemek olsa, gaye, keseriz eli, kolu hastalık biter. Biter de sonrasında elsiz kolsuz ne yaparız. Kimler bize el kol olur?

Değindiğiniz gibi her bahse katılmakla birlikte siyaseten (alt yapı bazında) sosyoekonomik olarak (en üst taba-kadan en alt tabakaya kadar) tüm halk kitlesinin üre-ticiden tüketiciye, sanayiciden esnafa, sosyal demokrattan muhafazakârlara kadar, yek vücut. Tüm Türkiye halkının (bütün etnik unsurları ile) Hükümete yönelme, egemenlik kurma, hegemonya altına alma gibi nefsî egolardan arınmış bir bilinç içerisinde, sorumluluk bilinci içinde, mevcut durumdan kurtulma mücadelesini kendine görev adderek harekete geçmelidir.

İzlenimim odur ki, şu an halkımızın dinamiklerini oluşturan bu unsurlar, global ekonomi zihniyetini düstur edinip dünya’yı yönetenler masasında, sandalya kapma yarışına girmiş gözüküyorlar.

Affınıza sığınarak söylüyorum ki, “eşeklerin çalıştığı atlar için” deyiminde anlatılmak istenen durum, yaşadığımız çağın hayat prensibi halini almış; eski dönem-lerde kölelik, zincire, prangaya bağlı, zorla çalıştırma ilkeleri üzerine kurulu iken, bugün modern kölelikte bu sistemi inşa edenlerin öncelikle silahları, arz-talep üzerine kurulu sistemi çalıştırmak için, modern teknoloji denilen mermiler ile tüketmek üzerine kurulmuş, yaşama gayesini, bizlerin zavallı modern kölelerin nefslerine zerk etmekteler. Gün geçmiyor ki atalarımızdan öğren-diğimiz örf, âdet, gelenek ve ahlâk kurallarına uymayan hadiseler duymayalım!

Önceleri kabullenmesek, ayıplasak da bir zaman sonra aynı hadiseler banallaşarak günlük sohbet konuları haline gelmekte! Demem o ki, halkımızda ahlak erozyonu aldı başını gidiyor. Bu erozyonu engelleyecek bir “Tema” mız var mı? Ben söyleyeyim, siz biliyorsunuz, istirha-mım bu kardeşinize de söyleyiniz. Sanat’tan kasıt, kendi şahsî düşüncesini görsel ve duyusal yöntemlerle halka empoze etmek ise, bunda oldukça başarılı oluyorlar. Sanat insanlara geçmişle bağlarını koparmadan, eskinin üzerine yenilerini ilave ederek geleceğe bir köprü, mer-diven kurma gayesi olmalı. Insanlar geri dönüşü olmayan bir serüvene çıkarma maksadı gütmemeli. Hayvanî duyguları ön plana çıkarma yerine adî nefs’ten insan-ı kâmil derecesine bizleri götürmeli.

Alış-veriş yaparken amaç harcamak değil edinmektir, Lâkin bizler alış-verişte sadece hayatımızı pazara çıkarıp harcıyoruz. Önce bizler ne istediğimize karar vermeliyiz, diye düşünüyorum. Yoksa zalimin biri gitmiş diğeri gelmiş. Zulüm aynen duruyor. Mazlum halâ eziyet çekiyor.

Atalarımız hiç bir zaman köle olmamış. Esaret bilmeyen bir neslin torunlarıyız. Hiç bir zaman ne devletsiz ne de başsız kalmışşız. Bu toprkların, bu coğrafyanın çocuğu, Mehmet Akif Ersoy İstiklal Marşı‘nde buna değinmiş: Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım ,deyişin-de olduğu gibi, Gazi Paşa da gençlere hitabesinde de: “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki ASİL KAN’da mevcuttur.(Sy.Osman büyük harflerle yazmıştır.-a.n.ö)

Sizin gibi geçmişten aldığını gelecek nesillere aktarmayı prensip edinmiş olan, millet aşkı ile yanıp tutuşan kullarını Tanrı bu topraklardan bu halktan yoksun bırakmasın.

Size ulaşabileceğim telefon numaralarınızı bana ulaş-tırırsanız sizinle iletişim kurmam kolaylaşacaktır. Takdir sizin büyüğüm. Diğer bir istirhamım Üniversite eğitimine devam ediyoruz. Anlaşılacağı üzre bir kaç kişiyiz. Dönem kayıt ücreti hususunda bizlere burs verecek bir kişi veya kurum var ise bizlere bu hususta yardımınızı diliyorum. Haddimi aşarak kusur işledimse affınıza sığı-nırım.

En kalbî ve derin sevgi ve saygılarımı sunar ellerinizden öperim.
Kardeşiniz .

Osman Uzun.

***
Sayın Osman Uzun’un mektubunu okuyunca, Anadolu’-nun engin kültürel düzeyi ile karşılaştığımı bir kez daha anladım. Ve onun sizlerle paylaştığm yazısı benim için öğretici oldu. Aslında onun mektubunu. makale olarak öğretici ve düşündürüşü nitelikte olduğunu gördüğüm için sizlerle paylaşmaya gereksinim duydum. bugün MEDYA’da köşe yazarlarının çoğunda rastlamadığım gerçekçilik ve küreselleşen yozlaşmaya içten gelen tepki var. Osman Uzun tutsak iken de insanın özgür olabilece-ğini kanıtlıyor.

Osman Uzun’un üniversiteyi bitirmesi için burs dileğine çare aranmasını okuyucularımızın ilgilerine sunuyorum. Osman Uzunlar bu ülkenin gerçek sahipleridirler çünkü.
Ali Nejat.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail