Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 48 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


Dr.NEGU EHREV İLE AB-TÜRKİYE İLİŞKİLERİÜZERİNE SÖYLEŞİ

Ali Nejat Ölçen

Dr. Ehrev ile söyleşimiz sona ererken, konu kendiliğinden değişime uğradı. Farklı iki dünyadan gelen ve biri birine kültürleri ve düşün biçimleriyle yabancı olan iki kişiyi birleştiren en önemli konu ne Avrupa Birliği ve de her hangi bir devletin çıkarı değil, tüm dünyanın geleceğini ilgilendiren sorun olmuştu. Nereye gidiyordu dünya ve teknolojik gelişme acımasızlığını nereye kadar sürdürecek ve insanı ruhundan ve değer yargılarının erdeminden soyutlayarak doyumsuz et-kemiğe dönüştürecekti.

Çevresinden koparılan insan ne yapacaktı? Kendisinin yalnızlığını nasıl giderecekti? Yarattığı teknolojinin günün birinde tutsağı olduğunu görmeyecek miydi? Tüm insanlığın birleşmesi, yer küresini teknolojinin saldırısından kurtarması gerekmez miydi? Dr. Ehrev ile ince porselan fincanlardan kahvelerimizi yudumlarken bunları konuşuyorduk. Kristal duvarın orta yerinde bizleri kucaklar gibi görünen şöminede küçük dal parçalarının çıtırdayarak yanışından çıkan sesleri işitmek için arada sırada susuyorduk.

İlk konuşan o oldu.

Haklısınız Dr. Ölçen, dedi. Yer küremizin güzelliklerinden kendimizi soyutladıkça insan olduğumuzu unutuyoruz. İnsanın insan oluşundaki en üstün niteliği yüreğindeki sevgidir. Bizler, o sevgiyi unutuyor ve her şeyi nesne ile alınır, satılır değer biçiminde algılıyoruz. Belki her şeyi satın alabilir ya da satabiliriz, fakat acaba sevgiyi satın alabilir miyiz. İnsan oğlu sevgiyi unutmaktadır.

Fakat, Dr. Ehrev, dedim, bu, Avrupa'nın öncülük ettiği teknolojik gelişmenin sonucu değil midir. Uygarlığın teknolojik gelişmeden çok farklı bir fenomen olduğunu dünyaya unutturan Avrupa olmadı mı. İnsanı kendi yüreğindeki sevgiden uzaklaştıran ekonomizm değil midir ve bugün AB, ekonomizmin öncülüğünü yapmayı amaç almadı mı. Ulusal çıkarları korumak için insanlık suçu olan savaşlarda bile, bireyler sevgilerini yitirmemişlerdi. Fakat şimdi topsuz tüfeksiz acımasız ekonomi savaşının içindeyiz ve bunun öncülüğünü AB yapıyor sanırım.

Gözlüklerinin gerisinden buğulu gözleriyle yüzüme baktı. Acaba karşı çıkacak ya da öfkelenecek miydi. Sabırla bekliyordum ve "auf wieder sehen" demek gerekeceğini düşünüyordum. Oysa böyle olmadı. Elindeki fincan tabağını, tam ortasından çok güzel gece lambasının çıktığı ceviz sehpanın üzerine koydu. Gözlüklerinin gerisinde ışıldayan ufacak koyu yeşil gözleriyle suratıma baktı:

Haklısınız,dedi. Bu yanlışlığımızın hala farkında değiliz. Teknolojik gelişmenin insana sağladığı kolaylıkların, bir gün insanı insan olmaktan çıkaracağının, onu uyuşturacağının ve aç gözlü olacağının farkına varamadık. Üstelik bununla yetinmedi uygar dediğimiz çağdaş dünya, teknolojik gelişmeyi silah endüstrisinin gelişim alanı olarak kullanmaya başladı. Uluslar kendi kültürlerine yabancılaştı ve bireyler, insan ruhunu yiyip bitiren makinenin parçalarına dönüştü. Düşüncelerinize katılıyorum. AB'yi gelecekte bekleyen tehlikenin de bu olduğunu düşünüyorum. Doyumsuz aç gözlü bireyler yığınına dönüşecek olan bir dünyadan korkuyorum. Bunun karşısında yığınların açlık içinde yaşamlarını yitiren insanların da varlığına tanık olan bir dünyada yaşamanın utancını duymamız gerekir.

Bana yönelttiğiniz soruya yanıt vermeliyim. Biraz önce, 21. Yüzyılın jeopolitik sorunlarında ülkenizin konumunun öneminden söz etmiştiniz. Haklısınız, bir ülkenin jeopolitik önemi, o ülkenin sadece coğrafyası, uygarlıklar arasındaki konumu, doğal kaynaklarının varolup olmayışıyla ilgili bir veri değildir. O veriyi değerlendirme bilinci, geliştirme ve kullanma kültürü çok daha önemli değil midir? Ülkenizin jeopolitik değeri, yalnız 21. yüzyıl için mi geçerlidir. Daha önceki yüzyıllar için de geçerliydi fakat o önemi değerlendirmeyi bildiniz mi?

Böylesi yanıt alacağımı ummuyordum. Karşımdaki yaşlı adama saygım daha da artmıştı. 17.yüzyılın şövalye ruhu karşımda canlanmış gibiydi. Onun sözünü esirgemeyen bu davranışı, bizim 900 yıllık tarihimizin en gerçekçi eleştirisiydi. Evet, bizleri yönetenler yüzyıllar boyu sadece topraklarımızı değil o topraklar üzerinde yaşayan insanlarımızın da değerini bilmemişlerdi. Bunu ilk gören, anlayan, anlatmaya çalışan ve kurumlarını oluşturan sadece bir kişiydi ve o da Mustafa Kemal Atatürk'ün kendisiydi. Karşımda gözlerimin içine bakan bu yaşlı adama ne söyleyebilirdim ki. Haklıydı ve bana tarihimin ne olduğunu sadece kahramanlık öykülerinden ibaret olmadığı gerçeğini öğretmişti.

Kestane ağaçlarının dallarında titreşen yapraklar, düşerken üşüyor gibiydiler. Görkemli villasından ayrılırken, bir süre kar serpintileriyle ıslanan kaldırımlar boyunca düşünerek yürümeyi tercih ettim. Yüreğim burkulmuş ve kendi tarihimize hınç duymaya başlamıştım.

Tarihimiz onu yazanları suçluyordu. Topraklarımızın ve o topraklar üzerinde yaşayan bizlerin değerini bilmediği için. Tıpkı şimdikiler gibi. Geçmişin ve geleceğin kıskacında kalmışım gibi duyumsuyordum kendimi.

Söyleşimiz burada bitmişti, fakat benim yolum yeni başlıyordu.

Dudaklarımız arasından sızan "auf wieder sehen "sözcükleri, sanki boğazımda düğümlenmişti.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail