Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 100 Geri Tavsiye Et Yazdır


AYDINLIK Gazetesinde IŞİD’ ve PKK’yı

Niteleyen İki Yazı:

MUSUL’DA AKP’YE VERİLEN MESAJ

(15.6.2014)

M.Bedri Gültekin

Musul’daki Türkiye Cumhuriyeti Başkonsoloslu-ğunun basılması ve Konsolos dahil çok sayıda yurttaşımızın rehin alınması rastgele bir terör olayı değildir. El Kaide, Başkonsolosluk baskınıyla AKP iktidarına mesaj yollamıştır. Emniyet’in Musul’da olduğu gün, El Kaide (IŞİD) üyesi bir kişinin terör eylemi yapmak amacıyla Türkiye’ye sızdığını açıklaması da, konuyu anlamak bakımından önemli bir başka gelişedir.

Musul baskını ne anlama geliyor? Bu soruya doğru cevap verebilmek için son üç yıl içinde Suriye’de yaşanan gelişmeler ışığında AKP-IŞİD (El Kaide) ilişkilerinin nasıl bir seyir izlediğine bakmak gerekir.

Verilen Sözler

Üç yıl içinde dünyanın 84 ülkesinde toplam olarak 80 bin dinci terörist, büyük çoğunlukla Türkiye üzerinden Suriye’ye sokuldu. Suriye, üç yıl boyunca yakılıp yıkıldı. 150 binin üzerinde yurttaşı katledildi.3 milyon, yerini, yurdunu terk etti. Suriye’yi yakıp yıkan teröristlere; “Merak etmeyin arkanızda biz varız. Olaylar büyüyüp belli bir aşamaya vardıktan sonra uluslararası müdahale olacaktır” dediler.

Hatta söz konusu “uluslararası müdahele” ye gerekçe yaratmak amacıyla teröristlere kimyasal silah kullandırıldığı da artık bütün dünyanın kabul ettiği bir gerçek.

Türk Ordusu’na Biçilen Rol

Erdoğan-Davutoğlu ikilisi, kotarılacak uluslara-rası müdahalede Türk Ordusu’nu kullanacaklar-dı. Davutoğlu,” Mülteci sayısının 100 bine çık-ması bizim kırmızı çizgimizdir” diyordu. Yapılan hesaba göre bu durumda, Suriye’ye müdahale için gerekli koşullar oluşacaktı. Gene hatırlanacaktır; Davutoğlu Ağustos 2012’de gazetecilere,”Aylar değil, haftalar içinde Esat rejimi-

yıkılacak”diyordu. Tayyip Erdoğan ise aynı günlerde,”İnşallah bayram namazını Emeviye Camisi’nde kılacağız” diyordu.

Olay şuydu: Suriye’deki teröristler ülke çapında saldırıya geçirilmişti. Büyük saldırılar olacak, insanî dram büyüyecek ve planlanan “uluslar-arası müdahale”gerçekleşecek, böylece Şam düşürü-

lecekti”.

Dinci teröristler bu plana güvenerek harekete geçtiler. Erdoğan ile Davutoğlu da planın uygu-lanacağına gerçekten inandılar.

Dinci Teröristler Ortada Kaldı

Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. En başta, Suriye halkı ve hükümeti kahramanca direndi. Dünya’da güç dengelerinde önemli değişmeler oldu. Rusya, İran ve Çin’in başını çektiği geliş-mekte olan ülkeler grubu, Suriye’nin arkasında kararlılıkla durdu.

ABD, bölgede el attığı her yerde yenilmeye başladı. Suriye’de yeni bir maceraya atılmayı göze alamadı. Türkiye’de Mayıs 2012’den itibaren yükselen halk hareketi, deyim yerindeyse AKP-nin elini kolunu bağladı. İşte bütün bu gelişmelerin sonucunda AKP, Suriye’de ateşe sürdüğü dincileri ortada bıraktı.

Türkiye’ye Yönelen “Serseri Mayın”

Reyhanlı’da 57 yurttaşımızın ölümüyle sonuç-lanan terör saldırısı, El Kaide’nin AKP hüküme-tine “Beni ortada bırakacaksan olacakları gör” mesajıydı.

Musul’daki konsolosluk baskını ile yeni bir mesaj verilmiştir. Üstelik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir dış temsilciliği hedef alınarak mesajın doğrudan olması sağlanmıştır. Suriye Ordusu bugünlerde dinci teröristleri kendi top-raklarından başarıyla sürmektedir.

Suriye’de ağır yenilgi yaşamakta olan IŞİD, deyim yerindeyse tam bir “serseri mayın”a dönüşmüş durumdadır. Serseri mayın, bir yandan ABD işgalinin yakıp yıktığı, millî ordusunu dağıttığı ve "etnik-dinsel" farklılıklar temelinde parçaladığı Irak’a çarpmaktadır. Bununla birlikte Konsolosluk baskını, “serseri mayın” ın önümüzdeki dönemde vuracağı hedefler arasında Türkiye’nin de olacağını göstermektedir.

AKP ektiğini biçmektedir. Komşularına karşı kullanacağını sandığı terör silahı şimdi kendisine dönmüştür. Bununla birlikte “ serseri mayını” Türkiye’yi güneyimizdeki terör batağının içine çekmekte araç olarak değerlendirmek isteye-ceklerin olacağını da unutmamak gerekir. Bu durumda Türkiye’ye millî devletin tasfiyesini dayatanların, büyük bir avantaj ele geçirecekleri muhakkaktır.

Türkiye AKP’den kurtulmadıkça Suriye’yi yakıp yıkan terörün ödenecek bir fatura olarak ken-disinin önüne çıkması kaçınılmazdır.

***

PKK’YLA MÜCADELE POLİTİK DEĞİL

NARKOTİK ZEMİNDE YÜRÜTÜLMELİ

(Aydınlık,15.6.2014)

Mustafa Mutlu

Lice’de bir grup PKK’lı sözüm ona “ Kalekol yapımını engellemek” için yol kesip askerle-rimizi bölgeye sokmadı. Çıkan olaylarda iki vatandaş öldü. Çok sayıda asker yaralandı, arkasından da bir PKK’lı Diyarbakır’daki hava üssünde bayrağımızı indirdi ya..

Tüm bu olayların asıl nedeni “esrar”. Yanlış duymadınız; uyuşturucu madde. Bağımlıları ara-

sındaki adı ile ”ot”.

Lice ve çevresi PKK’nın büyük kazanç kapısı olan esrarın üretildiği Hindkeneviri’nin yetiş-tirildiği bölge..Olayların çıktığı günler henüz “hasat zamanı” değilmiş. İki ay önce ekilen kenevirlerin toplanması için, bir iki hafta daha beklemek gerekiyormuş. Bu sürede asker bölgeye girerse, tıpkı önceki senelerde olduğu gibi kenevirlere el koyabilirmiş. Bu yüzden de kaleol bahane edilip yol kesilmiş.

Şimdi size çok ama çok basit bir soru:

Lice ve civarında çocukların bile bildiği bu gerçeği, sizce TBMM çatısı altında görev yapan bölge milletvekillerinin bilmemesi mümkün mü? Biliyorlarsa; o zaman neden bu esrarengiz olay-ların içinde yer alıyorlar? Neden askerin yanında değil de PKK’nın ve uyuşturucu baronlarının yanında saf tutuyorlar?

Bölgedeki uyuşturucu işini bundan otuz yıl önceye kadar aşiret’ler yapıyordu. Bugün ise piyasanın tek hâkimi PKK! Elbette aşiretlerle ortak olarak.

Örgüt gerek Güneydoğu’da, gerekse Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de Hindkeneviri yetiştirip bunu Türkiye üzerinden bütün Avrupa’ya pazarlıyor. Karşılığında milyonlarca dolar elde ediyor. Her ne kadar ağızlarından özgürlük, bağımsızlık gibi kavramları düşürmeseler de asıl dertleri para. Böyle bir kazancı kaybetmeyi ne onlar, ne de mal’ı onlardan satın alan uyuşturucu baronları göze alabiliyor. Bu yüzden bilmeniz gereken çok önemli bir gerçek var:

PKK politik değil narkotik bir örgüttür. Böyle bir örgütle pazarlık açılım, anlaşma, uzlaşma falan olmaz. Siz istediğiniz kadar ödün verip durun, onlar yeni taleplerde bulunarak uzlaş-mazlık halini sürdürecektir. Çünkü böylesine büyük bir kazanç kapısını asla kapatmazlar. Kapatmak isteseler bile buna Türk ve Avrupalı uyuşturucu baronları izin vermez.

Peki, nasıl çözeceğiz bu sorunu? Yanıt belli.

Avrupa’ya uyuşturucu akışını sağlayacak başka bir yapı bularak. Şaka yapmıyorum; olay bu kadar basit!

Avrupalı tüketicilerin ihtiyaç duyduğu esrar ve eroini PKK ile aynı kalitede ve aynı fiyatta tedarik edebilecek başka bir yapı çıkmadan bizim PKK belasından kurtulmamız söz konusu bile olmaz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail