Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 47 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM'NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

Bugün ülkemizin, dış borç yükü altında tam bağımsızlığımızı koruyamaz duruma düşmesinin önemli bir nedeni, ABD'nin gölgesi altında gelişeceğimize ilişkin "saplantı"dan kaynak-lanmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk'ün doğal kaynaklarımızla ve işgücü varlığımızla kalkınmamızı kendimizin başaracağına olan inancı, O'nun aramızdan ayrılmasından sonra göz ardı edilmiş, ABD güdümünde politikalar izlenmesi, olumsuz koşullarımızı bugünlere taşımıştır.

Şimdi, demokrasi adı altında, Irak petrollerine el koyma girişimine katkıda bulunmak, devlet ve siyaset adamlarımızın, ünlü köşe yazarlarının, TV programları düzenleyenlerin zihnine yerleşmiş bir saplantıdır artık. Sömürgeleşme sürecine boyun eğmenin sonucunda, zihinlere yerleşen bu saplantıdan arınmanın ne denli güç olduğu gittikçe anlaşılmaktadır.

Bugün Mustafa Kemal Atatürk ya da İsmet İnönü gibi bir devlet adamı, Cumhuriyetimizin başında bulunmuş olsaydı, ABD'nin Irak'a saldırısı olasılığına karşı, dünya barışının savunucusu olarak karşı çıkar ve dünya kamu oyunun saygısını bir kez daha Türkiye'nin üzerine çekerdi.

TBMM'nin gizli celselerinde bunun sayısız örneklerini görüyoruz.

TBMM'nin ilk gizli celsesinde, Mustafa Kemal, bakınız neler söylüyor:

Ferit Paşa Kabinesinin kabul ettiği şeyi kabul etmek şerefimizi, hayatımızı, her şeyimizi bırakmak yani İngilizlere esir olmaktır. O zaman yapılacak mesele yoktur. Yok, bu milleti millet olarak, insan olarak, namus ve şerefiyle yaşatmak istiyorsak, kabul edeceğimiz nokta ve esas, mevcut bilcümle kuvvet ve vesaitimizi (araçlarımızı) icabına göre istimal ederek (kullanarak) bizi imhaya çalışan düşmanların, düşmanca olan emellerini kırmaktır ve ben şahsen katiyen şüphe etmem ki, bütün arkadaşlarımız ancak böyle hisi ulvi (yüksek duyguyla) buraya gelmişler ve ifa edecekleri vazife-i tarihiyenin derece-i azametini ve nezaket ve ehemmiyetini bütün vuzuhuyla (açıklığıyla) müdrik bulunuyorlar.

Bugün TBMM'ne gelmiş olan milletvekilleri, umarız ki, Mustafa Kemal Atatürk'ün 24 Nisan 1922 günü, Meclisin ilk gizli celsesinde söylediği bu sözleri işitir ve "tarihsel görev"lerinin ne denli büyük ve önemli olduğunun bilinciyle davranırlar.

O gizli celsede konuşmasını şu sözlerle sürdürür Mustafa Kemal:

Daima milletin müdrik olduğunu, kuvvetli olduğunu biliyorsunuz ki, maksadımızı kurtarmak için harice karşı, ecanibe (yabancılara) düşmanlarımıza karşı milletin müdrik ve kuvvetli olduğunu ispat etmek lazımdır.. Fakat düşmanlarımız, daima bu hakikatı alem-i me-deniyeye karşı milletimiz setretmek (gizlemek) böyle mütesanit, vahdet yapabilecek - (bütünleşebilecek), kendi kendini idare edebilecek evsaftan (niteliklerden) mahrum göstermek suretiyle kıymet ve ehemmiyetini tenkis ediyorlar (eksiltiyorlar).

ABD'nin Irak'a saldırısında, Mustafa Kemal Atatürk'ün bu evrensel kuralına uygun davranan bir siyasal iktidar, komşu ülkeye olan bir saldırının haksız, gereksiz ve yanlış yanlarını ortaya çıkarıp, çekinmeden söyleyebilmeliydi.

ABD'nin Iraka yapacağı saldırının ülkemiz için kısa erimde yarar sağlayacağını savunanlar, bunun uzun erimde büyük zararları beraberinde getireceğini ya görmüyor ya da görmezden geliyorlar. Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin kurulmasının önleneceği savı ise, bir aldatmacadan öteye gidemez. Çünkü ABD, Orta Doğuya yerleştiği zaman, kendi çıkarı neyi gerektiriyorsa, onu yapacaktır. Ve Türkiye, Kuzey Irak'ta, ABD'nin bir Kürt devletini kurduğuna tanık olacaktır. Verdiği sözü tutmayan ve I'm sorry ile kendi kendisini aklayan ABD kadar becerili bir başka devlet, yer yüzünde var mıdır, bilemiyoruz.

Sözüne güvenilmeyen devletlerin başında gelir ABD.

TBMM'nin o gizli celsenin ikincisinde, 1 Myıs 1922 günü Mustafa Kemal'i gene kürsüde görüyoruz. TBMM, kurulmuş ve fakat henüz, bakanlar kurulu oluşmamış, yani hükümeti olmayan bir millet meclisimiz var. Üstelik, ülkenin hemen her yerinde Damat Ferit Kabinesinin kışkırtmasıyla ayaklanmalar çıkmış durumda. Umutsuzluğa kapılanlar çoğunlukta. Ulusun bireyleri, yorgun, aç ve çıplak.

Müdafaa-i Hukuk, Mustafa Kemal'in gizli celsede açıkladığı gibi, ulusal birliği oluşturmak ve İstanbul Hükümetinin içinde bulunduğu koşullara rağmen, o birliği içerde ve dışarda kanıtlamak amacıyla kurulmuştu fakat, silahlı bireylerden oluşmuş değildi. Ülkenin en ücra köşelerinde bile "vücuda gelmiş" (bu deyim O'nundur) doğrudan doğruya yasal ve uygar bir örgüttü ki, ona "Müdafaa-i Hukuk Teşkilatı" denilmekteydi. Belki uygar, toplumsal ve genel bakış açısından siyasal bir cemiyet idi fakat bu cemiyetin her il ve livada yönetim merkezleri vardı. Öte yandan, ordu ise ( Osmanlı ordusunu kasıtlıyor) Hükümet merkezinde korunmak, yönetilmek gereğini duyuyor fakat, yetkili bir merci göremediği içindir ki, Müdafaa-i Hukuk örgütünü içine almayı tasarımlıyordu. İstanbul'da bir Hükümet vardı, görünüşte onun bir ordusu mevcuttu fakat o ordu hiçbir şey yapamıyordu.

O gün Mustafa Kemal'in gizli celsede çizdiği durum böyleydi ve durum, olabildiğince umutsuzdu. Buna karşın o gizli celsede, 1 Mayıs 1922 günü şunları söyleyecektir:

Fakat iş, memleketin müdafaası (savunması) olduğuna ve bu işin ordunun da vazife-i asliyesi (temel görevi) bulunduğuna göre, bütün bu vasıtanın aynı emir ve kumandada, şunun bunun elinde olmayacak, kuvvanın (güçlerin) heyeti umumiyesinin idaresi, Meclisi Alinize teveccüh edecektir (yönelecektir).

İnşallah yarın o bir gün İcra Vekilleri Heyeti (Bakanlar Kurulu) intihap edilince (o tarihte bakanlar kurulunu Meclis seçiyordu,a.n.ö).. Bazı arkadaşların zihnini işgal eden, iaşe ve iblas (giyecek) ve idare meselesi ariz ve amik (enine boyuna) düşünülecektir. Para meselesi bittabi bütün ordu ve idare için hollonucaktır. Bu hususta müsterih (rahat) olunuz.

Bugünün devlet ve siyaset adamlarına, savaş çılgınlığı sergileyen kalemşörlere, köşe yazarlarına, TV'de program düzenleyen yarı cahil kadrolara buradan sesleniyoruz: Bugünün Türkiyesi, 1920'lerden daha umutsuz durumda değildir Ülkeye biraz olsun Mustafa Kemal'in gözü,yüreği ve inancıyla bakınız. O zaman, ülkenin bu savaşta yer alırsa, ne tür badirelere sürükleneceğini göreceksiniz.

Irak'ta ne bir karış toprak, ne bir damla petrol ve ne de bir avuç birikmiş alacaklarımızı alabilecek değiliz. Batı emperyalizmin açgözlü doymak bilmez iştihası karşısında, Türkiye, avucunu yalamakla yetinecektir.

ABD'nin başındaki bu adam, seçimlerdeki oyların aylar süren sayımından sonra güçlükle Beyaz Saraya girebildi. 2004 yılındaki seçimlerde, kendisine şans getirecek bir tek olanak kalmıştır, Irak'a saldırmak ve başarılı olmak. Ne var ki, Irak'ta başına nelerin geleceğini görmekten yoksundur. Irak insanına sadece "ölmek" seçeneğini bıraktığının ayırdında değildir. O seçenek, günün birinde öyle ölmektense El Kaide'nin buyruğunda ölmeyi tercih edecek Iraklı yüz binlerce canlı bombanın doğmasına neden olabilir.

Irak saldırısının ABD için sonun başlangıcı olacağını ABD içinde görenler, düşünenler var mıdır bilemiyoruz..

Tüm dileğimiz, bu düşüncelerimizde yanılmış olmamızdır.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail