Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 47 Geri Tavsiye Et Yazdır


PROF.DR.BOZKURT GÜVENÇ'DEN BİR YAZI

Değerli hocamız Bozkurt Güvenç'den aldığım, Türkiye Sorunları kitap dizisini öven yazısı, benim için, ulaşmayı düşleyebileceğim değerli bir armağan oldu. Özellikle, değer yargılarının nesneyle ölçülmeye başlandığı ve hızla yabancılaşma sürecine sürüklendiğimiz Türkiye'mizde.

Göndermek zahmetine katlandığı yazısını yayımlamayı, övünç kaynağı kabul etmekteyim. Ayrıca,bilge bir bilim adamının, dış dünya'da ulusal onurun nasıl korunduğuna ilişkin davranışının, bugünkü siyaset ve devlet adamlarımıza örnek olması umuduyla da yayımlamayı görev kabul ediyorum.

***

Değerli Kardeşim Ali Nejat,

Türkiye Sorunları'nın 46.sayısını bitirdim. "Hak bildiğin yolda tek başına da kalsan gideceksin" sözüyle, Hıfzırrahman Raşit Öymen'in yıllarca tek başına yayımladığı Eğitim Hareketleri'ni anımsadım. Kutlarım. Son derece özgün bir yolda benzersiz ve özendirici, bir düzeye geldiniz. Yüreğine ve eline sağlık.

Dr.Negu Ehrev ile Söyleşi'ni ilgiyle okudum. Devamını bekliyorum. AB konusundaki düşüncelerimi okuyucularınla paylaşmak istiyorum. Dr.Ehrev, gerçekten bir Avrupalı. Açık değilse bile, simge ve imgelerle, yakın gelecekte AB'ye neden kabul edilmeyeceğimizi açıklamaya çalışıyor. Yorum ve yargısını desteklemek isterim, birkaç anekdot ve gözlem notuyla.

Anekdot 1. Avrupa Kültürüne katkımız?

Polonya'nın Krakov kentinde "Avrupa Kültür ve Sanat Konferansı".. 1990'lı yıllar.. Grand Hotel'-den otobüsle konferans'ın toplandığı, yeni ona-rılmış Opera'ya gidiyoruz. Kendisini Norveçli bir tarihçi olarak tanıtan genç, benimle tanışmak istedi.

-Türkiye'den bir insanbilimci, dedim.
Hayretle:
-Türkiye!
deyip yüzüme baktı ve sordu:
Avrupa kültürüne ne kattınız ki sizi çağırdılar.
Şaşırmıştım. Çaresizlik içinde:
-Bu otobüsü beğeniyor musunuz?
-Evet, hem de çok!
-İnanmayacaksınız ama, Türk malıdır.
-İnanmam, dedi.
-Öyleyse bir tane daha deneyelim, dedim.
-Buradan ailenize telefon edebildiniz mi?
-Hayır, neden sordunuz?
-Emin olmak için. Oteldeki ve Opera'daki sarı renkli telefonları deneyiniz. Onlar Türk malı ve
-İnanmam ,dedi. Ayrıldık.

Ertesi sabah, kahve molasında, kuzeyli meslek-daşım beni buldu ve bana inanmadığı için özür diledi, telefon için de eşinin şükranlarını iletti. Kahvemizi içerken, konuyu biraz derinleştirmek istedim:

-Dün akşam düşündüm de, verdiğim örnekleri yeterli bulmadım. Otobüs, telefon evrensel araçlar, biz de sizin deniz otobüslerinizi kullanıyoruz. Biz Türklerin, Avrupa'ya belki de daha önemli ve anlamlı katkımız olduğunu sanıyorum.

-Ne gibi.
-Bakın, siz Laponya sınırındaki şirin bir balıkçı ya da üniversite kentinden geliyorsunuz. Avrupa'nın önemli kültür merkezlerinde pek de Avrupalı sayılmazsınız, öyle değil mi? Fakat beni görünce, kendinizi Avrupalı hissediyorsunuz. Bizim asıl katkımız burada . Kendi içinde bölünmüş Hıristiyan Avrupa Hanesi' ni kendimize karşı birleştiriyoruz.

Genç Norveçli, duraksadı, kızardı. Bir şeyler söyleyecek oldu, vazgeçti. Ayağa kalktı, eğildi, elini omzuma koydu, kulağıma fısıldadı:

-Bizim kültürümüzde pek adet değildir ama, sizi kucaklamak isterdim.
Konferans süresince, karşılaştıkça, gülerek selamlaştık, kucaklaşır gibi.

Anekdot 2. Türkleri Güney'den bekliyorduk. Bizi şaşırttınız.

Birinci anekdottan birkaç yıl sonra, yine Krakov'dan akşam treniyle Viyana'ya gidiyorum. Slovakya sınırında, pasaportumdaki ay yıldızı gören görevli, heyecanla telsizine sarıldı. Vagon bir anda üniformalı muhafızlarla çevrildi. Pasaportumu inceleyen yetkili, vizem olmadığını söyledi. Polonya vizem var, transit geçiyorum. İki gün sonra Polonya'ya geri döneceğim, dedim. Selam verdi, iyi yolculuklar diledi ve tren hareket etti. Kapıdaki görevli mahcup, okul Fransızcasıyla açıkladı:"Türkleri güneyden bekli-orduk, bizi şaşırttınız!"

Anekdot 3. Türkler'den hangi ek güvenceyi isterdik?

Krakov'dan birkaç yıl sonra. Körler Vakfı'nın Bonn'da düzenlediği basına kapalı Almanya-Türkiye Sempozyumu'ndayım. Toplantının kapanış oturumunda söz alan sosyal demokrat bir parti sözcüsü, Almanlara seslendi:

-Sizleri bir zihin deneyine davet ediyorum. Biliyorum olacak şey değil fakat, varsayalım ki gerçek oldu. Yarın, Türkler bize gelip, "Ermeni soykırımını kabul ettik, PKK'yı tanıdık, Kıbrıs'ı verdik, MGK'yı kaldırdık, tüm suçluları bağışladık", deseler.. Olacak şey değil ama, yani olsa, bilir misiniz onlardan ne isterdik?
Katılımcılar, başları eğik düşünürken, kendi tahminini şöyle açıkladı:
-Yirmi yıl sonra, ülkelerini bir generalin yönetmeyeceği hakkında Türklerden güvence vermelerini isterdik.lerden güvence vermelerini isterdik.

İtiraz eden çıkmadı. Toplantı bu karamsar havada sona erdi.

Gözlem ve Yorum.

Hıristiyanlığı kabul eden İspanyol Musevilerine reva görülen engizisyon ve işkencelerden, Protestan olan Hugenot'ların toplu katline ya da göçe zorlanmasına, din ve dünya savaşlarında ve toplama kamplarında ölen, öldürülen on milyonlara..Çağdaş uygarlığı yaratan ve yaşatan Avrupa, böyle Avrupa olmadı mı? Kültür tarihçisi Morin'e göre ( bakınız: Penser l' Europe, Avrupa'yı Düşünme, İletişim) Avrupa uygarlığı, diyalojik yani çifte standart anıtıdır. Satrancın kurallarını değiştirmez fakat, uluslararsı ilişkilerde, çıkarları için mazlum ulusların yok edilmesine seyirci kalabilir. Barış için savaş kazanınca da, tüm barışlara son veren bir barış, yapabilir ( bakınız: Fromkin, A Peace to End All Peace). Yok olmaktan kurtulanlara, İnsan Hak-ları dersi verebilir. Avrupa'nın kendi kimliğini bulabilmesi için, öteki düşmanlara ya da düşman ötekilere ihtiyacı vardır. Sıra dönüp dolaşıp gene Türklere geldi. Biz dayattıkça dirençleri sertle-şiyor red gerekçelerine inanıyorlar. Onlara yetiş-mek için zamana ihtiyacımız var ama, onların da zamana ihtiyacı var, yeni ötekiler yaratmak ya da kendilerine gelmek için.

Batı hukuku adalete değil, kuvvete dayanır. Kuvvetli olmak zorundayız.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail