Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 101 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


10 AĞUSTOS’UN GETİRDİĞİ DİKTATORYA,

DEMİREL’DEN KOPYA: BAŞKANLIK SİSTEMİ

Ali Nejat Ölçen

Yayımını 21 yıl sürdürerek dağıtımını “Halk Hizmeti” olarak gerçekleştirdiğim Türkiye Sorunları kitap dizisinin 20’nci sayısında (Eylül 1997) şu bilgilere yer vermiştim:

12 Eylül 1980 darbesinin mimarı Kenan Evren’in TBMM’ni kapatarak Danışma Kurulunu oluşturduğu 16 Kasım 1981’den 23 gün sonra siyasal partilerin tümünü kapatmıştı. Ne var ki bir süre sonra Hamzakoya’ gönderdiği Süleyman Demirel Cumhur Başkanı olacak ve bir TV prog-ramında (1997) Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesini önererek şunları söyleyecektir:

Mesele isim değil. Ben değilim, sistem meselesidir. Bu karar mekanizmasıyla, idarenin gücüyle 65 milyonu artık böyle idare edemezsiniz.

Birkaç gün sonra da basına yansıyan aşağıya aktardığım sözlerine tanık olacağız:

Bu rejim artık böyle gitmez diyorum. Neden? Türkiye’ye bir bakın. İşler iyi mi gidiyor? Etrafta bir kargaşa var. Bu kargaşa ile bir yere gitmemiz mümkün değil. Devletin baştan sona reforma ihtiyacı var. Ben bunları tartışalım diyorum. Ama tartışmıyorlar. Sadece bana sen başkan mı olmak istiyorsun diyorlar. (29.9.1997,basın)

Daha önce Türkiye’de işlerin ne denli düzende yürüdüğünü herkesin işinde gücünde olduğunu yine kendisinden işitiyorduk. Devlet iki ay içinde mi reforma muhtaç duruma geldi! Onun bu sözlerinin ardından 12 Eylül 1997 günün gecesi TRT programında Kenan Evren de “Başkanlık” sisteminden söz etmiş, Türkiye’nin bu sisteme dönmesini önererek üstelik ABD’yi de örnek göstermişti.

ABD’deki başkanlık sitemi hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığı anlaşılıyor devletin başındaki bu iki kişinin. ABD’de başkan tüm yetkilerle donatılmış değil. Kar-şısında Senato var, başkanın kararlarını sorgulama ve yadsıma yetkisine sahip. Hatta 1998 Monica Lewinsky ile ilişkisi nedeniyle başkan Clinton, Senato tarafından yargılanmış ve halktan özür dileyerek görevine devam edebilmişti. Şimdi soruyorum, ülkemizde halkın seçtiği Cumhurbaşkanını yargılayacak kurum var mı? ABD’de var. Bundan 7 yıl önce, konunun tartışılmadığı ileri sürülürken, aynı yıl Türkiye Sorunları kitap dizisinin 20’nci sayısında (1997) ülkemiz için en önemli sakıncayı şu sözlerle açıklamıştım:

Halkın seçeceği devlet başkanı’nın yetkilerinin sınırı olacak mı ve hangi kurum o sınırı saptayacak.. Türkiye’de halkın seçtiği Cumhurbaşkanı,daha doğrusu devlet başkanının karşısına veto yetkileriyle donatılmış hangi organı koyacaksınız!

Kimi köşe yazarı ve internette dolaşıma sürülen iletilerde kimileri, eğer boykot olmasaydı R.T.Erdoğan seçilemez türünde safsatanın halâ peşine takılmışlar. Boykot’un yerine o iletilerin hiç birisinde YSK’nın suçlandığına tanık olamazsınız. R.T. Erdoğan’ın tüm devlet gücünü kullan-dığından yakınıyorlar. Hayır o, devlet gücünü kendi kendine kullanmamıştır; ona devlet gücünü kullanma yetkisini YSK vermiştir. Başbakan olarak CB seçimine katılmasaydı devlet gücünü kullanabilir miydi. Kullandığında suçlu duruma düşmez miydi? Burada YSK yetkilerini kötüye kullanan kurum olarak hukuk dışına çıkmıştır.R.T.Erdoğan’ın Çankaya’ya yerleşmesini 10 Ağustos seçimi değil, YSK kararı sağlamıştır. O seçimde oy verenlerin tümü YSK’nın hukuk dışı, ahlak dışı bu kararını bilerek ya da bilmeyerek uygun görmüş durumdadırlar.

Sınırsız yetkilerle Çankaya’ya yerleşen R.T. Erdoğan artık Devlet Başkanıdır ve Türkiye Cumhuriyeti’nin aynı zamanda baş komutanıdır. Yetkilerinin sınırı yoktur. Yetkilerinin sınırını saptama yetkisi de kendisine aittir. Süleyman Demirel’in önerdiği başkanlık sistemini 7 yıl sonra kopya ederek R.T.Erdoğan gerçekleştirmiş oldu. Mustafa Kemal Atatürk’ün Devletinde ne hukuk,ne eşitlik, ne ahlâk ve ne de Cumhuriyet ve Demokrasiyi artık görebilir misiniz! Bu soru herkesin zihninde çözüm arayışını toplumsallaştırmalıdır.

Özelleştirilmesine karşı Şeker Sanayi’nin tek başına savunucusu olan değerli arkadaşım Erkan Çetinkaya’nın ilettiği fotografta; Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti tanımlayan ve Ankara’da Emniyet Genel Müdürlüğün’ünün bulunduğu alandaki taş dikit’teki sözlerini şimdi hepimiz anımsamalı, ilke edinmeliyiz:

Cumhuriyet demokratik idarenin tam ve mükemmel bir ifadesidir. Bu rejim halkın gelişimini ve yükselişini sağlayan, onlardan esirlik, soysuzluk dalkavukluk hislerini uzaklaştıran bir yoldur. Cumhuriyet fazilettir.

O’nun bu özdeyişi Cumhuriyet ile Demokrasiyi ikilem içinde aramaya yönelenlere de bir öğretidir aynı zamanda. 10 Ağustos 2014’ün Türkiye’mize yamadığı diktatoryada:

Toplumu esirlikten, soysuzluktan ve dalkavukluktan uzaklaştıracak Cumhuriyeti ve onun içindeki demokrasiyi nerede arayıp bulacağız? Cumhuriyetin faziletine ancak fazilet sahip çıkabilir. Temel sorun budur. Böyle biline çare buluna,

(Not:26.8.2014 günü bu yazı internette dolaşıma sunuldu)

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail