Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 102 Geri Tavsiye Et Yazdır

HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ KAPATILMALI
Semi Kalkanoğlu,Elektrik Müh.

HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ (HDP)

KAPATILMALIDIR

Semih Kalkanoğlu

Elektrik Mühendisi

Burada yazdıklarıma bu ülkede hiç kimse ilgilenmiyor. Neden acaba?

Arapça kökenli bir sözcük olan halk , sosyolojik anlamda “ Aynı ülkede yaşayan, aynı kültür özelliklerine sahip olan, aynı uyruktaki insan topluluğu, folk ” şeklinde tanım-lanmaktadır.Aynı ülke sınırları içinde yaşayan, aynı uyruklu insan topluluğu.

Ulus ” tanımı ise daha farklı; “ aynı toprak üzerinde yaşayan, dil, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğu ” “ırk” gibi etnik; “dil” gibi kültür öğelerini dikkate almayan ve “ aynı ülkede yaşayan ve ortak çıkarları birbirine bağlı kişilerin tümü ” diye tanımlanabilecek “halk” kavramında ise, “modern ulus” anlayışı vardır.

Atatürk diyor ki; “ Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye Halkı’na Türk Ulusu denir ”. Bu tanımlamadaki ULUS sözcüğü bir ırkı ve/veya bir etnik toplumu/ topluluğu değil, etnik/ ırkî toplum/ toplumlar üstü bir üst kimliği tanımlar.

Bu topraklarda yaşayan hiç kimse bu üst kimlik tanımından rahatsız olmamalı; toplumu ajite etme-melidir. Bunu yapanlar, açıkça Türk Ulusu’nun, Türk Halkı’nın düşmanıdırlar ve bunlar Türk Halkı’nı bölmeye, parçalamaya, Halk/ Ulus bilincini ortadan kal-dırmaya çalışmaktadırlar.

Bu durumda Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin, en başta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın birinci görevi; Türk Halkı’nın, Türk Ulusu’nun birliğini sağlamaktır. Bunu yapmayıp, tam tersine ülkeyi bölmeye/ parçalamaya destek verenler “vatana/ millete ihanet” etmektedirler. Bu en büyük suçtur. HDP’nin tüzük ve programı da ülke birliğini sarsmak ve yıkmak üzerine kuruludur. Avrupa Halkları, Akdeniz Havzası Halkları diyebilirsiniz ama İspanya Halkları, Fransa Halkları diyemeyeceğiniz gibi Türk Halkları ve Türkiye Halkları da diyemezsiniz. Günümüzde demokrasi ile yönetilen ve hukukun en üst kavram olarak kabul edildiği ülkelerde bu kavramları kullanan kişiler ve partiler hakkında hemen yasal soruşturma açılır ve gereği yapılır. Bir Devlet yapısı içinde “halklar” tanımlaması, o top-raklarda tam anlamıyla bir bölücülük tanımlaması ve hedefidir.

SSCB halkları diyebilirdiniz ama üniter bir devlet yapılanmasında “halklar” sözcüğü bölücülük hedefi güden bir tanımlamadır. Rusya Halkları diyebilirsiniz. Çünkü etnik topluluklar, ülke çapında homojen bir dağılım göstermemektedirler. Ama ABD Halkları diyemezsiniz. Çünkü ABD’nde etnik toplumlar homojen bir dağılım içindedirler.

Türkiye Halkları ” diyemezsiniz. Bu, bölücülüktür. “ Halkın Demokratik Partisi ” olabilir ama “ Halkların Demokratik Partisi ” olamaz. İsim değiştirseler de, tüzük ve parti programları Anayasa’nın Başlangıç maddesine; 1. 2. 3. ve 4. maddelerine; Anayasa’nın Bağlayıcılığı ve Üstün-lüğünü öngören 11. Maddesine; Temel Hak ve Hürriyetlerin Kötüye Kullanılamamasını öngören 14. Maddesine; Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması amacıyla düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kısıtlanmasını öngören 26. maddesine; Siyasî partilerin tüzük ve programları ile eylemlerinin, devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamayacağını öngören 68. maddesine ve 2820 sayılı Siyasal Partiler Kanunu’nun Dördüncü Kısım’da yer alan 78.-80.-81.-82.-83.-84.-90.-96. Maddelerine açıkça aykırıdır ve aynı kanunun 100. ve 101. maddelerine göre, asıl görevi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni korumak ve kollamak olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından söz konusu partinin kapatılması için, hemen fezleke hazırlanması gerekir.

İngilizce’de de “Turkey People” denir; “Turkey Peoples denmez.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 82. madde:

“Siyasî partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.”

Siyasal Partiler Kanunu’nun ilgili maddeleri de şunlar:

Demokratik Devlet düzeninin korunması ile ilgili yasaklar:

Madde 78 – Siyasi partiler:

a) Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasanın başlangıç kısmında ve 2 nci maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın 3 üncü maddesinde açıklanan Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına, milli marşına ve başkentine dair hüküm-lerini; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunun ancak, Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanılabileceği esasını; Türk Milletine ait olan egemenliğin kullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veya hiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasa’dan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halkoylamalarının serbest, eşit, gizli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılması esasını değiştirmek;

Türk Devleti’nin ve Cumhuriyet’in varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak;

Amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik edemezler.

b) Bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikat esaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar.

c) Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini veya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaç-layamazlar ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.

d) Askerlik, güvenlik veya sivil savunma hizmetlerine hazırlayıcı nitelikte eğitim ve öğretim faaliyetlerinde bulunamazlar.

e) Genel ahlak ve adaba aykırı, amaçlar güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.

f) Anayasanın hiçbir hükmünü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlayamazlar.

Devletin tekliği ilkesinin korunması:

Madde 80- Siyasi partiler, Türkiye Cumhuriyetinin dayan-dığı Devletin tekliği ilkesini değiştirmek amacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.

Azınlık yaratılmasının önlenmesi:

Madde 81-Siyasi partiler:

a) Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde milli veya dini kültür veya mezhep veya ırk veya dil farklılığına dayanan azınlıklar bulunduğunu ileri süremezler.

b) Türk dilinden veya kültüründen başka dil ve kültürleri korumak, geliştirmek veya yaymak yoluyla Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünün bozulması amacını güdemezler ve bu yolda faaliyette bulunamazlar.

c) Tüzük ve programlarının yazımı ve yayınlanmasında, kongrelerinde, açık veya kapalı salon toplantılarında, mitinglerinde, propagandalarında Türkçe'den başka dil kullanamazlar; Türkçe'den başka dillerde yazılmış pankartlar, levhalar, plaklar, ses ve görüntü bantları, broşür ve beyannameler kullanamaz ve dağıtamazlar; bu eylem ve işlemlerin başkaları tarafından da yapılmasına kayıtsız kalamazlar. Ancak, tüzük ve programlarının kanunla yasak-lanmış diller dışındaki yabancı bir dile çevrilmesi mümkündür.

Bölgecilik ve ırkçılık yasağı:

Madde 82-iyasi partiler, bölünmez bir bütün olan ülkede, bölgecilik veya ırkçılık amacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.

Eşitlik ilkesinin korunması:

Madde 83-Siyasi partiler, herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebep-lerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu prensibine aykırı amaç güdemez ve faaliyette bulunamazlar.

Atatürk İlke ve İnkılâpları’nın ve Laik Devlet Niteliğinin Korunması

Madde 84-Siyasi partiler, Türk toplumunu çağdaş uygar-lık seviyesinin üstüne çıkarmak ve Türkiye Cumhuriyetinin laiklik niteliğini korumak amacını güden:

a) 3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu,

b) 25 Teşrinisani 1341 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktizası Hakkında Kanun,

c) 30 Teşrinisani 1341 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun,

d) 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisiyle kabul edilen, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medenî nikâh esası ile aynı Kanunun 110 uncu maddesi,

e) 20 Mayıs 1928 tarihli ve 1288 sayılı Beynelmilel Erkânın Kabulü Hakkında Kanun,

f) 1 Teşrinisani 1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun,

g) 26 Teşrinisani 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa gibi Lakap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun,

h) 3 Kânunuevvel 1934 tarihli ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun,

hükümlerine aykırı amaç güdemezler ve faaliyette bulunamazlar.

Kendi Dil Birliğinden vazgeçen bir devlet, siyasal birliğinden de vazgeçer ” (Polonyalı bir avukatın sözü-Mark Mazower’in “Hitler İmparatorluğu” adlı kitabından)

1970’li yıllarda, üniversitede okurken, her zaman “Halklara Özgürlük” diye ortaya çıkan gruplarla hep fikir tartışması yaptım. Bir devlet ve ülke çatısı altında, sınırları içinde tek bir HALK vardır. Asla “halklar” diye bir tanımlama olamaz. Bu, doğrudan doğruya ve açıkça bölücülük, ülkeyi parçalamak ve yıkmak amacına, hedefine matuf bir tanımlama ve söylem/ eylem anlamındadır.

Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu günden bu yana, başta ABD olmak üzere tüm emperyalist devletlerin ve sonrasında bu emperyalist devletlerin oluşturduğu (hiçbir zaman bugünkü uniter yapısıyla içine almayacakları % 100 kesin olan) Avrupa Birliği’nin saldırıları altında-

dır.

Cumhuriyet kurulduktan sonra, 1937 yılına kadar özellikle İngiltere’nin kışkırtmaları ile 8 kere Kürt Ayaklanması yaşanmıştır. Araya 2. Dünya Savaşı’nın girmesi ile tavsayan bu girişimler, 1980’den sonra tekrar başlatılmıştır. Dikkat edilmelidir: Avrupa Birliği içersinde etnik yapılanma olan ülkeleri parçalamadan içine almamaktadır. İşte örnekler; Çekoslovak-

ya, Yugoslavya, SSCB. Şimdi hedefleri Türkiye Cumhuriyeti’dir. Amaçları; asla rahat bırakmamaktır.

Türkiye’yi parçalayacaklar, güneydoğuda Kürtlere, kuzeydoğuda Ermenilere toprak verdirdikten sonra kalan kısmı AB’ne alacaklardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’ne girmesine ihtiyacı yoktur. Türkiye Cumhuriyeti, Batılılar, Avrupalılar istiyor diye değil, Türk Halkı istiyor diye modernleşmeli. Çağdaşlaşmalı.

Tarihte Japonya’nın, Güney Kore’nin kalkınması, modernleşmesi Batılılar istiyor diye olmamıştır.

Türkiye’nin önemli aydın isimlerinden biri olan Dr. Cem Kozlu’nun MBA derecesi aldığı Stanford Üniversitesi’ndeki tezi olan “ Türkiye Mucizesi için Vizyon Arayışları ve Asya Modelleri ” (İş Bankası Kültür Yayınları) kitabında anlattığı gibi, 60’lı yıllarda askerî yönetim altında (faşist bir yönetim denebilir) kişi başı ulusal gelir 300 $ iken Türkiye’de 600 $ idi. Ne var ki, Güney Kore çok büyük bir hızla bir yandan demokratik bir yaşama kayarken ekonomisini de geliştirmiş ve 80’lerden sonra Türkiye’yi geçmiştir. Bugün kişi başı ulusal gelirleri 30 000 $’dır.

Bir ülkenin birliğini, uniter yapısını çökertecek ilk kavram DİL’dir. Bu nedenle; “ EĞİTİMİNE EVET ANA DİL ” ama “ ANA DİLDE EĞİTİME HAYIR ” demeliyiz. HDP denen sözde siyasal parti, kamusal alanda ana dil kullanmak istemektedir. Bu, bölücülüktür.

Ana Dilde Eğitim ” demek, Türkiye Cumhuriyeti’nin parçalanması ve dağılması demektir. Çünkü ana okuldan üniversite sonrasına kadar bir ülkede 2 ayrı resmî dil olması, o ülkede iki değişik (birbirine yabancı) insan yetişmesi demektir ki, bu, doğrudan doğruya ve açıkça Çekoslovakya gibi ülkenin filen ikiye bölünmesi demektir.

Dünyanın demokrasi ile yönetilen hiçbir ülkesinde; başta ABD, Rusya ve İngiltere olmak üzere, Ana Dilde Eğitim Uygulaması YOKTUR. Sadece Ana Dil Eğitimi uygulaması vardır. Kamusal alanda sadece devletin resmî dili geçerlidir ve uygulanmaktadır.

Bu konuda Türkiye’ye en uygun ve uygulanabilecek tek uygulama Moldova’daki Gagavuzya Özerk Bölgesi’nde sürdürülmektedir. Moldova’nın iki resmî dili vardır; Moldovca ve Rusça. Ülkede 32 il vardır. Bunlardan üçü Gagavuzya Özerk Bölgesi’ni oluşturur; başkent sayılan Komrat, Çadır Lunga ve Vulcaneşti.

Gavavuzya’da 200 bin Hrıstiyan Türk yaşamaktadır. Türkiye Türkçesi’nden çok daha duru/ saf bir Türkçe kullanmaktadırlar. Arapça ve Farsça sözcükler yoktur kullandıkları Türkçe’de. 1000 yıl öncesinin Çağatay Türkçesi’ne yakın bir Türkçeleri vardır. Ve Gaga-vuzya’da ilköğretimin 4. sınıfına kadar iki resmî dil yanı sıra Türkçe de okutulmaktadır. Dolayısıyla Gagavuzlar 1500 yıldır özlerini (Türklüklerini) yitirmemişlerdir. SSCB yıllarında dahi öz dillerini unutmamışlardır.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail