Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 103 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


İKİ MERKEZ BANKASI OLAN BİR ÜLKE:TÜRKİYE

Ali Nejat Ölçen

Mustafa Kemal-İnönü dönemi sonrasında Batı kültürü batılaşmak, Batı’ya benzemek, Batıyı kopya etmek Batı gibi yaşamak biçiminde yorumlanır oldu. Hatta böyle sanıldığı içindir ki buna ters yönde milliyetçilik kavramı geliştirildi. Oysa Mustafa Kemal, Batı kültüründen Batılı gibi düşünmeyi, bilimin gerçek yol gösterici olmasını ve bunu sağlayacak eğitim sisteminin ailede ve ilk okul sıralarında başlamasını öngörüyordu. Anımsayacaksınız 1975 yılında Türkiye’den ayrılan Japon Büyükelçisi TRT programında bir soruya şu yanıtı vermişti. “Sizler karar verdikten sonra düşünüyorsunuz, bizler düşün-dükten sonra karar veririz”.Bu temel soruya 30 yıl önce Japon Büyük elçisi yanıt vermiş oluyor. Batı kültürü, düşün özgürlüğünü ve özgür düşüncenin ürünü olan kararı toplumlaştırma çabasını yani, örgütlenmeyi, bireylerin hakkı kabul eder. Böylesi özgür düşünce bilimsel düşüncenin de temeli olacaktır elbet. Ülkemiz, 1950’ler sonrasında bu temelden uzaklaşarak bugünün çelişkiler, tutarsızlıklar, yanlışlıklar ve ihanete varan kararlar karmaşası içine sürüklendi.

Emperyalizmin amacını, hangi yöntemleri nasıl uyguladığı ve ülkemizi işgal etmeden denetim altına hangi araçlarla almış olduğunu çözümleyebilmemiz gerekir. Emperyalizme hasım olmak, emperyalizme sözcüklerle karşı çıkmak yanlış yöntemdir. Bizler böylesi yanlış ve fakat kolay yolu seçmekteyiz. Oysa önce, ulusal çıkarın ne olduğunu betimlemek ve betimlediğimiz ulusal çıkarı korumak, korumak için hangi araçları kullanacağımızı bilmek, bilmekle de yetinmeyip o araçları kullanmak ta yeterli olmaz kullanmayı sürdürmek, hatta o araçlardan nesnel olanların teknolojisini yaratabilmek gerekir. Ulusal çıkar, vatan bildiğimiz toprağın altını üstünü çok iyi tanımamızı gerektirir. Mustafa Kemal ülkeyi kurtardığında, ilkin 1925 yılında Sovyet Rusya’dan davet edilen Prof. Zhukovsky’nin başkanlığında 3 yıl süreyle Anadolu’muzun tarımsal varlığı tüm ayrıntılarıyla açılığa kavuşturuldu. Örneğin, ancak 1951 yılında dilimize çevrilen 887 sayfalık raporda haşhaş bitkisi için şu tümce, 1935 yılı İkinci Sanayi Planında “Alkoloid” projesi olarak yer almasını sağlamıştı:

Morfin miktarı bakımından Türkiye afyonu, diğer memleketleri pek geride bırakmaktadır. Amasya afyonu çok defa % 22-27 oranında morfin vermektedir.

İkinci sanayi planını Büyük Millet Meclisine 1935 yılında sunan İktisat Bakanı Celal Bayar’ın Demokrat Parti döneminde Cumhurbaşkanı iken savunduğu sanayi planında yer alan sadece iki projenin uygulanmasına 25 yıl sonra girişildi; biri Ankara’da Et-Balık Kombinaları yapımı diğeri Kütahya Azot tesisi. Diğerleri unutuldu!

Mustafa Kemal’in o genç yaşta bununla yetindiği sanılmamalı. 25 Nisan 1926 gün 357 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile “Merkezî İstatistik Teşkilatı”nı kurdu. Osmanlı devleti nehirlerimizden saniyede kaç metre küp debi geçtiğini, hava ısısının hangi derecede nasıl değişime uğradığını ve ülkemize ne düzeyde yağmur yağdığını bilmeyen merak ta etmeyen devlet idi.

Kemalist devrimlerin iki önemli boyutu görmezden gelinemez. Türkçe’mizi O’nun sayesinde öğrendik ve O’nun sayesinde üzerinde yaşadığımız doğayı tanımaya başladık. Ulusalcılık budur. Ülkenin yer üstü yer altı kaynaklarını tanımak ve üretimini geliştirecek ve gerçek-leştirecek teknikleri yaratabilmektir. Emperyalizme karşı kendimizi savunmanın olmazsa olmaz koşuludur bu. Bu koşul Batı kültürüne ulaşmamızın da gereği idi.. Şimdilerde Batı kültürüne değil Batı’nın AB, GB, NATO, gibi kurumlarına yamanmayı marifet sayıyoruz.

İlk kez Almanya’da bir kimya mühendisi linyit türü kömürden sentetik benzin üretim teknolojisini keşfeder ve fakat Hitler döneminin koşullarında uygulama ola-nağını sağlayamaz. Karşılaştığı güçlükler daha sonra roman olarak yayınlanacak ve hatta film olarak beyaz perdeye yansıyacaktır. İkinci Sanayi Planında (1935) linyitten benzin üretim projesinin fizibilite raporunun yer aldığını belirtirsem şaşıracaksınız. Linyitten benzin üretilmesi durumunda bir kilo linyit’in fiyatı X lira ise, üretilecek benzinin 1 litresinin maliyeti “F” hesap so-nucu:

F="7.22+1.15.X" olarak bulunmuştu.. Bir kilo linyitin fiyatı o tarihte X= 4 kuruş idi ve her bir kilo linyitten üretilecek benzinin maliyeti F= 11.82 kuruş olacağı sonucuna ulaşılmıştı. Oysa dışalımla elde edilecek benzinin 3 katı daha pahalıydı ve linyitten benzin üretimine uzmanlar karşı çıktığında Mustafa Kemal onlara şunları söylemişti:

İktisat meselesinden ziyade millî müdafaa mevzuu daha önemlidir.

Linyitten benzin üretim projesi İkinci Sanayi Planında yer aldı. Batı kültürüne ve tekniğine açık ve fakat onun emperyalizmine kapalı ekonomiyi yaratmıştı Mustafa Kemal. Sonraları üretken (reel) ekonominin omurgası olan KİT’ler yok bahasına elden çıkarıldı. Bugün ülkemizde ekonomi cam gibi kırılgandır ve kendisini koruyan araçlardan yoksundur. Sanayi sektörünün yerini dışa açık ticaret sektörü almış ve geri ödenmesi olanaksızlaşan dış borç yükü virüs gibi ekonomimizi kemirmeye başlamıştır.

Ülkemiz, şimdilerde BOP eşbaşkanlığını üstlenen kadro tarafından yönetildiği içindir ki bugün tek bir çözüm vardır. O siyasal iktidardan demokratik yollarla kurtulmayı sağlamak.

Kurtulmak çözüm getirebilir mi? En önemli sorun budur ve bu soruya çözüm getirecek bir siyasal parti de ortada gözükmektedir. Ülkemiz, AKP’yi ikame edecek onu aratmayacak bir ikinci siyasal partiyi yaratamamıştır. Daha doğrusu AKP’yi ikame edecek siyasetin nasıl bir siyaset olması gereğini düşünenlerimiz yok denecek kadar azdır. Düş ürünü sloganlarla yetinen bir Türki-yemiz var.

1929 Yılında ABD’de başlayan ekonomik kriz, ekonomi öğretisine Keynes’i kazandırdı. Keynes’i en belirgin biçimde tanımlayan Prof.Hicks’dir. Hikcs’e göre Keynes ekonominin üç piyasa kuramını betimlemiş ve kurallarını formule etmiştir. Serbest piyasa ekonomisinin 1929’daki gibi bir kriz ile karşılaşmaması koşulları doğmuş oldu.. Emek piyasasında işgücüne üreticinin istemi (talebi) , nüfusun işgücü sunumuna (arzı’na) eşitliği ücreti, nesnenin araz-talep eşitliği fiyatı ve paranın arz-talep eşitliği de faizi yaratır kuramı ile özel sektörü ekonomik bunalımdan kurtarma işlevini devlet üstlenmiş oldu. Ekonomik krize engel olabilmek için bu üç farklı piyasadaki dengeyi korumak, devletin yeni bir yapı kazanmasına yol açtı. Ülkemiz Anayasasında bunun tanı-mını “sosyal hukuk devleti” olarak betimlendiğini görüyoruz. 1980 sonrası siyasal iktidarlar sosyal hukuk devleti koşulunu tahrip etmeye kalkıştılar. AKP iktidarı da bu üç piyasada olması gereken dengeyi yok etmiştir. Bu konuda çok önemli olduğu için önce para arzı ile para talebi arasındaki dengesizliğe değineceğim.

Ülkemizdeki ekonomi cinayetinin kaynağını Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Merkez Bankası, ikincisi de AKP iktidarının oluşturduğu kayıt dışı devletin (Buna paralel devlet deniyor) kendine özgü para dolaşımı sağlayan kayıt dışı merkez bankası. Kutuda çıkan dolarlar, başbakan dahil kimi evlerdeki para sayma makinelerini “rüşvet, yolsuzluk” olarak nitelemek gerekse bile yeterli değildir. Eksiktir, olayı bireysel suça dönüştürmek demektir. O paralar rüşvet suçunun dışında sosyal hukuk devletini tahrip eden ve Cumhuriyetin kazanımlarını yadsıyan kamusal suç olarak ta nitelenmelidir.

Kayıt dışı para dolaşımını sağlayan bugünkü iktidarın yandaşları devletin Merkez Bankası’nı ikame eden kendi özel merkez bankasını yarattı. Siyasal iktidarı ele geçirenlerin konutlarında ki paralar, sadece rüşvet olarak yorumlanmamalı. Kayıt dışı para dolaşımının uğrak yerleridir o konutlar. O konutlar kayıt dışı merkez bankasının şubeleri gibidirler.

Ekonomiyi tahrip eden ve hangi amaçla kulanıldığı bilinmeyen kayıt dışı para Türk Lirası’nın da düşmanı-ıdır. Ekonomik gelişmenin, adil gelir dağılımının karşıtı, siyasal iktidarın seçim kazanmasını sağlayan fasulya, bulgur kömür dağıtımının da kaynağıdır. O nedenle kayıtlara geçen bilgilerden anlıyoruz ki, “paraları sıfırla” diyerek oğluna verdiği komut aslında sayma makine-lerinden geçen kayıt dışı paraların geldiği yere (geçici olarak) geri dönmesi demektir.

AKP iktidarını ikame edecek siyaset, önce Türkiye’de kayıt dışı para dolaşımını önleyecek ve Cumhuriyet Merkez Bankasına girmeyen ve o bankadan çıkmayan paranın para olmadığı kararının alınması gerekir. Bu sağlanmadıkça, hiçbir siyasal iktidar para dolaşımını denetim altına alamaz. Her şeyden önce,

1.Kayır dışı hukuku

2.Kayıt dışı ekonomiyi

3.Kayıt dışı siyasetin devletini

yok ederek yasallığını sağlamak gerekecek. Konumuz içinde kalarak kayıt dışı ekonominin kayıt dışı merkez bankasının nasıl yok edileceğini düşünelim:

Önce şunu belirtmek gerekir ki, Cumhuriyet Merkez Bankası, kayıt dışı merkez bankası körelinceye kadar Türk lirasının yabancı paraya ya da yabancı paranın Türk lirasına dönüşümünü yasaklamalıdır. Parasal kayıtlarda üç tür rakam söz konusu:

M1 ="Merkez Bankasının" yıl içinde sunduğu para miktarı.

M2 =" Merkez Bankası+Bankalardaki Para miktarı

My ="Yabancı" para miktarı

M2y="Yabancı para+" Mevduat+ Merkez Bankası para arzı.

Dolaşımdaki yabancı para miktarı’nı My="M2y-M2 eşitliğinden hesaplayabiliyorduk 2012 yıl öncesinde. Şimdi o olanağı ortadan kaldırdı AK iktidarı. Bugün hiç kimse dolaşımdaki yabancı para miktarını hakkında bilgi sahibi olamaz. Sözünü ettiğim kayıt dışı merkez bankası’nın para sayma makinelerinde ya da ayakkabı kutularında yerli ya da yabancı para dolaşım olanağına kavuşmuştur. Kişilerin mülkünde değildir, yönetimindedir. Rüşvet ya da haksın kazanç gibi yorumlanması olayı bireysel suça dönüştürür. Hayır daha korkunç olanı o para dolaşımı ekonominin yazgısını denetler ve bir anda yok edildiğinde ekonomiyi krize sürükler. AKP öncesi siyasal partiler dönemindeki krizin kaynağı idi.

Ancak olumlu sonuç alınabilmesi için başka önlemlere de gereksinim var. Örneğin, dolaşımdaki yabancı paranın Türk lirası karşılığı Cumhuriyet Merkez Bankası’na teslimi için altı ay bir yıl gibi süre tanınacağı duyurulmalıdır. Bu süre sonunda kimde yabancı para kaydı rastlanırsa bunun yasal önlemine ilişkin hukuk kuralının oluşturulması gerekir.Yani kayıt dışı merkez bankası Cumhuriyet Merkez Bankası’nın içinde eritilmelidir. Bu sağlanabilir. Mustafa Kemal bunu sağlamıştı. Nasıl mı?

Fransızların kurduğu, Osmanlı Bankası para arzının düzenleyicisiydi ve Osmanlı Devleti, para basma yetkisi elinden alınan devletti Muharrem kararnamesi (1881) sonrasında. Mustafa Kemal’in ekonomi alanındaki ilk kararı, Cumhuriyet Merkez Bankası’nı kurmak ve Fransızların yönetiminde Osmanlı Bankasının mevcut banknotlardan daha fazlasını dolaşıma sürmemesini sağlamak olmuştu. O yıllarda dolaşımdaki para hacmının 155 milyon lira olarak sabit kalmasının nedeni budur. (Kaynak: A.N.Ölçen, Kemalizmin Ekonomisi, Güldikeni yayımı, 2.basgı, 2000, s.93 ve 139)

AKP iktidarı, Osmanlı Bankasının bir benzerini havuz adındaki kayıt dışı kişi (ya da AKP’ye özel) kayıt dışı merkez bankasını oluşturma hiçbir sakınca görmedi. Hiçbir ülkenin parası Türkiye’deki kadar sınırsız dolaşım özgürlüğüne sahip değildir.

Bir siyasal iktidar kayıt dışı paraya el koysa, Gayri Safi Milli Hasılanın % 50’leri aşan dış borç yükünü sıfırlamak olasılığı doğar. Bir koşulla, o süre içinde bilgisayar tuşları ile yabancı para transferi de yok ederek.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail