Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 103 Geri Tavsiye Et Yazdır


ÖĞRENME NASIL ENGELLENİR

Tınaz Titiz

“İnsan Oğlunun-ve diğer canlıların- çeşitli yetenekler arasında en hayranlık verici olanı hangisidir?” denilse başkalarını bilemem ama ben “öğrenme yeteneği” derim. Sanırım evren, daha iyi öğrenebilenlerin hayatta kalıp türünün varlığını sürdürmesi yoluyla yapmıyor mu? Ama o de ne demek? İnsanoğlu belki de sadece insanoğlu, bu benzersiz yeteneğini bloke ediyor (kısıtlıyor) ve kendini sadece çevresindeki insanlardan değil, bir parça kendine hayran biçimde yalnız yaşama yolunu seçiyor.

Seçiyor “evet bu bir tercih”, fıtratının gereği değil hatta var oluşuna da aykırı.

Bunu niye ve nasıl yapıyor?

Niçin yaptığı konusunda emin olmamakla birlikte, sosyalleşmiş bir hayvan olarak, içinde bulunduğu topluluklarda hem daha yüksek beğeni kazanmak, hem de daha az tehdide maruz kalmak, daha çok yiyecek,eş vs. bulmak ve böylece de öğrenerek yaşam şansını arttırmak yerine ,miş gibi yaparak varlığını sürdürmek için olabilir.

Nasıl yaptığı ise daha belirli. İnsan topluluklarının bugünkü normlarına göre yiyecek, eş vs.ye erişmek için daha iyi avlanmak yerine daha bilgili olmak, çevresinin ilgisini bu yolla kazanarak keskin aş ve eş rekabetinde öne geçmek.

Ancak öğrenme yoluyla bilgili olmak, öğrenmiş gibi yapmaktan çok daha zahmetli. Milyon yıllık evrimi sırasında büyümüş beyni, bu konuda kendisine yardımcı ve miş gibinin gerekliliğini andırıcı taklidi gayet iyi yapıyor; daima temasta olduklarına karşı değilse de en azından yeni karşılaştığı rakiplerine karşı. Bu arada bir soru da doğuyor: Bilincinin en alt katmanlarında, miş gibinin uzun vadede işe yaramazlığının bilinci var ve bu kan-dırmacadan rahatsız. Süreç ,buna da geçici çare bulmuş ve bu sürekli rahatsızlığı “miş gibi” yi içselleştirip, inanca dönüştürme yoluyla susturmuş.

Buraya kadar, geçici de olsa bir sorun yok sayılır. Rakipleri uzak tutacak bir yol bulunmuştur. Kuşkusuz rakipler de benzer teknikleri geliştirdiklerine göre mesele gelip daha çok kendini inandırdığına ve böylece “mış gibi” taklidini kimin daha iyi yaptığına geliyor. Kolayca tahmin edilebileceği gibi burada zeka keskinliği işe karışıyor ve daha zeki olanlar, kendilerini öyle inandırıyorlar ki, çevresindeki çoğu kimse de bu aldatma-canın farkına varmıyor. Kuşkusuz bu arada, gerçekten bir çok öğrendikleri de var ve bu “miş gibi” olmayan öğren-dikleri, kişinin kendisini inandırmasında daha bir kolaylık sağlıyor.

Öğrenmenin bir alternatifi böylece ortaya çıkmış oluyor.

Hesapta Olmayan Yalnızlık

Eğer bir şey öğretilirse er geç bir yerlerde sorun yaratır. Nitekim bu öğrenme yerine “miş gibi” öğrenme de bam-başka ve daha baş edilemez bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Bir parçası olduğu ve muhtemelen bilincin alt katmanları yoluyla sürekli “alış-veriş” halinde olduğu evren ile arasına koyduğu bu tercihli blokaj, kişiyi hem çevresinden hem de evrenden koparıp yalnızlığın içine atıyor. Bu olgunun farkına varıp blokajı zaman zaman kaldırmayı başaranlar, kendini çevreleyen “her şeyden” ve de “her an” öğrenmeye başlıyor; sonra tekrar kendisini inandırdığı yalnızlığa dönüyor.

Neredeyse bir kural gibi.

Her bildiğimizi biliyor zannettiğimiz, bildiğimizi iddia ettiğimiz, biliyormuş gibi yaptığımız ya da bildiğimize inandıklarımız, o alandaki öğrenmeyi bloke eder. Ve bu süreç bir süre sonra ayrılmaz bir kişilik özelliğimiz haline gelir. Aksine, bunlardan kurtulmaya başlayabildiğimiz her alanda bilgilerle inanılmaz biçimde karşılamaya yani öğrenmeye başlarız. Bir süreçten diğerine geçmek ise tamamen tercih meselesidir. Her değişim gibi bu değişim için de bir motto(+)işe yarayabilir. Örneğin “bilmiyorum ama öğrenmek istiyorum,gibi.

Niels Bohr bunu şöyle ifade etmiştir: İfade ettiğim her cümle bir belirtim olarak değil bir soru olarak anlaşılmalıdır.

***

Düşünür bilge kişi sayın Tınaz Titiz, kişinin kendi ken-disini öğrenmekten nasıl uzaklaştırdığını irdeliyor , miş deyimiyle kişinin biliyormuş, öğrenmiş gibi daha ileri dü-zeyde kendini gösterme özentisini açıklayan deyim olarak kullanıyor ve böylesi davranış biçiminin nedenlerini çözümlüyor. Bugün ülkemizin siyasal arenasında bu miş, mış ların çokluğuna tanık olmuyor muyuz! Biliyor muş ,anlıyor muş gibi konu-şanlarımızın sayısı art-mıyor mu, hatta yalınız siyasal arenada değil medya’da ve açık oturumlarda hatta medreseye dönüştürülen kimi üniversitelerimizde.

Sayın Tınaz Titiz’in bu yazısı, ardaşık sayfada “Sorgulamalı Deneysel Eğitim Gereği” konusundaki yazıyı hazırlamama ışık tuttu. O nedenle kendisine teşekkürlerimi sunuyorum.

----------------
(+) simge

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail