Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 103 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


EMPERYALİZMİN GÜDÜMÜNDE SAFSATA EĞİTİMİ-II

Ali Nejat Ölçen

Psikiatrı uzmanı olan öğretim üyesi 1600'lü yıllarda güneş çevresinde eliptik yörünge izleyerek dönüp dolaşan gezegenlerin devinim yasalarını bilmeyebilir. Ne var ki, bu konuda kitap yazmaya giriştiğinde o yasaları bilmek, öğrenmek zorundadır, bilimin ciddiliği bunu gerektirir. Fakat ne yazık ki, Prof. Hayri Bolay, Hacettepe gibi çağcıl bir üniversite'de (şimdi öyle mi bilemiyorum) bakınız kitabında neler yazmış:

Güneş sistemini teşkil eden gezegenler, hacım ve kesafet yönünden birbirine eşit olduğu taktirde, bunların aynı yörüngede bulunmaları aynı hareketi yapmaları dolaysıyla birbirilerini çarpmaları gerekirdi, diyebiliyor!

Uzayda nesnelerin hacım ve kesafeti değil kitlesi hesaba temel alınır. Çünkü, çekim yasasının olmadığı uzaydaki hiçbir nesnede ağırlık (yani hacım ile kesafet’in çarpımı) söz konusu olamaz. Ayrıca, Kepler’in 1609 yılında keşfettiği çekim yasasına göre kitleleri m1 ve m2 olan iki gezegen birbirinden “e” kadar uzakta iseler aralarındaki çekim gücü: G=m1 m2/e2 kadardır.

Müderris Prof.Bolay, Kepler’in 400 yıl önceki bu çekim yasasını unutmuş görünüyor. İki gezegenin hacım ve kesafetlerinin bir birine eşit olması m1="m2=m demektir ve birbirlerine uyguladıkları çekim gücü,

G="m2/e2=(m/e)2 olur.

Aralarında çarpışma olacaksa bu gezegenlerin hacım ve kesafetlerinin eşitliği nedeniyle değil, Kepler’in kuramına göre aradaki çekim yasası gerçekleşebilir.

Devlet Planlama Teşkilatında 1983 yılında “Millî Kültür Raporun”nun hazırlığına katılan Müderris Prof. Bolay, “bilinç altı” kuramını psikoloji bilimine kazandıran Freud’ u da bakınız nasıl eleştiriyor:

Son yıllarda sanatı, aşkı ve her türlü manevî hayatı öldüren sex furyası , Freudizmin tabii neticelerinden olsa gerek.

Oysa dinler tarihini incelemiş olsaydı, peygamber olarak tanınan Lut’un , “Tsoar kentinden kaçarak bir mağarada iki kızıyla cinsel ilişkiye girdiğini Tevrat adlı kitaptan öğrenirdi.(Bakınız: Tevrat,Tekvin Bap 19) Her halde Lut, 2000 yıl sonraki Freud’un etkisi altında sex furyasına kapılmış olmalı!

3.Ruh Enerjide Saklı imiş!

Dindar geçinen kimi öğretim üyeleri bilimin bulgularına dinsel açıdan yorumlar getirmenin peşine düştükleri için bilimin sefaletine öncülük etmektedirler. Örneğin, Doc. Dr.Yümni Sezan, “Tarihî Maddeciliğin Tahlil ve Tenkidi” adlı kitabında:

Madde enerjiye, enerji ruha ve hepsi Allah’a dayalı olacaktır. Ruh enerjide saklı, enerji madde de saklı.Mutlak Varlık hepsinde saklıdır,diyebilmekte.

Ona sormak gerekir, nesnenin özü olan atom parçalandığında ruh nereye kaçıyor? Bununla da yetinmiyor,

Hızla dönen üç boyutlunun boyutları kalkar,hız sonsuza yaklaştığında boyutlar yok olur,diyebiliyor kitabında.

Kendisine sormak gerekir, ışık hızından daha yüksek hızda hareket eden bir madde ya da ışın keşfedildi mi, Çünkü:

1.Hız sonsuz olamaz. Işık hızından daha hızlı ışın henüz keşfedilmedi.

2.Boyut,fiziksel nesne değil zihinsel bir kavramdır varlığının yok oluşu düşünülemez

3.Kanıtlanmıştır ki Işık hızındaki nesnelerin kitlesi tersine sonsuza yakınlaşır dolayısıyla yok olmaz.

Ders kitaplarında Ahlak’ın Ahlâk Dışı Tanımı.

Yıl 1976.Doç.Dr. Erol Güngör ve arkadaşlar tarafından, Lise’nin ilk sınıfı için yazılarak Millî Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Dairesi Başkanlığınca uygun görülerek 400 bin adet basılan Ahlâk kitabının ahlâk dışına çıktığının kanıtı hemen 18’nci sayfasında kendini gösteriyor. Önce bilimin tanımının ne denli yanlış olduğuna değinmeliyim:

Bir ilmin var olabilmesi için kendine özel yani başka ilimlerinkinden ayrı bir konusu ve bu konuyu incelemeye elverişli yine kendine özel metodunun bulunması gerekir, deniyor.

Oysa bilimler arası konu birliği yadsınıyor bu düşünceyle. Bütün bilimlerin eşlenik yöntemi vardır ve bu yöntem “deney, ölçüm, hesaplama” olarak betimlenir. O nedenle Galilei Galileo

450 yıl önce “sayamadığınız, ölçemediğiniz hesaplaya-madığınız olayı tanıyamazsınız demişti. Bilimin gerçek tanımı budur. Ve her bilim önce bir hipoteze (varsayıma) dayanır. Deneyle yani ölçüm ile, hesap ile o hipotezin geçerliliği kanıtlanır. Kitap’ta bilim, öğrenciye böyle anlatılmalıydı. Ahlak kitabında bundan daha da yanlış şöyle tanımlanıyor:

Ahlak’ın böyle bir konusu ve metodu var mıdır ? incelediği konu bakımından ahlâk, psikoloji ile sosyal ilimlerle sıkı sıkıya ilgilidir,deniyor.

Lise’nin 1’nci sınıfında 15 yaşındaki öğrenciye ahlâk’ın ne olduğu böyle mi anlatılır? Psikoloji ve sosyal ilimler doğmadan önce ahlâk kavramı yok muydu? Bununla yetinilmiyor,

Psikoloji fertte ahlâkî şuurun ve ahlâkî şahsiyetin nasıl geliştiğini inceler, sosyoloji ise toplumdaki ahlâk hayatını araştırır,deniyor..

Psikoloji,eğer kişinin ahlak bilincini ahlaksal kişiliğini inceliyorsa onun adı psikiatri (psychiatry)olur. Ahlâksal bilincin, ahlâksal kişiliğin nasıl değiştiğini,dengesizlik yaratıp yaratmadığını inceleyen bilim dalı psikoloji değil psikiatri’ dir.

Lise birinci sınıf öğrencileri için okutulması Talim ve Terbiye Dairesi Başkanlığınca kabul edilen bu kitabın 98’nci sayfasında bakınız öğrencinin belli bir ideolojiye tepki duymasını nasıl özendiriliyor. Ders kitapları hiç ideolojiyi ne övmeli ne de yermelidir. Yansız, doğru, gerçekçi bilimsel yöntemlerin uygun bulduğu bilgiler dışında ideolojik tercihler Lise düzeyinde ders kitap-larında özellikle adı ahlâk olan kitaplarda yer alma-malıdır. Eğer bir ahklâk kitabında yer almış ise o kitap ahlâk dışına çıkmış olur. Oysa, 15 yaşına yeni girmiş çocukları bir ideolojiye karşı hasım olarak yetiştirecek tümce, kitabın 98’nci sayfasında şöyle:

Komünizm, insanlar arasında kin ve düşmanlık yaratmakta ve hem eşitlik adına hürriyeti yok etmekte hem de ruhî kültürel değerleri inkâr ederek onun yerine maddî ihtiyaçları geçirmektedir.

1976’yılının Ahlâk kitabı Milliyetçi Cephe İktidarı’nın arka bahçesine militan mı yetiştirmeyi amaç almış bilemiyoruz. Bir ahlâk ders kitabı ahlâk’ı temel alıyorsa öğrenciye ideolojik tercihleri önermekten çekinmelidir. Oysa gerici ve bağnaz kadrolar siyasal iktidarların izinde ahlâk kavramını da ahlâk’ın dışına çıkarmakta sakınca görmemekteler. Lise 1’nci sınıfın 15 yaşındaki öğrencilerine 1976’nın Ahlâk kitabı Osmanlı hükümdarlarını bakınız tanıtıyor:

Padişahlar hiçbir zaman Avrupa’nın kralları gibi, kendilerini halkın üzerinde görmemiş; Milletini Tanrı emaneti sayarak hizmette kusur etmemeye çalışmış, hiç kimseye farklı muamelede bulunmamıştır.

Fatih Sultan Mehmet (dahil) sonrası padişahların hiç birisinin annesinin Tük olmadığını ve hiç birisinin iki dudağı arasından “Türk” sözcüğünün duyulmadığını ve halkın millet değil ümmet olduğunu Ahlâk kitabı bilmezden geliyor. Biz anımsatalım.

Oysa o padişahların çoğunun şehzade dedikleri çocukları ölüm korkusuyla kafes içinde yaşatıldı ya da cellatlara teslim edildiler.

4.Mustafa Kemal Atatürk’ün Okullarında Ahlak

Bu satırları yazan kişinin (Ali Nejat Ölçen’in)öğrenim gördüğü Kabataş Erkek Lisesinin son sınıfında Sosyoloji kitabında acaba Ahlâk nasıl anlatılmıştı? Aradaki farkı görebilmek için İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun Sosyoloji ders kitabının 122’nci sayfasında Ahlâk’ın nasıl anlatıl-dığını görmek gerekir:

Önce Ahlâk yerine Ahlâkî Olgu deyimi kullanılmış ve farklı 3 niteliği şöyle açıklanmıştı:

1.Ahlâkî olgular, dış tabiatlı olgulardır. İnsanların hevesi tercihi ile oluşmazlar. Kişilerin dışında kendine özgü kuralları vardır. Bu kurallar ata sözleri gibi katılaşan ahlâk realitesinin parçalarıdır.

2.Ahlâkî oldular zarurete (gereksinmelere) bağımlıdırlar. Ahlâk’ın doğması, değişmesi ve ölmesinin zorunlu nedenleri söz konusu olabilir. Ahlâkta raslantı, mucize, üst tabiatlık yoktur. Tüm sosyal gerçekler gibi Ahlakî gerçekliğin de zorlayıcı niteliği vardır.

Ahlâkçıların, kafasındaki ahlak telakkisi (anlayışı) ve isteklerine uygun yeni bir ahlâk koymak elimizde değildir. Ahlâk gerçeğinin kendine göre bir mukavemeti vardır.

3.Ahlâkî olgular zorladığında direnç gösterirler kendi-lerine göre reaksiyonları ve sanksiyonları (önlemleri) vardır. Bu sanksiyonlar, din ve hukuk sanksiyonları gibi belirli,kesin ve bazen da yazılı değildir. Bir kişi yaşadığı toplumun ahlâki bir örfüne zıt hareket ettiğinde kişiler onu ayıplar, yadırgar ve kimi zaman da dışlar.Her toplum kendi ahlakını kendisi yaratır.

5.Uzaktan Eğitim Cinayeti

Kimi üniversite’de öğrencilerin adını bilmediği tanıma-dığı, soru sorma olanağına sahip olamadığı kişinin bilgisayar ekranında anlattıklarının ders kabul edildiği çok sakıncalı, çok yanlış bir yöntem uygulanmaya başlatıldı O yöntemin adı “uzaktan eğitim” olsa gerek. Bilgisayar ekranında öğretmen olan kişinin anlattıklarını ya da yazdıkların öğrenerek dersine çalışmış oluyor, öğrenci. Bu yanlış yöntem öğrencinin zihnini kurcaladığı konuda soru sormasını ya da öğretmenden hangi kaynaklara başvurmasını öğrenmesi sıfırlanmıştır. Bilimin sefaletinden daha da sakıncalıdır bu. Sakıncalı olduğu kadar da zararlıdır. Bu yöntem bilimsel düşünceyi çürüten bir yoldur. Zihnin sorgulama özgürlüğü yok edilmektedir. Aslında bilgiyi bilmek amaç alındığı için bilgiye bilgi eklemek bilinmeyeni bilinir yapabilmek içgüdüsü çürütülmektedir. Bilginin iletişim ve ilişki yaratma özelliği de yok edilmektedir.

Bilimin sefaletine göz yuman YÖK böylesi cinayete nasıl olur da karşı çıkmaz? Geleceğin Türkiye’sinin, ülkeyi değil kendisini bile yönetemeyen kişilerin eline düşmesi mi amaçlanıyor? Bilgisayar ya da TV bu denli zararlı bir konum için nasıl kullanılır, anlamak olanaksız.

Bugünün karmaşasındaki sorunların tümünün bilimin sefaletini yaratan dogmalardan kaynaklandığı artık kabul edilmelidir. Öğrenci bilgiyi bellemeden önce soru sormayı öğrenmelidir.. Soru, zihnin vitaminidir zihni geliştiren proteindir

Bilgi toplumuna ulaşmayı amaç almak o nedenle çok yanlış. Aslında bilim toplumu olabilmek gerekir. Bilim toplumu olmanın tek bir yolu vardır: Sorgulamalı deney-sel eğitim.

Son söz: Bilimin sefaletine yol açan davranışları ve uzaktan eğitim denilen yöntemle, sorgulamalı deneysel eğitimi yok eden ve yeniden uygulanmasına karar vermeyen kişi, kurum ve kuruluşlardan Türkiye’nin kurtarılması gerekir.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail