Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 104 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TBMM’NİN GİZLİ CELSELERİNDE MUSTAFA KEMAL

Ali Nejat Ölçen

TBMM’nin gizli celselerindeki konuşmalarından ve eleştirilere verdiği yanıtlardan Mustafa Kemal’in bir üstün niteliğine tanık oluyoruz. “İkna+kanıtlama” yöntemini başarıyla uygula-ması, bu niteliğinin sonucudur: Zihninde hiçbir “sanı” nın oluşumuna izin vermeyecek düzeyde “zihin özgürlüğü” nü edinebilmiştir.

Seçkin üyelerin İşçi Partisinde bir araya gelerek Vatan partisini oluşturmaları ve de Suriye ile iletişim kurmaları, Ortadoğu siyasetinde çok önemli bir ileri adımdır ve BOP’da karşı çıkmanın, Akdeniz’de emperyalizmin egemenliğini sona erdirmenin umut verici ilk aşamasıdır.

Ne var ki, Aydınlık gazetesinde 3 Mart 2015 günü başlayan “Atatürk’ün Suriye ve Irak Konfederasyonu Girişimi” konulu yazı dizisi nedeniyle Mustafa Kemal’in konuş-malarına değinmeden önce, TBMM’ni oluşturduğunun ertesi günü, ilk gizli celsesinde (24 Nisan 1920) O’nun o genç yaşında konuya nasıl yaklaştığına değinmek gerekirdi. Deneyimli bir politika uzmanı niteliğiyle Mustafa Kemal, Suriye+Irak ile konfederasyon girişiminde bulunmamış vaad etmemiş kimi koşullar gerçekleştiğinde düşünüle-bileceğini söylemişti.

24 Nisan 1920 günlü TBMM’nin o gizli celsesinde, Mus-tafa Kemal’in o genç yaşında iç ve dış ilişkiler bağlamında ülke işgal altındayken içinde bulunduğumuz koşulları olağanüstü bilgelikle ve ayrıntılarıyla açıkladığını görüyoruz. O gizli celsedeki konuşmasını (hesapladığımıza göre) 4550 sözcük kullanarak sonuçlandırmış, milletvekillerinin tümü dinlemekle yetinmişti. İlişki kurmak için Irak ve Suriye’nin önce bağımsızlığını kazanmasını koşul gören konuşması şöyleydi:

Suriye ve Irak halkı yani Arabistan, 1914 tarihinden evvel… Devleti Osmaniye’nin bir uzvu bir rüknü olmak-tan fevkalade müşteki (yakınıcı) ve müstakil (bağımsız) olmak gayesini takip ediyorlardı. Buna karşı çalıştılar, fakat neticeyi istihsal etmek için kendi kuvvetlerine istinadın gayri kafi (yetersiz) olduğunu gördüler ve maatteessüf hepimizi birden imhaya tevessül eden düş-manlarla teşriki mesai ettiler. İngilizler Fransızlar kendilerinin hayalî gayelerini mevkii fiile çıkaracak (düşsel amaçlarını gerçekleştirecek) diye, onların ete-lerine sarıldılar.

Lakin, harbi umuminin neticesini gördükten sonra Suriye’de İngilizler, Fransızların tarzı idaresine mu-hakkirane olan idaresine (İngilizlerin Fransızların aşağılayıcı yönetimine uğradıktan) hedef olduktan sonra bu aksamdaki ehli islâm, pek büyük bir hataya düçar olduklarını takdir ettiler ve onu müteakip yine bir suretle bir şekilde Camiai Osmaniye dahilinde bulunmak ci-hetini düşündüler. Bittabi makamı muallâyı hilâfete karşı olan merbutiyetleri cümlemiz gibi bütün ehli iman için bir vazifei mukaddese idi. Diğer bir kısmı daha ileri gittiler. Bize hiçbir şekil ve surette istiklalin lüzumu yoktur, biz halifemiz ve padişahımıza merbut olarak Cami-ai Osmaniye dahilinde bulunacağız dediler.

Suriyede böyle muhtelif cereyanlar mevcut idi. Biz bit-tabi bir selâhiyeti resmiye ve ilmiyeye (resmî ve bilim-sel yetkiye) malik bulunmadığımız için, efradı milleten bir heyeti milliye olduğumuz için bu cereyanın nüvellidi hakikisi olan yine milletler vasıtasıyla temas etmiş oluruz. (kişilerin ulus oluşturduğu gibi biz de ulus oldu-ğumuz için, bu akımı meydana çıkaran gerçeğin ulusları ile iletişim kurmuş oluruz). Fakat biz, Suriye’de gayei İslamiye ile revabıt ve münasebetimiz taazzuv etmeye (ilişkilerimiz belirmeye) başladıkça orada bir saltanat tesisiyle işgal eden Emir Faysal ve Emir Faysal’ı himaye eden Fransızların nazarı dikkatini celbetti ve binnetice Emir Faysal dahi hususî murahhaslarını bizimle temasa getirdi. (Suriye’de İslam’ı amaç alanlarla ilişki kurmaya başladıkça, orada saltanat kurmayı düşünen Emir Faysal ve Emir Faysal’ı destekleyen Fransızların ilgisini çektikçe Emir Faysal dahi özel görevlilerini bizimle ilişki kurmak için gönderdi)

Resmî temasla bu müracatın bizce telâkki edilen nikati izah etmek isterim. (Bu başvuruya ilişkin noktaları açıklamak isterim). Herhalde Suriyeliler herhangi bir devleti ecnebiye ile münasebetlerinin kendileri için binnetice esaret olacağına kani oldular. Bundan dolayı bize tevec-cüh ettiler. Bizim bilmukabil gösterdiğimiz şekil şu idi: Dedik ki, artık hududu millimiz dahilinde bulunan menabii insaniyeyi (insan kaynağını) ve menafi umumiyeyi (genel çıkarlarını), hududumuzun haricinde (sınırlarımız dışında) israf etmek istemeyiz. Fakat ittihat, kuvvet teşkil edeceğinden bütün âlemi islamın manen olduğu gibi maddeten de müttefik ve müttehit olmasını şüphe yok ki büyük memnuniyetle karşılarız ve bunun içindir ki bizim kendi hududumuz dahilinde müstakil olduğumuz gibi, Suriyeliler de hududu dahilinde ve hakimiyeti milliye esasına müstenit olmak üzere serbest ve müstakil ola-bilirler. Bizimle itilaf veya ittifakın fevkinde bir şekil ki, federatif yahut konfederatif denilen şekillerden birisiyle irtibat peyda edebiliriz (ilişki kurabiliriz). .

Ne var ki, Mustafa Kemal, Emir Faysal’ın“dış güçlerin baskısına direnecek gücümüz ve paramız olmadığı için Türkiye bunu sağlarsa Fransızları memleketimizden kovarız” sözlerini ciddî ve güvenilir bulmadığını 24 Nisan 1920 günlü o gizli celsede açıklamıştı. Suriye’ ile ilişki kurabilmeyi orada ulusun egemenliğinde bağımsız bir devletin koşuluna bağladığını Irak‘ın başvurusu için de yanıt olarak ileri sürmüştü:

Irak’ta İngilizlerin muamelatı ahali islamiyeyi fevkalâde dilgir etmiş (gücendirmiş) oldu. Biz kendilerine temas aramadan evvel onlar bizimle temas aradı ve alelıtlak (genellikle) eskisi gibi bir Osmanlı memleketi cüz’ü olmağı kabul ettiler. Fakat biz onlara karşı Suriyelilere söylediğimiz noktai nazarı söylemekten başka bir şey yapmadık. Kendi dahilinizde kendi kuvvanızla kendi mevcudiyetinizle müstakil (kendi içinizde kendi gücü-nüzle bağımsız) bir devlet olunuz. Biz her şeyden evvel istiklalimizin teminine çalışıyoruz. Ondan sonra birleşmemiz için hiçbir mani kalmaz..

Vatan Partisi yönetimi, Suriye ve Irak ile ilişki oluştururken o iki ülkede bağımsız ulusal devlet olmaları koşulunu Mustafa Kemal gibi gözetmeli. Bugün o iki ülkede iç barışı sağlayan devlet ve onun geçerli hukuku yeniden oluşabildi mi? Türkiye’nin her iki komşu ülkenin iç işlerine karışmamak koşulu ile her iki ülkede ABD emperyalizmine karşı bağımsızlığını koruyan devleti koşul görürken, Türkiye dahi kendisini ABD-AB çaprazından kurtarmış olmalıdır. Özetle Akdeniz’de Suriye+Irak+Türkiye ittifakı, BOP’u Beyaz Saray’ın kapısından içeriye iteklemeli ve Akdeniz’e kıyı ülkelerin dışında hiçbir devletin etkin olabilmesine boyun eğmemelidir. Kuzey Atlantik Paktı NATO’nun güneyde Akdeniz’de ne işi var sorusu soru olmaktan çıkarılmalıdır.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail