Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 105 - YAZAR : Alptekin Erdoğan Geri Tavsiye Et Yazdır

KIRSAL ALANDA SANAYİLEŞMENİN ÖNCÜ KURULUŞU:KÖY ENSTİTÜLERİ

KIRSAL ALANDA SANAYİLEŞMENİN ÖNCÜ

KURULUŞU: KÖY ENSTİTÜLERİ

Ali Nejat Ölçen

Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimlerin başka ülkelerde benzerine rastlanmayan niteliği vardır. O nedenle 1950 sonrası O’nun devrimlerine karşı karar ve eylemlerin hiç birisi o devrimlerin toplumlaşma sürecini yok edememiş tersine koruma azminin gelişmesine yol açmıştır. O’nun gerçekleştirdiği devrimleri. kuram ve kurumlarıyla birlikte yaratmıştır. Köy Enstitüleri, Halkev-leri, Dil ve Tarih kurumları bir bütün olarak devimlerin kitleselleşmesinin ve ulusun kendisini betimlemesinin öğre-tisi oldular. Ulusumuz kendi tarihini, kendi öz dilini ve kültürünü öğrenmesi ve geliş-tirmesi; sanayileşmesini kendisinin yaratması olasılık kazandı.

Sovyet devrimi kendi kültürünü yaratamadığı içindir ki, 80 yılda yıkılışa uğradı. Bir Dostoyeski’yi, Turgeniyev’i, Tolstoy’u, Puşkin’i yaratamadılar. Öykücü yazar Cengiz Aytmatof’ları var o da bizlerden biri. Fransız Büyük Devrimi Çarlık Rusyasındaki sosyalist devrim kan dökülerek gerçekleştirildi. Oysa Mustafa Kemal devrim içinde evrimi evrim ile birlikte devrimlerini yurtta barış cihanda barış ilkesiyle birlikte gerçekleştiren yer yüzünün ilk ve tek siyaset ve devlet adamıdır. Ne var ki, 1950’li yıllar sonrasında ülkesini yeniden yaratan böylesi yurtsever siyaset ve devlet adamına karşıt hiçbir ülkede görünmeyecek sayıda alçaklar ve hainler türedi. Ülkemiz bu kapkara oluşumun sorunları içinde bugünlerin karmaşasını yaşamaya başladı. Buna karşın yeniden Mustafa Kemallerin güneş gibi doğacağından kimsenin kuşkusu olmasın. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk geleceğin önderiydi ve bizler de şimdi geleceği yaşamaya başladık ve geçmişin karanlığını aydınlatmak için…

Bu çalışmamızda sadece yok edilme ihanetine uğrayan Köy Enstitülerinin amacını ve önemini yineleyeceğiz.

Önce şunu belirtmeliyiz ki, Köy Enstitülerinin amacını, sanıldığı gibi üretimde öğrenim, öğrenimde üretim biçiminde algılamak o kurumu yeterince tanımamak demektir. Üreterek öğrenim öğrenerek üretim aslında Köy Enstitülerinin amacı değil uygulama biçimi ve araçlarıydı.

Halkevleri kentsel alanda ve Köy Enstitüleri kırsal alanda ümmet geleneğinden kendi kendisini arındırarak uluslaşma bilincinin doğuşuna öncülük etmeyi amaçlamışlar ve başarı sağlamaya başlamışlardı. Aynı zamanda bilimin en gerçek yol gösterirci olmasının kültürünü toplumsallaştır-mak-taydılar.

Her iki kuruma 1950 sonrası demokrat partinin doğuşunda etkili olan “toprak Ağalığı”nın yalnız tepkisine değil hışmına da uğrayacağını kim bilebilirdi ki! Bilimi, sanatı ve tekniği bütünleştirecek olan bu iki kurumun tepki uyandırmasının ilkel nedeni sanayileşen Türkiye’de emek sınıfının doğması olasılığıydı...Kırsal alan sanayileştiğinde emek bilinci doğacak ve toprak reformunun gerçekleşmesini hiçbir siyasal iktidar önleyemeyecekti!

Köy Enstitüleri eğitim kurumu olmakla birlikte aynı zamanda toplumsal gelişmeyi yaygınlaştıracak, kırsal alan nüfusunun sanayi toplumuna dönüşümünü sağlayacak ve halkın yönetim ve üretim yetilerine yeni boyut kazandıracak bir “toplumsal gelişim” projesiydi. Kemalist devrimlerin köşe taşlarından biri olan Halkevleriyle diğeri Köy Ens-titüleriydi... Biri olmadan ötekisi düşünülemezdi. Halkevleri kentsel alanda Köy Enstitüleri kırsal alanda doğan ikiz kardeş idiler. Çağdaş ve de üretken toplum olabilmenin koşuluydu her ikisi bir arada. Birlikte var olacaklar ve birlikte toplumla bütünleşeceklerdi.

Bu sürecin başlamasını sağlamaktaydılar.

Köy Enstitüleri’nin kuramcısı ve kurucusu İsmail Hakkı Tonguç, “soyut ve genel nitelikli eğitim yoktur” diyordu. “Çiftçi sınıfı teknikle nasıl donatılmalıdır ki, ilerde doğaya egemen olabilsinler.(Bakınız: Şevket Gedik oğlu, Köy Enstitüleri, ayrıca: A.N.Ölçen, abca dergisi Nisan 1992,sayı 69).

Saraçoğlu Hükümetinin programı,“Dahilî politikanın en önemli cephesinin ekonomi cephesi olduğu”nu belirtiyor ve ardaşık tümcede;”bir memleket, umumi ve geniş ihti-yaçlarını bizzat kendisi istihsal edemiyorsa sulhta ve harpte yabancı iradelerin tesirinde kalabilir” deniyordu. Hükümet Programının son tümcesi şöyleydi:

Köylüyü topraksız ve toprağı da köysüz bırakmayacağız. Ve yavaş yavaş toprağı, sanatı ve tekniği bilgi-nin emrine vereceğiz. İktisadî ve siyasî sahalarda,devletçilik, fertçilik ve kooperatifçiliğe bırakılan sahalar o kadar geniştir ki bunlar arasında bir menfaat çarpışması asla olmayacak ve ilerde de olmaması için de daima dikkatli ve hesaplı yürüyeceğiz…Biz ne sarayın ne sermayenin ne de sınıfların saltanatını is-temiyoruz. İsteğimiz sadece Türk milletinin hâkimi-yetidir. (9.7.1942-9.3.1943)

Kanımca, bu ilkelerin gerçekleşmesini sağlayacak olan ku-rum kırsal alanda Köy Enstitüleri idi. Bu kısa açıklamadan sonra Köy Enstitüleri’nin yapısal oluşumunu inceleye-biliriz:

Köy Enstitülerinin Yapısal Özelliği

Köy Enstitüleri ve Halkevleri, Osmanlıdan yansıyan eskimiş kurumların yerini alacaklar, ümmet bilinci çökerek, ulu-sallaşma ve onu izleyen demokratikleşmeye hızla yol alma-nın yapısını oluşturacaklardı. Kaderciliğin ve gizemciliğin yerine aklın beslediği beceri ve üretkenlikleri getirecekti. Dogmalardan arınmış yeni ve devingen toplum yaratabil-mekti

Köy Enstitüleri kırsal alanda yatılı öğrenimin ilk örneğini sergilemiştir. Hasan Alî yücel Millî Eğitim Bakanı oldu-ğunda adını yanlış anımsamıyorsam Steiner adında Batılı bir eğitim uzmanını davet etmişti. Anadolu’da üç ay ince-leme yaptıktan sonra sunduğu raporda köyde kurulacak okulların yatılı olmasını ve öğrencilerin protein besinine doğal gereksinmelerinin bu yola sağlanmadığını önermişti. Öyle sanıyorum ki onun söylemek istediği gerçek şuydu: Sanayileşme kültürünü tahıl değil protein yaratabilir.

Yatılı Köy Enstitülerinde öğrenciler, kum, çakıl, ile sanayinin ilk girdileri çimento, kireç, tuğla, kiremit , cam ve betonyer ile tanışacak onların karışımında harç ve beton üretmeyi öğrenecek ve bunları üç boyutlu okul yapımının projesini tasarlamayı belleyerek kendi öğrenim gördüğü okulu, kendisinin emeğiyle yaratacaktı. O mekânda sadece ders görmeyecek, müzik araçlarını tanıyacak ve bir süre sonra kendisi de keman, ud, flüt çalmayı öğrenerek, birlikte “Ağ gelin” türküsünü söyleyeceklerdi.

Çimento, kum-çakıl, betonarme demiri, ud, keman, flüt ve de kağıt kalem bir bütün olarak Köy Enstitüleri ile kırsal alan geçlerinin yaratıcı gücü ortaya çıkacaktı. Kırsal alan ancak böyle gelişebilir ve tarımsal ürünler sanayi’i ancak böyle yaratılabilirdi.

Bugün olduğu gibi kırsal alan boşalmaz, tarım sektörü çökmez Mustafa Kemal Atatürk’ün kimsesizlerin kimsesi olan Cumhuriyetimiz buğday ithal etmek için dış ülkelere muhtaç olmazdı.

En yakın örnek AKP iktidarında tarım sektörünün ne denli yıkıma uğratıldığını rakamların dili açıklamaktadır. Örneğin AKP iktidara geldiği 2001 yılında tarım sektörünün Gayri Safi Yurt Hasılası (GSYH) içindeki ağırlığı %13 idi, 2013 yılında yarı yarıya indi, % 7’ye düştü. Sanayi sektörü gelişti mi? Hayır onun ağırlığı 2001 yılında %27 iken 2013 yılında %19’a indi. TL’nin ABD doları karşısında giderek değerini başka nasıl yitirecekti.

Kırsal alanda sanayi gelişimi, Köy Enstitüleri ile birlikte devam etseydi bugün kırsal alan nüfusu toprağını tek edip kent varoşlarına sığınmak zorunda kalır mıydı?

Bilgilerinize sunduğumuz diyagram, Türkiye’nin kendisini besleyemez duruma gelmesinin nedenini açıklıyor. 1950 yılında Gayri Safi Yurt Geliri içinde tarım sektörünün ağırlığı %50 idi. Kırsal alan nüfusu iç göç nedeniyle 1990 yılında kent nüfusuna eşit duruma gelecek kadar azalışa uğramış ve 2010 yılında kırsal alan nüfusu 25 milyonda kalırken kırsal alandan 25 milyon kişi kentlere göç etmezdi. Bugün İstanbul’un nüfusu 15 milyona, Ankara’nın ki 10 milyona çıkmış bulunmaktadır. Köy Enstitüleri yok edildiği içindir ki, kırsal alan makineli tarım tekniği dışında kalmayı sürdürerek kendisini besleyemediği için yazgısını kent varoşlarında aramaya başlamıştır.

Bugün kent varoşlarındaki nüfus ne kentli ve ne de köylüdür ve siyasal bilinçten yoksunlaştırıldığı için fasulye-bulgura siyasal geleceğini AKP’nin ellerine teslim etmeye başlamıştır.

Kırsal alan yaşlanmış ve üretken gençleri kent varoşlarına sığınmış yazgılarını siyasal iktidarlara teslim etmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün çağcıl kimsesizlerin kimsesi Cumhu-riyetinde iktidara gelen AKP türü çağ dışı gerici partiler de onlara sahip çıkmayı değil “bulgur-fasulye” bağışlayarak oylarına sahip olmayı amaçlamaktadır.

Köy Enstitülerinin Yok Edilişi

20 Ocak 1954 günü Köy Enstitülerinin İlköğretim okul Kırsal alanda Köy Kentlerin öncülüğünde kendi geliş-mesinin kaynağı sanayi yaratılmış olsaydı, kenlerim köyleş-mez tersine köylerimiz kentleşirdi.arı ile birleştirilmesi” yasa gündeme girer. İlk sözü Ahmet Morgül adındaki Demokrat Parti Rize milletvekili alır ve şunları söyler:

1940 yılında Türk köyünü kültür, ziraat, sanayi, sağlık ve sosyal yardım bakımından kalkın-dırmak maksadıyla kurulmuş olan Köy Enstitüleri, Öğretmen okullarını rağ-betten düşür-müştür. Köy enstitülerinin durumuna göz atacak olursak, görürüz ki, köyün ve köy bünyesinin esaslı bir şekilde tetkik edilip ihtiyaçları ve şartları tespit edilmeden, programları ve kitapları hazırlanmadan, eğitim ve öğretim unsurları yetiştirilmeden muazzam ve birkaç başlı gaye etrafında faaliyete geçen bu müesseseler ilk öğretimde bir buhran, bir hercümerc yaratıştır. Bu suretle malumu olduğu veçhile yıllarca bu milletin milyarları heder olup gitmiştir. İşin daha feci tarafı bir verem mikrobu gibi daim zaif ve buhranlı bünyeleri arayan sol cereyanlar da maalesef birçok yerlerde bu müessesenin bünyesine sokulmak istenmiştir. Şunu hemen ilave edelim ki, iktidarımız zamanında bu mevzuda gösterilen hassasiyet ve aksülamel ve tedbirler sayesinde bu mızır faaliyet, bu müesseselerin bünyesinden atmış ve bugün Köy Ens-titülerinden mezun olarak çalışmakta olan gençlerimiz, milliyetçi, vatansever, tertemiz vatan evlatları olarak vazife görmektedirler. Köy Enstitülerine giren köy çocukları burada hem bilgisini arttırmak mecburiye-tindedir hem de bir çiftçi gibi ziraatla uğraşarak ziraat öğrenecektir. Öğretmen olarak hem ziraat ve sanat öğreticisidir. Bu zavallı gençler bunların hepsini muhaza edelim derken hiç birini muhafaza edilmemiştir.

Rize milletvekili Ahmet Morgil’den sonra Millî Eğitim Bakanı Rıfkı Salim Burçak söz almış ve Köy Enstitülerinden övgüyle söz ederek, öğretmen okullarıyla bir-leştirilmesi gereğini şu sözleriyle açıklamaya çalışmıştı:

Şimdi, müşterek bir hizmetin ifasında vazifeli olan bu öğretmenler arasında, enstitü mezunu ile, öğretmen okulu mezunu arasında, kanunlarla ihdas edilmiş büyük farklar mevcuttur. Bu iki menşeden, bu iki kaynaktan gelen öğretmenler arasında, tayinleri, terfikleri, tecziye usulleri, çalışma tarzları, mecburî hizmetleri bakımından büyük farklar vardır. Enstitü mezunu öğretmenler 105 lira ücretle tayin edilmektedirler ve 3 sene ile 6 sene arasında staj görnektedirler. Öğretmen okulu mezunları 20 lira ile başlar ve 1 sene ile 3 sene arasında staj görürler. Tecziyeleri bakımından enstitü mezunu olan öğretmenler 4274 sayılı kanuna tâbi mezunları ise 4357 sayılı kanuna tâbidirler. Böyle olunca her iki çeşit öğretmenlerin,yani enstitü mezunu öğretmenlerle öğret-men okulu mezunu öğretmenlerin disiplin kurulları ayrı, ceza hükümleri ayrıdır. Çalışma yerleri bakımından da aralarında çok farklar vardır…

Biz, yüksek huzurunuza getirdiğimiz bu kanun tasarısı ile, yetiştirildikleri müesseselere göre öğretmenler ara-sında kanunla ihdas edilmiş farkları bertaraf etmek istiyoruz.

Köy Enstitülerini ters yüz edecek yasa tasarısı Millî Eğitim Komisyonunda görüşülürken ilk maddesi her halde komisyona üye olan CHP milletvekillerinin etkisiyle

Köy Enstitüleri ile İlk öğretmen okulları İlköğretmen

okulları”adı altında birleştirilmiştir, biçiminde değiştirilmiş yani korunması sağlanmıştı.

Milli Eğitim Bakanı Rıfkı Salim Burçak o nedenle Bütçe Komisyonunun böylesi değişiklik yapmasına karşı çıkmış şu konuşmayı yapmaya gereksinim duymuştu.

Bütçe Komisyonu “Köy enstitüleri adı il öğretim okuluna çevrilmiştir” şeklinde maddeyi değiştirmiştir. Hükümet in kabul edilmesini rica edeceğim, şu sebeple ki, işin bunyesinde, mahiyetinde değişiklik vardır. Bu iki müessese birleştirilmiştir. Bu mânayı ifade etmesi bakı-mından Hükümet teklifinin kabul edilmesini istirham edeceğim.

Fakat, ne yazık ki, ki, Milli Eğitim Komisyonu başkanı Trabzon milletvekili Mustafa Reşit Tarakçıoğlu,

Komisyonumuz, Milli Eğitim Vekilinin sebeplerini izah ettiği mesele dolayı Hükümet teklifini aynen kabul etmiştir, diyebilmiş ve Bakanın isteği üzerine o madde,

Köy Enstitülerinin adı, “İlk Öğretim okulu”olarak

değiştirilmiştir, biçiminde karara bağlamış oldu.

Oysa tasarının o birinci maddesinin tekrar komisyonda yeniden görüşmesi eğer Komisyonun değişikliği kabul ediyorsa Mecliste yeniden görüşmeye açılması gerekirdi. Millî Eğitim Bakanının ricasını Komisyonda görüşmeye açıladan Komisyon Başkanı’nın kabul etmesi yanlıştı, yetki aşımıydı; Köy Enstitülerinin kurucusu olan CHP buna karşı çıkmalıydı. Özellikle CHP Grup Başkan Vekili Faik Ahmet Barutçu, komisyon başkanının bu tavrını eleştirmeli ve Köy Enstitülerinin yok oluşuna karşı sessiz kalmamalıydı. Ne yazık ki, Köy Enstitüleri TBMM’de sahipsiz ve savun-masız bırakılmıştır. Köy Enstitüleri öğretmen okuluna dönüştürüldüğünde üretim ile öğrenim arasındaki bağ kopacak ve kırsal alan okullarında da kent okulları gibi ezbere dayalı kara tahta öğrenimi başlayacaktı.

Köy Enstitülerinin üretimle eğitim birlikteliğini öngören yapısı, zaten doğal olarak farklı yasal koşulları gerek-tiriyordu. Kuruluş yasalarının farklı olması, uygulanan eğitimin farklı olmasının gereğiydi. Bu gerçeği açıklayan bir CHP milletvekilinin sesini duyan olmadı! Eğitimin amacı farklı olduğu için, Böylesi yapısal fark doğal olarak iki farklı eğitin kurumu için yasaları da doğal olarak farklı olacaktı. Bu farklıkta kusur arayarak farkı bertaraf etmek için Köy Enstitülerinin bertaraf edilmesi gerekmezdi. Nitekim öyle oldu. Ülkemizde kültür yozlaşmasının baş-langıcıydı.

Köy Enstitülerini bertaraf eden yasayı Rize milletvekili Ahmet Morgil ile Milli Eğitim Bakanı Rıfkı Salim Burçak, acaba Demokrat Parti’nin toprak ağalığının savunucusu olduklarını sonradan farkına vardılar mı bilemiyoruz.

CHP’den yasaya karşı çıkılmaması da kurdukları Köy Ens-titüsü’nün bertaraf edilmesinden yana olduklarını kanıt-lamaktaydı.

Köy Enstitüleri’nin Yok Edilişi Sonuçları

Öğretmenler Dünyası dergisinin Mayıs 2006 günlü 317’nci sayısında emekli eğitim uzmanı Mehmet Emirali oğlu ile yaptığımız söyleşide “İç göç nedeniyle Köylerin boşalarak yaşlandığını ve Köy Enstitülerinin yeniden oluşumunun ola-naksızlığını dile getirirken şunları vurgulamıştım:

Köy Enstitülerinin fiziksel yapısına hem demografik hem de teknolojik açıdan talep yaratmak olanağını yeniden yaratmayı, Köy Enstitülerine özlem duyarak o kurumları yeniden canlandırmayı değil, o kurumların amacını, eğitim düzeyini ve yöntemini ilköğretim okullarında model olarak uygulamamız daha gerçekçi olacaktır... Köy Enstitülerinin fiziksel yapısını değil, onun felsefesini ve yöntemini yeniden yaratabilmek… Zihinleri yaşamın gerçeklerinden kopuk bilgilerle dolduran yöntem artık bırakılmalıdır.

Bu düşünceyi bugün de savunmalıyız. Eğitimin her aşamasında, Köy Enstitülerinin yöntemi örnek alınarak uygu-lanmalıdır. Yani tüm okullarımız kent köy ayırımı yapılmaksızın Köy Enstitüleri gibi olabilmelidir.

Eğer Köy Enstitüleri ve Halkevleri kapatılmamış olsaydı bugünkü kültür yozluğunun pençesine düşmezdi Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti. Bilimin en gerçek yol gösterini olduğu ilkesinin yerini medreseleşen üniversitelerimiz almazdı. Bir öğretim üyesi Prof. olan kişi “Cinler ışık hızıyla dolaşmaktadır, Malazgirt Meydan savaşında doğan bir cin aramızda dolaşabileceğini, kita-bında yazmış olsaydı (2007) kendisini o ünivesitenin kapısı dışında bulurdu.

Bilgiyi üretime dönüştürmeyi ve yararlı duruma getirmeyi bizlere Köy Enstitüleri öğretti. Benim ikinci okulum Halk-evleriydi. Çağdaşlaşmanın öncüsü bu iki kurum ihanete uğramasa ve yok edilmeseydi, ülkemiz bugünkü karmaşayı yaşamaz, emperyalizme boyun eğen siyasal iktidarlar döne-mi başlamazdı.

Osmanlı ekonomi dışında kaldığı sanayi devrimini gerçekleştiremedi için, tarihin tozlu sayfalarında kayboldu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bilişim devrimi ile tanış-malıdır. Bu tanışmayı, ezberlemeyi yadsıyan sorgulamaya açık deneysel eğitim sağlanabilir.

Koy Enstitüleri yok edilmeseydi tarım sektörü çöküntüye uğramaz kırsal alan nüfusu tarımsal sanayiyi kendisi yaratmış olurdu. 1980 tarım nüfusu toprağını rerk ederek kent varoşlarında ktidarın bulguruna fasulyasına avuç açmazdı.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail