Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 106 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

OSMANLI FAŞİZMİNİ GERİDE BIRAKAN İTTİHAT VE TERAKKİ İKTİDARININ FAŞİZMİ

BÖLÜM 4

OSMANLI’NIN FAŞİZMİNİ GERİDE BIRAKAN MEŞRUTİYET ’İN İTTHAT VE TERAKKİ İKTİDARI

Ali Nejat Ölçen

Bu satırları yazan kişi, unuttuğu eski yazıyı yeniden öğrenerek, Ankara Kumrular Sokak’taki Millî Kütüphane’de (1980-82) 2500 sayfayı aşkın Meclisi Mebusan tutanak-larını incelemiş ve kayıtlar alarak “Osmanlı Meclisi Mebu-sanı’nda Kuvvetler Ayrılığı ve Siyasal İşkenceler” adıyla kitabın ilk baskısını, kurucu üyesi olduğu AYÇA Yayın Kurumu üstlenmiş ve fakat dağıtımı yasaklanmıştı. İkinci baskısını 2000 yılında Güldikeni Yayınları üstlendi.

Türkiye Sorunları kitap dizisinin 106’ncı sayısını faşizm konusuna ayırmamızın bir nedeni var. Toplumumuz geneli unutarak ayrıntıları tartışmaya alıştırıldı. Tartışmalarda da ne yazık ki, kimin ne söylediğine bakılmaksızın karşılıklı eleştiri atışmasına dönüştürüldü. Bunun Basında’da ve e-mail iletilerinde de sayısız örneklerine tanık olanlar, Türki-ye’mizin geleceğinden kaygı duymaya başlayabilir. Kültür sığlığının en acı örneklerini yaşamaktayız. İslam dünyası ve Türkiye’miz dışında Batı’nın hiçbir ülkesinde ayrıntıların bu denli önemsenerek tartışıldığına ve karşılıklı suçla-maların kaynağına dönüştürüldüğüne tanık olamazsınız.

Ayrıntıların temel alınmasında en önemli sakınca o ayrıntıların militanını üretmesidir. 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri’nde siyasal parti genel başkanlarının tümü parti-lerinin militanı gibi iktidarı ya da rakip gördükleri partiyi suçlamayı temel aldılar ve Türkiye’nin esenliği için dile ge-tirdikleri öneriler de gerçekleşmesi olanaksız düş ürünü umut dağıtımı ötesine geçmedi.

Ekonominin ve dış siyasetin öğretim üyelerinin suskun-luğunu da anlamak olanak dışı. Türkiye’mizin sorunlarının tümü çözümsüzlüğün darboğazında sahipsizlik içindedir. Bir gün Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kamu görevlilerinin aylıklarını ödeyemez duruma geldiğinde kimse şaşırmasın.

Bu neden böyle? Türkiye Sorunları kitap dizimizin 106’ncı sayısında faşizm’i temel sorun almamızın nedeni var. Toplumun genlerine tahrip gücünün temeli olan faşizim sinmiş görünüyor.

Bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) DPT’deki görevi nedeniyle yeryüzünde pek çok Batı’nın ve İslam dün-yasının toplumlarını ve bireylerini yakından tanıma olanağı buldu. Örneğin İslam’ın en modern ve çağcıl örneğine Sri-Lanka’da ve en ilkel koşullarına da Irak’ın Kerbelâ sem-tinde rastladı.

Batı’nın hiçbir ülkesinde konuşurken ya da oynarken ağaçtan yaprak koparan bir tek çocuğa rastlamamışınızdır. Oysa bu satırları yazan kişi. 1982 yılından bu güne kadar ORAN semtinde ve kendi memleketi Niksar’da konuşurken ağaçtan yaprak koparmayan bir tek çocuğa (kendi yeğenleri dahil) rastlamamıştı.

-Niye ağacın dalından yaprak kopardın?

Yanıt:

-Hayır koparmadım

-Elinde yaprak var.

Ağacın dalından yaprak kopardığının farkında değil.

Neden? Çünkü:1620 yılında Osmanlı, Lehistanı at üstünde elde kılıç kuşattığında o ülkede Kepler adında birisi gezegenlerin güneş çevresindeki eliptik yörüngesinin matematik hesap-larını yapıyordu. Osmanlı, bizlere 500 yıl kılıç kullanma görevini verdiğinde Batı kalem kullanmaya başlamıştı. Kılıç kullanan Osmanlı’nun torunlarının torunu Cumhuriyet Türkiye’sinde elbette ağaçtan yaprak kopardığının ayırtına varmayacak ve iktidara geldiğinde eleştiriye kapalı zorba yönetim biçimini uygulayacaktır.

Bu yazdıklarım, Meşrutiyetle başlayan siyasal yaşamda 2000’li yılların faşizminin en kaba, en acımasız örnek-lerini kanıtlamaktadır. Osmanlının son 500 yıllık tarihinde yaşanan faşizminden 1950’ler Türkiyesi kendisini kurtaramamıştı. Örneğin:

1.Sultan Hamit II’yi Aratan İttihat Ve Terakki İkti-darının Faşizmi. (İktidar İçinde Kayıt Dışı İktidar)

Meclisi Mebusan tutanaklarından bugünkü dilimize dönüş-türerek aktardığım bilgiler, İttihat ve Terakki iktidarının gizli kayıt dışı örgüt kurarak eleştirileri, işkencelerle, tutuk-lamalarla önlemeye çalıştığını gösteriyor. AKP iktidarının 2000’li yıllarda oluşturduğu kayıt dışı iktidarın bir benze-rinin 100 yıl önce İttihat ve Terakki iktidarı da oluştur-muştu.

Meclisi Mebusan’ın 19’uncu Birleşiminde 23 Aralık 1910 günü, Gümülcine Mebusu İsmail Hakkı Bey’in önergesi okunmuştu. Neler yazmıştı İsmail Bey, okunan önergesinde? Sadrazam (Başbakan) İbrahim Hakkı Paşa hakkında bir gensoru önergesiydi bu; İttihat ve Terakki iktidarının faşizminden yakınıyordu:

Demokrat Fırkası Genel Sekreteri Fuat Şükrü Bey, Bakanlar Kurulunu özellikle İçişleri Bakanlığını eleştiren bir yazısı üzerine tutuklandı. Muahede gazetesi yazarlarından Pertev Tevfik Bey, gazetesinde yayınlandığı bir söyleşisinden ötürü hapse atıldı. Hamit Suphi de adı geçen gazetenin yazarı olmaktan ötürü tutuklandı. Gene Sosyalist gazetesi müdürü ve yazarı Hasan Hilmi ve İnsaniyet gazetesi sahibi İsmail Faik beyler tutuk-lanmaya uğradılar.

23 Aralık 1910 günlü o Birleşimde Gümülcine Mebusu İsmail Bey’in bugünkü dile çevirdiğimiz önergesindeki bu sözleri, bugün AKP iktidarının eleştiriye dayanıksızlığını, eleştiri karşısında karşısındaki şiddete başvurmasının 100 yıl önce benzerini sergilemekteydi. Çok partili döneme geçmiş olan 1910’lu yılların Osmanlı Meşrutiyetinde, İttihat ve Terakki İktidarı bu günkü AKP gibi meşruiyetini yitir-meye başlamıştı.

Gensoru önergesi hakkında ilk konuşmayı Bağdat Mebusu İsmail Hakkı Bey üstlenmiş ve şunları söylemişti:

Bendeniz bu önergenin reddinden yanayım. Bizim sıkıyönetimin tüm yaptığı işleri burada denetim altına almak ve kısıtlamak lâzım gelirse, örneğin Çerkez Mehmet Paşa’nın neden idam edildiğini de mi sorup tahkik edeceğiz (gülmeler ve gürültüler). Ben, kalem sahibinin kalemini ve onurunu korumayı isterim. Fakat ciddî kalem erbabının kalemini savunmak isterim. Ateşe, kana batırıp ülkeyi tahrip edenlerin kalemini hiçbir vakit burada savunacağımı tasavvur edemem (Alkışlar)

Abdülhamit Zehrabî efendi (Hama)-Namus sadece size özgü değil.

Şefik El Müyit bey (Suriye)-Yalnız sizsiniz, tanırız.

İsmail Hakkı bey (Bağdat)-Ben kendilerini tanımam. Bu kişiler hakkında hiçbir şey söylemem.

Ferit bey (Kütahya)-Söyledikten sonra, değil mi?

İsmail Hakkı bey (Bağdat)- Kalem sahiplerinin hepsi namuslu değildir. İçlerinde namussuz kimseler de olduğunu yadsıyacak kimse var mı? Rica ederim, bu denli aşırı olmayınız. O yayınları Sıkıyönetim heyecan uyandırıcı kabul ediyor. Sıkıyönetimin bu düşünce biçimi, bu yoldaki önlemlerini, soruşturma yürütülürken eleştirmeye ve suçlamaya hakkınız var mı? Eğer bunu eleştirmeye niyetimiz varsa, Sıkıyönetime gerek yoktur. Sıkıyönetim varken ve onun görevi hepimizin onayı altında iken, inceleme yaptığı bir sırada onun davra-nışını burada eleştirmek bence kabul edilir şey değildir. Bu biçimde Meclisi Meb’usan ülke düzensizliğine yar-dım etmiş olur, büyük sorumluluk altına girer. Bundan ötürü önergenin geri çevrilmesi gerekir.

Bağdat Mebusu İsmail Hakkı Bey’in iktidar yanlısı konuşmasına karşın azınlık Mebusu Boşo efendi sözlerine “Biz mi Sıkıyönetimden çıktık, Sıkıyönetim mi bizden çıktı” sorusuyla başlamıştı. Şunları söylediğini görüyoruz:

Eğer biz Sıkıyönetimi yapıtlamış isek ve eğer bugün Sıkıyönetim mahkemeleri (Divan-ı Harb-i Örfî), İçişleri Bakanlığından aldığı buyrukla gazeteleri tatil ediyorsa, o vakit biz bunu neden gensoru ile sormayalım. Ve neden bu işlerden ötürü onlardan sorumluluk istemeyelim. Eğer Sıkıyönetim bize emredecekse, bizim varlığımız hiçtir, hiçten aşağıdır. O koşulda Meb’us olduğumdan dolayı mahcup kalıyor, doğrusu utanıyorum. Çünkü ben Sıkıyönetim altında isem ne biçim Meb’usum. Sıkıyöetim benim elimde yani ulusal egemenliğin (Millî İrade’nin) elinde olmalıdır. Eğer biz Sıkıyönetimin elinde isek vallahi utanırım.

İlk baskısı 1982 yılında yayınlanan “İttihat ve Terakki İktidarı ve Siyasal İşkenceler” adlı kitabımızda şunları yaz-mıştım:

31Mart olayı (13 Nisan 1909) olarak anılan, şeriat yanlısı gericilerin başkaldırısı Mahmut Şevket komutasındaki “Harekât Ordusu” tarafından bastırıldığı zaman başvurulan Sıkıyönetim’in 11 Ağustos 1909 günlü Hattı Hümayun (Padişah buyruğu) ile 1911 Martı’na kadar uzatıldığını anımsamak gerekir. Bir bakıma İttihat ve Terakki iktidarı, sıkıyönetim koşul-larını, muhalefeti sindirmek amacıyla kullanılmaktaydı. Sıkıyönetim aslında İttihat ve Terakki’nin yapı-sına uygundu. O dönem,1980 sonrası Cumhuriyet Türkiye’sinin faili meçhul cinayetlerini anımsatır. Örneğin, 6 Mart 1909 günü, İttihat ve Terakki Cemi-yeti’nin şantaj yoluyla para aldığını yazan Serbesti gazetesinin başyazarı Hasan Fehmi birkaç dün sonra kimliği anlaşılmayan kişilerse öldürülmüştü.

Meclisi Mebusanın 18 Aralık 2.1.1911 günlü 20’nci Birleşiminde Dersim Mebusu Lütfi Fikri Bey konuşma-sında Mebus olan Rıza Nur’un tutuklanmasını da gündeme getirmişti::

İsmini söyleyeceğim. Bu kişi, Askere Alma Dairesi Başkanı Kurmay Albay İsmail Hakkıdır Bey’dir,demiş ve şunları anlatmıştı: İşte bu kişinin çevresinde toplananlar, gizli derneğin soruşturmalarının resmî ve fakat en faal üyesi olmak üzere bu işi üzerlerine almışlar. Efendiler görüyorsunuz ya iş aslında iki kat ağır kaydıyla başlıyor. Hatta efendiler bu dediğim o kadar belgeseldir ki, bendeniz Ağustos sonlarına doğru idi, Rıza Nur Beyin tutuklanması Temmuzdadır. Kendisini kimse ile görüştürmüyorlardı. Bilmem (Sadrazam.a.n.ö) Hakkı Paşa Hazretleri görüşebildi mi? Bendeniz de birkaç kez girişimde bulundum, başaramadım. Yalnız Ağustos son-larında yolda birine rastladım. Rıza Nur Beyle görüş-türüyorlar dedi. O vakit ben de sizin gibi düşündüm. Bu Divan-ı Harbe ait bir sorundur, dedim. Divan-ı Harp dairesine baş vurdum. Kenan Paşa ile o vakit tanıştım. Bu ara söylerim ki bu zat, bana saygı değer bir kişi olarak göründü. Bana dedi ki:Bu konuda size yardımcı olamam, Çünkü, gizli ekibin soruştur-masından resmen biz de bilgi sahibi değiliz. Bu soruş-turma bizim yönetimimizde yapılmıyor, bizde olmayan bir iş için sanığı görüp görmeyeceğinizle ilgili emir vermeye yetkili değilim.

Bu böyle olduğu gibi efendiler, yasa dışı olan soruş-turma ekibinin işlemlerinden bilgisi olmadığının kanıtı aynı zamanda sanıkların yargılanmaları esnasında da ortaya çıkmıştır. Sanıklar gördüğü zulüm ve işkenceleri anlattıklarında Divan-ı Harp Kurulu övünülecek bir davranışla acı duymuşlar, başlarını öne eğmişler, bir çok kez , bu soruşturma ekibine ait değil demek zorunluluğunu duymuşlardır...

Bütün bu işlemler gösteriyor ki efendiler, gizli dernek soruşturmasından Divan-ı Harp bilgi sahibi olmamıştır.

İttihat ve Terakki iktidarının Meşrutiyeti tersine çevirerek kayıt dışı iktidarın uygulayıcısı olduğunu açıklıyordu Der-sim Mebusu Fikri Lütfi Bey bu konuşmasıyla.Onun anlatımından iki önemli bilgi edinmiş ve bunu 1982 yılında yayınlanan fakat dağıtımı önlenen kitabın ilk baskısında şunları dile getirmiştim:

İttihat ve Terakki iktidarı, kişileri izleyen, tutuklayan ya da tutuklatan gizli ve yasa dışı Sultan Hamit modeli bir örgüt kurmuştur. Bu örgüt hükümete karşı olanların peşindedir. İkincisi, devletin güvenlik kuvvetlerinde zulüm ve işkence yapılmakta, buna karşın Sıkıyönetim daha yasal ve insancıl davranmaktadır. Ayrıca bir mebusun tutuklanması ve hatta kimseyle görüştürülmemesi de ilgi çekici bir olaydır Sultan Hamit’i tahttan indirip Meşrutiyeti getirmek için yaşam.larını ortaya koyarak uğraş vermiş bir siyasal partinin gizli örgütler kurarak kişileri izlediğini, suçlama tutanakları düzenlettirdiklerini görüyoruz. Sultan Hamit gitmiş onun bıraktığı metodlar yürürlüktedir.

Meclisi Mebusan’ın 2.1.1911 günlü Birleşiminde Dersim Mebusu Fikri Lütfi Bey’in sessizlik içinde dinlenen konuş-masında:

Her şey ortaya çıkacaktır, diyordu elindeki kanlı sopayı göstererek, şu gördüğünüz kanlı sopanın da orada çaresizler üzerinde kırılmış olduğu anlaşılacaktır. (bir kamçı göstererek) şu gördüğünüz kamçının da hapis-hanedeki görevlilerin kamçısı olduğunu ve bunun ile sanıkların size ispat ederim ki dövüldüğü meydana çıkacaktır. Gene efendiler ispat ederim ki (bir zarfın içindeki cismi göstererek) şu gördüğünüz ufak şey işkence edilen bir adamın parmağından düşmüş bir tırnaktır. Bu kadar kesin ve açık suçlamalar karşısında sanırın namuslu bir kabine Anket Parlamenter aleyhinde bulunamaz....Şimdi iş size kaldı.Düşününüz, oylarınızı veriniz, fakat rica ederim her şeyden önce oğullarınızı, torunlarınızı düşününüz, onları babalarına, dedelerine ait bir hatadan utandırmayacak bir oy veriniz, bunu rica ediyorum. (Sol taraftan şiddetli alkışlar ve sağ taraftan alkışlar)

O günkü birleşimde Edirne Mebusu Rıza Tevfik Beyde söz almış ve İttihat ve Terakki iktidarını şu sözleriyle eleştir-mişti.

Efendiler, Lütfi Fikri Bey’in uzun açıklamalarını dinle-diniz. Bugün ülkede bir feryat var. Bu bir gerçektir. Ben işitmedim diyemezsiniz. Bu feryadı herkes işitiyor. Hatta hükümetle ilişkisi olmayan, hapishanelerle ilişkisi olmayan yöreler feryadı işitiyor. Bunu sadece biz değil yabancılar da işitiyor...Ulusun güvenine ulaşmış olan Meclisi Mebusan’nın oluşturacağı soruşturma kuruluna Meclisin razı olmayışı garip! Hiçbir yetkisi olmayarak ahaliden böyle bir soruşturma ekibi meydana getiriyorlar da, ulusun vekillerinden bir soruşturma kurulu oluşturulmuyor... Dışardan işittiğimiz feryatlar da bizim güvenmeyişimize güç katıyor. Ondan ötürü soruşturma istiyoruz. Meşrutiyet yanlısı ülkelerde daima yapılmaktadır. Benim görüşümce bir felaket var. o da gerçek hükümetin hangi ellerde olduğuna dair bende kuşkular var. Acaba hükümet (hükümet üyelerini göstererek) şu sayın kurul mu? Bence değil. Acaba çoğunluk partisi mi? O da değil. Çünkü çok arkadaşlarımızda görüyoruz, diyorlar ki ne yapalım hakkınız var ama biz disiplini bozmamak için böyle oy veriyoruz. (Gürültü, red ederiz sesleri) Efendiler rica ederim, ben yalan söylemiş adam değilim.

Rıza Tevfik, o konuşmasıyla sanki 100 yıl sonra bizlerin tanık olacağı AKP iktidarını anlatıyordu. Meşrutiyet savı ile iktidara gelen İttihat ve Terakki iktidarı Meşrutiyeti nasıl ayaklar altına alıp çiğnemiş ise, demokrasi savıyla iktidara gelen Demokrat Parti de demokrasiyi yerle bir etmiş, 2000’li yıllarda adalet ve kalkınma savıyla iktidara gelen AKP ‘de adaleti ayaklar altına almış ve onu kendi siyasal ve nesnel çıkarlarını aracına dönüştürmüştü.

Gümülcine Mebusu İsmail bey de Osmanlı Demokrat Parti genel Sekreteri Demokrat Mustafa’ya yapılan işkenceyi şu sözleriyle dile getirmişti:

Bir rapor göstereceğim...Demokrat Mustafa hakkın-dadır. Demokrat Mustafa denilen adam (gürültü) dövül-dükten ve işkence edildikten sonra akıllı kişiler aracılığıyla bir doktora götürüldü. Bu rapor doktorun kopya defterinde vardır. (Oku, oku sesleri) Fransızcadır. Size içeriğini söyleyeyim: Diyor ki:”Böyle bir kişi getirildi. İnceden inceye muayene ettim. Şunları gördüm. Gögsü-nün ve kaburga kemiklerinin üzerinde sopa yarası oldu-ğunda kuşku edilmeyen büyük bereler gördüm. Kürek kemiklerinin iki yanında iki santimetre genişliğinde çürük gördüm. Gene bir başka aletle bükülme, yani çim-dirmekten doğan yaralar gördüm. “Babanzade Hak-kı bey ikircikli, kuşkulu ve zayıf düşünerek, bu demokrat Mustafa kendisini kusursuz biçimde dövdürdükten sonra doktora baş vurmuştur, diyecek kadar insafsızlık etmiş-tir”

Meşrutiyet ile birlikte iktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki cemiyeti, sadece kendisini korumayı amaç almış, bugün AKP faşizminin kökleri 100 yıl önce siyasal yaşamın kromozonlarına aşılanmış olmalı ki, 2000’li yıllarda bunun benzerlerini yeniden yaşamaya başladık.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail