Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 107 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

ATATÜRK'ÜN DEVLETİNE ÖZLEM

ATATÜRK’ÜN DEVLETİ‘NE ÖZLEM

Ali Nejat Ölçen

A-ÜLKEMİZDE ULUSAL KÜLTÜR’ÜN DOĞUŞU

Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimlerin iki temel özelliği var. Birincil özelliği evrim (gelişim) içinde gerçekleştirilmiş olmasıdır. İkincil özelliği kendisine özgü kültürünü kurumlaştırmış olması. Bu iki özelliği bir araya getirebilmiş bir başka devrime uygarlık tarihi tanık olamadı.

Sovyetler Birliği, Çarlık Rusya’sının kültürünü yadsıdı fakat kendi ideolojisinin kültürünü yaratamadı. O yüzden, 75 yılda yıkıma uğradı. Pushkin gibi bir şair ya da Dos-toyevsky, Turgeniyev, Nikolayevic Tolstoy, gibi romancı yaratamadılar. Ünlü öykücü Cengiz Aytmatov ise onlardan değil, bizlerden biri. Bolshoy Theater ile övünemezler, Ça-rlık Rusyası’nındır o ünlü sanatsal kurum. Sovyet Rusya, yaşlanan, çağın değişimine kapalı soysalizmin kültürünü yaratamadan kendi bürokrasisi tarafından yaşlanarak yıkıma uğratıldı.

Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Devlet,o Devletin Cumhuriyeti, o Cumhuriyetin kültürüne karşıt çabaların hiç birisi o kültürü yok edemedi, tersine kendileri tarihin çöplüğünde yok olup gittiler. AKP ve yandaşları aynı yazgıyı izleyecekler. Bu gerçeği:

Mısır’lı bir Tarihçi M.M.Şerif’ dilimize çevrilen “İslam Düşünce Tarihi” adlı kitabında şu gerçeği dile getirmişti:

Devletler doğar ve ölürler, fakat kültürler farklı dal-gaların karışmış sular gibi, hiçbir zaman organizmalar gibi doğup ölmezler. Eski Yunan, devlet olarak öldü, fakat ölümden sonra büyük bir Yunan kültürü dünyaya yayıldı ve hala Avrupa kültürü’nün içinde bir unsur olarak yaşamaktadır.

(Kaynak:M.M.Şerif,İslam Düşüncesi Tarihi,cilt 1;Türk-çe baskının editörü: Mustafa Armağan, İnsan Yayınları, İstanbul,1990,s.20)

a.Devrimlerin evrimsel boyutu

1.Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlının enkazı üzerinde çağdaş bir devleti kültürüyle birlikte yaratmıştır: Misak-ı Milli sınırlarının sahibi ulusumuz, tarihini bilmeli, öğrenmeliydi. Türk Tarih Kurumu o nedenle kuruldu. Eğer Hammer olmasaydı bizler Osmanlı tarihini öğrenemeye-cektik. Çünkü Osmanlı son 300 yıl kendi tarihini yaşa-mamış, Batı’nın ona yaşattığı tarihin altında ezilerek dış borç yükü altında kendisini yok oluşa sürüklemiştir.

Ulusumuz, Osmanlı’nın yasakladığı kendi öz dili Türkçe’yi öğrenmeliydi. Türk Dil Kurumu o amaçla kuruldu.

Sadece Şeyhülislam’ın denetiminde Camide bir araya gele-bilen ve başka mekânlarda bir araya gelmesi yasaklanan ümmet, uluslaşmalı ve Halkevlerinde bir araya gelebilmeliydi. 19 Şubat 1932 günü “Halk Fırkası Genel Sekreteri” Recep Peker ile Dr.Reşit Galip’in yaptığı konuşmalar kuruluş amacını açıklayan önemli belgelerdir. Genel Sekreter Recep Peker Halkevleri’nin kuruluş amacını o gün şu sözleriyle açıklamıştı:

Bu asırda millileşmek için, milletçe kitleleşmek için, mektep tahsilinin yanında ve ondan sonra mutlaka halk terbiyesi yapmak halkı bir arada ve birlikte çalıştırmak esasının kurulması lazımdır. Gençlik mütemadiyen yetişen ve yetiştiren bir çalışmanın içinde yaşatılmalıdır.

Bu konuşmasında önemli iki noktaya değinmekteydi: Anadolu’muz insanı, birbiriyle ilişki kurabilmeli, ortak kültürünün ürünlerini geliştirmeliydi. Ümmetin uluslaşma-sı ancak böyle sağlanabilecekti. Halkevlerinde bir araya gelen gençlerimiz yetişecekler ve kendilerinden sonra gelenleri de yetiştireceklerdi. Özetlediğimiz bu devrimlerin tümü, halkla birlikte halk için evrim sürecinde yani, kurumları oluşturularak, kendisine özgü kültürünü yaratarak gerçekleştirildi.

Cumhuriyetimizin ümmet bilincinden kurtularak ulusal bilince dönüşümüyle , sanayileşme sürecinde ancak kendi yazgısını kendi emeği ile kendisinin biçimleneceğini öğre-necekti ulusumuz.. Sanayileşmedikçe, emperyalizme karşı kendisini savunamazdı. Kırsal alan gençleri sanayi ürünlerini, çimentoyu, demir, cam, toprak, kum çakılı, kireç, harcı kullanabilmeli, beton ve makine ile tanışmalı ve bunlardan üç boyutlu bir yapıyı ortaya çıkarabilmeliydi. Köy Enstitüleri bu amaçla kuruldu. Öylelikle, kırsal alan gençleri kendi emeği ve o emekten doğan bilgi birikimiyle ken-disinin gerçekleştirdiği Okul adını alan üç boyutlu yapıda, ud ile, keman ile flüt ile, resim ile tanışmalı bilgi ve beceri edinmeliydi. Kendi kişiliğinin kendisine ait olduğunu kavrayarak, doğacak olan sanayinin içinde yer alabilmeleri sağlanacaktı. Köy Enstitüleri bu amaçla kuruldu. Kısaca özetlediğim bu dört kurum, Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerinin halkla birlikte halkın içinde sanayinin doğmasını sağlayacak evrimsel öncü kuruluşlar olacaklardı..

2.Eğitim, ilkokul-Lise-Üniversite düzeyinde determinizmin sorgulamalı deneysel eğitim düzeyine ulaştırıldı. Medenî (uygarlık ) yasası, Cumhuriyetin ilanı, TBMM kararı ile Hilafet ve Saltanatın kaldırılması, ümmet bilincinin ulusal bilince dönüşümü sağlandı. Bilim en gerçek yol gösterici olabilmeliydi.

.Türk Tarih Kurumunun öğretisiyle kendi tarihimizi,

.Türk Dil Kurumunun bulgularıyla Türkçe’mizi ve Türkçe düşünmeyi,

.Halkevlerinde bir araya gelebilmeyi, ortak ulusal kültürü-müzü yaratmayı,

.Köy Enstitüleri’nde sanayi sektörünün araç gereç ve ürün-leriyle tanışarak tarım nüfusunun sanayi toplumuna dönü-şümüne öncülük edecek bilgi ve beceri ile donanımlı ola-bilmeyi, öğrenmeliydik.

3.Tam bağımsız, kendine yeterli ekonomiyi ve o ekonomi-nin kurumlarını oluşturabilmeliydik. Mustafa Kemal’in 1923 yılında İzmir’deki İktisat Kongresinin açılışında bir tümcesini o güne kadar değil Osmanlı devletinde, Batı ülkelerinde de her hangi bir devlet ve siyaset adamının söylediğine kimse tanık olmamıştır.

Bütün programlarımız iktisat programından çıka-caktır demişti.

Kurduğu çağdaş devletin siyasal ve yönetsel programlarının iktisat programından nasıl çıkmış olduğunu açıklayarak konuya girebiliriz:

.Birinci aşama: Halkçılık Programı

Halkçılık Programı, TBMM’nin 18.11.1920 günlü birle-şiminde görüşülmüştü. 3.maddesi: Halkın iktisadi bilcümle şuabatında (dallarında) naili refah olmasının istihsalini” koşul görmüştü.

.İkinci Aşama:Ekonomi-hukuk bütünselliği

Mustafa Kemal’in birinci aşamadaki “Halkçı Programı” ikinci aşamada 1930 yılında hazırlanan “İktisadi Program”ı ile, “ekonomi+hukuk” bütünleşmesini sağlamayı amaç-lamıştı. 3’cü maddesinde bunu görmekteyiz:

Adalet, devletin bütün hayat ve faaliyet şubelerinde olduğu kadar ve bilhassa iktisadi hayat ve faaliyetin de temelidir. En iyi kanunlar ve adil hakimler, iktisadi teşebbüs ve inkişafın başlıca muhafızı ve müşevviki (özendiricisi) olmalıdır.

Öylelikle, iktisat ile hukuk bütünleşerek İktisadın Hukuku oluşturuldu. Şimdiki Türkiye’mizde bu hukuk, adaletten ve ekonomiden, üretimden koparıldı. Yeniden nasıl bütünleşecek? İktisat ile Hukuk siyasallaşmamalı ve adil gelir dağılımı, bölgesel gelir adaletsizliği iktisadi bütünleşmeyi ve gelişmeyi destekleyen hukuk yeniden yaratılmalı. Aslında bu ilke, “adalet mülkün temeli olmasının yanısıra, “mülkün yani devletin de adaletin temel olması”nı koşul görü-yordu. En iyi yasalar ve adil yargıçlar iktisadi girişimleri koruyacak ve özendirecekse, o devlet öylesi adaletin temeli olacaktır elbet. Oysa Mustafa Kemal Ata-türk’ün devleti şimdilerde adaletin temeli olmaktan çıka-rıldı, adaletsizliğin temeline dönüştürüldü. Hukuksuzluğun hukuku yaratıldı.

.Üçüncü Aşama:Milli Tasarruf ve Planlı Sanayileşme

1930 İktisadi Programı, iktisadın nasıl bir iktisat olması gerektiğini de bakınız 64. maddede nasıl betimliyor:

Milli iktisadın (ilk kez milli iktisat deyimi kullanılıyor) her şubede tesis, tevsi ve inkişafı için lazım olan sermayenin en bereketlisi milli tasarruftur.

Raporun bu bölümünde milli tasarruftan (1950’li yıllar sonrasında) nasıl ne amaçla vazgeçildiği, dış kredilerin üretim dışı savurganca harcandığı, borcun borçla ödendiği ekonomiye dönüşümün tarihsel sorumluluğu sağ kanatta yer alan gerici iktidarların omuzlarındadır. Özetle ve Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimleriyle:

1.Anadolu’ muzdaki ümmet, ulusallaşmış millileşmişti.

2.Emperyalizme karşı kendisini savunacak bilgi, bilinç ve kültürle donatılmıştı.

3.Tam bağımsızlığı sağlayacak sanayileşme sürecini yaratabilmişti.

4.Demokrasi kültürüyle ülkeye zarar veren siyasal partileri iktidardan uzaklaştırmanın araçlarına sahip çıkacak güce ulaşılmıştı.

Mustafa Kemal’in 1932 ve 1935 yıllarında hazırlanan sanayi planları Sovyet Rusya’da bile bir örneğine rastlanmayan yatırım projelerine ilişkin “fizibilite raporları” ile yürürlüğe girmiştir. O yatırımların tümü, ne kadar süre içinde kendisini ekonomiye geri ödeyeceğinin hesaplarına dayalıdır. Türkiye’mizde henüz İktisat öğrenimi ve fakülteleri yokken o hesaplar, Sovyetler Birliği’nde bile örneği olmayan bilimsel yöntemlerle hazırlandı ve uygulandı.

Mustafa Kemal, emperyalizme avuç açmadan, bunu başarmayı bir temel ilkeyle açıklamıştı: Beş Beyazlar Ekonomisi. Türkiye “bez, kâğıt, şeker, un ve çimento” olarak tanımlanan bu beş beyaz ürünü kendi emeği ve kendi tasarrufu ile yaratabilirse ancak o zaman tam bağımsızlığını sağlayabilirdi. Osmanlının 1913-14 yılında beş beyazlar, 518,9 milyon Mark olan dış alımın %53,4’ünü oluştururken 1932 yılında bu oran % 26,8’e indi ve kendine yeterli Milli iktisat böyle doğdu. Milli İktisat’ın sürekliliği için, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, nasıl örgütlenmeli ve hangi kurumları yaratmalıydı. Bu soruya Mustafa Kemal, iki temel kurum ile çözüm getirmişti:

b.Devrimlerin nesnel kurumsal boyutu

1. Ülkenin doğal varlığını tanımak: Bu amaçla 25 Nisan 1926 günü 3517 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile “Merkezi İstatistik Teşkilatı”nı kuruldu. Osmanlı Devleti, ülkemize ne kadar yağmur yağdığını, akarsularımızdan yılda kaç milyon metreküp su akıp gittiğini ve en düşük ya da en yüksek ısının nasıl değişime uğradığını merak etmeyen, bunu öğrenmeye gereksinim duymayan devletti.

2.Yeni devletimiz, Etibank, Sümerbank’ı kurarak doğa varlığını tanımalı ve üretime nasıl dönüştürüleceğini hesaplamalıydı.

3.İller Bankası’nı kurarak yerel yönetimlerin (yol, içme suyu gibi) alt yapı yatırımlarını milli tasarrufla finanse etmeliydi.

Bu üç temel kuruluş ancak genç kuşakların bilgi ve kül-türüyle yaşayabilirdi.

Yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kendi kültürünü yarat-malıydı.

1.Ulus kendi tarihini bilmeliydi: Türk Tarih Kurumu kuruldu.

2.Ulus Osmanlı’nın yasakladığı Türkçeyi öğrenmeliydi Türk Dil Kurumu bu amaçla kuruldu.

3.Gençler bir araya gelebilmeli, Anadolu kültürünü, sanatını folklorunu tanımalı, geliştirmeliydi. Halkevleri bu amaçla kuruldu. Halkın okulu olmalıydılar.

4.Kırsal alan gençleri, sanayinin temel nesnelerini tanımalı, onu kullanmalı ve üç boyutlu yapıya dönüştürürken okul denilen o yapı içinde öğrenim görmeliydi. Kırsal alanın feodal yapıdan kurtularak sanayi toplumuna dönüşümü ancak böyle sağlanabilecekti. Köy Enstitüleri bu amaçla kuruldu.

Ne yazık ki bu kurumlar ihanet çemberinde yok edildiler.

Ve bu bütünsellik sayesinde:

1.Bütçe dış açık vermiyordu.

2.Enflasyon söz konusu değildi. Enflasyona yer vermeyen ekonomi yaratılmıştı. Yaratılan ekonomi enflasyonun da çözümüydü.

3.Yatırımların finansmanı milli tasarrufla sağlandığı için, dış ticaret açığı söz konusu olmuyor ve o sayede 1 ABD doları 1.20 TL’de değerini koruyordu. TL’olan milli paranın gücü, onuru ve uluslar arası geçerliliği üst düzeydeydi, şimdiki gibi ayaklar altına düşmemişti. Yani ekonomi emperyalizme karşı kendisini koruyabiliyordu. Kamu İkti-sadî Kuruluşları bu amaçla yaratıldı. (AKP iktidarı tara-fından yok bahasına satıldılar).

Kemalist devrimler, teorisi, uygulaması kendi kültürü ve o kültürün kurumları yaratılarak evrim içinde gerçekleştirildi. Oysa Fransa’daki devrim, giyotinler işleyerek; Sovyet Rusya’da karşı çıkanlar Çar ailesi dâhil yaşamlarını yitirerek gerçekleşebildi. Tarihin ilk insancıl devrimidir Mustafa Kemal Atatürk’ün başardığı.

c.Kendine Yeterli Ekonomide Planlı sanayileşme

Mustafa Kemal Atatürk, İzmir’de İktisat Kongresinin açılış konuşmasında sözünü (1923) ettiğimiz İktisat Programının temel ilkelerini şöyle özetlemişti:

İstiklali tam için şu düstur var: Hakimiyeti Milliye, hâkimiyeti iktisadiye ile tersim edilme-lidir. Yegâne kuvvet, en kuvvetli temel iktisa-diyattır. Siyasi ve askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferle terviç edil-medikçe (taçlanmadıkça) semere, netice payidar (sürekli) olamaz.

Bugünün devlet ve siyaset adamları O’nun bu sözünü anımsayarak uygulamaya çalışsalardı şimdiki sorunların hiç birini yaşamazdık.

Mustafa Kemal’in kurduğu yeni devletin esası iktisat programından çıkacaksa, önce doğa varlığını tanımak ve sanayileşme sürecine adım atmak gerekeceğini belirtmiştik. O nedenle, 1925-1927 döneminde Sovyet Rusya’dan tarım uzmanları davet edilerek “Türkiye’nin Zirai Bünyesi”, 860 sayfa tutarında bir yapıt ile ortaya çıkarıldı. Örneğin, 1951 yılında kitap olarak basılarak dağıtımı sağlanan bu çalışmanın 557’nci sayfasında haşhaş’ın morfin, kodein, tebain ve papaverin oranlarının Anadolu’muzda en yüksek düzeyde olduğu anlaşılmıştı. Örneğin Hindistan’da morfin %4.6-8.9 İran’da 10.4-16 oranlarında iken Anadolu’muzda %10-28 oranındaydı.

O nedenle bu bitkinin, sağlık sektörüne katkıda bulunması amacıyla Alkoloid Projesi olarak sanayileşme planında yer alınmasına karar verildi. Mustafa Kemal Atatürk, yaşamını erken yitirip aramızdan ayrılmasaydı bu sanayi dalındaki yatırım kesinlikle gerçekleşir ve Türkiye’miz, afyonu tıp dünyasına sunmuş olurdu. 1924 yılında dünya afyon üretimi 8600 ton olarak tahmin edilmekteydi. Alkoloid için afyon talebi ise sadece 370 ton idi ve Türkiye bunun %61’ini karşılayacak bir yatırım projesine Mustafa Kemal sayesinde ikinci sanayi planında kavuşmuştu.

Sanayi planlarına alınan yatırım projelerine ilişkin fizibilite hesapları bilimsel açıdan üst düzeydedir. Örneğin alkoloid yatırım projesinde yılda 120 ton afyonun işlenerek 12 ton baz morfin üretilmesi öngörülmüştü. 120 ton afyonun dış satımıyla 944 000 TL. gelir sağlamak yerine onu alkoloid türevlerine dönüştüren yatırım projesiyle 1 454 000 Tl. dışalım geliri sağlanacağı yapılan hesapların sonucuydu. Ne yazık ki, bu yatırım projesi unutuldu.

İkinci sanayi planında bir önemli yatırım projesinin de linyit ya antrasit’ten sentetik benzin üretimi tasarımıydı. Çok önceler Batı dünyasında kömürden sentetik benzin üretimi düşünülmekteydi ve fakat buna ilişkin teknoloji ancak Almanya’da 1930’lu yıllarda keşfedildi. İkinci sanayi pla-nına böylesi bir yatırım projesinin fizibilite hesapları ile birlikte 1935 yılında girdiğini görüyoruz. İki seçenek ince-lenmişti. 1 kilogram linyit ya da antrasit kömürünün fiyatı X ise üretilecek sentetik benzinin,

1.Antrasit kömür katranından üretilen benzinin litre fiyatı: F="7.04+(0.113" X+0.113)/n

2.Linyit kömüründen üretilecek benzinin litre

fiyatı: F="7.22+1.15" X bulunmuştu.

Antrasit kömüründe katran oranının n="%8’den" az olması durumunda Linyit’ten üretilen benzinin daha ekonomik olacağı anlaşılmıştı. Linyit kömürünün birim fiyatı X="4" kuruş olduğu için üretilecek sentetik benzinin litre fiyatı 11.83 kuruş olarak bulunmuş, dış alım fiyatının 3 katı olduğu görülerek sanayi planına alınmamasına karar verilirken, Mustafa Kemal’in karşı çıkması ile plana alınmıştı. Musta-fa Kemal’e göre: İktisat meselesinden ziyade milli müda-faa mevzuu önemli idi.

İkinci Sanayi Planını (1935) İktisat Bakanı Celal Bayar, Meclise sunarak savunmuş olmasına karşı 1950 yılında Cumhurbaşkanı olduğunda İkinci Sanayi Planında savun-duğu bu yatırım projelerinden hiç birini anımsamamıştır.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail