Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 108 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

MAKBULE ÖLÇEN'İ YİTİRDİK

MAKBULE ÖLÇEN’İ YİTİRDİK

Ali Nejat Ölçen Makbule Ölçen’i, 69 yıllık eşimi, öteki yarımı yitirdim. Zihinsel yetersiz çocuklar da annelerini yitirdiler. Türkiye Sorunları kitap dizisinin 108.sayısını “ONA” armağan etmeyi düşündüm. Beni anlayacağınızı umuyorum. Bu kişisel, duygusal bir yaklaşım değil. Oğlumuz Demir’e ve dolaysıyla zihinsel yetersiz çocuk-larımıza yaşamını adamış kişiye duyulan saygının gereği.

Onun bir not defterinden, zihinsel yetersiz çocukların kendisi için ne ifade ettiğini anlatıyor şu tümceleri: Nejat bir gün “bana seni seviyordum ama şimdi seninle gururlanıyorum” dedi. En ufak üzüntümde bana sarılarak, yardımcı oldu. Zihinsel özürlü çocuklar insanlardan yalınız sevgi istedi:

Uzat ellerini ellerime
Seni hissedeyim
Bak gözlerime
Sevgini göreyim,

ZİÇEV GENEL BAŞKANI’NIN DUYURUSU: .

Sevgili ZİÇEV Ailesi Annemizi kaybettik, yetim kaldık. Onursal Başkanımız, aziz büyüğümüz Makbule Ölçen, 29 Ağustos 2015 cumartesi günü saat 07.00’de hayatını kaybetti. Cenazesi, 30 Ağustos 2015 pazar günü, ikinci namazını takiben Karşıyaka camiinden kaldırılacaktır. Ailemizin başı sağ olsun. Onun yaşamını paylaşan, son dönemlerinde tarifsiz bir özveri ve sevgiyle hep yanında olan muhterem eşi Dr. Ali Nejat Ölçen’e sabırlar diliyoruz. Sevgili Makbule Ölçen, aslında yalnız senin fani vücudunun bu dünyayı terk etti. Sen ölmedin; asla ölmeyeceksin. 1970 yılında minnacık bir fidan olarak diktiğin ağacı, geçen uzun yıllar içinde on binlerce zihinsel engelliyi ve ailelerini gölgesinde barındırdı. İşte sen bu görkemli ağacın yapraklarını, meleklerin ve senin izinden giden biz ZİÇEV gönüllülerin kalbinde yaşayacaksın. Ruhun şad olsun. Sonsuz yolculuğunda yolunu yıldızlar aydınlatsın.

Yönetim Kurulu adına Ülay Karakoç
Genel Başkan.

Bir Öğrencisinden Makbule Ölçen (30.09.2015) .

Barış Konor’dan: Çocukları Yetiştirme ve Koruma vakfının kurucu üyelerinden Müge Sonar’ın oğlu, Gazi Üni. Güzel Sanatlar Bölümü Öğretim görevlisi Barış Konor:

Bazı insanlar siz isteseniz de ölmezler. Vücutları toprağa girer sadece. Bugün öyle bir insanı, Mak-bule Ölçen’i uğurladık. Ama öldü mü? Sanmıyorum. Uğurlandı. Bir kişinin ölümü, dünyaya bıraktığı her şeyin unutulmasıyla olur. Makbule Ölçe’ in unutul-ması ise oldukça zor.

Bazı insanlar vardır, ilkeler yaşatırlar. Türk Tiyat-rosunda Afife Jale, Tük Havacılığında Sabiha Gök-çen, Türk resminde Sabiha Bengütaş, Türk tıbbında Safiye Ali kim ise, zihin engelliler ve yakınları için Makbule Ölçen odur. O dönemde saklanan “geri zekâlı”ların, bugünün saygı duyulan “zihin engelli leri” haline getiren O’dur. Kendi çocuğu merhum Demir Ölçen için bir çıkış yolu ararken, arkasında binlerce gözü yaşlı ve çaresiz ailelere umut ışığı olan kendi evladını toprağa verirken, oğlu gibi onbinlercesini yaşama bağlayan O’dur. İnandığı bir hedef için dişiyle, tırnağıyla, gözyaşlarıyla, çelik gibi sabırla, pamuk gibi anaçlığıyla, ısrarıyla, dürüstlü-ğüyle, inatçı yapısıyla, gerektiğinde çelik yumru-ğuyla, gerektiğinde idareciliğiyle çalışan, tüm bun-ların bedellerini de ödeyen yine O’dur.

Bugün ZİÇEV, 15 şubesi ve binlerce öğrencisiyle bir Türkiye Vakfı olabilmişse, Türkiye’deki insanlar zihin engelliliğin ne olduğunu öğrenmişse, öğren-cileri üretebiliyorsa, ilerleyebiliyorsa ve velileri için bir ışık, bir umut olabilmişse, hep Makbule Ölçen ve ona inananların, saygı duyanların sayesindedir. Bu Vakıf var oldukça, bu öğrenciler eğitim aldıkça ve ışık saçtıkça, Makbule Ölçen ölebilir mi? Sadece uğurlanır. Bazı insanlar siz isteseniz de ölmezler. **** .

Recai Tekin’in yazısı:
Sizin tekrar duygulanıp üzülmenizi istemiyorum. Mesajımda da belirttiğim gibi ne mutlu sizin gibi ömrünü topluma adayanlara. Faniler ölebilir ama eserleri onları sonsuza dek yaşatır.
Güle güle Halacığım,

Öz evlâtların gibi sevdiğin çocukların, seni uğurlamaya geldiklerinde hüzünlüydüler. Onlara verdiğin değeri yüreklerinin derinliklerinde hissediyorlardı sanki. Hiç konuşmadılar. Şaşkın gözlerle birbirlerine bakıp durdular. Cansız resmini kucaklayıp kimselere vermek istemediler. Hüzünlüydüler çünkü annelerini bir daha göremeye-ceklerinin ayırdına varacak kadar bilinçlenmişlerdi.

Devletin, üniversitelerin ve bilim otoritelerinin bile gerçekleştirmediklerini sen gerçekleştirdin. Geri zekâlı olarak nitelendirilen bu çocukların adını siz değiştirdiniz. Sen ve sevgili eşin Dr. Ali Nejat Ölçen ZİHİNSEL YETERSİZ ÇOCUKLAR deyimini terminolojilere kazan-dırdınız. Allah her ikinizden de razı olsun.

Yaktığın meşale hiç sönmeyecek.

Yetiştirdiğin, bir elin beş parmağından az hayırsever arkadaşın, başta sevgili dostun Ülay Hanım olmak üzere senden aldıkları feyz ile yükü omuzladılar. Onlara da huzurunda teşekkür ediyorum. Uğurlamaya geldiklerinde bir ablalarını kaybetmenin acısıyla, metanetle ve gururla senden söz ettiler. Senin karakterinden, azminden, engellerden hiç çekinmeden verdiğin mücadelelerden, yaşanmış anılar anlattılar. Devletin bile hor gördüğü bu çocukları eğitmek için kurduğunuz ZİÇEV (Zihinsel Yetersiz Çocuklar Yetiştirme ve Koruma Vakfı) in geçirdiği aşamaları seninle özdeşleştirerek anlattılar. Gururlandım.

Binlerce evladının yanında biri daha vardı. Yılların yoramadığı yorgun gözleri hep nemli, kaya gibi dik durmaya çalışan her zaman yanında olan can yoldaşın, senin Nejat'ın. Çok az eşin göstereceği sabır ve metanetle uzun süreli hastalığında hiç yorulmadan yakınmadan, kaşını kırıştırmadan ve sana hizmet etmekten keyif alan seni bir gün daha fazla yaşatmak için tüm varlığını benliğini ortaya koyan Nejat'ın.

Aziz naaşın toprağa verilinceye kadar başını dik tutan Nejat'ın. Üzerin örtülürken dayanamadı. O kaya gibi adam ufalandı birden kum taneciklerine dönüştü. Her bir parçası aşkınla titriyordu. Kendinden geçmişti. O an olan biteni kavrayamıyordu. Artık, nemli gözlerinden Porsuk Çayı boşalıyordu sanki. Sanki yaşanmış bir ömrü geri sararak izliyordu. Bizi duymuyordu. Bir tek sen vardın gözünde, yüzünde, yüreğinde.

Can yoldaşı, Makbule’si yoktu artık.
Ama biz biliyoruz ki Makbule’si hiçbir zaman ölmeyecek. Onun adı hep yaşayacak. Sağlığında açılışını sağladığı merkeze bağlı on dört okul sayısı katlanarak çoğalacak. Ve o okullardaki her zihinsel yetersiz çocuğumuzun kalbinde bir “Makbule” ruhu yaşayacak. Ne Mutlu sana Sevgili Makbule Ölçen. Ne mutlu sana Sayın Ali Nejat Ölçen Sizler hep örnek oldunuz ve öylede kalacaksınız. Güle güle sevgili Halacığım. Işıklar içinde ol...

CHP, E.Senato Grup Başkan Vekili Erdoğan Bakkalbaşı:
Makbule Ölçen’i yitirdik. Makbule Hanım salt, çok sevdiğim büyüğüm Ali Nejat Ölçen’in eşi değil, O Demir’in ve onun gibi yavrularımızın annesi, hepimizin saygı ve sevgisini kazanmış olağanüstü bir hanım idi. Kendi kardeşimi kaybetmiş gibi üzüldüm. Ancak, Makbule Ölçen’in Türk toplumuna her konuda örnek olarak yaşadığını ve bu yaşamın ürünlerini bıraktığını görmek en büyük teselli kaynağım oldu. Ölçen ailesinin toplumumuza kazandırdığı ve şu an bile en güçlü biçimde yararlı izler bırakmayı sürdürdüğünü görmek başka bir teselli kaynağımızdır. Hepimizin başı sağ olsun Erdoğan Bakkalbaşı. .

Emekli Yazın Öğretmeni Hami Karslı, Phanoria Dergisinin 8. Sayısında “ MAKBULE ÖLÇEN-İnsanlığa Adanmış Bir Yaşam”

yazısında onu şöyle anlatmıştı: “İçinde yaşadığımız toplumda sadece güzel olan çok kadın vardır. Sadece zeki olan kadın da çoktur. Ama hem güzel, hem zeki, hem de sosyal ilişkilerde mükemmel olan kadın sayısı çok azdır. Makbule abla böyle bir kadın tipidir. O,yaşamında birbirine zıt bazı duyguları bir arada yaşamıştır. Kendisini çok seven bir eşin ona verdiği mutluluğun yanı sıra, yaşıtlarından bir fazla kromozomu olan oğlu Demir’in farklı yaşamının acılarıyla yoğrulmuştur. Eşine iyi bir yoldaş, çocuklarına iyi bir anne, yakınlarına müşfik ve yardımsever bir dost olmuştur. Yoksulluk ve varsıllık acı ve sevinç karşısında, o soylu Zarakollar’ın bir bireyi olmanın onurlu davranışını sergilemiştir. .

Devlet Planlama Teşkilatı’ndan Uzman Saime Özden Tulunay’dan:

Değerli Ağabeyim Ali Nejat Ölçen, Sizin acınızı tahmin ediyorum. Bir ömrü beraber yaşamanın, iyisiyle kötüsüyle hatıraları paylaşmanın, son zamanlarında çektiği sıkıntılara çareler arayıp, çaresiz kalmanın ne demek olduğunu ben de biliyorum. Size söylenecek, hiçbir sözün yüreğinizdeki ateşi söndürmeyeceğinizi bilen bir kardeşiniz olarak, bayram yapmayacağınızı bile bile kutlamak istemedim.

Acınızı paylaşır, değerli eşinize Allahtan rahmet, Size ve diğer yakınlarınıza sabırlar dilerim. En derin saygılarımı sunuyorum. .

Prof. Dr. Metin Kazancı:
Makbule Ölçen’in vefatını öğrendim. Çok üzüldüm. Çok önemli, çok yararlı bir insandı. O okulu sıfırdan nerelere getirdi. Nur içinde yatsın. Ali Nejat ve tüm ZİÇEV ailesine başsağlığı ve sabırlar diliyorum, mekânı cennet olsun.
Atilla’nın babası Metin Kazancı. .

Sayın Tınaz Titiz:
Sayın Ölçen, eşinizin kaybını oğlunuzla görüşmüş ve taziyelerimi iletmiştim. Birkaç gün önce No.107 kitapçığınızı alınca hem teşekkür etmek ve hem de taziyelerimi tazelemek istedim. Yurt sevginizin ne denli güçlü olduğunu gösteren bu “hemen işe koyulmak” hasreti sanırım sizin neslinizin önünde eğinilecek bir özelliğinizdir. Tekrar baş sağlığı diliyorum efendim.

Sayın E. Coğrafya Prof. Dr. Emrullah Güney:

Değerli Üstadım, bilmeden vaktinizi aldım. Başınız sağ olsun. Üzüntünüz üzüntümüzdür. Kendinizi yormayın lütfen. Sizi seviyoruz. Her zaman gönlümüzde özel bir yeriniz var. İçten saygılarımı iletiyorum efendim.

Bolu Dağkent ZİÇEV kurucu temsilcisi ve Engelliler Spor Kulübü Başkanı Hikmet Manaz:

Hayatını çocuklara adayan yürekli eşinizi hüzünle değil alkışlarla uğurlamak istiyorum. Başınız sağ olsun. .

Sayın Oğuz Çetinoğlu:
Eşiniz Hanımefendinin vefatını, oğlunuz Dumrul Bey’in mektubundan öğrendim. Bir yakınımı kaybetmiş gibi üzüldüm. Allah rahmet eylesin. Rabb’imiz O’nu cenne-tiyle ve cemaliyle hoşnut etsin. Nurlar içinde yatsın. Zat-ı alinize, aileniz fertlerine ve bütün sevenlerine baş sağlığı ve sabırlar, size ve geride bıraktıklarına sağlıklı uzun ömürler dilerim. .

Sy. Mahmut Adem:

Benim için çok değerli imzalı kitabı elimde olan değerli eşiniz Hanımefendi’ye Tanrı’dan rahmet, başsağlığı diliyorum, ışıklar içinde yatsın. Çok uzaklardan sizi bu sıkıntılı günde telefonla aramak istemedim. Saygılarımla.

Sayın Attila Aşut:
Sevgili eşinizin ölüm haberini derin bir üzüntüyle aldım. İçten başsağlığı ve dayanışma dileklerimi iletiyor dayanma gücü diliyorum. Saygıyla, dostlukla

Sercan Ünsal:
Acınızı yürekten paylaşır, eşiniz merhumeye Allah’tan rahmet, Size tekrar sabırlar diler, saygılarımı sunarım. (Merhum CHP Erzincan eski senatörü, değerli dostum Niyazi Ünsal’ın oğlu) .

Üyemiz Ali İhsan Aklamaz:
Camiamızın başı sağ olsun. Makbule Hanımefendi kardeşimizin mekânı cennet olsun. Akraba, dost ve sevenlerine sabırlar diliyorum. .

Üyemiz Kadriye Öncü:
Annemiz büyüğümüz kurucumuz Sayın Makbule Ölçen’e Allah’tan rahmet diliyoruz. Bizlere gösterdiği yolda, ona yaraşır işler yapmaya devam edeceğiz. ZİÇEV ailesinin başı sağ olsun.

Elazığ şubemiz adına Mehmet Güleç:
Ortaya çıkaran ve onların rehabilitasyonu ile topluma kazandıran mümtaz kişiliği Sayın Makbule Ölçen’in vefatını duymak bizleri ziyadesiyle üzmüştür. Merhumeye Allah’tan rahmet dilerken, yakınlarına baş sağlığı diliyoruz. Mekânı cennet olsun. .

Üyemiz Tülay Sözen:
Sevgili ZİÇEV ailesi, acı haberi üzülerek öğrendim. Tüm vakıf camiasına başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Ayrıca hiçbir zaman yeri doldurulamayacak sevgili Onursal başkanımız Makbulu Ölçen’e de Allah’tan rahmet diliyor, sevgilerimi gönderiyorum. Ruhu şad olsun.

Vakıfımızı Denetim üyesi Sayın Ruşen Balta:
Makbule Hanım, bu vakfın kurucusu ve zihinsel çocukların eğitim konusunda bir öncü olarak çok değerli hizmetler yapmıştır. Onu daima hayırla yâd edeceğiz. Kendisine Allah’tan rahmet, kederli ailesi, sevenlerine tüm ZİÇEV ailesine başsağlığı diliyorum. Mekânı cennet olsun, nur içinde yatsın. .

Üyemiz Sayın Julide Çeliker:
Onursal Başkanımız, değerli varlığımız Makbule Hanına Tanrı’dan rahmet, sevgili eşine ve tüm sevenlerine sabırlar dilerim. Işıklar içinde yatsın. .

Üyemiz değerli Nejat Ceyhan:
Değerli Makbule Ölçen’in vefatını üzülerek öğrendim. Sayın Ali Nejat Ölçen ve tüm ZİÇEV ailesini baş sağlığı diliyorum. Işıklar içinde, mekânı cennet olsun. .Ü

Ü yemiz: Zeki Selenge:
ZİÇEV ailesine başsağlığı diliyorum. Merhumeye Allah tan rahmet diliyorum. .

Canan And:
Çok değerli Ali Nejat Bey. Acı haberi yeni öğrendim. Acınızı paylaşır, eşinize Allah’tan rahmet, size baş sağlığı dilerim. Işıklar içinde yatsın. Saygılarımla .

Ceyhun Balcı,
Saygıdeğer büyüğüm, Eşiniz Makbule Hanımefendinin ölümünü Aydınlık ve Sözcü’deki duyurulardan öğrendim. Başta siz olmak üzere ailenize başsağlığı diler, sabır dileklerimi iletirim
*****

Eşimin vefatı nedeniyle üzüntülerini ve başsağlığı dileklerini belirten Dr. Şehsuvar Savuran ve Hami Karslı ve Emekli Eğitimci Faruk Sükan, Dr.Turgut Özeke ve Emekli Yazın Öğretmeni Necdet Arslan’a, Şıhça Yavuz ve Ümit Sarıaslan arkadaşlarıma ve Niksar’daki yeğen-lerime teşekkürlerimi sunuyorum. Yeğenim Hülya’nın eşi Cihat Taşkın ricamın gereğini yerine getirerek, Niksarlı tanıdıklarımın yerel basın ve sosyal medya aracılığıyla üzüntülerini ve NİKSAR ve TOKAT gazetelerinde yayınlanan başsağlığı dileklerini bildirdiği için, kendisine ve de aşağıda adlarını yinelediği vefalı dostlarıma teşekkürlerimi sunuyorum:

. Niksar Belediye Başkanı Sy. Özdilek Özcan,
. Önceki dönem Niksar Belediye Başkanı Sy. Duran Yadigâr,
. ZİÇEV Niksar Şubesi Başkanı Vasfiye Lüleci,
. Niksar “Özel Makbule Ölçen Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi” Müdürü Seray Kaynar,
. TUDER- Tokat Turizm ve Tanıtma Derneği Başkanı ve “www.tokattanhaber.com” internet Gazetesi sahibi Sy. Kadir Özbilgin,
. Danişment Gazetesi sahibi Sy. Serhat Gümen, § Phanoria Dergisi sahibi Sy. Mümin Akgül,
. İzmir-Niksar Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Sy. Turan Öznet,
. İstanbul Niksarlılar Eğitim Geliştirme ve Dayanışma Derneği Başkanı Sy. Şafak Gümen,
. İzmir Güçbirliği Derneği Başkanı Sy. Ufuk Yurtseven,
. Niksar Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği Başkanı İsmail Özbek,
. NİKBED – Niksar Bedensel Engelliler Derneği Başkanı Adnan Ünsal,
. Ankara Niksarlılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Sy. Nurser Göze,
. Niksar Doğa Sporları ve Turizm Derneği Başkanı Sy. İlker Z. Melikoğlu’na Şükranlarımızı sunuyorum.

Eşimin vefatı nedeniyle çelenk gönderme zahmetine katlanan dostlarımıza da teşekkürlerimizi sunuyorum:

. Faruk Molu ve Ailesi.
. Arif Molu ve ailesi, .
. Karsu Tekstil San.Tic.A.Ş.,
. MOLU Enerji Üretim A.Ş,
. Dr.S.Sinav ve Meral Metin Molu,
. Nilgün Mahmutoğlu ve Nuray Çağıran,
. Kara Metropolitan Rotary Kulübü,
. Zihinsel Özürlüler Federasyonu,
. T.Sakatlar Konfederasyonu,
. Birol Aydın:T.Özel Sporcular Spor Fed.Bşk.,
. ZİÇEV Gölbaşı Genel Merkezi,
. İnci-Hasan İffet Cengiz,
. Zekiye Kahveci,
. Niksar ZİÇEV Şubesi,
. Mersin ZİÇEV Şubesi,
. Adana ZİÇEV Şubesi,
. Antalya ZİÇEV Şubesi,
. Kayseri ZİÇEV Şubesi,
. Adana ZİÇEV Şubesi,
. Bolu ZİÇEV Şubesi,
. İzmir ZİÇEV Şubesi,
. Elazığ ZİÇEV Şubesi,
. Samsun ZİÇEV Şubesi,
. Manisa ZİÇEV Şubesi,
. Tarsus ZİÇEV Şubesi,
. İstanbul ZİÇEV Şubesi,
. Tekirdağ ZİÇEV Şubesi,

MAKBULE ÖLÇEN’İN KISA YAŞAM ÖYKÜSÜ

1928 yılında Niksar’da doğdu. Babası Ömer Lütfi Zarakol, Niksar’ın ilk Müderris din görevlisidir. Ömer Lütfi Zara-kol, aydın bir din görevlisidir, Cumhuriyet’i kısa sürede benimsemiştir. Örneğin, Makbule Ölçen, Niksar’ın ilk okuyan kız çocuğudur. Ömer Lütfi Zarakol diğer çocuklarını da okutmak için hiçbir özveriden kaçınmamıştır. Oğullarından en büyüğü Remzi Zarakol, öğretmen olarak Niksar’ın Geyran (adı Yazıcık olarak değiştirildi) göreve başlarken, aynı zamanda Lise ve Ankara Hukuk Fakültesini dışardan bitirerek, İstanbul’da Adalar, Şişli, Beykoz Kaymakamı olarak görev yapmıştır. Zeki Zarakol, Harp Okulunu birincilikle bitirdiği için, Mustafa Kemal Atatürk kendisini, imzalı saati ile ödüllendirmiştir. Tevfik Zarakol, Askeri Tıb Fakültesini bitirmiş, İç hastalıkları uzmanı olarak Albay rütbesiyle emekliye ayrılmıştır. Avni Zarakol, Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdikten sonra, Ekonomi doktora tezini Zürich Üniversitesinde hazırlamış ve Hukuk Fakültesinde Prof. Dr. olarak görev almıştır.

Makbule Ölçen, İlkokulu Niksar’da ve Orta Okulu Tokat’ta 1943’yılında bitirdikten sonra, İkinci Dünya Savaşı nedeniyle Niksar’da hemen tüm erkek öğretmenler askere alındığı için, o yıl (1943) Niksar Gazi Ahmet İlk Okulunda öğretmen yardımcısı olarak göreve başlamıştır. Bir yıl süren bu görev sonucunda, Ağabeyi Zeki Zarakol’un yanında İzmir Kız Lisesinde öğrenimini tamamlamış, Niksar’a dönerek, aynı ilk Okulda bir yıl öğretmen olarak çalışmış, 1945 yılında Ali Nejat Ölçen ile nişanlanarak 1946 yılında Eskişehir’de yapımı yeni başlayan Porsuk şantiyesine birlikte gittikleri için, öğretmenlikten ayrılmak zorunda kalmıştır. İ

ki oğlu da Porsuk Barajında dünyaya gelmiştir.

Eşi Ali Nejat Ölçen, 1960 yılında yedek subay iken yeni kurulan Devlet Planlama Teşkilatına uzman olarak atanmış ve mühendislik alanını terk ederek 1961 yılında Alman-ya’da Kiel Üniversitesine Birleşmiş Milletler Bursuyla gönderildiği için, Makbule Ölçen de altı ay sonra Almanya’ya eşinin yanına gitmiş ve orada ilgisini çeken bir okulu ziyaret ederek, zihinsel özürlü çocukların özel eğitiminden 9 yaşına yeni girmiş oğlu Demir Ölçen’in de yararlanıp yararlanamayacağı sorusuna olumlu yanıt alınca, o okuldaki özel eğitim sistemini ayrıntılarıyla görme, izleme, özümseme olanağını bulmuştur. 1963 yılında Türkiye’ye dönünce, Ankara’da böylesi bir eğitim sisteminden oğlu Demir Ölçen gibi, öteki zihinsel özürlü çocukların da yararlanabilmesi için girişimlerde bulunmaya karar vermiştir.

1965 de kurulan ve aradan beş yıl geçmesine karşın eğitime başlamayan Geri Zekâlı Çocukları Koruma Derneğine 1970 yılında üye olur aynı yıl, derneğin Sağlık Sokak’taki binasında 4 zihinsel özürlü çocukla eğitime başlar. Bir süre sonra edindiği deneyimin yeterli olmadığını fark edecek ve Hacettepe Üniversitesine başvurarak, üniversitede Dr. Shirley Epir’in öğrencisi olacak, çocuk psikoloji derslerine devam edecektir.

Bununla yetinmeyecek, bir süre sonra da UYANIŞ dergisini çıkaracak, zihinsel özürlülük alanında uzman görüşlerine yer vermeye başlayacaktır. Bir dizi paneller düzenleyerek, zihinsel özürlülüğün eğitsel ve hukuksal sorunlarının tartışılmasının önünü açacaktır.

1990’da GTZ (Alman Teknik İşbirliği) tarafından Batı’daki özel eğitim kurumlarında inceleme yapmaları için eşi Ali Nejat Ölçen ile birlikte Almanya davet edilirler. Dönüşte Ölçen çiftinin Zihinsel Özürlülük alanına “ Özürlüler Hukuku” adında bir kitabı kazandırdıklarını görüyoruz. Bu yapıt kurdukları Vakfın 1 sayılı yayınıdır satış gelirleri Vakfa bağışlanmıştır.

Makbule Ölçen’in Özürlüler Yokuşu’nu tırmanırken, ülkemizde kimsenin farkına varmadığı bir alana imzasını atmıştır. Ağır zihinsel özürlü çocuklar da eğitilebilir ve kendi kendilerine bağımsız yaşayabilir. Sakat Çocuklar derneğinin Baş-kanı olduğunda adını “Öğretilebilir Çocukları Koruma Derneği” olarak değiştirir. Şimdi size Makbule Ölçen’in Özürlüler Yokuşu kitabından özet bilgiler sunuyoruz:

ZİHİNSEL ÖZÜRLÜ ÇOCUKLARIMIZ BİZİM ÇOCUKLARIMIZ

Makbule Ölçen 1970 yılına kadar ülkemizde zekâ düzeyi 50’nin altındaki çocuklar, tıbbın konusu kabul ediliyor, eğitimleri imkânsız görülüyordu. Eğitilemezler, “tedavi edilmeleri gerekir”, deniyordu. Bu düşünce yanlıştı. Oğlum Demir Ölçen, 1953 yılında doğduğu zaman et yığını gibiydi. Kemikleri yok sanırdınız. Çocuk hekimi Güzin Alganoğlu, Eskişehir’de en yakın dostumuz oldu. Demir “gelişecektir” demişti bize ve onu “akıllı oğlum diye seveceksiniz. Bakışlarıyla bile onu kim yadırgarsa, en yakınınız bile olsa buna izin verme-yeceksiniz”demişti. Demir Ölçen bugün kendi kendine yeterli ve kişilikli bir birey oldu. Ona uygulamaya başladığım eğitimden, başka çocuklar niçin yararlan masındı? Bu amaçla 1965 yılında kurulmuş olan “Geri Zekâlı Çocukları Koruma Derneği”ne üye oldum. Derneğin adı değişmeliydi. Eşimin önerisi kabul edildi ve derneğin adı “ Öğretilebilir Çocukları Koruma Derneği ” olarak değiştirildi. Sanıyorum bu tanımı Türkiye’de ilk kez biz yer vermiş olduk. Çünkü 1970 yılına kadar üniversitelerimizde zihinsel özürlülük konusu ele alınmış değildi.

İlk kez derneğin Ankara Sağlık sokaktaki binasının bir odasında zekâ düzeyi 50’nin altında 4 çocuğun eğitimiyle işe koyuldum. Amacım, ağır zekâ özürlü denilen ve hekimlerin tedavisine terk edilen çocukların da eğitim alabileceğini, günün birinde bağımsız yaşayabileceğini kanıtlamaktı. Onlara sevgi gösterilirse özürlü sandığımız zihninde sağlıklı bir noktayı keşfedebilirdik. Benim amacım, zihinsel özrün içinde sağlıklı bir alanı ortaya çıkarmak ve bunu ailesine kanıtlamaktı.

Bir yıl sonra yani 1971’de aynı binada iki odaya el koydum ve zihinsel ağır özürlü öğrenci sayısı 24’e yükseldi. Yakın dostumuz olan Mustafa Ekmekçi’yi rahmetle, özlemle anmalıyım. O bu girişimi Cumhuriyet Gazetesi’nde haber yapmış ve öğrenci sayısı 1972’de 33’e çıkmıştı. Artık derneğin iki odası bize yetmiyordu. Anneler, çocuklarını getiriyor, akşam vaktine kadar mutfakta bekliyor, kimi zamanda bana yardımcı oluyorlardı. O yıl Derneğin genel kurulunda beni dernek başkanı olarak seçtiler. Bahçelievler’de, bahçe içinde iki katlı binaya taşındık. O binada ancak 3 yıl kalabildik. Sahibi tarafından satıldı, satın alan kişi de bir gece yarısı zamanında binayı boşaltmadığımızı ileri sürerek, buldozerle binayı yıktırdı ve bütün eğitim araçlarımız kırıldı, parçalandı. Kendimi toz toprak, çamur içinde buldum. Neyi kurtarabilirdim ki?

Özürlüler Yokuşu adlı kitapta, zihinsel özürlülüğün acılarla dolu öyküsünü dile getirmeye çalıştım. Ancak bir kapı kapanınca bir başka kapı açılıyor. Devlet Planlama Teşkilatı’nda eşimin yakın arkadaşı Yılmaz Ergenekon’u da saygı ve rahmetle anmalıyım. Eryaman’da derneğimize 10 dönüm araziyi o sağlamıştı. Ne var ki kısa bir süre o arazi istimlâk edildi, elimizden alındı. İstimlak parası olarak Derneğimize 1975 yılında 10 milyon lira bedel ödendi, bu parayla Etlik’te iki katlı bahçe içinde harap bir bina satın aldık ve kısa süre içinde yani 1975 yılında yeniden eğitime başladık. 5 dershanede 55 çocuğumuz eğitim görmeye başlamış oldu. 1982 yılında bu sayı 152’ye yükseldi.

Eğitim, ne kadar erken başlarsa, çocuk o kadar yarar görüyordu. Özel eğitime 3 yaş grubundaki çocukları da almaya başladık ve 16 yaşına giren çocuklarımız için de bir öz bakım ünitesi kurduk.

Aslında zihinsel engelli bireyler için özel eğitim ömür boyu sürer, sürmelidir. Zihinsel özürlülük ne denli ağır olursa olsun, artık eğitim almıyor diye çocuklarımızı ailelerine geri göndermek yanlıştır, doğru değildir. Ne yazık ki, bugün bunu Milli Eğitim Bakanlığının Test bürolarındaki kadrolara kabul ettiremiyoruz. Dünyanın gelişmiş hiçbir ülkesinde bunun bir benzerine rastlanamaz. Devlet, zihinsel özürlü çocukların üzerinden tasarrufta bulunmamalıdır. Eğitim almıyor gerekçesiyle zihinsel özürlü bir bireyi eğitim dışı bırakmak, 21 yüzyılın Türkiye’sinde dev-letimize de yakışmaz. Zarar eden bankaları koruyan devlet, eğitim almıyor diye ağır zihinsel özürlü çocuğu gözden çıkarmamalı, bir yana atmamalıdır. Devletimiz, Anayasada yazıldığı gibi eğer sosyal hukuk devleti ise, eğitim dışına ittiği çocuğumuzu tekrar eğitim içine almalıdır.

Bugün en akıllı ve zeki bir kişinin yarın zihinsel özürlü duruma düşmeyeceğini hiç kimse ileri süremez. Milli Eğitim Bakanlığının kendisini bu insanlık dışı yanlışlıktan kurtar-ması en içten dileğimdir.

Zihinsel özürlülük öteki özürlülüğün hiç birine benzemez. Milli Eğitim Bakanlığı, 1960’lı yıllarda ilkokullarda zihinsel özürlü çocuklar için özel sınıflar açmıştı. 1985 yılında 517 adet özel sınıfta, 6851 öğretilebilir çocuk özel eğitim görmeğe başlamıştı. Ne yazık ki, kaynaşmalı eğitim adı altında, bu sınıflar da kapatıldı. Zihinsel özürlü çocuğumuz, normal çocukların, bulunduğu sınıfta, beceri kazanamaz. Önemli olan zihinsel özürün sakıncaları, çocu-ğun kazanacağı beceriyle giderilebilmektedir. Aile ve çevreye yük olmaktan kurtulması sağlanmalıdır. Bugün, eğitim ile yunus balıkları burnuyla top oynayabiliyor. Onları da kaynaşmalı sınıfta mı okutacaksınız? Kaynaşma, sosyal ilişkilerde, yaratılabilir.

Dershanede değil. Zihinsel özürlü bir çocuğumuza iki kere ikinin dört ettiğini öğretemezsiniz, öğretseniz de bir işe yaramaz. Fakat ona, ayakkabısını giymeyi, uyandığı zaman yüzünü yıkamayı, yatağını toplamayı, mutfaktan yemeğini alıp getirmeyi öğretirseniz onu topluma ve ailesine kazandırmış olursunuz. Zihinsel özürlü çocukların kaynaşmalı eğitim adı altındaki ilkokullardaki özel sınıfların kapatılması bağışlanamaz hatadır. Bu hatadan dönülmeli, ilkokullarda özel sınıflar açılmalıdır. İ

zin verirseniz “Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı”nı niçin, ne amaçla kurduğumuzu anlat-malıyım. Devletimizin sosyal hukuk devleti olmasının ön koşullarından biri de eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak olmalıdır. Zihinsel yetersiz çocuklarımız, ne yazık ki, eğitimde fırsat eşitliğinin dışına itilenler grubunu oluşturuyor.

16 yaş sonrası grubun Etlik’teki eğitim merkezinden uzaklaşması ve evlerinde eğitim dışı kalmaları zorun-luluğuna çözüm olarak vakıf kurmayı tasarlıyordum. Fakat bunu nasıl gerçekleştirecektik, mali olanaklarımız son derece sınırlıydı. 1982 yılında Vakfı kurduk, Maliye Bakanlığında Milli Emlak Genel Müdür olarak görev yapan Ahmet Çimen’e teşekkürü borç biliyorum. Gölbaşı semtinde Vakfımıza 155 dönüm araziyi o tahsis etmişti. O arazide zihinsel yetersiz çocuk ve yetişkinler için bir eğitim ve rehabilitasyon merkezi kurmayı hayal bile demezken, bir mucizeyle karşılaştık.

Almanya Cumhurbaşkanı olmadan önce sayın Weizsaeker, eşiyle birlikte Ankara’ya gelmişlerdi. Eşi bayan Weiszaeker için Dışişleri Bakanlığı bir program hazırlamak istemiş ve kendisinin arzusunu sorduklarında aldığı yanıtı yadırgamışlar: “Makbule Ölçen ile tanışmak istiyorum” demiş. Kim bu Makbule Ölçen? Kimse bilmiyor. O nedenle güvenlik görevlileri telefon rehberinden Ölçen ya da ona benzer ne kadar soyadı varsa tümünün kapıları çalınmış ve hiç birinin tanışmak istenen Makbule Ölçen olmadığı anlaşılmış. Benim konutun kapısı çalınıncaya kadar. 1983 Mart 28’nci günü evimizin kapısındaki zil susmak bilmi-yordu. İvediyle kapıyı açtım. Siyah giysileri içinde,tanımadığım iki kişiyle karşılaştım. Soyadınız “Ölçen mi” diye ordular. 30 Mart saat 15’de Bayan Weizsaecker, derneğinizde sizi ziyaret edecek” dediler.

Eşim, 1970’den 1983’e kadar dernekteki eğitim aşama-larını 8 milimetre renkli filme almış, kimi zaman semi-nerlerde bu filmi göstererek, kamuoyu oluşturmaya çalışıyorduk. Derneğimizde gönüllü çalışan ve çokta yararlı olan Frau Katerine, bu filmi Almanya’ya göndermiş, ZDF adındaki televizyon ekibi Ankara’ya gelerek, derneğin tüm çalışmalarını filme aktarmıştı. Berlin Belediye Başkanı’nın eşi Bayan Weizsaeker’i o program çok etkilemiş olmalı ki, derneğin Etlik’teki binasında bizlerle tanışma gereksinimi duydu. Yönetim kurulumuz ile birlikte kendisini karşıladık, çalışmalarımızı gördü, çok ta beğendi ve büyükelçinin hanımı Frau Negwer’e Gölbaşı Semtinde rehabilitasyon merkezi yapımını üstlenmesi dileğinde bulundu.

1986 Mayıs’ının 25’ni günü telefondaki ses, benim Makbule Ölçen olup olmadığımı soruyordu. Zihinsel Özürlü Çocukları eğiten derneğin başkanımıydım. “Evet” dedim. ‘27 Mayıs günü saat 10’da Federal Almanya Cumhur-başka’nın eşi, Bayan Weizsaeker sizi derneğinizde ziyaret edecekler. O gün kendisini kapıda karşıladık. Zihinsel özürlü öğrencimiz bir buket çiçek uzattı, Bayan Weizsaeker çiçeği aldı,eğilip çocuğun yanağını öptü. Kendisine böylesi ilgilerinden ötürü teşekkürlerimi sunduktan sonra “Sizi zihinsel özürlü çocuklarımızı annesi ilan ediyorum”dedim. Yanıma geldi yanaklarımı öptü. Duygulandım, o da duygulanmıştı. Aldığımız yardımların amaç için nasıl kullandığımızı anlamış olmalıydı ki uzattı çekte 10 000 DM.yazılıydı. Kendisine özel olarak hazırladığımız bir plaket ile üyemiz Canan Hanımın yapmış olduğu bir minyatürü sunduk, Bayan Weizsaeker’in minyatür tabloyu alırken gözleri yaşarmıştı.

Vakfımızın Gölbaşı Semtindeki Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi inşaatı Federal Almanya Ankara Büyükelçiliği tarafından inşa edildi. Böyle bir katkı olmasaydı, vakfımızın bu günlere gelmesi çok gecikirdi. Çünkü kendi devle-timizden yardım görmek bir yana, zararları oluyordu. Örneğin kamuya yararlı vakıf olmamıza ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı’na rağmen, eğitim atölyemizi iktisadi işletme olarak kabul ettiler, vergi kapsamına aldılar, katma değer vergisi ödememiz zorunluluğunu getirdiler ve eğitim atölyesinin kapanmasını bu yolla devletimiz sağlamış oldu. Bununla da devletimizin yetineceğini mi sandınız? İki büyük olumsuzluk, zihinsel özürlülük alanındaki gönüllü kuruluşların gelişme olanaklarını yok oluşa sürükledi. Bunlardan biri, zihinsel özürlülüğün kimi kuruluşlarca kazanç kaynağı oluşturması ve bu kuruluşların işlevlerini ne ölçüde yaptıklarının denetim dışı kalması. Böylece zihinsel özürlülük te, kazanç amacına yönelik tezgâhlardan biri haline getirildi..

İkincisi, Medeni Kanunda yapılan değişiklikle, Vakıf şubelerinin evvelce var olan tüzel kişiliklerinin ortadan kaldırılışı. Şubelerin tüzel kişilikleri ortadan kalkınca, genel merkezde kendilerinin temsil edilmeleri, kararlara katılmaları olanaksızlaştı, Şubelerimizle organik bağımız kopma noktasına geldi. Kendilerinin haklı olarak dışlandıkları sonucuna ulaştılar. Cumhuriyet Türkiye’sinin vakıflarından pek çoğu sermayenin değil, düşüncenin yani idealin örgütlenmesi idi. Bu süreç yok edildi. Osmanlı Devletinden Türkiye Cumhuriyetine hemen hiçbir vakfın yansımamış olmasının nedeni, tümünün sermaye vakıfları olmasıydı. Biz sermaye vakfı değildik. Düşünce vakfıydık. Bizi yaratan neden zihnimizdeki idealdi, bu yok edildi.

Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfımızın 25 şubesinde 1450 çocuk ve yetişkin eğitim görüyordu, bugün şubemiz artış yerine azalışa uğradı, 25’den 15’e indi. Şubelerimiz tüzel kişiliklerini kaybettiği için, vakfın personeli, görevlisi durumuna düştüler. Yazık oldu. Ve dolayısıyla mali sorumluluklarını Genel Merkezimiz üstlenmek zorunda kaldı.

Bir başka önemli soruna da değinmem gerekiyor. İki yıl öncesine kadar Vakfımızın eğitim koşulları SHÇEK’in öngördüğü standartlara göre oluşturulmuştu. İki yıldır Vakfımızı Milli Eğitim Bakanlığına bağladılar. Milli Eğitim Bakanlığı da özel eğitim standartlarını tam olarak geliş-tirememişti. O yüzden uyumsuzluklar belirmeye başladı. Örneğin tüm şube ve genel merkezimizin adı, Yargı Kararıyla tescil edilmiş olmasına rağmen, değiştirildi. Örneğin vakfın genel merkezine “Özel Makbule Ölçen Özel Eğitim Merkezi” adı verildi. Vakıf merkezimiz dahil şubelerimizin hiç birinde artık vakfımızın adı yazılı değil. Vakfımızın kişiliği, moral varlığı hiçe sayıldı.

Benim adımın anılması önemli değil. Ben bugün varım, yarın yokum. Fakat Vakfımızı sonsuza kadar yaşamalı zihinsel özürlü çocuklarımıza sahip çıkmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığının koşul gördüğü isim içinde iki kez “özel “ sözcüğü geçiyor. Bu “özel” sözcüğü nedeniyle vakfımızı kazanç amaçlı bir özel sektör girişimi olarak algılıyorlar. Toplumun maddi ve manevi desteğinden ve katkılarından da her geçen gün yoksunlaşıyoruz. Buna karşın, devletimiz kazanç amacıyla kurulan, ne düzeyde eğitim yaptığını denetlemediği mantar gibi türeyen, açıkçası, zihinsel özürlülüğün ticaretini yapan kuruluşları özendiriyor, destekliyor. Öylelikle, zihinsel özürlülüğü istismara açık duruma getiren duruma getirmiş oluyor. Zihinsel özürlülük, ticari kazanca dönüşmemelidir. Batı’nın hiçbir ülkesinde böylesi yanlış bir yola gidilmiş değildir. O ülkelerde özürlülük alanı, belediyelerin ve kiliselerin önemli katkılarıyla, gönüllü kuruluşlar tarafından ele alınmıştır. Devletin koruması altındadır. Ailenin geçimi özürlü bireyin eğitim ve rehabili-tasyonunu sağlayacak düzeyde değilse, aradaki farkı devlet ödemektedir. Yasalar öyle düzenlenmiştir. Zarar eden bankaları koruyan devletimiz, zihinsel özürlü çocuğu olan aileleri niçin korumuyor, anlamak olanaksız.

MAKBULE ÖLÇEN’E DİZELER:

Önce Torunum Ece Sıla Ölçenden:

İyi ki doğdun babaanne
Ece Sıla’yı sevmen için
iyi ki doğdun,
Ece sıla Seni sevsin için.
Sevgiyle dolu için
Tanrı’dan bize hediye
çok yaşa bizimle
yürüyelim senin izinden
ayrılmayalım dizinden. (28.1.2001)

Seni ne kadar sevsem az
Ne kadar öpsem az
yaşasam az.
Senin için her şey az
Aşk bile
Yaşamak bile.

Samsun-Sahil Palas 28.Aralık 1952

Bir yastıkta kocayın dediler mi bize
O sözü yakıştıramadık kendimize
60 yıl bir yastıkta kocamadık,
genç kaldık .
yazgımızı getirdik dize. Yazgımız;
onu da biz yarattık
dünya malını bir yana attık.
Ağacı, taşı toprağı ve kuşları sevdik
Düz yolu değil yokuşları sevdik.
Sevgiye aşıktık Birlikte yokuşları aştık.
Sevgimiz başkadır bizim, başka
Biraz da benzer ilahî aşka
Makbule Ölçen, sevgili karım
Öteki dünyada da seninle varım.

Niksar-Eğricesu yaylasında, evimizde (1953)

rım
İyiki doğdun sevgili karım
Onurum, namusum, arım
Bulgurum, princim, darım
seninle birlikte varım.

Yüreğim, gözüm, kaşım
ekmeğim, peynirim, aşım
can yoldaşım:

Doğmasaydın eğer
ben nasıl yaşardım?
Seninle ancak bu dünya
yaşamaya değer,
seni ne kadar
seviyormuşum meğer.

28.Aralık 2005

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail