Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 108 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞINDA TEST BÜROSU
Makbule Ölçen

MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞINDA ZEKA'YI ÖLÇÜMLEYEN TEST BÜROSU

(Özürlüler Yokuşu Kitabından:Makbule Ölçen)

Milli Eğitim Bakanlığı, Anıttepe’de bir test bürosu açmıştı. Çocukların zekâ düzeyini belirliyorlardı. Bunu duyar duymaz Demir’i alıp gittim. Test bürosu, demir parmaklıklarla çevrili büyük bir binanın içindeydi. Demir kapının kıyısındaki beton kulübenin içindeki adam, kafasının rahatça sığacağı boşluktan, başını uzatarak niçin geldiğimizi sordu. Sonra isteksizce yerinden kalk-tı, demir kapıyı araladı, bizi çeri aldı, elini uzatıp binayı gösterdi “koridorun sonunda” dedi. Beton döşemeli bir odaya girdik. Beton döşemesi olan salonu andıran koridorun duvara bitişik kanepede oturup beklemeye başladık. Bir anne daha vardı, çocuğu ile bekleyen. Çocuk sürekli iki yanına sallanıyor, ellerini uzatıyor, yere dokunmak istiyor ve annesi de “dur, kımıldama” diyordu. İyi bir dinleyici bulmanın rahatlığıyla anlatmaya başladı: Çocuğunu götürüp göstermediği hekim kalmamış. Ve de hiç birisi çare bulamamış. Ona:

“Hekimler çare bulamaz çünkü bu bir eğitim sorunu-dur” dedim. “Siz yanlış yapıyorsunuz, çocuğunuzun hareket özgürlüğünü kısıtlıyorsunuz. Onun her har-ketini önlerseniz gelişmesini önlemiş olursunuz. Çare hekimde değil, sizin elinizde.”

Ona mı anlatıyordum bunları kendime mi bilemiyordum. Hanımı biraz sonra çağırdılar, çocuğunu alıp koridorda kayboldu. Sıra bana gelmişti. Bir odaya girdik. Masanın gerisinde bir hanım öğretmen oturuyordu, yanında da ayakta bir erkek öğretmen. “Gel Demir seninle oynayalım” dedi hanım öğretmen. Demir direndi. “Çok oyuncak var oynayabilirsin” dedim. Hemen yerden bir oyuncak aldı. Öğretmen hanım da yanına çömeldi,”bak Demir bu otomobil” dedi. Demir’in ortama alışmaya başladığını görünce, dışarı çıktım erkek öğretmen de beni izledi, bitişikteki odaya girdik. Erkek öğretmen, eline kalem almış, sorular sormaya başlamıştı. “Doğum nasıl oldu, kolay mı zor mu, babası nasıl bir adam?” Keşke Nejat’ı getirseydim de, onu görseydi diye düşündüm. “Çekinmeyin hanım, bu odadan sır çıkmaz” dedi. Güldüm. ”Kocamla birlikte gelmediğime pişmanım, onu görür karar verirdiniz” dedim. “Komşularla ilgilenir mi kocanız” diye soruyordu. “Onun bir gün olsun pencerenin kenarına oturup dışarı baktığını görmedim. Komşuların kim olduğunu bile bilmez. Birbirimizi severek evlendik ve birbirimizi hâlâ seviyoruz. On yıllık evliyim. Eve gelince dışarısı kocamı ilgilendirmez. Onun üstün nitelikleri var ve ben de işte karşınızdayım”. Adam elinden kalemi bıraktı ve belki de kendisinin nasıl bir adam olduğunu düşünüyordu. Demir ile öğretmen Hanım içeri girdiler. Demir’in üzerinde numarası olan bir dosyasını masanın üzerine bıraktı, “gidebilirsiniz” dedi. Oysa ne umutla gelmiştim. Demir’in zekâ düzeyi açıklanması olanaksız devlet sırrı oluvermişti. Bu küçücük yaşında onu dosyalı yurttaş yapmışlardı.

Nejat eve gelince “ne oldu” diye sordu. Zekâsı ne düzeyde, ne yapmamız gerektiğini söylediler mi?”

“Hayır, sadece senin nasıl biri olduğunu, komşularla ilgilenip ilgilenmediğini sordular” dedim.

-Bana ne komşulardan, sizinle ilgileniyorum, bu bana yetiyor.

Ağladığımı görünce kollarını uzattı, beni havaya kaldırdı.

-Biz kendi kendimize yardım edeceğiz. Bir daha hiçbir yere gitmeyeceksin. Demir’in bir daha dosyalanmasını istemiyorum, o benim oğlum.

Başımı göğsünden uzaklaştıramıyordum. Yaslandığım bu göğüs olmasaydı, ben ne yapar, bu acıya nasıl dayanabilirdim. Kulağımda fısıltıyla irkildim:

-Dumrul okuldan gelecek, yüzünü yıka, ağlamış oldu-ğunu bilmesin.

Yapı Teknik dergisi, mühendisler arasında öylesine aranan ve okunan dergi olmuştu ki, eşimi konuşması için toplantılara çağırıyorlardı. Fakat yazdığı bir makale, onun sorguya çekilmesine neden olmuştu. Başbakan Adnan Menderes, asıl görevinin ne olduğunu unutmuş, Ankara’nın tüm caddelerinin ve sokaklarının kazılıp, yeniden düzenlenmesi işini üzerine almıştı. Ankara, kent olmaktan çıkmış, yol yapım makinelerinin homurdanarak açtıkları çukurların ve toprak yığınlarının arasında savaş alanını andırıyordu.

Bir sabah uyananlar, Kavaklıdere’den Ulus’a kadar Atatürk Bulvarı’ndaki çam ağaçlarının tümden kesilip yok edildiğini gördüler. Kızılay’dan Maltepe’ye uzanan yol, makinelerin gürültüsü arasında kazılıyor ve her sabah Başbakan yeterince kazılıp kazılmadığını denetliyordu. O Maltepe yolunun eğilimini azaltmak mıydı amacı. Hangi eğilimde olmalıydı ki, motorlu araçların akaryakıt tasarrufu, yapılan giderlere eşit olabilsin. Bunu konu alan makalesi Yapı-Teknik dergisinde yayımlanınca (1979) TBMM’de kurulan Tahkikat Komisyonu’ndan bir yazı geldi. Sarı zarfın içindeydi yazı, Karayolları Genel Müdürlüğünde kurulan bir alt komisyonda Nejat’ın ifade vermesi isteniyordu. Oldum olası sarı zarfladan ürkmüşümdür. Oysa eşim oralı bile değildi. Çok sonraları öğrendim neler olduğunu. Gülerek sorulara nasıl yanıt verdiğini şöyle anlatıyordu:

“Ben sizin buyruğunuzda çalışan görevliniz değilim ki, size hesap vereyim. Hükümetin icraatının gayri iktisadî olduğunu yazmışsam, siz tersini kanıtlarsanız onu da yayınlarım, sorun kendiliğinden çözülür.”

“Ne oldu “ diye sordum.

Bunları söyledikten sonra dışarı çıktım, çağıran olmadı.

Birkaç gün sonra da Akis dergisi, Başbakan Menderes’in Bayındırlık Bakanı Tevfik İleri’yi çağırıp, sopa gibi yusyuvarlak yaptığı Yapı-Teknik dergisini sallayarak:

“Bana niçin verimsiz işler yaptırıyorsun”diye azar-ladığını yazmıştı.

Olayın kapandığını sanıyorduk ki, birkaç gün sonra sivil giysili polislerin Adil Han’daki büroya gelerek tüm dergi ve de kitapları meşin torbalara doldurarak alıp gitmişler. O gün anlatıyordu eşim:

“Mühendisliği deniz sanıyordum, onun sığ bir göl olduğunu şimdi öğrendim. Gölde boğulmaya da niyetim yok” demişti.

(Özürlüler Yokuşu kitabından not)

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail