Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 109 Geri Tavsiye Et Yazdır

ARAP DİLİ VE ARAP YAZISINTUTKUSU

ARAP DİLİ VE ARA YAZISI TUTKUSU

Güner Yalçın

Milli eğitim dizgemizde epey süreden beri yerleştirilmeye çalışılan gericileştirme ve Araplaştırma eğilimleri birtakım yeni girişimlerle daha da geliştirilmek isteniyor. Başörtü-sünün, türbanın tüm eğitim kurumlarına sokulması, mantık - felsefe derslerinin etkisiz duruma getirilmesi, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin yaygınlaştırılıp zorunlu kılın-ması, ulusal bayramların kutlanmasının yıldan yıla silik-leştirilmesi, dinsel içerikli gün ve haftaların öne çekilip etkin biçimde değerlendirilmesi, imam hatip okullarının ola-bildiğince çoğaltılması gibi uygulamalar, bu çalışmaların ana hatlarını oluşturuyor. Bu çalışmalar, 4+4+4 ile iyice tavan yapmış bulunuyor.

Tüm bunlarla yetinilmiyor; yeni uygulamalara kapı arala-nıyor. İlkokulların ders izlencesineArapçaveArap Alfa-besidersleri konmak isteniyor. Herhalde bunlardan sonrası için de başka planlamalar yapılıyor. Çünkü bu çaba içinde olanlar dur durak bilmiyor, hat hudut tanımıyor.

İlkokullara Arap Alfabesini ve Arap dilini hangi gerekçeyle sokmak istiyorlar? Diyorlar ki 1928’deki Harf Devrimiyle bir gecede cahilleştik; eskiyle bağlarımız anında kesildi. Ayrıca atalarımı-zın mezar taşlarını bile okuyamıyor, anlayamıyoruz.

Biz de biliyoruz ki böyle diyenlerin derdi, ne bir gecede cahil kalınmasıyla, ne de mezar taşlarının okunamayıp anlaşılamamasıyla ilgilidir; onların amacı, hem Türkçenin yerine Arapça ve Farsçanın karışımı olan“Osmanlıcayı” getirmektir, hem de Cumhuriyet dönemindeki kazanımları yerle bir edip ülkeyi Osmanlı dönemindeki çağdışı karan-lıklara sürüklemektir.

Son yıllarda devletin en tepe noktalarında bir Osmanlı hay-ranlığı her fırsatta dile getirilmektedir. Toplumda değişimin sağlanması, toplumun giderek Osmanlı’ya dönüşmesi isten-mektedir. Bunun içinOsmanlı Ocakları gibi yeni örgütlenmelere bile gidilmektedir. Arap Alfabesinin ve Arap dilinin öğretilmesi dayatmasının arkasında da bu yatmaktadır.

Geçen yüzyılın başlarında Osmanlı’nın çağdışı kalmışlığı, karanlıklara gömülmüş olduğu, tarihsel bir gerçek. Bununla ilgili birçok neden saymak mümkün. Bunlardan konumuzla ilintisi olanların birkaçını belirtelim.

Yirminci yüzyılın başlarında Osmanlı’ın nüfusu, küçüle küçüle 13 milyona düşmüş. Bunun 11 milyonu köylerde yaşıyor. 40 bin köy var, ne var k 38 bininde okul yok. Okul çağındaki çocuk-ların dördünden üçü okula gidemiyor. Ülke genelinde 5.800 dolayında ilkokul, 72 ortaokul, 23 lise var. Tüm liselerdeki kız öğrenci sayısı 230. Öğretmenlerin çoğu öğretmenlik eğitimi almamış. Ders izlenceleri içler acısı, darmadağınık; eğitim öğretimde hiçbir birlik bütünlük yok.

Eğitimde Türkçenin yeri neredeyse sıfır noktasındaydı. Arapça ve Farsçadan gelen sözcük ve kurallarla oluş-turulmuş yapay bir dil olan Osmanlıca, eğitimin temel dili konumundaydı. Bu dil, ya yarım yamalak eğitim görenlerin ya da sarayda ve çevresinde. Güzelim Türkçe ise çoktandır hor görülen, insan yerine pek konulmayan Anadolu insanının dilinde, gönlünde, yüreğinde.

İşte size Osmanlı!.. Ancak bugün öylesine bir tablo çizilmeye çalışılıyor ki sanki Osmanlı sınırları içindeki herkes Arapçayı, Arap Alfabesini iyi biliyormuş da Harf Devrimiyle birden önleri kesilmiş, ülke boydan boya cahiller denizinde dönüşmüş!

Oysa Cumhuriyetle birlikte ülkenin önü olabildiğince açıldı. Önce, yüzyıllardan beri küçümsenmiş, hor görülmüş, aşağılanmış olan Anadolu halkı,“insan”yerine kondu; onun“kulluk”tan“eşit yurttaşlık”a geçişi sağlandı. ÇünküUlusal Kurtuluş Savaşıonunla kazanılmıştı. Bu kutsal savaşın asıl kahramanı onlardı. El üstünde tutulmayı bileğinin gücüyle, alnının akıyla hak etmişti. Savaş sonrası sırasıyla yürürlüğe konan kazanımlardan en iyi biçimde yararlanabilmek artık onun da hakkıydı. Nitekim dalga dalga yaygınlaşan bu kazanımlar en uç köşelere bile ulaşıyor; yepyeni, erinçli bir yaşamın kapılarını aralıyordu.

Her alanda olduğu gibi dil ve yazı alanında da bu toplumun binlerce yıldır süregelen özüne, mayasına uygun düzenlemeler yapmak gerekiyordu. Yaklaşık 600 yıldır araya girmiş bulunan toplama dil Osmanlıca ve bu dilin yazıdaki karşılığı olan Arap Alfabesi, bu öze, bu mayaya hiç de uygun değildi. Bu dildeki ve alfabesindeki ses dizgesinin, söyleyiş özelliklerinin, Türkçe’ninkiyle uyumlu ilintisi yoktu. Ayrıca Osmanlıcayı da, alfabesini de öğre-nmek oldukça zordu. Türkçe ise Osmanlıcadan çok daha uzun bir sürecin anadili idi. Kendine özgü bir ses ve söyleyiş güzelliği vardı. Ne ki 600 yıllık süreçte bu güzellik gözardı edilmişti. Bu güzelliği yeniden öne çıkarıp güçlendirmek ve yaşamın her alanına taşımak gerekiyordu.

Cumhuriyetin kuruluşundan birkaç yıl sonra 1926’da kabul edilen Milli Eğitim Bakanlığı Kuruluş Yasası gereği Dil Heyetiadı altında bir kurul oluşturuldu. Bu kurulu oluşturan 9 üyenin adını burada özellikle belirtmek istiyoruz: 3’ü milletvekili,Falih Rıfkı Atay, Ruşen Eşref Ünaydın, Yakup Kadri Karaosmanoğlu; 3’ü dil uzmanı,Ahmet Cevat Emre, Ragıp Hulusi Özden, İbrahim Grandi Grantay; 3’ü eğitimci,Emin Erişirgil, İhsan Sungu, Fazıl Ahmet Aykaç.

Bu kurul, dil ve yazıyla ilgili sorunları inceleyip gereklerini yerine getirmekle yükümlüydü. Uzun araştırmalar ve incelemeler sonucu heyet, önce alfabe devriminin gerçek-leşmesinin uygun olacağı görüşüne vardı. Sonunda çoğun-luğunuLatinharflerinin oluşturduğu, bugün kullanmakta olduğumuz. “Yeni Türk Alfabesi”nde karar kılındı. Bu alfabe hep ses dizgesi bakımından Türkçenin ses yapısına oldukça uygundu, hem de öğrenilmesi kolaydı. Bu alfabe, 1 Kasım 1928’de, TBMM’de,Atatürk’ün açılışını yaptığı oturumda kabul edildi, 3 Kasım’da da yürürlüğe girdi. Atatürk’e göre alfabe sorunu aslında bir dil sorunuydu. O, yeni alfabenin okuma yazmayı kolaylaştırıp bilimsel ve teknik çalışmaları hızlandıracağına, Türkçenin güzelliğini ve zenginliğini göstereceğine inanıyordu.

Nitekim öyle de oldu. En ufak bir karşı çıkış bile olmadan yürürlüğe giren Harf Devrimi, ülkede büyük bir coşku ve heyecan oluşturdu. Çoğalan okullar, Millet Mektepleri, Halkevleri yeni alfabeyle yoğun bir okuma yazma öğretme çabası içine girdiler. Kısa sürede önemli sonuçlara ulaşıldı.

Harf Devriminin getirdiği canlılık dilde de köklü deği-şimlerin yapılmasını adeta gerekli kılmıştı. Türkçede kar-şılığı olan Arapça ve Farsça sözcüklerin dilden atılması, yabancı sözdizimi kurallarının çıkarılması, eski kaynakların taranarak onlardaki Türkçe sözcüklerin kullanımının sağlanması, Türkçenin kendi işlerliğinden yararlanılarak yeni sözcükler oluşturulması gerekiyordu. Komisyonlar, kurullar, sözlükler, kılavuzlar, uzun uzun tartışmalar… Ve de 12 Temmuz 1932’de, sonradan adıTürk Dil Kurumu olanTürk Dili Tetkik Cemiyeti’nin kurulması…

Türk Dil Kurumu, özerk yapısıyla Türkçenin sadeleşmesi ve özleşmesi alanında çok yoğun çalışmalar sergiledi. Bu çalışmalar binlerce kitap ve dergi aracılığıyla okullara, toplumun her kesimine ulaştı. Ta ki12 Eylüldönemine dek.

12 Eylül döneminde kurumun özerkliğine son verildi; iktidara bağımlı sıradan bir daire durumuna getirildi. Böylelikle işlevselliğini de yitirmiş oldu. Hatta zaman zaman, önceki kurumun yaptığı çalışmaları tersyüz etme çabalarında bile bulundu. Ne var ki oldukça ileri bir yol almış ve halkla iyice bütünleşmiş olan Dil Devrimini sekteye uğratmada başarılı olamadı.

Özetle belirtelim; bugün öz dilimiz Türkçe ile Yeni Türk Alfabesi, birbirleriyle iyice kaynaşmış konumdadır. Bunları birbirlerinden ayırmaya çalışmak, ya da bunların yerine Arapçayı, Arap Alfabesini getirmeye yeltenmek boş bir çabadır. Çünkü Cumhuriyetin, halkta oldukça sağlam taban bulmuş, onunla bütünleşmiş olan devrimleri, Yeni Türk Alfabesinin kabulü ve Dil Devrimidir. Bunlarla oynamak, bu ülkeye, bu ülkenin insanlarına yapılabilecek en büyük kötülüktür. Bu konudaki temel amaç; bu ülkenin çocuk-larına, gençlerine, hatta tüm insanlarına, kendi anadilleriyle düşünmenin, konuşmanın, okuyup yazmanın inceliklerini, güzelliğini ve tadını duyumsatmak olmalıdır.
--------------------------------------------------------------
Güner Yalç
ın
1946 Artvin do
ğumlu, eğitimci, yazar. Ankara’da yaşıyor. “Aydınlanmanın Kıyısında” adlı kitabı bulunuyor.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail