Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 109 Geri Tavsiye Et Yazdır

BATSIN SİZİN SAĞLIK REFORMUNUZ DEMEK GELİYOR İÇİMFEN

BATSIN SİZİN SAĞLIK REFORMUNUZ, DEMEK GELİYOR İÇİMDEN

Doç.Dr.Faruk Güçlü

Sağlık Bakanlığı yıllardır iyi reklam yaparak “sağlıkta devrim” yaptığını anlattı. Bu yolla halkın oyu da devşirildi. Acaba gerçek böylemiydi?

22.12.2015 Salı günü Ankara’da işe gitmek amacıyla saat 07’de bir taksiye bindim. Taksi şoförü hızlıydı ve sanırım akşamdan kalmıştı. Trafik kurallarına uyma “lüksüne” katlanmayan diğer sürücülerinde etkisiyle gidip kenarda duran araca çarptı. Kaza otobüs durağının önünde meydana gelmişti. Otobüs durağında bekleşen yolcuların bize yardım etmesi bir yana, tanık olmamak için olay yerinden hızla uzaklaştıklarını görmek acıydı. Neyse ki içlerinden birisi ambulans çağırma lütfünde bulunmuştu.

20 dakika sonra gelen ambulans içinde (kaza yeri hastaneye 500 m mesafededir) bir hemşire ve genç bir doktor vardı. Hemşire nabız aldığı, boyunluk taktı. Genç doktor ise sadece kimliğimi aldı. Meğer ambulans masraf tahakkuk fişi doldurmakla meşgulmüş. İçinde ha düştüm ha düşeceğim korkusu yaşadığım ambulans sonunda beni hastane getirmiş

Ankara’nın büyük hastanelerinden birisi olan Atatürk Hastanesi acil servisine bırakmıştı. Acil servis dediğiniz yer birkaç pratisyen hekim, stajyer tıp öğrencilerden ibaretti. Cep telefonum çaldı. Taksi şoförünün telefonundan arayan şahıs “ben trafik polisi” diye kendisini tanıttıktan sonra “siz şoför müydünüz, yolcumu” diye sordu. Acil servise giren çıkan hastalar ve hasta yakınlarından geçilmiyordu. Genç bir bayan doktor sağ olsun ilgilendi röntgen ve kan tetkiklerine gönderdi beni. Röntgen sonunda kırık çatlak olmadığı saptandı. Daha sonra bana bakan o bayan doktor ortadan kaybolmuştu. Meğer nöbeti bitmiş ve gitmişti. Saatler geçiyor, onlarca yaralı geliyor ve yer bulamadan geri dönenler oluyordu. Bana gelip bir sonuç bildiren ya da ne yapmam gerektiğini söyleyen kimse yoktu. Unutuldum hissine kapıldım, hemşire masasına kadar gittim. “Sen otur amca senden daha aciller var bekle” türü bir de azar işittim ve geri gittim sedyeye uzanıverdim. Saatler geçmesine rağmen yine gelen yoktu, bu kez nöbetçi doktorun kapısını çaldım “ben unutuldum galiba” dedim. “biz kimseyi unutmayız” dedi. “Sizle ben ilgileniyorum, dışarıdan git dosyanı getir çıkışını yapayım” dedi. Doktorun benimle ilgisi taburcu işlemi yapmaktan ibaretti.

Acil kapısı önünde bekleyen onlarca hasta yakını niçin var diye düşündüm. Ve güvenliğin “dağılın “uyarısını tınmayan bu onlarca insana hak verdim. İnsanlar işleyen çarka güvense hastane kapısına dayanmazdı elbet.

Ne masraf çıkacak bilmiyordum. Burnumdan akan kanı kendim temizledim. Durumum nedir, ne yapmam gerektiğini henüz öğrenemeden taburcu oldum.

Ve Batsın sizin “sağlık reformunuz” dememek için kendimi zor tuttum!

***

HASTANEDE BALYOZLA İKİ ODANIN DUVARI YIKILIR MI?

Ali Nejat Ölçen

Okuyucumuz kendisi bir doktor. Bir devlet hastahanesi acil servisinde başına gelenleri anlatmış. Devlet hastaha-nelerinde hasta aslında angarya. Peki özel hastahaneler ne durumda? Orada da hasta değiller müşteridirler.

Size bir anımı aktarmak isterim;

Ankara’nın Küçük Esat semtine çıkan caddenin adını almış hastahanede idrar kanalı ameliyatı geçiren oğlum Demir penisine takılı sonda ile birlikte yatakta yatıyordu. Yatıyordu ama istirahat etmesi mümkün olmuyordu. Hastanenin ağır operasyon geçirmiş hastaların bulunduğu koridorda, tadilat başlamıştı, bitişik iki odanın ortak duvarı yıkılıyordu. Koridorlar toz toprak beton parçaları tarafından işgale uğramıştı. Ustanın arada sırada, “8 numaralı matkabı getir lan” dediğini duyuyor ve bir süre sonra duvarda delik açmaya başlayan canhıraş sesiyle irkiliyorduk.

Böyle bir olay insan yaşamına saygı duyan bir ülkede hastalar varken duvar yıkılmasına izin veren başhekim kendisini kapı dışında bulur ve hipokrat andına uymadığı için diploması elinden alınırdı.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail