Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 109 Geri Tavsiye Et Yazdır

İLGİNÇ BİR KİTAP:TIP'TA ÇARESİZLİK

İLGİNÇ BİR KİTAP: TIP'TA ÇARESİZLİK

Yazarı: Dr. OKAN ÖNERCİ

İlk sayfasında kitabını şu sözleriyle bana iletmiş:

Çok değerli Ali Nejat Ölçen abime tekrar baş sağlığı diliyor, sonsuz sevgi ve saygılarımla ellerinden öpüyorum.

Dr.Okan Önerci, 19.12.2015.

Kitabının ilk sayfasında hekimi şöyle tanımlıyor bu genç bilim adamı, “hekim, muhtaç olduğu teselliyi hastasına veren insandır.”

Kitabının 15.sayfasında şunları okuyoruz:

Hayatta sağlıklı yaşam durumunu korumak giderek zorla-şıyor. Sağlığı bozan o kadar çok şey var ki! Manyetik kirlilikler, evde kullanılan tüm elektronik aletler, bilgi-sayarlar, cep telefonları, mikro dalga fırınlar, temel istas-yonları, çevresel zehirler, gazlar, soluduğumuz hava, içtiğimiz su, her gün daha doğallığını kaybeden katkı madde-leriyle dolu gıdalar, gün ışığı görmemiş, hormon ve antibi-yotiklerle beslenen tavuklar, GDO’lu gıdalar. Yoğun stres, duygusal ve ruhsal çatışmalar, artan alkol ve sigara tüke-timi, aynı apartmanda oturup birbirini tanımayan, aynı asansöre binip birbirine selam vermekten aciz insanların sürdüğü modern şehir hayatı.

Ali Nejat Ölçen’in notu:

Bu satırları okuyunca, 1965’li yıllarda ABD’den gelerek bizlere tarım kesiminde “Yeşil Devrimi” anlatan uzmanı anımsadım. Onu bir ticaret örgütü davet etmişti. Devlet Planlama Teşkilatını temsil etmek üzere o toplantıya katılmam sağlanmıştı. Besin maddelerinin hormonsal yapılarının değiştirilerek nasıl daha fazla ürün elde edileceğini anlatıyordu kişi. Verdiği örnek hepimizin ilgisini çekmişti. Domatesleri artık ağacındaki dalından toplayacaksınız, demişti. Ve ayakta alkışlandı.

Kitabın 21.sayfasında şunları okuyoruz:

Bir gün babam kalp krizi geçiriyor endişesi içindeydi. Üniversitenin hastanesine götürdüm. Akşam beş buçuk altı gibiydi, saat on bire geldiğinde, iki bölümün daha konsültasyon için geleceği söylenince, babam bana dönüp, “Oğlum beni buradan götürün. Ben kalp krizi geçirmediğimi anladım. Ama biraz daha kalırsam harbiden kalp krizi geçireceğim” demişti.

Yani bugün, organlar üzerinde muazzam derin bilgilere sahip bir uzmanlar ordusu var. Ama “hasta insan” bütün olarak ele alınmadığından teşhis konulamaz bir varlık ortaya çıktı.

Aslında, ruh, zihin ve vücut ayrılmaz bir bütündür. Sen düşünceden ibaretsin, gerisi et ve kemik. Biz vücudumuzu gereğinden çok sahipleniyoruz asıl olan ruhumuz. Vücut belli bir süre kullanıldıktan sonra teslim edilen bir araç, ruhumuz ise bütün sistemi kullanma hakkına sahip bir sürücüdür...

Vücudumuza gelince, bunun da beslenme, bir de hareket kısmı var. Böyle anlattığım konferansların birinde “Hocam siz bunu niyet, diyet, hareket desenize” dediler. Yani, NDH. Bu üç alan birbirinden kopuk değerlendirince bütünü göremiyoruz.

Modern tıp fiziksel vücuda ağırlık verip de hastalığın kaynağına ulaşamayınca semptomatik tedaviler, yani hastalığın belirtilerini iyileştiren tedaviler uyguluyor. Hastalığın belirtileri gideriliyor ama hastalığın kendisi lök gibi duruyor. Ağrı varsa ağrı giderici, bulantı varsa bulantı giderici, tansiyon varsa tansiyon giderici. Giden ağrı bir süre sonra geri geliyor. Düşen tansiyon ilaç almazsa tekrar yükseliyor.

Hekimlerin aşırı branşlaşması, branşların içinde tekrar branşlaşması bütünsel yaklaşımdan iyice uzaklaşmaya neden olmakta.

TÜRKİYE SAĞLIKSIZ BİR SAĞLIĞA SAHİPTİR.

(Yazar bu başlık altında şunları yazmaktadır: )

Ülkemizde SGK’nın 2011 açıklaması dudak uçuklatıyor: Sağlık harcamaları son 10 yılda %1000 ‘e yakın artmıştır. En son tekniklerle donatılmış onca dev hastanelere rağmen, hastalık ve ölümler azalacağına patlama yapmıştır. Ayrıca sağlık hizmetleri son derecede pahalıdır. Sağlık sistemine talep azalmadıkça karşılama maliyetlerini düşüremezsiniz. Ama talebin nasıl azaltılacağını da ya kimse bilmiyor ya da bilmek istememektedir.

Artık devlet sağlıktan tamamen çekiliyor. Sağlık hiz-metleri kâr amaçlı hâle geliyor. Artık insanı iyileştirme hizmeti kalktı. Yerini müşteriye sağlık satma faaliyeti başladı. Günümüzde en iyi hekim çalıştığı hastaneye en fazla para kazandıran hekimdir. Gereksiz tetkik, tedavi ve girişimlerde hastaneye para kazandırmayan hekimin sistem içinde var olması mümkün değildir. Hekimlikteki bozulmada sistemin önemli katkısı vardır.

Kitabın 25.sayfasında yazar, Mustafa Kemal Atatürk’ün döneminde koruyucu hekimliğin başarılarına değinmek-tedır. Bakınız o dönemi nasıl anlatıyor:

Yıl 1923, nüfus yaklaşık 12 milyon. Okur yazar bir milyonun biraz üstünde. Daha vahimi halk tıbbi olarak hasta. Salgın hastalıkları ortalığı kırıp geçiriyor. Toplum üçte ikisi sıtma, verem, frengi, trahom gibi çeşitli hasta-lıkların pençesinde. Özellikle ) sıtma bütün ülkeyi kasıp kavuruyor. 12 milyonun yarıdan fazlası sıtmalı, bir milyon kadarı veremli, 600 bin’i yani %5’i frengili, 250 bin kadın da trahomalı. Ayrıca sayıları yüz binleri bulmasa da kıza-mık, kızıl, tifo, çiçek, difteri, lekeli humma gibi hastalıklara yakalanmış binlerce insan var.

Her bir sağlık memuruna 8-15 köy düşmekte. Ve eğitim olanağı bulunmadığından hurafelere esir düşmüş insanların ön yargılarını kırmak için de büyük bir mücadele veriliyor. Sıtmalı hastalar şifayı, sıtma için yapılan muskalarda arı-yorlar.

ıktır ki, Kurtuluş Savaşı’nde ülkesini savunmak için çarpışan askerlerimiz ne kadar ulusal kahramansa, bulaşıcı hastalıkları yenerek bir ulusu yok olmaktan kurtaran bu inançlı ve fedakâr sağlık ekibi de o kadar kahramandırlar.

Cumhuriyet’in ilan tarihinde bu büyük başarıyı elde eden kadroyu söylüyorum: 554 doktor, 69 eczacı, 560 sağlık memuru, 136 ebe ve 4 hemşiredir.

Bu kadro bu inanılmaz başarıyı nasıl ortaya çıkardı? Liderlerine, ülkelerine ve geleceğe, halka inandılar. Böylece kinin ve BSG verem aşısının yerli üretimi de yapıldı. Yani şimdi anlıyor musunuz neden bazen “Doktor olduğumu söylemeye utanıyorum” Sağlık, eğitim ve savunma özel-leştirilemez. Doktor’la hasta arasına para ilişkisi kesinlikle ortadan kaldırılmalıdır. Hekimlik kutsal meslektir, kendini insanlığa adamış meslekdaşlarım bu yüz karasından ayrı tuttuğumu belirtmek isterim.

Sağlık Bakanlığı ile Başkent Üniversitesi’nin ortak araş-tırması ülkemizde ölenlerin %86’sının hastalıklı yaşam tarzından öldüğünü gösterdi. Hastalık ve kötülük üreten yaşam tarzının nasıl oluştuğunu anlamadan sağlığı koruyan bir sistemi kurmak hayaldir. Bugün yaşam tarsı insanların bilinçli tercihi değil, küresel planın eseridir. Yaşam tarzı, beynimize yüklenen bilgiler, reklam, diziler, Medya.

...Taşıdığın vücudu sen değil dış dünyadan yüklenen programlar yönetiyor. Hastalıklar piyangodan çıkmıyor. Sonra da, yaşam koçları, diyetisyenler, ne idüğü belirsiz çeşit çeşit uzmanlar devreye girerek insanların ceplerini boşaltıyorlar.

En küçük ayrıntısına kadar planlanan bir dünyada derelere onca zehirleri, kimyasal atıkları akıtanlar! Kanalizasyon sularını içme sularına karıştıranlar! Filtresiz bacalardan üstümüze çöken dumanlara, oksijenimizi tüketen kirli sanayiye ruhsat verenler! Devasa gemilerle ülkemize rad-rasyon hurdaları sokanlar. GDO’lu hormonlu, katı maddeli, tarım ilaçlı gıdalara izin verenler.

Kitapta sağlıklı yaşam koşullarına ilişkin çok değerli bilgilere yer verilmiş. Biz sadece bu bölümde “Su” bölü-müne (s.87) değinmekle yetineceğiz:

Vücudumuzun %70’inin sudan ibaret olması suyun ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Vücutta asit oranı yüksekse ya da sofra tuzu oranı yüksekse vücut su tutmaya başlar. Kan hamcı artar, yani tansiyon yükselir ve kalp zorlanmaya başlar. İdrarla atılan asitler zamanla böbreğin damarlarını, nefronlarını tahrip eder. Bazik su en büyük asit temizleyicisidir. Her 20-30 kg ağırlığı için günde 1 litre su tüketilmelidir. Peki, alkali sular nasıl elde edilir:

. 1 litre suya 1 tatlı kaşığı karbonat atarak

. Eczanelerde satılan alkali PH damlalarından suyunuza damlatarak
.Alkali su ar
ıtma cihazları alarak.

Vücudumuzdaki suyun içindeki önemli maddelerden bir tanesini de sodyumdur. (Başta beyin fonksiyonlarını ve iletkenlik için sodyum gereklidir) Kaynağı tuzdur. Tuz tüketmeyin veya tuzu azaltın propagandası rafine tuzun zararlı ve tansiyon yükseltici etkisinden dolayıdır. Rafine tuz NaCl,yani sodyum klorür içerir. Birde iyi akması için içine alüminyum gibi vücuda zararlı madde ilave edilmiştir. Tuz kullanmayın demek yerine, kan plazmasına uyan, içinde 84 mineral içeren doğal tuz dediğimiz Deniz, Himalâya ya da Kaya tuzu kullanacaksınız. Deniz tuzunda ağır metal olması ihtimali nedeniyle Himalaya ve Kaya tuzu ilk önerilecek tuzlardır.

GELELİM PET ŞİŞELERİNE:

Pet şişeden su içtiniz mi, hem stalat hem de plastiği yumuşatmak için kullanılan ağır metal antimon içmiş oluyorsunuz. Bunlar hormon bozucudurlar diye geçer. 5 yaşindaki kız çocuğun âdet görmesine neden olan östrogen etkisi gösterebilir.

19 litrelik su bidonlarının hammaddesi “Bisfenol A” olan polikarbon denen plastiktir. 1930 yılından beri Bisfenol A’nın meme kanseri yaptığı bilinmektedir. Bu konuda 130 tane bilimsel yayın var. Erkeklerde prostat kanseri riski 3 kat artıyor. Yani siz sağlıklı olsun temiz olsun derken mikroplu suyu, daha da beteri kanser yapan suyu paranızla içiyorsunuz. Paranız varsa arıtıcı kullanın. Arıtıcı alamı-yorsanız musluk suyu için. Musluk suyu bile hangi marka olursa olsun pet şişedeki bekletilmiş sudan 100 kat daha iyidir... Gelelim plastik yoğurt kaplarına. Üzerlerinde 3 oktan oluşan bir üçgen var. Bu geri dönüşüm işaretidir. Eğer üçgenin içinde 1 yazıyorsa kötü, polietilen tereflat. 1.5 litrelik bazı su şişelerinde 1 yazıyor. 5 yazıyorsa iyi, bu prolipropilen; 7 ise diğer plastikler anlamına geliyor. (19 litrelik bazı bidonlarda 7 yazıyor) Polikarbonun kısaltılmışı PC’dir. Sular pet şişelerde iki haftadan fazla kaldığında suyun içindeki zararlı maddeleri çözüyor ve suya karışmasına neden oluyor. Bunların hücre yapımına zararları çok fazla. Kanser vakalarında büyük patlama yaşanıyor.

(Tüm bunları okuyunca, devletler pet şişelerde su ve diger nesnelerin taşınmasına neden engel olmuyor. Zararı kanıtlanmış bu araçlar hakkında topluma uyarı görevinde bulunmuyor. Dr.Okan Önerci, zihnimizde bu soruların uyanmasına neden oldu. Kitabı nedeniyle kendisine teşekkürlerimizi sunuyorum.)

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail