Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 110 Geri Tavsiye Et Yazdır

DR:REŞİT GALİP KİMDİR?
Av Şıhça Yavuz

Dr.REŞİT GALİP KİMDİR?

Şıhça Yavuz (1)

Başlıktaki sorunun yanıtı için Dr.Niyazi Altunya kırkı aşkın kaynaktan yararlanarak kitaplığımıza “Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip”i armağan etti (2). Yazar, Dr. Reşit Galip biyografisini vermekle kalmıyor, 1930`ların Türkiye`sinde ülkeyi yönetenlerin eğitime bakış açısını ve çözüm arayışlarını, görevlendirme inceliklerini de anlatıyor. Daha doğrusu Dr.Reşit Galip anlatılırken dönemin büyük fotoğrafını da gözler önüne seriyor. Eğitimci yazarımız Dr.Altunya, daha önce de “Milli Eğitimde Mustafa Necati Dönemi” kitabını yazmışt (3).

Genelde Dr. Reşit Galip için iki olay anımsanır. İki olay da Atatürk’ün Sofrasında yaşanmıştı. Bunlardan ilkini ola-ya tanık olan, Atatürk’ün çalışma arkadaşı Hasan Cemil Cambel’den öğrenelim, şunları yazmıştı kitabında:

“Bu akşam sofra hususî, tenha ve sakin. Meğer bu sükûn bir ihtilal saklıyormuş. Bilinen kişilerden başka yalnız rahmetli Celal Sahir ve ben varız.

“Doktor Reşit Galip` te tabiî olmayan, gergin bir hal var. Gözleri kıvılcım saçıyor. Bütün vücudu bir elektrik bataryası gibi hassasiyet içinde, dokunulsa ateş alacak. İçinde kaynaşan heyecanını gizleyemiyor. Nihayet dayanamadı ve konuyu Halkevleri´nden açtı... O tarihte parti genel idare heyetinde Halkevleri onda idi. Temsil kollarında kadın rolleri için kız lisesinden kendi arzu ve rızaları ile seçilen amatör, sanatkar, öğrenmeye istekli öğretmenlere Maarif Vekili Esat Bey`in izin ver-
mediğinnden şikayete başladı.”

“Reşit Galip istikbaldi… Esat Bey mazi… Bu şikayet ye-ni ile eskinin çarpışmasıydı. Tiyatro eski Yunanlılardan beri insanlık ve kültür milletleri için bir hikmet ve sanat kaynağı, bir entellektüel hürriyet akademisi. Ve Halkevleri bu gayelerle kurulmamış mıydı? Kadın bu kültür hareketinin dışında nasıl bırakılabilirdi”?

“Reşit Galip` te bu düşünceler hakimdi. Bunlar Ata-türk’ün düşüncesiydi. Reşit Galip O`nun açtığı çığır-da yürüyordu. Bunu Atatürk`ün kendisine güvenini bil-diği için serbest ve cesur konuşuyor ve gençlik heyaca-nını frenleyemiyordu. Gittikçe ateşlenen bir eda ile sesini perde perde yükseltti ve sertleştirdi. Atatürk büyük bir itidal ve sükun ile ”Merak etmeyin, hepsi düzelecek” diye doktoru yatıştırmak istedi. Fakat bu teminat onu tatmin etmedi, bilakis feveran halini aldı. Ve nihayet bomba gibi patlad: “Kabahat sizde… Hocam diye cahilleri başımıza koydunuz” dedi.

“Doktor Reşit Galip o kadar gergindi ki nefsine ve sözüne hakim olamıyor, şikayet oklarını birbiri ardından bir yaylım ateşi gibi Atatürk`ün başına fırlatıyordu.

Sofrayı ve oturanları bu trajik hava boğuyor, kimse nefes alamıyordu. Atatürk “Siz böyle konuşmaya devam ederseniz, ben sizi muhatap almamakta maazurum” dedi. Reşit Galip kendisini büsbütün kaybetti. Çünkü o bir heyacan adamıydı ve yumruğunu masaya vurarak şiddetle bağırdı: “Beni kovuyor musunuz? Burası mille-tin sofrasıdır. Allah gelse beni buradan kovamaz.” der. .…

Hayret! Ata, koltuğunu geriye itti, yaralı bir arslan gibi ayağa kalktı. “O halde ben buradan giderim” de-di, sofrayı terk ederek yandaki yatak odasına geçti.” (S. 27)

***

Olayın üstünden uzun olmayan bir süre geçti. İki dava adamı yine bir aradalar. Sofrada geçen bir olayı yine kitaptan bu kez Afet İnan`dan öğrenelim:

O sene (1932) yaz aylarında Dr. Reşit Galip Yalova`da ve İstanbul`da Atatürk`ün yanında yine tarih üzerinde çalışmalarına devam etmekte idi. Dolmabahçe Sarayı´nda bir gece Atatürk Maarif Vekili Esat Bey ile konuşurken birdenbire Dr. Reşat Galip`e hitaben Cumhu-riyet Hükümetinin milli eğitim işleri ile ilgili düşüncelerini açıklamasını istedi. Doktorun verdiği yanıtlardan duygulanan Atatürk ; çok büyük hürmet gösterdiği hocası Esat Bey`e hitabederek: ”Hocam maarif işlerimizi bu genç arkadaşımıza bırakmak istemez misiniz? diyerek sordu. Dr. Reşit Galip 1932 sonbaharında Türk milli eğitiminin başına geçmiştir.” Yeni bakanı ilk kutlayan da Esat Bey olmuştur. (S. 37)

Dr.Reşit Galip elbette bu çerçeve içine sığmayacak kadar büyüktür. Yazarımız Dr.Niyazi Altunya’nın kitabı özgeç-mişle başlıyor, o devrin panaroması eşliğinde yapılan işler sıralanıyor. 10 ay bile sürmeyen döneminde; Bakanlık Örgüt Yasası, Öğretmenlik Mesleğine Getirilen Yenilikler, Öğretmen Yetiştirme Esasları, Öğretmenin Hak ve Sorunları, Öğretmen Açığına İlişkin Çözümler irdeleniyor.

Günümüz gençliğine anlatmakta güçlük çekilen iki kavramdan biri “devlet adamı” diğeri “dava adamı” sıfatlarıdır. Dr. Reşit Galip bu iki kavramı kimliğinde, kişiliğinde temsil eden biridir. Günümüzde bu çapta devlet ve dava adamı göremediğim için örnek veremiyorum.

Dr. Reşit Galip 1934`de genç yaşta, evinin kütüphane odasında, kitaplar arasında öldü. Altunya, kitabının ekinde sunduğu albümde o anlamlı fotoğrafa da yer verse daha iyi olurdu diye düşünüyorum.

Bir kuyumcu titizliği ile hazırlanan bu eser mesleğini seven her öğretmen için bir başucu kitabıdır.

---------------------------------------------

1. Ankara Barosu avukatlarından.
2. Milli E
ğitim Bakanı Dr.Reşit Galip Eğitim İş yayını.
3. Milli E
ğitimde Mustafa Necati Dönemi. Kendi yayını, mevcudu kalmadı.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail