Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 111 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


MUSTAFA KEMAL’İ YERMEK İÇİN GERÇEKLERİ ÇARPITAN KİŞİ: GÜNEŞ ECER

Ali Nejat Ölçen

gtiecer@aol.com, adresini kullanan Güneş Ecer adlı kişinin ,Mustafa Kemal Atatürk’ü AKP iktidarının yolunda küçüm-semek amacıyla tarihsel gerçekleri nasıl çarpıttığını belir-terek, böylesi kural ve dürüstlük dışı sapkınlıktan vaz geçmesi için kendisini son kez uyarıyorum.

AKP iktidarının Cumhuriyet ve Mustafa Kemal Atatürk ve devrimlerini yadsımayı amaç alan yöntemi bir gün yok edildiğinde Güneş Ecer adlı kişinin yargılanmasına yol açacak bu yazının kanıt olacağını kimse önleyemecektir. Çünkü, burada açıklıyorum ki, tarihsel gerçekleri çarpıt-maya,” ters yüz” etmeye hiç kimsenin güçü yetmeyecek, buna izin vermeyeceğim.

1.İki ayda bir yayımını sürdürdüğüm ve dağıtımını sağla-dığım Türkiye Sorunları kitap dizisinin 107’nci sayısında (Ağustos 2015) Mustafa Kemal Atatürk ve Devrimlerine karşı tarihsel gerçekleri çarpıtmayı “Örgütlü Şizofrenik” türü yöntem olarak nitelemiştim. Bunlardan biri de ABD’de 60 yıl kaldığını açıklayan Güneş Ecer adındaki kişiydi. Bu kişi 28.6.2015 günlü iletisinde

“Erdoğan, Türkiye’ye Mustafa Kemal’in getirmediği demokrasiyi, insan haklarını getirdi” demişti.

Ona şu yanıtı iletmiştim:”Eğer demokrasi suçsuzu suçlu kabul etmek ve gizli tanık ile suç üretmek, başbakan olan kişinin savcı olduğunu söylemesi demokrasinin gereği ise böylesi demokrasiyi elbette Mustafa Kemal Atatürk ülkeye sokmazdı. O’nun Cumhuriyeti, kimsesizlerin Cumhuri-yetiydi. O’nun Cumhuriyetinde “Cemaat ile Hükümet birlikte suç üretme makinesine dönüşmemişti. O’nun Cumhuriyetinde bir bakan koluna 750 bin liralık saat takmamıştı. O’nun Cumhuriyetinde hiçbir Başbakan kendisinin “savcı” olduğunu söyleyememiştir. Ve O’nun Cumhuriyetinde bir Başbakan, “yabancı ülkeden “eşbaş-kanlık hizmeti alarak bize görev verildi” diyememiştir. O’nun ülkesinde savaşa girmeden önce ülkesinin doğudaki bir bölümünü toplarla bombayla bu denli tahrip ederek yaşanamaz duruma getirmeye kimse cesaret edememiştir.

Onun Cumhuriyetinde gizli tanık ve karakolda tutulan sanal ifadelerle Cemaat-İktidar ortaklığının yıllarca hapis ettik-lerinin bugün suçsuz olduklarına Yargıtay karar vermişse cemaatların öngördüğü demokrasiyi Mustafa Kemal Atatürk ülkeye sokmazdı elbet.

Türkiye Sorunları kitap dizisinin 107’ci sayısında bunu şöyle dile getirmiştim:
”AKP iktidarının yarattığı faşizm hukukunun Mecelle’nin de gerisinde olduğunu bilmiyor olmalı ki (Güneş Ecer adlı kişi) “Mustafa Kemal’in getirmediği demokrasiyi R.T.Erdoğan getirmiş, diyebiliyor. Silivri Zindanı için AKP’nin oluşturduğu hukuk 160 yıl öncesi Mecelle’nin de gerisindeydi. Mecelle’nin 1717.sayılı maddesiyle “tanığın güvenilir olup olmadığının sorularak karara bağlanması ve gizli tanıklığın önlenmesi” yok edilerek AKP iktidarının faşizm hukuku yaratıldı.

2.Ülkemizde Mustafa Kemal Atatürk ve O’nun yarattığı devrimlere ve ulus devletine karşıtlığın siyasal örgütlen-mesini “ Sizofrenizmin Kurumlaşması” olarak yorumla-mıştım 107’ici sayıda.

Buna karşın, Güneş Ecer adlı kişi 23 Nisan 2016 günlü iletisinde “tarihsel gerçekleri” bakınız nasıl saptırıyor:

“Birinci Dünya savaşının sonlarına doğru, 7.ordu kumandanı (Mustafa Kemal Paşa’yı kasıtlıyor) emrindeki orduyu geri çekip Şam’a kaçmasaydı, Filistin cephesi çökmez, iki Osmanlı ordusu İngilizler tara-fından yok edilmez, belki de Osmanlı devleti İngilizleri yenerdi”

Böylesi yanlış ve gerçek dışı sava karşı Türkiye Sorunları kitap dizisinin 107.sayısında ABD’de 60 yıl kaldığını açıklayan Güneş Ecer adlı kişinin,

Osmanlı tarihini incelemeden o dönemdeki cephe savaşlarının hangisinde Mustafa Kemal’in komutan olduğunu araştırmadan böylesi gerçek dışı bilgileri kamuoyuna açıklamamalı diye yazmıştım.

Osmanlı Devleti’nin son dönem savaşlarına kısaca değinerek gerçeğin ne olduğunu ortaya çıkaracağım:

Yıldırım Orduları Komutanı Alman Mareşal Otto Liman Von Sanders’in 7 ve 8’nci Orduların durumunu anlatan kitabını okusaydı şu gerçek bilgileri edinirdi: Dikkat ediniz Osmanlı devletinde Yıldırım Orduları’nın Komutanı Bir Alman Mareşali Liman Von Sanders idi. Anılarında o savaşı şöyle anlatır:

“Filistin cephesinde İngiliz kuvvetlerinin komutunda 460 000 kişilik bir kuvvet vardı ve Osmanlı ordusu da 300 000 kişisiyle aç ve cephanesiz, ölümle karşı karşıya idi. Nitekim 19 Eylül 1918 sabahı, İngiliz Ordusu saldırıya geçtiğinde Mustafa Kemal’in komutundaki 7.Ordu dayanırken, 8.Ordu yarılmış ve 4’nci ve 7’nci Orduları kaderiyle başbaşa bırakılmıştı. Bu iki ordu geri çekilirken ne yazık ki Arap isyancıların saldırılarına uğrar. 25 Eylül 1918’de Amman kenti, 30 Eylül’de Şam, 8 Ekim’de Beyrut İngiliz kuvvetlerinin eline geçti ve 12 000 kişi esir düştü 18 000 kişi de yaşamını yitirdi. (Kaynak: Feliz Gurse Alman General, Büyük Harpte Kafkas Cephesi. Türkçe çeviri:Yarbay Hakkı, Askerî Mecmua, 1931,s.23)

Tarihsel gerçekleri çarpıtarak 7 Ordu Komutanı Mustafa Kemal’in cepheyi terk ettiğini (kaynak belirtmeksizin) ileri süren Güneş Ecer adlı kişi, Mustafa Kemal’i ne denli karalarsa AKP iktidarının yandaşı olmayı sürdüreceğini sanıyor. Cemaat ileri gelenleri de öyle sanmıştı. Çoğu tutuklandılar kimileri de yurt dışına kaçtı. Bir gün sıra ona da gelebilir!

Kendisine Behnan Şapolyo’nun “Kemal Mustafa ve Millî Mücadele Tarihini” de okumasını önerelim, eğer tarihsel gerçeği öğrenmeye niyeti varsa:.

7.Ordu Komutanı Mustafa Kemal, 19-20 Eylül 1918 gecesi Kolordu Komutanlarını, İsmet ve Ali Fuat Paşa-ları telefon başına çağırdığını ve şu soruyu sorduğunu söylüyor;

-Verdiğim emri ve ona göre icap eden tedbirleri aldınız mı?

-Emriniz yapılmıştır.

Ben daha telefon mükâlemesini bitirmeden, düşman topçusu muharebe hatlarımız üzerine ateş etmeye başladı. Gece muharebe ile geçti. Benim ordumun sağ cenahın-daki ordu (8.Orduyu kastediyor. A.N.Ö) yarıldı ve esir oldu. Boş kalan cepheden geçen düşman süvarileri Liman Von Sanders’in karargâhını bastı. Hakikat anlaşıldı, fakat neye yarar.

Mustafa Kemal Başkomutan Mareşal Liman Von Sanders’e, İngilizlerden önce Osmanlı Ordularının sal-dııya geçmesini önermişti. Liman Von Sanders, bu öne-riyi ciddiye almadığı görülüyor. (Kaynak. E.Behnan Şapolyo, Kemal Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi, .baskı, Rafet Zaimler Yayınevi, 1958,s.214-215).

3. Güneş Ecer adlı kişi, 23 Nisan 2016 günlü iletisinde “Mustafa Kemal’in ilk işi Pera Palas’daki İngiliz Kuvvetleri Komutanlığına gidip onlar için çalışmak istediğini söylemek oldu. İngiliz müstemleke gücünün, müstemleke valisi olmak istiyordu. Lâkin İngilizler izin vermediler.”

Kişi bununla da yetinmiyor:

“Mustafa Kemal’in daha önce İngilizlere çalışmak istediğini veya Sivas Kongresinde Amerikan mandası için ilk adımı atarak bir heyet göndermeleri için Amerikan Senatosu’na mektup yazacağını veya daha sonra hane-danlığı ve Halifeliği kaldırarak kendisine ihanet edece-ğini veya diktatör olana kadar herkesten Müslümanmış gibi görünüp, diktatör olunca İslam’a karşı savaş açıp görülmemiş bir zumlun dönemi başlatacağını bilseydi Vahidettin, Mustafa Kemal’i Anadolu’ya göndermedi” diyor.

Bunları yazacak kadar tarihsel gerçekleri görmezden gelen bu kişi Metin Sertoğlu’nun “Amasya Protokolunun Gerçek Metni”ni okumamış. Okumuş olsaydı şu gerçeği öğre-necekti: 6 Haziran 1919 günü Galip İtilaf devletlerinin Başkomutanı General Milen’in Osmanlı Harbiye Nazırına gönderdiği mektupta:

”Mustafa Kemal Paşa’nın, mahiyeti ile birlikte Anadolu vilayetlerinde bulunmasının . umumi efkarı rahatsız edeceği, askerlik noktasından da mesaisine gerek olmadığı için derhal İstanbul’a dönmesi için emir verilmesini gerektiğini” belirtiyordu.

İngiliz Generalinin bu isteği hemen yerine getirilir ve Mustafa Kemal’e ivediyle İstanbul’a dönmesi bildirilir. Ne yapar Mustafa Kemal, askerlikten de istifa ederek sadece “Milletin sinesinde bir kişi olarak ” kutsal görevini sürdürür. Şimdi soruyorum Güneş Ecer’e, bu davranışı sergileyen Mustafa Kemal, ne zaman İngilizlere “birlikte çalışmak istediğini” yazmış, bunu kim söylemiş bunu bildiremezse kendisini “müfteri” olarak suçlayacağım. Sivas ile Erzurum Kongrelerinde milli hükümetin ve ulusun tam bağımsız-lığını başka hiçbir devletin güdümüne girmeksizin tek başına savunan ve bunu uygulayan tek kişiydi o.

Böylesi saçma sapan iddiaları ileri süren kişi eğer nankör ve yalancı değilse kaynak, kanıt ve belge ile yazdıklarını kanıtlamak zorundadır. Dürüst olmanın, na-muslu olmanın gereğidir bu.

Bakınız Amerikan Mandacılığına Mustafa Kemal nasıl karşı çıkıyor, görelim:

Beşinci Kafkas Kumundan Vekili Arif Bey’n 25 Temmuz 1919 günlü yazısında Üçüncü Ordu Müfettişi Erkânı harbiye Reisliğine Bekir Sami Beyin yazısını iletir ve o yazının “e” maddesinde:

Umum memaliki Osmaniye’ye şamil olmak üzere Amerika hükümetinin mandaterliğinin kabul edilmesi” önerilmekteydi.

Mustafa Kemal Paşa, ona ilettiği yanıtta Amerika Mandaterliğini şöyle eleştirir ve yadsır:

“Vilâyeti Şarkiye Kongresi hemen her tarafta memleketleri halkınca haizi tesir ve nüfuz ve sahibi kelâm tanınmış zevattan mürekkep bir heyeti muktedire halindedi. (sözleriyle tanınmış kişilerden oluşmuş iktidar grubu). Bu Kongrede şimdiye kadar olan müzakeratta devlet ve milletin istiklâli tammı musirren (tam bağımsızlığı israrla) müdafaa olunmaktadır . Bina-enaleyh henüz bizce de şurut ve mahiyeti müphem (koşulları ve içeriği belirsiz ) bir Amerikan manda-terliğinden Kongrede doğrudan doğruya bahsolunması pek mahzurlu olacağı cihetle zatı âlilerinin Dersaadette (İstanbul’da) hali temasta bulunduğu zevat ile olan müzakereye istinaden zirdeki (yukardaki) noktaların izahıyle bizleri serian (ivediyle) tenvir buyurmanızı hasseten rica ederiz. Bundan evvel de resen Dersaa-detten buna dair gelen malumat meşkuk (kuşkulu) görüldüğü cihetle aynı esaslar dairesinde istizah kılındığı (açıklanması istendiği gibi) 21 Temmuz 1919 tarihinde de Sivasta Refet Bey vasıtasıyla Dersaadetten gelen malumatta aynı meşkukiyet bulunduğu cihetle oradan da doğruca şurut ve izahat talep edilmişti (kuşkulu olduğu için koşullarının bildirilmesi istenmişti) .”

a)İstiklâli tam talep edildiği halde mülkün menatıkı müteddiyesinin taksimi (devletin bölgelere bölünmesi-nin) kat’i ve şüphesizdir buyuruluyor. Bu kanaatın menbaı nedir?

b)Tamamıyeti mülkiyetten maksat, mülkün tamamı mı yoksa hukuku hükümranî midir? (Devletin mi yoksa hukuksal hükümranlığın mı bölünmesi?

c)Memalik Osmaniye’nin cümlesine şamil meşru-tiye-timiz ve hariçte hakkı temsilimiz bakî kalmak şartıyla mandaterlik talebini en nafî bir şekil olarak buyuru-yorsunuz. Ancak mümessilin dermeyan ettiğini bildir-diğiniz mevat (maddeler) ile bu şekil birbirine mütena-kız (çelişik) görünüyor Çünkü, meşrutiyetimiz baki kalınca hükümet kuvvei teşriiyenin itimadına mazhar ve mürakabesine tabi bir heyetten ibaret olur artık bu heyetin tesisinde Amerikanın dahlü tesiri olmaz. (devletin yasallığı kaldıkça onun denetiminde Ameri-kanın etkisi söz konusu olmaz). Şu halde ya meşruttiyet bakîdir , âdil bir hükümetin tesisini Amerikadan talebe mahal yoktur veyahut âdil bir hükümetin tesisi Ameri-kadan talep edilirse meşrutiyetin bekası lâfzdan (sözden ) ibaret kalır.

Amerikan Mandacılığını böylesi hukuksal ve tam bağımsızlık ilkesinden yola çıkarak çürüten bir Mustafa Kemal’in ABD mandacısı olduğu savı, gaflet ve dalâletle (sapkınlık’la) nitelenebilinir.

4.Güneş Ecer adlı kişi 23 Nisan 2016 günlü e-mail iletisi nde:

“Mustafa Kemal, çok partili, sistem istemezdi ve çünkü, kısa ömürlü liberal demokrat Serbest Cumhuriyet Fırkası mitingleri CHP’den çok fazla adam topluyordu. Seçimlerde kaybedeceklerini anladı. Aralarında ne geçti ise, parti başkanı Fethi bey, M.Kemal’den korktu ve partiyi feshetti. Böylece tek parti diktatörlüğü hükmünü sürdürdü” diyor.

Bu yazdıklarına gerçekten inanıyor mu? Eğer Doç.Dr.Çetin Yetkin’in “Serbest Cumhuriyet Fırkası Olayı” kitabını okusa ve hatta Fethi Okyar’ın oğlu Prof.Dr. Osman Okyar-ın kitabını okuyup bu konuda oğlunun ne düşündüğünü öğrenseydi böylesi gerçek dışı saçma sapan kanılardan belki vaz geçer miydi bilemiyoruz. Şimdi onun “Mustafa Kemal çok partili sistem istemedi” türündeki kanısının ne denil yanlış, gerçek dışı olduğunu kanıtlayalım:

Doç.Dr.Çetin Yetkin, Serbest Cumhuriyet Fırkası olayı kitabının 31’nci sayfasında şunlar yazılıdır (Karacan yayınları,1982,s.31):

Yalovada’daki altıncı günü (Fethi Beyin Mustafa Kemal’i Yalova’da ziyaretinin 6’ncu günü kastediliyor; 23 Temmuz 1930. A.N.Ö) Gazi Mustafa Kemal, Fethi Bey’e bir muhalif fırka kurmasını bildirir, İstanbul’da Necmed-din Molla’nın evindeki yemekte bu fırkanın adını da “Serbest Cumhuriyet Fırkası”olacağını açıklamıştı.

Fakat ne yazıkki Fethi Bey, kurduğu Serbest Cumhuriyet Partisinin tüm toplantılarında CHP’ye yönelttiği eleşirileri akıl almaz biçimde küçültücü, aşağılayıcı bir saldırı yöntemiyle uygulamaya başlamış, örneğin, yayınladığı anılarında bu tutumunu şöyle anlamıştı.

“İsmet Paşa’nın “hodbinliği ve nihayetsiz iddialı ve hudutsuz mevki hırsına eklenen yetersizliği etrafında cereyan eden fecaatları anlamamaktaki inadı yüzünden memleket bir uçuruma doğru sürüklenmekte iken haykırmamak elimden gelmiyordu” (Kaynak, Çetin Yetkin, a.d.e,s.47)

“5 Eylül 1930 günü CHP Denizli mebusu Haydar Rüştü Beyin İzmir’de yayımlanan Anadolu gazetesinde SCF aleyhinde bir yazısı yayınlanmıştı. CHP’nin bu yazısı üzerine SCF’nın yandaşları, önce Anadolu gazetesi sonra da CHP binası önünde protesto gösterisinde bulundular. Bu arada CHF’ndan Sabri Bey, parti binasından halka “namussuzlar” diye bağırması üzerine halk binanın camlarını taşlamış, kırmış Anadolu gazetesinin basın-evine doğru yürüyüşe geçmişti. Bu arada güvenlik güçleri ateş açmış, halktan yaralananlar olmuş, bir çocuk vurularak ölmüştür.
(Kaynak:Doç Dr. Çetin Yetkin,age.s.171)

Fethi Okyar 16 Kasım 1930 Serbest Cumhuriyet Fırkasını feshettiğini şu sözleriyle açıklar, partisini sadece 148 gün yaşatabilmişti:

“Tebellür eden son vaziyete göre fırkamız, Büyük Gazi Hazretlerine karşı siyasî sahnede mücadele edecek bir mevkiie getirilmiştir. Fırkamız doğrudan doruya Gazi Hazretlerinin teşvik, israr ve tasvipleriyle vücuda gelmiş ve büyük reisimizin her iki fırkaya karşı eşit yardım muamelesine mazhar olacağı teminatını almıştı. Esasen başka türlü siyasî bir teşekküle vücut vermek sorum-luluğunu almayı hiçbir zaman hatırımıza getirmedik. Halbuki emrivaki şeklinde gerçekleşen son durum karşısında bizce başarılması imkânsız olan bu teşebbüse devam etmek beyhude olacağından…”

Bugün ülkemizde çok partili siyasal yaşam varken demokrasiden söz edilebilinir rni? Demokrasinin kültürü oluşmadan onun hukukunun da oluşmayacağı gerçeğini kim biliyor acaba? İttihat ve Terakki Partisi Meşrutiyet savıyla iktidara geldi ve fakat Sultan Hamit’i aratacak düzeyde meşrutiyeti yok ettiler. Demokrat Parti, “demokrasi” savıyla iktidara geldi, demokrasiyi yerle bir ettiler. . Şimdi o kav-ramı yok etme görevini AKP iktidarı üstlenmiş görünüyor. Demokrasi kültürü oluşmadan onu hukuksal kararla yaşa-tılamayacağını Türkiye 1910 yılından bu yana sürekli denemeye ve kanıtlamaya çalışıyor.

Fethi Okyar Bey’in CHP ve İsmet Paşaya yönelttiği eleştirilerde daha hoş görülü ya da yol gösterici davranması gerekirdi. Örneğin köpeklerin kuyruklarına Hermes kon-serve kutularının üzerine “İsmet Paşa” yazılarak dolaştırılmasına karşı çıkması gerekirdi. O yıllarda anlatılan bu olaydan hiç kimsenin söz ettiği duyulmadı. Aslında bu yeni parti 148 gün yaşadı ve de Cumhuriyet karşıtlığının kötüye kullanılmasının girdabında kendisini yok oluşa sürükledi.

ABD’de 1929 Ekonomik bunalımı Türkiye ekonomisini de olumsuz etkilemiştir. Yalnız ülkemizin değil Avrupa’daki tüm gelişmiş ülkelerin ekonomileri de bunalımın etkisi altında kalmıştır. Konunun bu yönünü Doç.Dr.Çetin Yetkin’in de incelemediğini ve Fethi Bey’in 1929 ABD ekonomik bunalımını dikkate almadan bunun olumsuz sonuçlarını ülkemizde Başbakan İsmet Paşaya yüklemeye çalıştığını görüyoruz.

5.Güneş Ecer adlı bu kişi, 23 Nisan 2016 günlü iletisinde bakınız Mustafa Kemal’in hisselerinin çoğunu CHP’ye bir kısmını da ırkçı programı sürsün diye TDTK’na verdiğini iler sürüyor. (Türk Dil ve Tarih Kurumunu kasıtlıyor olmalı). “Aslında o hisseler devletin olmalıydı” diyor. “Çünkü. o hisseler dünya Müslümanlarının aralarında para toplayıp Halifeliği kurtarın diye gönderdikleri 600 000 altın liranın (Hangi kaynakta böyle yazılı?) 250 000 lirasıyla satın alındı. Halifelik ise kaldırıldı. Gerçek tarih böyle; kusura bakmayın. Milleti de aldatmayın.”

Oysa gerçek çok farklı: Amaç gerçekleri saptırmak olunca kişi böylesi açmazlara düşecektir elbet: T.İş Banksına CHP için yatırılan paranın yıllık faizlerinden CHP’nin pay alındığı konusu 1977 yılında Parlazmento da görüşme konusu olmuştu. Bunun ne denli yanlış olduğu CHP Grup Başkan Vekili Hayrettin Uysal tarafından açıklandı. O hisse senedinden para olarak pay ödenmesi söz konusu hiçbir zaman olmamış, sadece bankanın Yönetim Kurulunda üç üye ile CHP’nin temsil edilmesini sağlamak amacıyla alınmıştı. Çünkü daha sonra T.İş Bankası’nın “sermaye artırımı” kararı nedeniyle CHP’nin Yönetim Kurulunda üye sayısının 1’e inmesi ve Mustafa Kemal Atatürk’ün Vasiyeti’nin değişmesi söz konusu olacağı için, buna karşı çıkılmış açılan davada, bankanın sermayesinin CHP’nin yönetim kurulundaki üye sayısının 3’den aşağı ineme-yeceğine ilişkin karar alınmıştır. T.İş Bankasındaki o hisselerinin hiç birisinin para olarak karşılığının ödenmesi söz konusu olmamıştır. Güneş Ecer’in bu durumu bilmediği anlaşılıyor. Amaç kötülemek olduğu için, gerçeği bilmesine de gereksinim kalmıyor. Merak ediyorsa eğer gidip Ban-kadan öğrenebilir.O hisse senedi hiçbir biçimde paraya dönüşmemiştir, sadece yönetim kurulunda üye sayısının 3 olarak kalmasını sağlamıştır.

Anadolumuzda güzel bir özdeyiş vardır: “Yalancının mumu yadsıya kadar yanar”. Güneş Ecer’in elindeki yalancının mumu bir gün parmaklarını yakacaktır elbet. Saygılarımla.

Dr.Ölçen. 26.4.2016

Bu iletimizde köşeye sıkışan Güneş Ecer adlı kişiden ne düzeyde yanıt geldiğini göreceksiniz. Tarihsel gerçekleri tahrif ederek yanlışlıklarına yanıt vermek yerine saldırı yöntemini tercih ediyor.:

“Sn.Kemalist Prof.Ali Nejat bey:
Değiştirdim.
(neyi değiştirdiği belli değil. Ayrıca Prof deği-lim. A.N.Ölçen)
Aklıma gelen diğer başlıklar şöyleydi:
Kemalist militan Ali Nejat Ölçen’den bilgisizlik örnekleri,
Kemalist yalaka Ali Nejat Ölçen’in çaresizliği.
Böyle cahil profesör ancak Kemalist olabilir.
utedilini seçtim.

Birkaç konuda yazdıklarımı aşağılayıcı bir üslupla, tehditler savurarak ve hakaretler yaparak eleştirmişsin.
Lakin, bilgisizliğin ve araştırma kabiliyetinin olmaması yüzünden herhalde ki, hiçbir iddiamı çürütememişsin.
Hepsini yeniden ve tek tek ele alacağım; kaynaklarıyla, belgeleriyle yazacağım. Şimdilik, sizin yaptığınız saldırıyı tarifle işe başlıyorum.

Ali Nejat bey, beni sen değil bir ordu gelse susturamaz.
Tehditlerin de korkutamaz.
Bunlar Kemalist alışkanlıktan başka bir şey değildir;
Susturmak, tehdit, hakaret, teşhir etmek, hedef göstermek…
İşte bu yüzden kötüsünüz.
Bu çeşit saldırganlığınızın sebebi Kemalist militanlar olarak yetiştirilmiş olmanız, medeniyet nedir bilmemeniz, karşınız-dakilere şimdiye kadar türlü kötülüğü yapıp karşılık görmemenizdir.Sizden öncekiler katliamlar yaptı; millete işkence, zulum uyguladı; özgürlüklrerini yok etti; demokrasi olmayalım diye darbeler yaptı, seninkisi hafif kalıyor, ama niyetin onlarınkinden farksız. Elinizden gelse Kemalizm’e karşı konuşanların hepsini asardınız…! Geçmişiniz öyle çünkü.

Lakin (AK Parti sağ olsun) bugün bizler konuşabiliyoruz.
Eleştirebiliyoruz.
Son birkaç sene içeri
inde Kemalizm hakkında öğrendiklerimiz kitapları doldurur.
Hepsi millet olarak kandırılmış, endoktrinasyondan geçirilmiş olduğunuzu, bin senelik Anadolu tarimizde milletimize yapılan en yoğun zumlun Kemalist dönemlerde yapıldığını gösteriyor.

Artık, kimseyi susturamazsınız.
Bu kar topu, karlı tepelerden aşağ
ya doğru hızla iniyor artık. Gittikçe büyüyerek, ışık saçarak iniyor.
Mutlaka bütün despotiminizle birlikte altında kalacaksınız.
Dünyanın gidişatı özgürlük-demokrasi-insan hakları yönün-,
den, Millete mezalim uygulayıp, susturma döneminiz bitti.
Sokakları yakıp-yıkıp Mustafa Kemal’in askerleriyiz pankartlarınız, tencere-tavanız da işe yaramadı.

Siyaseten yenilgiden yenilgiye koşuyorsunuz.
Kimse içtenlikle, Kemalistle
ri, bilhassa sizin gibi militanları, sahiplenmek istemiyor.

Temel özgürlükler, AIHM, BM insan hakları deklarasyonu, demokratikleştirilmiş kanunlarımız, Kuran-ı Kerim ve Allah’ın kanunları hepsi bizden yana. Sizlerden yana yegane şey kötülüğünüz, yalanlarınız, tehditleriniz. Gördüğünüz gibi onlar da hiçbir işe yaramıyor.
Aslında, sizin tehditleriniz ve hakaretleriniz suçtur; benim Kemalizm eleştirilerim değil. Bu bile ne kadar geride kaldığınızın, çağımıza yakışmayan ucube tipler olduğunuzun kanıtıdır.

Yazınızı aynen ekliyorum; ibret olsun diye,
Güneş Ecer.
27.4.2016

***

Güneş Ecer de benzerleri gibi, okuduklarının doğru mu yanlış mı olduğuna değinmeden saldırı yönetemimi uyguluyor.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail