Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 112 Geri Tavsiye Et Yazdır


İLGİNÇ BİR KİTAP: ÇOKÜŞÜN ANATOMİSİ

Yazarı.COŞKUN ÜRÜNLÜ, curunlu@gmail.com

Coşkun Ürünlü’nün yapıtının ilk sayfalarında ilginizi çekecek olan bir yorumuna değinme gereksinimi duymaktayım. Bu güne kadar “Çarlık rejimi dönemini kapatan Lenin’in Siyasal Devrimi her iki ülkede de benzer, inanılmaz amaçlar açısından, sanki tek bir olgu imiş gibi benzerlikler taşıyarak doğmuş olmasıdır” diyor ve aşağıdaki sonuçlara ulaşıyor:

Birinci sonuç, Çar Nikolay’ın siyasî ve dinî egemenliğinin tek kişiye bağlı olması sona ermiş ve aynısı yani Padişah Vahdettin’in yürüttüğü siyasî ve dinî egemenliğinin kişiye bağlılığının tarihe gömülmüş olmasıdır.

İkinci sonuç, her iki ülkede feodal üretim biçiminin yerine daha üst bir üretim biçimimiyle yani kapitalizmin hızlandırılması amacıyla Rusya’da Mayıs 1921’de NEP- New Economic Policy adı altında tesis edilmesidir. Türkiye’de de Lozan Andlaşnası’ndan önce büyük düşünür Ziya Gökalp’ın yazılarıyla ısrarla istediği “Devlet Kapitalizm” sistemi Türkiye’nini gündeminde yer almış ve 1920’lerden başlayarak fiilen uygulanmıştır. Aynı uygulama yani Devlet Kapitalizmi sistemi, ABD’deki 1929 Ekonomik Buhranı’nın çözülmesi için ABD Başkanı Rooswelt’in NEW DEAL adı altında başladığında, Türkiye’de de 1930 yılında aynı ekonomik politika sistemi isimlendirilmiş ve Etatizm-Devletçilik adıyla Anayasamıza eklenmiştir.

Üçüncü sonuç, Rusya’da dinî otorite olan kilisenin fertler üzerine “hüküm” vermesi ortadan kaldırılmış, din kurumsal olarak etkisizleştirilmiş, herkesin “birey” olarak kendi istediği dinsel inanışlar ve bu inanışların ibadet ve inanç gereklerinin devlet sisteminin dışında var olmasıdır. Türkiye’de de Batı uygarlığındaki ülkelerdeki benzer kavram yani “laiklik” ilkesi uygulamaya alınmıştır.

Dördüncü sonuç, sadece Türkiye Cumhuriyetinde yaratılıp uygulamaya alınmış olan ve dünya tarihinde hiçbir ülkede var olmayan bir kamu kurumunun kurulmasıdır. Bu kurum Atatürk’ün tesis ettiği Türkiye’ye has bir ek olgu olan Diyanet İşleri Başkanlığ örgütüdür. Bu kurumun sekuler bir anlayış ile kurulmasının nedeni, din olgu ve unsurularının objektif yaklaşımla açıklanarak halkın “nakle” değil “akla” dayalı yollarla inanç öge-lerinin aydınlatılması amacına ulaşılmasıdır. Kısaca devlet yani Kamu Hukuku’na bağlı öz nitelik olan “laiklik” ilkesine ters düşen kişisel tefsirler, hurafeler, akla ters icazetler ve sair tarikat ilkeleri yerine halkı aydınlatma yükümlülüğünde faaliyet gösteren bir kamu birimidir.

Diğer bir deyişle Osmanlı’nın eski Mecelle Hukuku’na ya da Islam Hukuku’nun belli bir mezhep inanışlarını temel alarak değil, dünyada Rönesans’tan sonra geçerli olan akla dayalı anlatımlarını yürütmekle mükellef olan bir kamu kurumudur.

ABD’nin İngiliz emperyalizminden 1783 yılında kurtulması ile başlayan ve 1789 Fransız Devrimi’nden sonra Rönesans devrimini geçirmiş olan tüm aydınlık ve uygarlığı benimsemiş ülkelerdeki kavimler birliği anlam ve yapısı millet kavramına dönüşmüş ve bu olgu geniş ölçüde uygulama sürecine girmiştir.

“Millet” olma kavramının ihtiva ettiği nitelikler ile kavimler halinde toplanmış insan topluluklarının ihtiva ettiği nitelikler hem “öz”de ve hem de “şekil”de farklıdırlar. Millet olmuş ülkelerdeki “öz” nitelik “vatan” kavramıyla ve tek bir bayrak altında halkın kendilerini farklı kavimler etiketleriyle değil yekpare “Millet” kavramıyla yaşamalarıdır. Bu tür yapılanmaya ulaşmış milletlerde diğer bir esas ise “şekil” nitelik olan bir meclis (parlamento) tarafından anayasal varlığı olan hukuk düzeni ile yaşamaktır.

Osmanlı İmparatorluğu’nu “Kavimler Birliği” olarak tanımlamak mümkündür. Osmanlı Devleti’nin Islam Dini’nin belli mezhebine ya da etnik niteliğe sahip olma durumunu “Kavimler Birliği” tanımı için örnek olarak gösterebiliriz. Bunu Osmanlı İmparatorluğu’nun Padişahı ve Islam Dünyası’nın 78. Halifesi Vahidettin’in ABD Başkanı Coolidge’e gönderdiği mektup ele alınarak oradaki ifadeden açıkça görebiliriz; Osmanlı Devleti’nin Halifesi Padişahı olan Vahidettin ABD Başkanı Coolidge’e tekrara halife olmasını sağlaması için yardım istediği mektubunda “Hilafetin tümüyle kaldırılması,beş-altı milyonluk Türk Kavminin yetki alanı içinde değildir” diye seslenmiş olmasıdır.

Kavimler Birliği kavramının Millet kavramına doğru ileri bir adım atılmasının temelinde çoğunlukla toplumun alt yapısının (üretim ilişkilerinin-mode of production) kendine has yaratacağı üst yapıya ulaşmış olması gerekmektedir.

***

Coşkun Ürünlü’nün kitabındaki bu önemli bölümde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Islam dininin akla ters düşmeyen niteliğini programa alması acaba gerçekleşe- bildi mi? Bu konudaki gerçeği kuruluş amacından sapkınlığını ardaşık bölümde okumanız olanaklıdır.

Osmanlı Devletinin “Kavimler Birliği” tanımının Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet Devletinde AKP iktidarıyle birlikte yeniden güncelleştiği gerçeğiyle karşılaşmaktayız. Özellikle Darbe adıyla sergilenen “Orta Oyunun” sonucunda neydanlarda toplanan yığınların ulusal bilinçten ne denli uzaklaştırıldığını ve Ordusunu yok eden ve subayların yetişmesinin temeli olan askeri okulların kapatılması, ülkeyi savunma gücünden ordusunu yoksun bırakan AKP iktidarını meydanlarda Türk Bayraklarıyla kutsayan Kavimler topluluğuna artık Millet diyebilir miyiz? Coşkun Ürünlü arkadaşımızın kitabındaki bu bölüm bugünün siyasal iktidarının bir özeti gibidir.

Şimdi Diyanet İşleri Başkanlığının yapısını gözden geçirebiliriz:

***

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI DİNSEL YOBAZLIĞIN KAYNAĞINA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

Ali Nejat Ölçen

İslam Dünyası, emperyalizmin silahlarıyla birbirlerini 1200 yılından bu yana öldürmektedirler. Bin yılı aşkın süredir birbiriyle dost olan iki komşu İslam dünyasına rastlayamazsınız. Hiçbir din Islam kadar cahil, ard niyetli din adamlarının eline düşmemiştir. Bugünlerin bilim ve teknolojik gelişmesini elinde tutan ve Islam dünyasını egemenliği altına almış Batı dünyasında bu yanlış gidişe çare araması gereken Diyanet İşleri Başkanlığı bakınız neyle uğraşıyor: “Ateistle evlenilmez, kestiği et yenmez diyor.

Ey zavallı kurum, ateist kabul ettiğin Hıristiyan dünyasının araçlarıyla nakledilen ezanla namaz kıldırmıyor musun? Müezzinleri yok eden sen ve senin kafandaki yobazlar değil mi?İnsan sesiyle dinlenen Ezanı gavur dediğin kişilerin Araçlarıyla Nakli Ezan’a dönüştürmekten sakınca duyumsuyor musun? Sen değil misin mikrofonlardan yayınlanan ezanın anlaşılmaz gürültüye dönüşmesine yol açan? Ve Sen bilmiyor musun ki, ilk ezanı okuyan İmam Habeşi elini ağzına götürürken “ezanı bozma” diye bağıran kitlenin sesini sen halâ duymuyorsun. Ve sen Islam’ın kutsal kitabında Hadîd Suresinin 27’nci Ayetinde:

Meryem’in oğlu İsa’yı da gönderdik; Ona İncil’i verdik ve ona uyanların kalplerine bir rikkat ve bir merhamet yarattık, bir de rehbaniyet (râhiblik) ki onu onlar icad ettiler, hükmünü nasıl duymazlığa gelebilirsin? Islam’ı din olmaktan çıkarıp safsataya dönüştüren sizlerin yobazlıkları değil mi?Bir kez olsun Necm Suresinin 39’ncu Ayetinden söz edebildin mi?Ne diyor o güzelim Ayet:

İnsanın say’ından (emeğinden) başkası kendisinin değildir.

Bir kez olsun içine üç TIR kamyonun girdiği Gemiciğin sahibinin o gemiye (yani emeği ile) nasıl sahip olduğunu sorabildin mi? Sen hiç Nisa Suresinin 58’nci Ayetini, Başbakan olan adama:

İnsanlar arasında hükmettiğin zaman adaletle hükmetmen emrolunuyor,

diyebildin mi? Diyemedin, çünkü sen ve senin gibiler maaşını ödeyenlerin karşısında, İslamı işitmezden görmezden gelenlerdensiniz! Saff Suresinin 3’ncü Ayetini bir gün olsun hatırlayabildin ve İktidara anımsatabildiniz mi:

Yapamayacağın şeyi söylemek Allah yanında ne büyük ne çirkin kabahattir, diyebildiniz mi?

Maide Suresinin 8‘inci Ayetini hiç anımsamayı düşün-dünmü? Ne diyor o güzelim Ayet,

Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin. Adaletli olun takvaya (Allah’dan korkmaya) en yakın olan budur.

Bir zamanların Başbakanı R.T.Erdoğan’a bu güzelim Ayeti anımsatmaya gereksinim duydunuz mu? İslam sadece namaz kılmak oruç tutmaktan ibaret değildir. Kutsal kitaptaki adaleti, doğruluğu, dürüstlüğü, hak ve hukuku belleyin ve öneriniz ki Müslüman olabilesiniz. Çünkü, Bakara Suresinin 263’ücü Ayetine göre Bir tatlı dil, bir bağışlama, eziyet olan bir sadakadan daha hayırlıdır. Ve çünkü aynı Surenin 272’nci Ayetine göre, kimseyi yola getirmek senin üzerine borç değildir.

Ateistin kestiği eti yeme diyemezsin kimseye bu senin üzerine borç değildir. Kuran’nın iyiliği, doğruluğu, adaleti hak ve hukuku öneren çağcıl Ayetlerinden hiç birini anımsamayın, önermeyin, İslam’ı çağın dışına çıkarmayı sürdürerek bu dine en büyük kötülüğü yapmayı sürdüdüğünüzün farkında mısınız? İslami sizin gibilerin elinden kurtaracak bir din bilginleri elbet bir gün doğacaktır. Ve belki de bir gün bu dinin gelişmesine katkısı olan Mutezile akımı doğarak İslami safsatalar kıskacından belki kurtaracaktır.

Böyle biline çare buluna.

Dr. Ölçen

EY AKEPECE
Kalmalı
sın başımızda
Mustafa Kemal’i aratarak
gözya
şımızda.

Din iman sözde, turban peçe
Cumhuriyeti ordusuyla
“orta oyun” çı
kmazında
darbece
Yok, olu
şa sürüklediniz
Kahpece.

Sözcüklere sığar mı?
bu uyduruk bilmece?
düzmece,
meydanlarda sürüyor
hâlâ gündüz gece
akepece.

Ali Nejat Ölçen

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail