Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 113 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


Ali Nejat Ölçen

ATATÜRK’ÜN DEVLETİ’NDE ULUSAL KÜLTÜRÜN DOĞUŞU

Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimlerin iki temel özelliği var. Birincil özelliği evrim içinde gerçekleştirilmiş olmasıdır. İkincil özelliği kendisine özgü kültürünü kurumlaştırmış olması. Bu iki özelliği bir araya getirebilmiş bir başka devrime, uygarlık tarihi tanık olmamıştır.

Sovyetler Birliği, Çarlık Rusyası’nın kültürünü yadsıdı fakat kendi ideolojilerinin kültürünü yaratamadılar. O yüzden, 75 yılda yıkıma uğradı. Pushkin gibi bir şair ya da Dosteyevsky, Turgeniyev, Nikolayevic Tolstoy, gibi romancı yaratamadılar. Ünlü öykücü Cengiz Aytmatov ise onlardan değil, bizlerden biri. Bolshoy Theater ile övüne-mezler, Çarlık Rusyası’nındır o ünlü sanatsal kurum. Sovyet Rusya, yaşlanan, çağın değişimine kapalı, bolşevizmin kültürünü yaratamadan kendi bürokrasisi tarafından yıkıma uğratıldı Oysa:

Mustafa Kemal Atatürk, kendi öğretisinin kültürünü yarattığı içindir ki, tüm karşı devrim çabalarına rağmen, onun toplumu kucaklayan kültürünü yok edemediler. O kültürünün kurumlarını çökerttiler fakat, o çökeltinin içindeki kültürü, ulusun bağrından söküp atamadılar. Mısır’lı bir Tarihçi M.M.Şerif’ dilimize çevrilen “İslam Düşünce Tarihi” adlı kitabında bu gerçeği şöyle dile getirmişti:

Devletler doğar ve ölürler, fakat kültürler farklı dalgaların karışmış sular gibi hiçbir zaman organiz-malar gibi doğup ölmezler. Eski Yunan, devlet olarak öldü, fakat ölümden sonra büyük bir Yunan kültürü dünyaya yayıldı ve hala Avrupa kültürü’nün içinde bir unsur olarak yaşamaktadır. (Kaynak:M.M.Şerif, İslam Düşüncesi Tarihi, cilt 1;Türkçe baskının editörü: Mustafa Armağan, İnsan Yayınları, İstanbul,1990,s.20)

Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlının enkazı üzerinde çağdaş bir devleti kültürüyle birlikte yaratmıştır: Misak-ı Milli sınırlarının sahibi ulusumuz, tarihini bilmeli, öğrenmeliydi. Türk Tarih Kurumu o nedenle kuruldu. Eğer Hammer olmasaydı bizler Osmanlı tarihini öğrenemeyecektik. Çünkü Osmanlı son 300 yıl kendi tarihini yaşamamış, Batı’nın ona yaşattığı tarihin altında ezilerek dış borç yükü altında kendisini yok oluşa sürüklemiştir. Ulusumuzun Osmanlı’nın yasakladığı kendi öz dili Türkçe’yi öğrenmeliydi. Türk Dil Kurumu o amaçla kuruldu.

Sadece Şeyhülislam’ın denetiminde Camide bir araya gelebilen ve başka mekanlarda bir araya gelmesi yasaklanan ümmet, uluslaşmalı ve kendi evlerinde, yani Halkevleri’nde bir araya gelebilmeliydi. 19 Şubat 1932 günü “Halk Fırkası Genel Sekreteri” Recep Peker ile Dr.Reşit Galip’in yaptığı konuşmalar, kuruluş amacını açıklayan önemli belgelerdir. Genel Sekreter Recep Peker Halkevleri’nin kuruluş amacını o gün şöyle açıklamıştı:

Bu asırda millileşmek için, milletçe kitleleşmek için, mektep tahsilinin yanında ve ondan sonra mutlaka halk terbiyesi yapmak, halkı bir arada ve birlikte çalıştırmak esasının kurulması lazımdır. Gençlik müte-madiyen yetişen ve yetiştiren bir çalışmanın içinde yaşatılmalıdır.

Bu konuşmasında önemli iki noktaya değinmekteydi: Anadolu’muz insanı, birbiriyle ilişki kurabilmeli, ortak kültürünün ürünlerini geliştirmeliydi. Ümmetin uluslaşması ancak böyle sağlanabilecekti. Halkevleri’nde bir araya gelen gençlerimiz yetişecekler ve kendilerinden sonra gelenleri de yetiştireceklerdi. Cumhuriyetimizin kuşattığı ulus, sanayileşebilirse ancak o zaman kendi yazgısının, kendi emeği ile biçimleneceğini öğrenecekti.Sanayileşmedikçe, emperyalizme karşı kendi-

sini savunamazdı. Kırsal alan gençleri sanayi ürünlerini, çimentoyu, demir, cam, toprak, kum çakıl, kireç ve, harcı kullanabilmeli, beton ve makine ile tanışmalı ve bunlardan üç boyutlu bir yapıyı ortaya çıkarabilmeliydi. Köy Enstitüleri bu amaçla kuruldu. Öylelikle, kırsal alan gençleri kendi emeği ve o emekten doğan bilgi birikimiyle kendisinin gerçekleştirdiği okul adını alan üç boyutlu yapıda, ud ile keman ile flüt ile resim ile tanışmalı bilgi ve beceri edinmeliydi. Kendi kişiliğinin kendisine ait olduğunu kavrayarak, doğacak olan sanayinin içinde yer alabilmeli ya da sanayileşmeye öncülük edebilmeliydi. Köy Enstitüleri kırsal alanının sanayi toplumuna dönüşümünü sağlayacaktı. Kısaca özetlediğim bu dört kurum, Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerinin halkla birlikte halkın içinde doğmasını sağlayacak evrimsel öncü kuruluşlar oldular. Kırsal alanda sanayileşme kültürü böyle doğacak ve emperyalizme karşı Mustafa Kemal Atatürk’ün yarattığı ulusal bilinç kendisini korumanın araçlarına böyle sahip çıkabilecekti. Bu dört temel kurum “Ulus Devlet” i yaratan öncü kuruluşlar oldu. Özetle:

.Türk Tarih Kurumunun öğretisiyle Tarihimizi tanı-yacağız,
.Türk Dil Kurumunun bulgularıyla Türkçe düşünmeyi öğreneceğiz
.
Halkevlerinde bir araya gelerek ortak ulusal kültürü yaratacağız
.Köy Enstitüleri’nde sanayi sektörünün araç gereç ve ürünleriyle tanışarak tarım nüfusunun sanayi toplumuna dönüşümüne öncülük edecek bilgi ve beceri ile donanımlı kadroları yetiştireceğiz.
Mustafa Kemal’in 1923 yılında İzmir’deki İktisat Kongresinin açılışında bir tümcesini o güne kadar değil Osmanlı devletinde, Batı ülkelerinde de her hangi bir devlet ve siyaset adamının söylediğine kimse tanık olmamıştır.
1923 yılında İzmir’de Toplanan “Türkiye İktisat Kong-resi”nin açılış konuşmasındaki

Yeni Devletimizin Hükümetin tüm Programları, İktisat Programı’ndan çıkacak, dediği zaman,

ülkemizde İktisat eğitimini üstenmiş bir okul ve fakülte yoktu ve de O bu sözünü gerçekleştirmeyi bilmişti. Birinci ve İkinci Sanayi Planları O’nun eseridir. O planlarda tüm yatırımların Fizibilite Raporları hazırlanırken Devlet Planlama Teşkilatı kurulmamış ve ekonomide kalkınma teorisi henüz doğmamıştı.

Kurduğu çağdaş devletin siyasal ve yönetsel program-larının iktisat programından nasıl çıkmış olduğunu açık-layarak konuya girebiliriz:

a.Birinci aşama: Halkçılık Programı

Halkçılık Programı, TBMM’nin 18.11.1920 günlü bir-leşiminde görüşülmüştü. 3.maddesi: Halkın iktisadi bil-cümle şuabatında (dallarında) naili refah olmasının istihsalini” koşul görmüştü.

b.İkinci Aşama: Ekonomi-hukuk bütünselliği

Mustafa Kemal’in birinci aşamadaki “Halkçı Programı” ikinci aşamada 1930 yılında hazırlanan “İktisadi Program”ı, hukuk ile ekonomi’nin bütünleşmesini sağla-mayı amaçlamıştı. 3’cü maddesinde bunu görmekteyiz:

Adalet, devletin bütün hayat ve faaliyet şubelerinde olduğu kadar ve bilhassa iktisadi hayat ve faaliyetin de temelidir. En iyi kanunlar ve adil hakimler, iktisadi teşebbüs ve inkişafın başlıca muhafızı ve müşevviki (özendiricisi) olmalıdır.

Öylelikle, iktisat ile hukuk bütünleşerek İktisadın Hukuku oluşturuldu. Şimdiki Türkiye’mizde iktisat ile hukuk nasıl bütünleşecek? Adaletten koparılan hukuk var olabidi mi?İktisat ile hukuk siyasallaşmamalı ve adil gelir dağılımı sağlayan, bölgesel gelir adaletsizliğini engelleyen iktisadi bütünleşmeyi ve gelişmeyi destekleyen hukuk düzeni nasıl yaratılacak? Mustafa Kemal’deki hukuk ile iktisat bütünlüğü, “adalet mülkün temeli olmasının yanı sıra, “mülkün (yani devleti de) adaletin temel olması”nı koşul görüyordu. En iyi yasalar ve adil yargıçlar iktisadi girişimleri koruyacak ve özendirecekse, o devlet öylesi adaletin temeli olacaktır elbet. Oysa Mustafa Kemal Atatürk’ün devleti şimdilerde adaletin temeli olmaktan çıkarıldı, adaletsizliğin temeline dönüştürüldü. Hukuk-suzluğun hukuku yaratıldı AKP iktidarında.

c.Üçüncü Aşama:Milli Tasarruf ve Planlı Sanayileşme

1930 İktisadi Programı, iktisadın nasıl bir iktisat olması gerektiğini 64. madde ile şöyle betimliyor:

Milli iktisadın (ilk kez milli iktisat deyimi kullanılıyor) her şubede tesis, tevsi ve inkişafı için lazım olan sermayenin en bereketlisi milli tasarruftur.

Bu betimlemeye rağmen milli tasarruftan (1950’li yıllar sonrasında) nasıl ne amaçla vazgeçildiği, dış kredilerin üretim dışı savurganca harcandığı, borcun borçla öden- diği dönemler, sağ kanatta yer alan gerici iktidarların ürünüydü. Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimleriyle:

1.Anadolu’ muzdaki ümmet, ulusallaşmış millileşmişti.
2.Emperyalizme karşı kendisini savunacak bilgi, bilinç ve kültürle donatılmıştı.
3.Tam bağımsızlığı sağlayacak sanayileşme sürecini ya-ratabilmişti.
4.Demokrasi kültürüyle ülkeye zarar veren siyasal partileri iktidardan uzaklaştırmanın araçlarına sahip çıkacak güce ulaşmıştı.

Mustafa Kemal’in 1932 ve 1935 yıllarında hazırlanan sanayi planları Sovyet Rusya’da bile bir örneğine rastlanmayan yatırım projelerine ilişkin “fizibilite raporları” ile yürürlüğe girmiştir. O yatırımların tümü, ne kadar süre içinde kendisini ekonomiye geri ödeyeceğinin hesaplarına dayalıdır. Türkiye’mizde henüz İktisat öğre-nimi ve fakülteleri yokken o hesaplar Sovyetler Birliği’n-de bile örneği olmayan bilimsel yöntemlerle hazırlandı ve uygulandı.

Nesnel kurumlar:

1. Ülkenin doğal varlığını tanımak: Bu amaçla 25 Nisan 1926 günü 3517 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile “Merkezi İstatistik Teşkilatı”nı kuruldu. Osmanlı Devleti, ülkemize ne kadar yağmur yağdığını, akarsularımızdan yılda kaç milyon metreküp su akıp gittiğini ve en düşük ya da en yüksek ısının nasıl değişime uğradığını merak etmeyen, buna öğrenmeye gereksinim duymayan devletti. Mustafa Kemal ilk olarak Devlet İstatistik Teşkilatını kurarak, doğa varlığını tanımamızı sağladsı.
2.Yeni devletimiz, Etibank, Sümerbank’ı kurarak doğa varlığını tanımalı ve üretime nasıl dönüştürüleceğini hesaplamalıydı.
3.İller Bankası’nı kurarak yerel yönetimlerin (yol, içme suyu gibi) alt yapı yatırımlarını milli tasarrufla finanse etmeliydi.
Bu üç temel kuruluş ancak genç kuşakların bilgi ve kültürüyle yaşayabilirdi.

Yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kendi kültürünü yaratmalıydı.

1.Ulus kendi tarihini bilmeliydi:Türk Tarih Kurumu kuruldu.
2.Ulus Osmanlı’nın yasakladığı Türkçe’yi öğrenmeliydi Türk Dil Kurumu bu amaçla kuruldu.
3.Gençler bir araya gelebilmeli, Anadolu kültürünü, sanatını, folklorunu tanımalı, geliştirmeliydi. Halkevleri bu amaçla kuruldu. Halkın okulu olmalıydılar.

4.Kırsal alan gençleri, sanayinin temel nesnelerini tanı-malı, onu kullanmalı ve üç boyutlu yapıya dönüştürürken, okul denilen o yapı içinde öğrenim görmeliydi. Kırsal alanın feodal yapıdan kurtularak sanayi toplumuna dönüşümü ancak böyle sağlanabilecekti. Köy Enstitüleri bu amaçla kuruldu.
Ne yazık ki bu kurumlar ihanet çemberinde yok edildiler. Ve bu bütünsellik sayesinde:

1.Bütçe dış açık vermiyordu.
2.
Enflasyon söz konusu değildi. Enflasyona yer vermeyen ekonomi yaratılmıştı. Yaratılan ekonomi enflasyonun da çözümüydü.
3.
Yatırımların finansmanı milli tasarrufla sağlandığı için, dış ticaret açığı söz konusu olmuyor ve o sayede 1 ABD doları 1.20 TL’de değerini koruyordu. TL’ olan milli paranın gücü, onuru ve uluslararası geçerliliği üst dü-zeydeydi, şimdiki gibi ayaklar altına düşmemişti. Yani ekonomi emperyalizme karşı kendisini koruyabiliyordu. Kamu İktisadi Kuruluşları bu amaçla yaratıldı. (AKP iktidarı tarafından yok bahasına satıldılar).

Kemalist devrimler, teorisi, uygulaması kendi kültürü ve o kültürün kurumları yaratılarak evrim içinde gerçek-leştirildi. Oysa Fransa’daki devrim, giyotinler işleyerek; Sovyet Rusya’da karşı çıkanlar Çar ailesi dahil yaşam-larını yitirerek gerçekleşebildi. Kemalist devrim, Tarihin ilk insancıl devrimidir.

Mustafa Kemal’in kurduğu yeni devletin esası iktisat programından çıkacaksa, önce doğa varlığını tanımak ve sanayileşme sürecine adım atmak gerekeceğini belirtmiştik. O nedenle, 1925-1927 döneminde Sovyet Rusya’dan tarım uzmanları davet edilerek, Türkiye’nin zirai bünyesi”, 860 sayfa tutarında bir yapıt ile ortaya çıkarıldı.

Ülkeler............ Morfin............. Kodein............ Tebain.........Papaverin
..........................%....................%.......................%..................%
Türkiye..........10.0-28.08........0.2-0.8...............0.2-0.5.........0.5-1.0
Hindistan........ 4.6- 8.9.......... 0.5-4.0..................--.................--.......
Çin................. 4.3-11.2.......... 0.06-0.2............ 0.7-0.9........ 0.3-0.8
İran.............. 10.4-10.8.......... 0.29.................. 0.57................ -......
Yugoslavya. 10.0-16.0.......... 0.46.................... -.................... -.....

Örneğin, 1951 yılında kitap olarak basılarak dağıtımı sağlanan bu çalışmanın 557’nci sayfasında haşhaş’ın morfin, kodein, tebain ve papaverin oranlarının ne düzeyde olduğunu yukardaki çizelgede görmekteyiz: Çizelgenin sonunda, “Türkiye’de haşhaş bitkisindeki morfin miktarının diğer ülkeleri pek geride bıraktığı” yazılıdır. Bu bilgiye şunun için değinmeye gereksinim duymaktayım: Çünkü alkaloid projesinde, afyon bitkisinin sağlık sektörüne katkıda bulunacak yatırım projesinin temel girdisi olmasını ön görülmüştü. Mustafa Kemal Atatürk, yaşamını erken yitirip aramızdan ayrılmasaydı, bu sanayi dalındaki yatırım kesinlikle gerçekleşir ve Türkiye’miz, afyonu tıp dünyasına sunmuş olurdu.

1924 yılında dünya afyon üretimi 8600 ton olarak tahmin edilmekteydi. Alkaloid için afyon talebi ise sadece 370 ton idi ve Türkiye bunun %61’ini karşılayacak bir yatırım projesine Mustafa Kemal sayesinde ikinci sanayi planında kavuşmuştu.

Sanayi planlarına alınan yatırım projelerine ilişkin fizi-bilite hesapları bilimsel açıdan üst düzeydedir. Örneğin alkaloit yatırım projesinde yılda 120 ton afyonun işlenerek 12 ton baz morfin üretilmesi öngörülmüştü. 120 ton afyonun dış satımıyla 944 000 TL. gelir sağlamak yerine, onu alkaloit türevlerine dönüştüren yatırım projesiyle 1 454 000 TL dışalım geliri sağlanacağı yapılan hesapların sonucuydu. Ne yazık ki, bu yatırım projesi unutuldu.

İkinci sanayi planında bir önemli yatırım projesinin de linyit ya antrasit’ten sentetik benzin üretimi tasarımıydı. Çok önceleri Batı dünyasında kömürden sentetik benzin üretimi düşünülmekteydi ve fakat buna ilişkin teknoloji ancak Almanya’da 1930’lu yıllarda keşfedildi. İkinci sanayi planına böylesi bir yatırım projesinin fizibilite hesapları ile birlikte 1935 yılında girdiğini görüyoruz. İki seçenek incelenmişti. 1 kilogram linyit ya da antrasit kömürünün fiyatı X ise üretilecek sentetik benzinin,

1.Antrasit kömür katranından üretilen benzinin litre fiyatı F:
F="7.04+(0.113" X+0.113)/n

2.Linyit kömüründen üretilecek benzinin litre fiyatı:
F="7.22+1.15" X bulunmuştu.

Antrasit kömüründe katran oranının n="%8’den" az olması durumunda Linyit’ten üretilen benzinin daha ekonomik olacağı anlaşılmıştı. Linyit kömürünün birim fiyatı X="4" kuruş olduğu için üretilecek sentetik benzinin litre fiyatı 11.83 kuruş olarak bulunmuş, dış alım fiyatının 3 kat olduğu görülerek sanayi planına alınmamasına karar verilirken, Mustafa Kemal’in karşı çıkması ile plana alınmıştı. Mustafa Kemal’e göre:

İktisat meselesinden ziyade ulusal savunma sorunu önemliydi.

Bu arada şunu vurgulamalıyım, İkinci Sanayi Planını (1935) İktisat Bakanı Celal Bayar, Meclise sunarak savunmuş olmasına karşı 1950 yılında Cumhurbaşkanı olduğunda İkinci Sanayi Planında savunduğu bu yatırım projelerinden hiç birini anımsamamıştır.

Mustafa Kemal Atatürk, İzmir de İktisat Kongresinin açılış konuşmasında sözünü (1923) ettiğimiz İktisat Programının temel ilkelerini şöyle özetlemişti:

İstiklali tam için şu düstur var: Hakimiyeti Mil-liye, hakimiyeti iktisadiye ile tersim edilmelidir. Yegâne kuvvet, en kuvvetli temel iktisadiyattır. Siyasi ve askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferle terviç (taçlanmadıkça) edilmedikçe (taçlanmadıkça) semere, netice payidar (sürekli) olamaz.

Dünün ve bugünün devlet ve siyaset adamları, O’nun bu sözünü anımsayarak uygulamaya çalışsalardı, şimdiki sorunların hiç birini yaşamazdık.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail