Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 113 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


Ali Nejat Ölçen

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’TE TAM BAĞIMSIZLIK

Mustafa Kemal Atatürk “milli siyaset”i NUTUK’ta şöyle betimlemişti:

Harici siyasetin en çok alakadar olduğu ve istinat ettiği husus devletin dahili teşkilatıdır. Harici siyaset, dahili teşkilatla mütenasip (uyumlu) olmak lazımdır. Garpta ve şarkta başka tabayı ve harse ve emele (amaca ve hırsa) mütehalif (uyuşmaz) unsurları cem-eden (farklı huy, kültür ve amaçta bir araya getiren) bir devletin dahili teşkilatı elbette asılsız ve çürük olur.O halde haric siyaset te esaslı ve metin olamaz.

Bugün dış politika ile devlet örgütü arasında uyum olduğundan söz edebilir miyiz? Ülke’nin batısında farklı, doğusunda farklı topluluklar arasında düşün, davranış, amaç ve kültür birliğinden bugün söz edilebilir mi? “Ulus-devlet” bütünlüğünü zedeleyen olayların temel nedenini görebilmek için Mustafa Kemal Atatürk’ün “Milli Siya-set” ini yapılandıran kurumlara yeniden sahip çıkmak gerekir. Ne yazık ki,Türk Tarih ve Dil Kurumları, Halk Evleri ve Köy Enstitüleri, yok edildiler.

1930’lı yıllarda yabancı bir gazetecinin sorusuna şu yanıtı vermişti Mustafa kemal:

Batı emperyalizmine karşı en güçlü savunma Batı kültürüdür.

TBMM’nin 2009 yılı açılış konuşmasında Çankaya’dan aşağıdaki türde bir ses işitilmeliydi:

Kendi sorunlarını kendi iradesiyle çözemeyen devletler, başkalarının istismarına açıktır, siyasal aklı güçlü olan devletle buna izin vermez, soranlarını başkalarına fırsat vermeden kendi iradesiyle çözer.

Oysa Mustafa Kemal Atatürk’ün Çankayası 2000’li yıllarda bu bilinci koruyabilmiş olmalıydı: Türkiye’ mizin Misak-ı Milli Sınırlarını koruyacak güçte olduğu bilincini Çankaya’da işitebilmeliydik. Tersine AKP iktidarı, ülke savunmasını da yerle bir etmiş ve barışta savaş koşullarını yaşamamızı sağlayabilmiştir. Bunun beceriksizlik olduğunu sanıyorduk, oysa BOP eşbaşkanı olarak bize görev verildi diyen Başbakan R.T.Erdoğan Açılım safsatasıyla PKK’nın gerilla savaşını başlatmasına olanak sağladı. Ve de Gülen kadrolarını devletin organları içine yerleşmesi sağlandı. “Ne istedinizde vermedik” diyen R.T.Erdoğan değil midir? Bu alanda herkesi sorumlu tutarken kendisi nasıl sorumsuz kalabiliyor? Bir gün o da yargılanacaktır elbet.

Mustafa Kemal, Büyük Millet Meclisi’ni oluşturduğunun ertesi günü,24 Nisan 1920 tarihindeki gizli celsede yaptığı konuşmada ulusal bütünlüğümüzü şöyle açıklamıştı:

Bizce kat’i olarak muayyen (belirgin) bir şey varsa hududu milli dahilinde, Kürt, Türk, Laz, Çerkez vesaire bütün bu İslam unsurlar müşterek’ül menfaadır.(yarar ortalığındadır). Beraber çalışmaya karar vermişlerdir. Yoksa hiçbir vakit başka bir noktai nazar (görüş) yoktur; arzuyu vicdani ile uhunnetkarane (kardeşçesine) ve dindarane bir vahdet (birlik) vardır. Hiç şüphe etmeyiniz ki reyi sorulduğu zaman bu reyi vereceklerdir.

O gizli celsede (24 Nisan 1924) Karahisar-ı Sahib Mebusu Mehmet Şükrü Bey’in bir sorusuna Mustafa Kemal şu yanıtı vermişti O yanıt bugün ulusal bütünlüğün niçin zedelenmek istendiğine de açıklık getirmektedir.

İngilizler daha evvel bütün Kürdistan’ı iğfal etmek, Türk ve sair dindaşlarından ayırmak için tasavvur edebildikleri her şeyi orada tatbikle meşgul idiler. Bu tatbikatta en büyük faaliyeti gösteren Yüzbaşı bir rivayete göre Binbaşı rütbesini haiz birisi idi. Ve maalesef İslam’dan bir kişi muavenet (yardım) ediyor-du.

Mustafa Kemal o yanıtında İngilizler yerine ABD demiş olsaydı, bugünkü durumu açıklamış olacaktı. BOP, aslında Anadolu’muzda Kürk kökenli yurttaşlarımızı iğfal ederek, ABD’nin kucağında “Türk-Kürt-İslam” sentezinin federatif devletini kurmayı amaçlıyor. Bu amaca karşı çıkacak olanlar aydın yurtseverler, gizli tanık ifadeleri, imzasız yazılarla, bilgisayarlara yapıştırılan iletiler ve düzenlenen sanal CD’ler ile zindanlara atıldılar. Gayri Milli siyasetin gereği olarak...

1.Millî Siyasetin Yok edilemezliği.

Mustafa Kemal Atatürk’ün devletini, Atlantic Council mi yönetiyor?Ne yazık ki, bugün temel sorun budur, tüm öteki sorunlar ayrıntıdır. ABD’nin oluşturduğu bu kurum, etkili üyesi David L.Phillips’in yönetiminde 2009 yılında hazırladığı ve Başkan Obama’ya sunduğu rapor, AKP iktidarının PKK sorununu nasıl çözmesi gerektiğini açık-lamaktadır. Örneğin:

1.Irak Kürdistan’ında Türk ticareti ve yatırımı özendirilmeli, sıkışıklıkları gidermek için ikinci bir gümrük kapısı açılmalı.
2.
Irak Kürdistan’ında azınlık hakları geliştirilmeli azınlık okulları finanse edilmeli, kamu işletmelerinde, azınlık dillerinin kullanımı sağlanmalı ve güvenlik birimi görevlileri, hizmet ettikleri topluluğun etnisitesini yansıtmalı.. (nasıl?)
3.
Kürt Bölgesel Yönetimi (KBY) PKK’nın kıdemli elemanlarını yakalamalı ve Kandil civarındaki kontrol noktalarını, dağ geçitlerini de içerecek biçimde denetimleri sıkılaştırılmalı.

Bununla da yetinilmiyor:

.Türkiye’deki Kürtlerin PKK’ya olan kamusal desteğini azaltabilmek üzere, Ankara Kürt kimliğini tanımak için ek adımlar atmalı, örneğin Anayasa’da vatandaşlığın temeli olan “Türklük tanımı ortadan kaldırılmalıdır”. PKK sorunu sadece bununla çözüle-mez, nihai çözüm, PKK lideri ve kadrosu için af düzenlemelerinde yatmaktadır.
.
Obama yönetimi Kuzey Irak ve bölgesel sorunlar için bir temsilci atamalı . Özel elçi, iç içe geçmiş olan güvenlik, demokrasi ve gelişim konularının entegras-yonunda ABD çabalarının odaklanmasına yardımcı olmalı.

“Kürt Açılımı” ve de Anayasa’da hangi hükümlerin yer almasına ilişkin öngörüler ülkemizde değil, çok uzaklarda Atlantic Coun-cil’de kurgulanmış ve BOP eşbaşkanlığına da görev olarak verilmiştir. Görevin yerine getirileceğinin güvencesini de şöyle açıklıyor:

Türkiye ABD’nin en güçlü ve güvenilir müttefik-lerinden biridir.

Bu gerçeği açıklayan tümcenin devamı da şöyle:

Türkiye’nin kendi bölgesindeki PKK üyelerini hedef seçme yasal hakkını hiç kimse yadsıyamaz. Ancak sadece askeri çözüm, PKK için halk desteğini arttırarak sorunu alevlendirecektir. Atlantic Coun-il’in düzenlediği toplantıda yer alan Türk katılımcılar, sadece askeri çözüm ile PKK’nın yenilemeyeceği görüşünü savundular. Silahları bırakma seferberliği kalkınma ve topluma kazandırma ile birlikte hali hazıra “Türklük” kavramına dayalı olan vatandaşların yasal tanımının değiştirilmesine dayalı stratejiyi savundular.

“Demokatik Açılım”a dönüştürülen, içeriğini kimsenin (Başbakan R.T Erdoğan’ ın da) bilmediği “Kürt Açılı-mı”nı işte Atlantic Council böyle açıklıyor.

O halde soruyoruz: Türkiye Cumhuriyeti Devletini Atlantic Council mi yönetiyor? Bu kuşku doğruysa, ülkemiz ihanet çemberi içine sürüklenmiş demektir. Böylesi ihanet çemberini parçalamak her yurtseverin görevi olmalı. Çünkü demokrasi bunun için vardır ve yurtseverlik bunu gerektirir.

4.Kürt Sorunu Nasıl Yaratıldı?

Avrupa Birliği’nin 2004 yılına kadar Türkiye’miz için hazırladığı yıllık raporlarında sadece “azınlık” sözcük-lerinden söz edilir ve fakat azınlıkların kimler olduğu belirtilmezdi. AKP İktidara geldiğinin ikinci yılında azın-lıkların kimler olduğunu öğrendik. Örneğin ilk kez 2004 yılında AB’in raporu azınlıkların sadece Türk değil ve Alevi yurttaşlarımızın azınlık olduklarını yaznaya cesaret edebildi. AKP iktidarının yumuşak karnını görebilmişti. Alevi yurttaşlarımızın azınlık kabul edilmediklerini bakınız nasıl küstahça ileri sürebilmişti:

Aleviler halâ Müslüman azınlığı kabul edilmiyor.

İngilizcesi şöyle:Alevies are stil not recognised as a Muslim minority.(Kaynak: Regular Report on Turkey’s progress towards accession,2002,s.54)

Ve o raporda Fırat ve Dicle nehirlerinin uluslararası bir komite tarafından yönetilmesi öngörülüyor ve bu komitede Israil’de yer alacak. Türkiye ABD’den mi yönetilecek?

Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devletimiz, ulusumuzla birlikte bir tek yaşamsal soru ile karşı karşıyadır ve tüm öteki sorunlar ayrıntıdır. Misak-ı Millî sınırlarımızın kuşattığı toprağımıza sahip çıkmak. Temel sorun budur ve ulusumuz bu temel sorun karşısında bütünleşmeli, 1919’u yeniden yaratacak güçte olduğunu kanıtlamalıdır.

MİSAK-I MİLLÎ SINIRLARIMIZA SAHİP ÇIKMAKTIR, ŞİMDİKİ TEMEL SORUN

Misak-ı Millî sınırlarımızın kuşattığı toprağımızı korumanın sorunlarını yaşamaktayız. Misak-ı Millî sınırlarımızın kuşattığı toprağımızı yitirir, ona sahip çıkamazsak, Türk olmaktan da yoksun düşeriz. Ne laiklik ilkesi önemlidir, ne ulusalcı ulus devleti ve ne de Cumhuriyetimiz. Misak-ı Milli Sınırlarımızı yitirirsek her şeyimizi yitirmiş oluruz. Türk olmamızı yitiririz, ahlakımızı yitiririz, ve kendimizi yitiririz.

Misak-ı Milli sınırlarımıza sahip çıktığımızda Mustafa Kemal Atatürk’ü, O’nun Cumhuriyetini, o Cumhuriyetin ulusalcı ulus devletini yeniden yaratabiliriz. Vatanımız, Türk olarak var olmamızın güvencesidir. Misak-ı Millî sınırlarımıza sahip çıkmak, Türkiye Cumhuriyeti Devletine, devletimizin Cumhuriyetine, Cumhur-riyetimizi koruyacak Ulusumuza ve Ulusumuzun ordusuna, Mustafa Kemal Atatürk’e sahip çıkmak demektir. Ülkemizin hiçbir sorunu bugün, Misak-ı Millî sınırlarımızın kuşattığı toprağımıza sahip çıkmamız kadar önemli değildir.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail