Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 113 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


Ali Nejat Ölçen

ÇÖKERTİLEN SANAYİ VE TARIM SEKTÖRLERİ

Ali Nejat Ölçen

450 Yıl önce Galile Galileo, sayamadığınız ölçemediğiniz ve hesaplayamadığınız olayı tanıyamazsınız demişti. Türkiye’miz rakamlara giderek yabancılaşmaktadır; ken-disini tanımaktan giderek uzaklaşıyor.

1-Çökertilen Tarım Sektörü

Bugün hangi siyasal, ekonomik, hukuksal ve de ahlaksal sorunlarını yaşıyorsak, bunun asıl kaynağının kırsal alandan kentlere yönelen olağanüstü göç fırtınası olduğunu halâ kavrayabilmiş değiliz.

1985 sonrası uygulanan sanayi ve tarım sektörlerinin çöküşüyle birlikte kırsal nüfusunun göç edip kent varoşlarına aktığı ve 2012 yılında kırsal nüfustan 48 milyon kişinin varoşlarda biriktiği görülüyor. Varoşlardaki nüfus birikimi ne köylüdür ve ne de kentlidir ve de işsizliğin kıskacı altında kendine özgü çıkarcılık kültürünü yaratmıştır.

er Köy Enstitüleri kapatılmasa ve kırsal alanda tarımsal sanayi yaratılmış olsaydı, bugün kırsal alan nüfusu üretici, toprağına sahip çıkarak kent varoşlarında yazgısını siyaset bezirgânlarının avuçlarında aramazdı. Hiçbir ülkede bir benzerine rastlanmayan bu iç göç fırtınası ülkemizde gerici din bezirgânlarının doğuşuna da ortam hazırlamıştır.

Şekil 1. Kırsal alanın çöküşü: 1985’li yıllarda kırsal alan ile kentsel nüfuslarının 25 milyon olarak birbirlerine eşit duruma geldiği görülüyor.

Bugün TBMM ve de AKP varoşların iktidarıdır. R.T. Erdoğan da varoşların kahramanıdır, o da zaten varoşlar için, onların anlayacağı biçimde konuşmaktadır. Çünkü 7 Haziran Seçimlerinde hangi siyasal parti iktidara gelirse gelsin kentlerdeki nüfus yığılması sorununu yaşayacaktır. Kent varoşlarına yığılan nüfusun siyasal iktidardan ya da Tanrıdan iş ve aş beklediğini bilenlerimiz kaç kişidir kim biliyor?

rsal alanda sanayinin öncü kuruluşları yok edilmeseydi, kentlerde varoşlar doğmayacak ve ulusal gelir içinde tarımın ağırlığı 1940’lı yıllarda %45’lerden 2000’li yıllarda %7’nin altına düşmeyecekti.

Şekil 2-Gayri Safî Millî Hasıla içinde Tarımın ağırlığı %7’ye düşmüştür: Kıtlık ekonomisinin habercisi

Ardaşık çizelgeden de görüleceği gibi, 1950 yılında Gayri Safî Millî Hasıla 9694 milyon TL. iken bunun %41.9’ unu Tarım sektörü yaratıyordu. O yıla kadar kırsal alan nüfusu kentsel nüfustan 10 milyon düzeyinde daha fazlaydı. .

rsal alan 12 Eylül 1980 sonrasının koşullarında Turgut Özal iktidarında, Türkiye’nin reel ekonomisi terk edilerek monetarizm tutkusuyla, tarım sektörü yok oluşa sürük-lendi.

Çizelge- Kırsal Alan Nüfusu Azaldıkça Tarımın Ulusal Gelir İçindeki Ağırlığının Azalması .(1000 kişi)

Yıllar...........Toplam……..... Kırsal Alan.................Oran............... GSMH İçinde
.....................Nüfus................Nüfusu...........................%..................Tarımın payı %
1940...........17820…............13474…........................75.0.....................45.0
1945..........18790…..............14100….......................74.9......................44.6
1950..........20947…..............15703….......................74.9......................41.9
1955..........24064…..............17137….......................71.4......................35.9
1960..........27754…..............21701….......................78.0......................38.2
1970..........35606…..............25784…........................71.3......................36.9
1975..........40348…..............27076…........................67.0......................33.0
1980..........44737…..............28672…........................64.0......................25.7
1985......... 56472…..............27426............................47.8......................19.5
2000..........67420..................27514…........................40.0......................17.2
2001..........68528…..............27647…........................39.9......................13.0
2003..........70712….............27678….........................39.0....................... 9.3
2010..........72723….............17501….........................24.0…................... 6.8
2012..........75627….............17179….........................22.7....................... 7.3

Bu olumsuz koşullar, kırsal alan nüfusunun toprağını terk ederek iç göç olayını başlatmasına neden olmuştur. Örneğin çizelge’de görüleceği gibi, 1985’in sonlarına doğru kırsal alan nüfusu, kent nüfusuna eşit olacak kadar azalışa uğramıştır. 1980-1985 döneminde kırsal ve kentsel nüfus birbirine eşittir. (%50). 2012’de Kırsal alan nüfusu tolan süfus içinde % 22.7’ye ve Gayri Safi Hasıla içinde tarımın payı %7.3’ lere inmiştir. Kırsal alan, tarımdan uzaklaşarak hızla boşalmaya ve kuraklaşıp yaşlanmaya başlamıştır.

Ulusal artı değerin içinde tarımın ağırlığı 2001 yılında % 12.2 ve 2005 yılında % 9.3 ve 2013 yılında % 7.3’e kadar azaldı. Bu çöküş sürer ve tarımın üretime katkısı yüzde 5’lerin altına inerse, açlık ekonomisinin doğması olasıdır.

Çizelgede, kırsal nüfusun toplam nüfus içindeki ağırlığı azaldıkça, tarım sektörünün ulusal gelir içinde payının da düştüğü görülüyor. Siyasal iktidarların hiç birisi 1950 sonrası, kırsal alan nüfusunu kendi toprağında korumayı düşünmemiş ve kırsal alanın sanayileşmesini amaç alma-, mış, tersine o amacı gerçekleştirecek Köy Enstitüleri yok edilmiş, teknoloji dışalımını gerçekleştiren ve gelişmesini sağlayan Kamu İktisadî Kuruluşları yok bahasına elden çıkarılmıştır.

Çizelgenin 4’ncü sütunu kırsal nüfusun toplam nüfus için-deki ağırlığını (payını) gösteriyor. AKP iktidara geldiğinde Kırsal alan nüfusu toplam nüfusun % 40’ı kadardı. Sonrasında iç göç artarak sürmüş ve 2012 yılında Kırsal alan nüfusun toplam nüfus içindeki ağırlığı %22.7’ye inmiştir. Köylü efendimiz olmaktan uzaklaştırılmış, kent varoşlarında siyasal iktidarlardan iş ve aş beklemeye başlamıştır. Çizelge zaten kırsal alan boşaldıkça Tarım sektörünün ulusal gelire katkısının hızla %7.3’lerin de altına ineceğini kanıtlıyor.

Paramız eşcinselleşmiş, para üretimi dışlayarak para ile

ilişkiye girmektedir.

Paramız ekonomiden kaçmış, kayıt dışı para ile ilişkiye girmeye, artı değer yerine para doğurmaya başlamıştır.

er bir siyasal iktidar, paranın namusunu koruyamaz, onun gece yarılarına kadar sokakta dolaşmasına seyirci kalır ve onu ekonomi ile yeniden evlenmesini sağlamazsa, ne zaman girip ne zaman çıkacağı belli olmayan ekonomi dışı “piç” paralar egemen olur, bizim paramız da dilenir hale gelir.

rsal alan nüfusu kentlere göçtükçe tarım sektörü çökmektedir. Paramızın namusu, iffeti, saygınlığı kalmamış eski deyimiyle oski (fahişe) olmuştur. Devlet paramızın yeniden kocası olabilmeli onun başı boş sokakta dolaşmasına başka paraların koynuna girmesine izin vermemelidir.

Oysa tam tersine alınan kararlar, paranın yurda girmesine ya da kaçıp gitmesine özgürlük sağlamıştır. Paranın namu-su böyle korunamaz. İhanettir bu.

rsal alanı terk edip kent varoşlarına sığınan nüfus

yeniden toprağına sahip çıkmalıdır.

Temel çözüm budur Tarım Bakanlığı çağcıl üretim teknik-leriyle Üretim Çiftlikleri kurmalı, tarım ürünlerinin sana-yisini kırsal alanda yaratmayı amaç almalıdır. Kırsal Alan Kalkınma Planı hazırlanabilir. Ülkemizin işgücü ve teknik varlığı böylesi planı gerçekleştirecek düzeydedir. Siyasal partilerin asgarî ücreti yükseltmeyi, iki maaş ikramiye ödemeyi vaat etmesi, sadece sözde kalan, ciddiliği olmayan, halkı kandırmayı amaçlayan yakışıksız oy avcılığından başka gerçekleşmesi olanaksız zırvalıklardır. Kırsal alan nüfusunun toprağına yeniden sahip çıkmasını sağlamak aslında Misak-ı Millî sınırların kuşattığı vatanı-mıza sahip çıkmanın öncü koşuludur. Bu koşulu yaratarak uygulayacak siyasal iktidarı bu ulus yeniden 1930’lı yıllardaki gibi yaratabilir mi, bilemiyoruz.

2-Çökertilen Sanayi Sektörü

1980 öncesi 24 Ocak kararlarının yasalaşmasını bu satırları yazan kişi (Ali Nejat Ölçen) TBMM’de Plan Bütçe Komisyonunda Adalet Partisi iktidarını ikna ederek önlemiş ve fakat Turgut Özal 12 Eylül 1980 sonrasında Başbakan olarak atandığında Monetarizmi öngören (para-nın para kazandırdığı) ekonomiyi 24 Ocak Kararlarının yasalaşmasını sağlayarak yürürlüğe koymuş ve üretken ekonomi giderek sönümleşmiştir. Geri ödenmesi güçleşen dış borçlar aynı zamanda ekonomik ve siyasal bağım-sızlığın yitirilmesi sonucunu doğurmuştur.

AKP iktidarında, parasal ekonomi siyaseti daha da savurganca sürdürülmüş ve ABD’nin dayattığı Büyük Or-tadoğu Projesi (BOP) eşbaşkanlığı bugün Türkiye Cum-huriyeti Devleti’nin kendisini, ulusunu ve yurdunu koru-manın sorunlarıyla karşı karşıya getirmiştir.

Çizelge - GSMH’nın oluşumunu sağlayan üç temel sektörün durumu (1000 milyon TL)

llar............................... GSMH..................................... Tarım................ %................... Sanayı......................%
2001............................ 179 480................................ 23 427.............. 13.1............... 45 874................. 27.0
2005............................. 648 932............................... 60 710.................. 9.3..............131 375................ 20.2
2010.......................... 1098 799............................... 92 733................. 5.7............. 213 119................ 19.4
2013........................... 1505 181............................ 115 658............... 7.3............. 299 800................ 19.1

AKP iktidara geldiği 2001 yılında cari fiyatlarla 179 480 078 milyar TL olan Gayri Safi Millî Hasılanın % 13’ünü tarım sektörü oluştururken bu oran 2013 yılında % 7.3’e inmiştir. Bir tarım ülkesi olan Türkiye, buğdayını, princini dışalım ile sağlayabilir duruma düşürülmüştür

Meraklı bir okuyucu GSMH içinde Hizmetler sektörünün ağırlığının 100-(13.1+27.0)="%59.9" iken 2013 yılında 100-(7.3+19.1)="%73.6" oranına yükseldiğini görecektir. Ağaçları yok ederek kırk katlı alış merkezleri (AVM) inşa edilmesi, Çankaya terk edilerek, 1150 odalı kaçak saray yapımı başka nasıl gerçekleşebilecekti? Tarım ve sanayi sektörlerinin çökertilmesiyle birlikte, bir gün elbette ABD doları karşısında TL’nin çöküşüyle karşılaşacaktı ülkemiz.

3- İki Açık Arasındaki Daralan Ekonomi

AKP iktidarı büyük başarı ile hem devlet bütçesinin ve hem de dış ticaretin sürekli açık vermesini sağlayabilmiştir! Mustafa kemal Atatürk’ün karma ekonomisi karma karışık olmuş, özel sektör mü devlet, devlet mi özel sektöre dönüştü, anlaşılır olmaktan çıkmıştır.

Çizelge, AKP’nin iktidara geldiği yıldan itibaren dışalıma oranla dış açığın ne denli arttığını açıklıyor.

Çizelge.- Dış ticaret içinde artışını sürdüren dış açık
llar....................... Dışsatım..................................... Dışalım..................... Dışaçık...................... Oran

2001.............................. 34 810.................................... 38 092......................... - 3 760 ..............-%10.8
2001.............................. 31 334................................... 41 399........................ -10 065................... - 32.1
2005.............................. 78 509................................. 111 445...................... - 21 449.................. - 27.3
2010........................... 120 992................................. 170 317...................... - 45 312.................. - 37.4
2013........................... 161 789................................. 241 696...................... - 65 036.............. ...- 40.2
(Not. Dış ticaret miktarları milyon $’dır.)

R.T.Erdoğan ile Merkez Bankası arasındaki zıtlaşmanın buna neden olacağı safsatası köşe yazarlarının kalemlerinde dolaşa dursun, konunun en acıklı nedeni olan dış ticaret-teki savurganlığa değinelim.

2001 yılı için farklı iki tür rakam ilginizi çekmiş olmalı Kalkınma Bakanlığı Devlet Planlama Teşkilatı, aynı 2001 yılı için farklı rakam verebilmektedir. 2004 yılı Temel Göstergeler kitabında sayfa 49 ile 60 ve 62 deki rakamlar arasında fark rakam ciddiyetinin de ne düzeye indiğini de göstermektedir. 2001 yılında dışsatımın %10’u dış açık iken, bu oran 2013’de %40’a çıkmış, borçlanmayı yaratan dış ticaret açığı 4 katı artışa uğramıştır.

Bütçe açık veriyor ise iç borç doğacak, eğer dış alımı kar-şılayacak düzeyde dışsatım gerçekleşmeyecekse, borcun borçla ödeneceği ekonomi oluşacaktı elbet. İki Türk uzmanı bu olaylara dikkatimizi çekmeye çalışırken Ekonomi Bakanlığı, DPT uzmanları, ekonominin öğretim üyeleri köşe yazarlarının pek çoğu, halâ çareyi düşük faizde aramaktalar!

4-Ekonomiyi küçülten dış borç, dış borcu çoğaltan TL.

Aslında 2001 yılı sonrası AKP iktidarında dış borcun sürekli artışı, ABD doları karşısında TL’nin değer yitirmesi ve değerini yitiren TL’nin dış borcun artışına neden olması olayı sonucu ortaya çıkmıştır.

Çizelge-. Dış ticaret miktarları milyon $’dır.

llar........................ Dışalım....................... Dışsatım........................ DışAçık .....................Dış Borç....................... TL/$
1990.......................... 13 026........................ -22 580........................... -9 554........................ 49 035.......................... 2 608
1995........................... 21 975........................ -35 187........................ -13 212....................... 73 278........................ 45706
2000........................... 30 721........................ -53 131........................ -22.410..................... 118 697................... 623 749
2001.......................... 34 373......................... -38 916.......................... - 4 543..................... 113 618................. 1222 921
2002.......................... 40 124.......................... -48 461.......................... - 8 337.................... 130 928................ 1504 597
2003.......................... 50 833.......................... -64 765.......................... -13 934.................. 147 264................. 1495 307
2004.......................... 68 535.......................... -91 272.......................... -22 736................... 160 996................. 1422 511
2005.......................... 78 365........................ -111366.......................... -33 001................... 169 726 ...........................1.341
2006........................... 93 661.................-.... -134 573......................... -40 696.................... 207 597.......................... 1.429
2007....................... 115 364....................... -162 041......................... -46 677.................... 249 439.......................... 1.302
2008....................... 140 801....................... -193 781......................... -52 980.................... 278 146......................... 1.293
2009 .......................109 732....................... -120 992........................ -12 010..................... 269 000.......................... 1.57
2010....................... 120 992....................... -177 317........................ -46 313..................... 292 000.......................... 1.50
2011.........................142 392....................... -231 595........................ -75 050..................... 304 000.......................... 1.67
2012........................ 161 918....................... -227 246....................... -48 494...................... 312 000......................... 1.79
2013........................ 161 789....................... -241 696....................... -65 035....................... 389 000........................ 1.90
2014...................................................................................................................................................................... 402 000........................ 2.19

Kaynak: DPT Temel Ekonomik Göstergeler yayını.

Üstelik yerli paranın değer yitirmesi, aynı miktar borcun karşılanması için daha fazla artı değer yaratılmasını gerektirmektedir. Türkiye ekonomisi KİT’leri yok ederek bu olanağı da yitirmiştir.

Açıkçası, yerli paranın değer yitirmesi, dış borç artışının hem sonucu hem de nedenidir. Çareyi faizde değil, sanayi sektörünün yeniden doğuşunda ve gelişiminde aramak gerekir tutarlı çözümü bulabilmek için. Çizelge, dış borç ile TL’nin değeri arasındaki bağıntıyı açıklıyor. 2001 yılına kadar dış borç stoku göreceli olarak sabit kalırken TL değer yitirmeyi sürdürüyordu

AKP iktidarında dış borç stokunun artışıyla birlikte TL’nin hıza değer yitirmesi olayı ile karşılaşmaktayız. O nedenledir ki, AKP iktidarında, dış borç artışının TL’nin değer yitirmesine, değerini yitiren TL’nin de, dış borç stokunun artışına neden olduğunu ileri sürüyoruz.

2014 yılı dışalım ve dışsatım rakamları henüz kesin-leşmemiş olduğu için dış borç rakamına yer verildi. Böylesi karşılıklı etkileşim dış satımın daha düşük fiyatla ve dış alımın da daha yüksek fiyatla oluşmasının da sonucu olmalı. Çizelge bunu kanıtlıyor.

1995 sonrası dış borç ile TL değer yitirmesi olayın karşılıklı etkileşimini sürdürmekte olduğunu açılıyor. Çizelge incelendiğinde görülecektir ki, ülkemizin dış ticaretinde 8 yıl içinde dışalım fiyat endeksi % 89 oranında artarken yani daha pahalı dışalım gerçekleşirken, dış satım fiyat endeksinde artış ancak %54 oranında gerçekleşmiştir.

Çizelge-Dışalım ve dışsatım fiyat endekslerinin değişimi. (!994="100)

Yıllar................. Dışalım.................. Dışsatım
2000..................... 94.9........................... 87.8
2001..................... 94.6........................... 85.5
2002..................... 93.5........................... 84.0
2003.................. 100.9.......................... 92.4
2004.................. 116.1....................... 101.6
2005.................. 124.4....................... 113.5
2006.................. 135.3....................... 122.7
2007.................. 148.5....................... 146.4
2008................... 179.1...................... 132.4
Artış % 89.3 % 54.8

Aslında çizelge 6 Gümrük Birliği koşullarının yeniden gözden geçirilmesinin gerekliliğini açıklıyor. Avrupa Bir-liğine üye olma umuduyla Gümrük Birliğine giren Türkiye’den başka bir ülkeyi gösteremezsiniz.

SONUÇ: Kırsal Alanda Sanayi sektörünü yeniden yaratacak yatırımları ivediyle gerçekleştirmek gereke-cektir. Kırsal alanda sanayi toplumunun oluşmasını sağlayacak olan Köy Enstitüleri’nin kapatılmasının bedelini ekonomi 1985’lede ödemeye başlamıştır.

Nedir bunun çaresi: Bülent Ecevit’in 57’nci hükümetinde çıkarılan Tahkim yasasının geçersizliğine kara vermek ve yok bahasına yerli ve yabancı kuruluşlara devredilen tesisleri Başbakan İsmet İnönü’nün Demiryol modelindeki gibi devletleştirmek olmalıdır.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail