Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 114 Geri Tavsiye Et Yazdır

ALİ NEJAT ÖLÇEN İLE SÖYLEŞİ
ALİ NEJAT ÖLÇEN İLE SÖYLEŞİ Niksar-Endüstiri Meslek Lisesi Tarih Öğretmeni Necati Necati Güneş Sayın Necati Güneş’in bu söyleşisi, Toşayad Kümbet dergisi, Haziran 2015, 13-121 sayfaları 36’ncı sayısında yayınlandı. Sayın Ölçen, Türkiye’mizin içinde bulunduğu karmaşık sorunlar yumağının ortaya çıkış nedenleri konusunda düşüncelerinizi ve çözüm yollarını görüşmek amacıyla sizinle bu söyleşiyi yapmakta gereksinim duyduk. Bunun nedeni bir süre siyasetin içinde de bulunmuş olmanız. 20 yılı aşkın süredir iki ayda bir yayınlayıp dağıtımını ücretsiz sürdürmekte olduğunuz Türkiye Sorunları kitap dizisindeki çabalarınızı da izliyoruz. Sorumuzun ilki ülkemizdeki bu-günkü siyasal, ekonomik ve yönetsel koşullarının nedenine ilişkin düşüncenizi öğrenebilir miyiz. Ölçen-Mustafa Kemal’in Sivas kongresinde bir yabancı gazetecinin sorusuna verdiği yanıtı temel alarak bugüne nasıl gelindiğinin yorumunu yapabilirim. Emperyalizme karşı en güçlü savunma Batı kültürüdür, demişti. Ülke-mizde emperyalizme karşı kendimizi savunmamıza olanak sağlayan kültürel gelişmenin kurumları 1950’li yıllar sonrası yok edildiği içindir ki, bugün ülkemiz damarları işgal edilmeden siyasal, ekonomik ve yönetsel dokusu emper-yalizmin gözetim ve denetimi altına girmiştir. Soru-Emperyalizme karşı en güçlü savunma Batı kültürü’dür sözü ile o genç yaşında Mustafa Kemal acaba neyi kasıtlıyordu? Ölçen-Mustafa Kemal-İnönü dönemi sonrasında Batı kültürü batılaşmak, Batı’ya benzemek, Batıyı kopya etmek Batı gibi yaşamak biçiminde yorumlanır oldu. Hatta böyle sanıldığı içindir ki buna ters yönde milliyetçilik kavramı geliştiririldi. Oysa Mustafa Kemal, Batı kültüründen Batılı gibi düşün-meyi, bilimin gerçek yol gösterici olmasını ve bunu sağlayacak eğitim sisteminin ailede ve ilk okul sıralarında başlamasını öngörüyordu. Anımsayacaksınız 1975 yılında Türkiye’den ayrılan Japon Büyükelçisi TRT programında bir soruya şu yanıtı vermişti. “Sizler karar verdikten sonra düşünüyorsunuz, bizler düşündükten sonra karar veririz”. Sorunuza 30 yıl önce benim yerime Japon Büyük elçisi yanıt vermiş oluyor. Batı kültürü, düşün özgürlüğünü ve özgür düşüncenin ürünü olan kararı toplumlaştırma çabasını bireylerin hakkı kabul eder. Böylesi özgür düşünce bilimsel düşüncenin de temeli olacaktır elbet. Ülkemiz, 1950’ler sonrasında bu temelden uzaklaşarak bugünün çelişkiler tutarsızlıklar, yanlışlıklar ve ihanete varan kararlar karmaşası içine sürüklendi. Soru-Karmaşa olarak nitelediğiniz bu koşullardan esenliğe ulaşabilmenin çaresi yok mu? Ölçen-Emperyalizmin amacını, hangi yöntemleri nasıl uyguladığı ve ülkemizi işgal etmeden denetim altına hangi araçlarla almış olduğunu çözümleyebilmemiz gerekir. Emperyalizme hasım olmak, emperyalizme sözcüklerle karşı çıkmak yanlış yöntemdir. Bizler böylesi yanlış ve fakat kolay yolu seçmekteyiz. Oysa önce, ulusal çıkarın ne olduğunu betimlemek ve betimlediğimiz ulusal çıkarı korumak, korumak için hangi araçları kullanacağımızı bilmek, bilmekle de yetinmeyip o araçları kullanmak ta yeterli olmaz kullanmayı sürdürmek, gerekir. Ulasal çıkar, vatan bildiğimiz toprağın altını üstünü çok iyi tanımamızı gerektirir. Mustafa Kemal ülkeyi kurtardığında ilkin 1925 yılında Sovyet Rusya’dan davet edilen Prof. Zhukovsky’nin başkanlığında 3 yıl süreyle Anadolu’muzun tarımsal varlığı tüm ayrıntılarıyla açılığa kavuşturuldu. Örneğin ancak 1951 yılında dilimize çevrilen 887 sayfalık raporda haşhaş bitkisi için şu tümce, 1935 yılı İkinci Sanayi Planında “Alkoloid” projesi olarak yer almasını sağlamıştı: Morfin miktarı bakımından Türkiye afyonu, diğer memleketleri pek geride bırakmaktadır. Amasya afyonu çok defa % 22-27 oranında morfin vermektedir. İkinci sanayi planını Büyük Millet Meclisine sunan İktisat Bakanı Celal Bayar’ın Demokrat Parti döneminde Cumhurbaşkanı iken savunduğu sanayi planında yer alan sadece iki projenin uygulanmasına girişildi; biri Ankara’da Et-Balık Kombinaları yapımı ötekisi Kütahya’da Azot tesisi. Mustafa Kemal’in o genç yaşta bununla da yetindiği sanılmamalı. 25 Nisan 1926 gün 357 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile “Merkezî İstatistik Teşkilatı”nı kurdu. Osmanlı devleti nehirlerimizden saniyede kaç metre küp debi geçtiğini, hava ısısının hangi derecede nasıl değişime uğra-dığını ve ülkemize düzeyde yağmur yağdığını bilmeyen merak ta etmeyen bir devlet idi. Kemalist devrimlerin iki önemli boyutu görmezden gelinemez. Türkçe’misi O’nun sayesinde öğrendik ve O’nun sayesinde üzerinde yaşadığımız doğayı tanımaya başladık.Ulusalcılık budur. Ülkenin yer üstü yer altı kaynaklarını tanımak ve üretimini geliştirecek ve gerçekleştirecek teknikleri yaratabilmektir. Emperyalizme karşı kendimizi savunmanın olmazsa olmaz koşuludur bu. Bu koşul Batı kültürüne ulaşmamızın da temel koşuludur. Şimdilerde Batı kültürüne değil Batı’nın AB,NATO,Cento gibi kurumlarına yamanmayı marifet sayıyoruz. Soru-Batı ülkelerinde 1930’lu yıllarda planlı sanayileşme yöntemi uygulanmıyor muydu. Ölçen-Hayır, 1930’lu yıllarda Sovyet Rusya’da bile sanayi yatırım kararları, ülkemizdeki gibi ayrıntılı olabilirlik hesaplarına dayandırılmamıştı. Mustafa Kemal’in öncülük ettiği Birinci ve İkinci Sanayi Planlarında tüm yatırım projeleri ayrıntılı fizibilite hesaplarına dayandırılmıştır, ülkemizde İktisat eğitimi söz konusu değilken. Bir ilginç örnek verebilirim. Birinci ve İkinci Sanayi Planlarını inceleyerek niteliklerini “Kemalizmin Ekonomisi” adlı kitapta yayınlayan kişi benim. 1930’lu yıllara kadar, linyit,antırasit türü doğal kömürden sentetik benzin üretimi tasarlanıyordu ve fakat üretimi gerçekleştirecek teknoloji henüz bilinmiyordu. İlk kez Almanya’da bir kimya mühendisi bu teknolojiyi keşfeder ve fakat Hitler döneminin koşullarında o uygulama olanağını sağlayamaz. Karşılaştığı güçlükler daha sonra roman olarak yayınlanacak ve hatta film olarak beyaz perdeye yansıyacaktır. İkinci Sanayi Planında (1935) linyitten benzin üretim projesinin fizibilite raporunun yer aldığını belirtirsem şaşıracaksınız.Linyitten benzin üretilmesi durumunda bir kilo linyit’in fiyatı X lira ise, üretilecek benzinin 1 litresinin maliyeti “F” hesap sonucu: F=7.22+1.15.X olarak bulunmuştu.. Bir kilo linyitin fiyatı o tarihte X= 4 kuruş idi ve her bir kilo linyitten üretilecek benzinin maliyeti F= 11.82 kuruş olacağı sonucuna ulaşılmıştı. Oysa dışalımla elde edilecek benzinin 3 katı daha pahalıydı ve linyitten benzin üretimine uzmanlar karşı çıktığında Mustafa Kemal onlara şunları söylemişti: İktisat meselesinden ziyade millî müdafaa mevzuu daha önemlidir. Linyitten benzin üretim projesi İkinci Sanayi Planında yer aldı. Batı’kültürüne ve tekniğine açık ve fakat onun emperyalizmine kapalı ekonomiyi yaratmıştı Mustafa Kemal, 1950’ler sonrası bu ekonomi dışlandı ve öylesi üretken (reel) ekonominin omurgası olan KİT’ler yok bahasına elden çıkarıldı. Bugün Türkiye’nin içinde düşürüldüğü kargaşaya çözüm arama sorusunu yönelttiğinize göre önce bu örnekten söz etmem gerekiyordu. Artık,i Kahrolsun emperyalizm demekten vaz geçerek emperyalizme karşı kendimizi hangi araçlarla nasıl savunacağımız sorununa çözüm arayışı içinde olmamız gerekecek. Ülkemiz ABD-AB kıskacında BOP eşbaşkanlığını üstlenen kadro tarafından yönetildiği sürecek tek bir çözüm vardır. O siyasal iktidardan demokratik yollarla kurtulmayı sağlamak. Kurtulmak çözüm getirebilir mi? En önemli sorun budur ve bu soruya çözüm getirecek bir siyasal parti de ortada gözükmektedir. Ülkemiz, AKP’yi ikame edecek onu aratmayacak bir ikinci siyasal partiyi yaratamamıştır. Daha doğrusu AKP’yi ikame edecek siyasetin nasıl bir siyaset olması gereğini düşünenlerimiz yok denecek kadar azdır. Düş ürünü sloganlarla yetinen bir Türkiyemiz var. Soru- AKP’yi ikame edecek siyaset’ten söz ettiniz. Size göre AKP iktidarını ikame edecek siyaset’in temel ögeleri hakkında bir tasarınız ya da öneriniz var mı? Ölçen-Sovyetler Birliği dağıldığında Türkiye’yi de etki altına alan akım doğdu. 1970’li yıllarda Milton Friedmann’ın monetarizmi, küreselleşme olgusuyla birlikte ekonomi politiği olarak üretim toplumunun yerini tüketim toplumuna terk etti. 1929 Yılında ABD’de başlayan ekonomik kriz, ekonomi öğretisine Keynes’i kazandırdı. Keynes’i en belirgin biçimde tanımlayan Prof.Hicks’dir. Hikcs’e göre Keynes ekonominin üç piyasa kuramını betimlemiş ve kurallarını formule etmiştir. Serbest piyasa ekonomisinin 1929’daki gibi bir kriz ile karşılaşmaması koşulları doğmuş oldu.. Emek piyasasında işgücüne üreticinin istemi (talebi) , nüfusun işgücü sunumuna (arzı’na) eşitliği ücreti, nesnenin araz-taleb eşitliği fiyatı ve paranın arz-talep eşitliği de faizi yaratır, kuramı ile özel sektörü ekonomik bunalımdan kurtarma işlevini devlet üstlenmiş oldu. Ekonomik krize engel olabilmek için bu üç farklı piyasadaki dengeyi korumak, devletin yeni bir yapı kazanmasına yol açtı. Ülkemiz Anayasasında bunun tanımını “sosyal hukuk devleti” olarak betimlendiğini görüyoruz. 1980 sonrası siyasal iktidarlar sosyal hukuk devleti koşulunu tahrip etmeye başladılar. AKP iktidarı da bu üç piyasada olması gereken dengeyi yok etmiştir. Bu konuda çok önemli olduğu için önce para arzı ile para talebi arasındaki dengesizliğe değineceğim. Ülkemizdeki ekonomi cinayetinin kaynağını ülkemizde iki adet Merkez Bankası olmasında görüyorum. Birinci en etkisiz olanı Cumhuriyet Merkez Bankası, ikincisi de kayıt dışı devletin (Buna paralel devlet deniyor) kendine özgü para dolaşımı sağlayan iktidar yandaşlarının yarattığı merkez bankası. Kutuda çıkan dolarlar, başbakan dahil kimi evlerdeki para sayma makinelerini “rüşvet, yolsuzluk” ola-rak nitelemek gerekse bile yeterli değildir. Eksiktir olayı bireysel suça dönüştürmek demektir.O paralar rüşvet suçunun dışında sosyal hukuk devletini tahrip eden ve Cumhuriyetin kazanımlarını yadsıyan kamusal suç olarak nitelenmelidir. Kayıt dışı para dolaşımını sağlayan bugünkü iktidarın yandaşları devletin Merkez Bankası’nı ikame eden kendi özel merkez bankasını yarattı.Kayıt dışı para, adı geçenlerin rüşvet olarak ele geçirdikleri para olarak yorumlanmamalı. Tersine kayıt dışı paranın dolaşımını sağlamaktadırlar ve sadece belli oranda pay alıylar. Aldıkları o pay emeklerinin karşılığıdır. Ekonomiyi tahrip eden ve hangi amaçla kulanı-ldığı bilinmeyen o para Türk Lirası’nın da düşmanıdır. Ekonomik gelişmenin, adil gelir dağılımının karşıtı, siyasal iktidarın seçim kazanmasını sağlayan fasulya, bulgur kömür dağıtımının da kaynağıdır. Kayıt dışı para dolaşımını sağlayanlar, kayıt dışı paradan bekli oranda pay almakla yetinirler. O nedenle kayıtlara geçen bilgilerden anlıyoruz ki ki, “o paraları sıfırla” diyerek oğluna komut verebiliyor kişi. Burada o sayma makinelerinden geçen paraların sıfırlanması demek, geldiği yere (geçici olarak) geri dönmesi demektir. AKP iktidarını ikame edecek siyaset, önce Türkiye’de kayıt dışı para dolaşımını önleyecek ve Cumhuriyet Merkez Bankasına girip o bankadan çıkmayan paranın para olmadığı kararını alması gerekecektir. Soru-Nasıl? Ölçen- Devletin Cumhuriyet Merkez Bankası, kayıt dışı merkez bankası körelinceye kadar Türk lirasının yabancı paraya ya da yabancı paranın Türk lirasına dönüşümünü yasaklamalıdır. Parasal kayıtlarda üç tür rakam: M1 =Merkez Bankasının yıl içinde sunduğu para miktarı. M2 = Merkez Bankası+Bankalardaki Para miktarı My =Yabancı para miktarı M2y=Yabancı para+ Mevduat+ Merkez Bankası para arzı. Dolaşımdaki yabancı para miktarı’nı My=M2y-M2 eşitliğinden hesaplayabiliyorduk 2012 yıl öncesinde. Şimdi o olanağı ortadan kaldırdı AKP. Bugün hiç kimse dolaşımdaki yabancı para miktarını hakkında bilgi sahibi olamaz. Sözünü ettiğim kayıt dışı merkez bankası’nın para sayma makinelerinde ya da ayakkabı kutularında yerli ya da yabancı para dolaşım olanağına kavuşmuştur. Kişilerin mülkünde değil, yönetimindedir. Rüşvet ya da haksız kazanç gibi yorumlanması olayı bireysel suça dönüştürür. Hayır daha korkunç olanı o para dolaşımı ekonominin yazgısını denetler ve bir anda yok edildiğinde ekonomiyi krize sürükler. AKP öncesi siyasal partiler dönemindeki krizin kaynağı bu idi. Kayıt dışı merkez bankası için ülkemizde geçerli para sadece ABD doları ( $) dır. Soru-Yerli paranın konvertible olmasını kayıt dışı merkez bankası körelinceye kadar önlenmeyi öneriyorsunuz. Var olan yabancı para dolaşımını deyim yerindeyse sıfırlayabilir misiniz bu yöntemle. Ölçen- Olumlu sonuç alınabilmesi için başka önlemlere de gereksinim var. Örneğin, dolaşımdaki yabancı paranın Türk lirası karşılığı Cumhuriyet Merkez Bankası’na teslimi için altı ay bir yıl gibi süre tanınacağı duyurulmalıdır. Bu süre sonunda kimde yabancı para kaydı rastlanırsa bunun yasal önlemine ilişkin hukuk kuralının oluşturulması gerekir.Yani kayıt dışı merkez bankası Cumhuriyet Merkez Bankası’nın içinde eritilmelidir. Bu sağlanabilir. Ve öyle sanıyorum ki, bugün Gayri Safi Milli Hasılanın % 50’leri aşan dış borç yükünü sıfırlamak olasılığı doğar.Bir koşulla, o süre içinde bilgisayar ile yabancı para transferi de önlenmelidir. Bugün ABD-AB emperyalizminin elindeki en güçlü silah geri ödeyemediğimiz dış borç yükümüzdür. Bu yük, ABD-AB’nin siyasal ekonomik, yönetsel dayatmalarına boyun eğmemiz koşulunun kaynağı.Türkiye’mizin esenliği dış borç yükünden kurtulmasıyla gerçekleşebilir.
 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail