Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 116 Geri Tavsiye Et Yazdır


Mümtaz Peker

TÜRKİYE SORUNLARI KİTAP DİZİSİ 115.SAYI İÇİN NOT

Mümtaz Peker

Türkiye Sorunları kitap dizisinin 115.sayısını da haz alarak okudum. İzninizle bir kaç noktasına değinmek istiyorum. Yanlışım varsa şimdiden özür diliyorum. Kitabın 15.sayfasında güzel insan Mustafa Kemal Atatürk’ün mal varlığının “ölümünden sonra Hazine’ye devir edilmiştir ” diyorsunuz. Bilginin kitap kaynağını şimdi tam olarak bilmiyorum. Sevgili Atatürk daha sağlığında Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine bir dilekçe ile başvurmuş. Dilekçesinde “ üzerindeki mal varlığından ötürü kendine (yaşamın a.n.ö) dar geldiğini, bütün bu malların ve mülklerin aslî sahibi Türk milletine tevdi edilmesini rica etmiş .” Bakanlar Kurulu bu istemi daha Mustafa Kemal Atatürk’ün sağlığında gerçekleştirmiş; fakat miras hukuku açısından işlem Atatürk’ün ölümü sonrasında gerçekleşmiş.Yazdığınız gibi güzel insan Atatürk’ün malla, mülkle ilgisi işte bu kadar. Onun rahle-i tedrisinden geçen sevgili İsmet İnönü’yü yazdığınız gibi siz çok iyi tanıyordunuz.

İsmet Paşa, DPT’nin ilk binası önünde taksiden inip, kapıyı açan sürücüye yol ücretini kendisi veriyordu. Millî Kütüphane (o zamanlar Ankara Kumrular Sokak’taydı.) girişinde okuduğum sevgili Atatürk’ün vasiyeti de bu bilgileri doğrular nitelikteydi. Tarih bilmez, okumaz ,araştrmaz o iki kişi; kitap içinde güzel yanıt verdiğiniz o iki kişi, (Zubeyr ve Güneş Ecer’I kasıtlıyor.a.n.ö) bu durum üzerine tevâtür (ağızdan ağıza dolaşan söcük, a.n.ö) üretmişlerdir. Bu tevâtürlerden biri de, ikisinin de, Atatürk ve İsmet Paşa, üyesi olduğu CHP’nin İş Bankası Yönetimine üç üye ile katılım hakkı tanıyan hisse senetleri gelirinden pay aldıkları çarpıtmasıdır. Böyle bir olay hiç bir zaman gerçekleşmemiştir.

Osmanlı sanayinin dumura uğratılmasının 1838 Balta Limanı Ticaret sözleşmesi önemli olmakla birlikte (s.19) olayın öncesinin olduğunu düşünüyorum. İlk küreselleşme döneminde önce Amsterdam‘ın (1600-1800) sonra Londra’nın (1800-1940) dünya ticaret merkezi oluşu ile birlikte Osmanlı’nın hem elindeki sanayi olanakları yok olmaya baslamıştır. Bu nedenle Max Weber’in ticaret şehirlerinin sanayi şehrine dönüşmesi, İzmir bağlamında gerçekleşmiyor. Gerçekleşmeyen ikinci bir olgu, 1800’lü yıllarda İzmir’de nüfusun çoğunluğunu Levanterler, Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler oluşturuyordu. Osmanlı deyimiyle bu milletlerin İzmir’ de çok iyi öğretim kurumları vardı; fakat bu şehirde, şehrin geleceğini kurgulayacak bir üniversite Batı’da olduğu gibi bilinçli olarak oluşturulmamıştır. Bunlar hem kitabımda (Sahil Kasabasından Büyükşehire Erimleşme Sürecinde İzmir’e Göç) hem de önümüzdeki ayda HNEE “Nüfusbilim Dergisi”nde yayınlanan “Kasabada Dönüşüm Bekilli Örneği” yazımda tartışmıştım.

Sevgili Ali Nejat, babanızın anılarını tanıtan Ümit Saraslan’ın yazısı çok hoşuma gitti. Adım gibi eminim ki bu anıları bizim Tarih bölüm hiç dikkate alınmamıştır. Dr.G.Leiser bir noktayı çok güzel yakalamış. Kendi ülkesinin devingenliğine karşı iki büyük ülkede yaşananlar bağlamında yarışı kimin kazanacağı, bundan sonrası için yapılması gerekenlerin ne olduğunu kendi gençlerine bulunmaz bir örnekle anlatmıştır..

Türkiye Sorunları Kitap dizisinin Mümtaz Peker’e teşekkürü ile bir bilgi notunu sunmaktayız.

Dr.Mümtaz Toker’e 115.sayıya ilgisi ve eklediği notlar nedeniyle teşekkürlerimi sunuyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyetine ilişkin notları konuya açıklık getirmiştir. Max Weber’in ticaret şehirlerinin sanayi kentlerine dönüşmemesinin Osmanlı Devletinde yapısal nedeni var. Bunu Kendini Yokeden Osmanlı kitabında açıklamıştım: (İkinci Baslı,İmaj Yayınevi, Cebeci, An-kara, 2008,s. 38). 4 Kasım 1553 günü Kanunu Sultan Süleyman, Halep’i işgal edip kente girdiğinde İngiliz tacir Anthony Jenkinson adındaki birini (Sadrazam Sokollu’nun aracılığıyla!) huzuruna kabul eder ve ona Akdenizde serbest ticaret yapma fermanını bağışlar. Jenkinson bu fermanı kullanamaz, çünkü Kraliçe Elizabeth devreye girişiyle o ferman kraliçe tarafından kullanılır ve böylelikle “Levant Company’nin” nin kuruluşunu gerçekleşir. (a.g.e,s. 45) Levant Company, Akdeni’de 340 yıl deniz ticaretinin tekelini oluşturmuş ve Osmanlı karadan yeni topraklar edinirken, Akdenizde kuşatıldığının farkına varamamıştır. Kendini Yokeden Osmanlı kitabının 122.sayfasında yer verdiğim harita, bu olayı kanıtlamaktadır. Osmanlı tüm yaşamını ekonomi disiplini dışında, ekonomiden bihaber biçimde, kılıç sallayarak sürdürdüğü içindir ki “Der Saadet (İstanbul) dışında ticaret ve de sanayi kentlerini doğası gereği yaratamamıştır.

Bunu R.R.Madden, “Travel in Turkey,Egypt and Palestina 1828, London” adlı kitabının 32.sayfasında şöyle açıklar: Türk halkının yaşamını, ticaretsiz, tarımsız ve imalatsız nasıl becerdiği ve hükümetin tüm güçlerine karşın nasıl ayakta kaldığı benim için şaşırtıcı olmuştur. Avrupa’da Türkler gibi güzel ve zengin giyinen yoktur. Ne var ki, akıl isteyen iş, Hıristiyanlarca yapılmaktadır. Akla ve beden enerjisine gereksinim gösteren her ticaret reaya tarafından ele geçirilmiştir. Türk tacirler, genellikle pirinç, ve tahıl işleriyle uğraşırlar. İstanbul’da her ikinci dükkan, ya fırın ya da işportacıdır. Bu gerçeğin bir başka yüzü de şu; Osmanlı Anadolu’yu savaş aracı olarak kullanmıştır. Örneğin Anadolu insanı 1620 yılında at üzerinde elde kılıç Lehistanı kuşattığında (Padişah Osman II) Lehistanda Kepler adındaki kişi gezegenlerin Güneş çevresinde eliptik yörüngede dolaşımının matematiksel hesaplarını yapmaktaydı. Osmanlı, kendi kendisinin gerilerde kalmasının tarihsel sorumluluğunun farkına varmadan battı. Ülkemizde bu gerçeği ilk gören kişi Mustafa Kemal olmuş ve “bilim en gerçek yol gösterendir” demişti. Şimdiki AKP iktidarları doğmaların içinde ulusumuzu ortaçağın karanlığına sürüklemektedir. Prof. ÇoşkunÖzdemir’in makalesi bugünleri belirgin biçimde ortaya koymaktadır.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail