Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 116 Geri Tavsiye Et Yazdır


OLUŞ MOLU’NUN ÜRETKEN DÜNYASI:

(Oluş Molu bir doğa tutkunu arkadaşımız, aynı zamanda bir girişimci, bir aktivist. Şimdi kendi ağzından, onun yaşamından bir kesit sunuyoruz sizlere. A.N.Ö)

Çocukluğumun anıları içinde, yaşama bakışımı belirleyen ve beni meslek seçimine yönlendiren deneyimlerimin çoğunu Kayseri’de Dedem Arif Molu’nun Çiftliği’nde edindiğimi görüyorum. Dedem Arif Molu, cumhuriyetin kuruluş yıllarında Atatürk’ün yurt ve doğa sevgisi ile birlikte, Türkiyenin kalkınmasına yönelik olarak belirlediği hedefleri, yelkenine rüzgar etmiş ve bir çok başarıya imza atmıştı.

Ben küçücükken bana, bir çiftlik kurduğunu ve hep beraber yaşayacağımız bir ev inşaa ettiğini söylemişti. Bu ev küçük bir bağ eviydi ve orada son derece ilkel koşullarda yaşıyorduk. Bağ evimizde, Kayseri’ye yakın olmasına karşın elektrik ve su yoktu. Suyumuzu kuyudan çekerdik. Çiftliğe ilk adımımı attığımda sanki büyülenmiştim. Özel-likle yaz ayları, cocukluğumun büyük bir dönemi çiftlikte geçti. Bağ evimizde belki konfor yoktu ama doğa ile iç içe mutlu bir yaşantımız vardı.

O zamanlar çiftliğin hayvanlarla dolu kocaman bir orman haline geldiğini hayal ederdim. Suyun sınırlı olduğu kurak Anadolu topraklarında Dedem bir mucize yaratmıştı. Sanki çölün ortasında bir vahada gibiydik. Daha sonraları Annem Marianne ve Babam Faruk Molu da Dedemin yolundan yürüdüler. Doğa, ağaç, hayvan sevgisi bana onlardan kalan en büyük miras gibiydi. Babam Faruk Molu ağaçlandırma çalışmalarına seksenli yıllarda başlamış, 2000 yılı sonuna kadar 120.000 karaçam ve sedir fidanı dikimini gerçekleştirmişti. Kendisi bakım ve yeni fidan dikim çalışmalarına devam etmektedir. Annem Marianne Molu da, 1999 yılında ölümüne kadar, kapadokya da en güzel koşu atlarını yetiştirmişti. O dönemde meslek seçimimi, biraz da bu etkileşim nedeniyle, bu doğrultuda yaptım ve Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümüne girdim. Mezun olduktan sonra Araştırma görevlisi olarak çalıştım ve Zooloji ana bilim dalında bilim uzmanlığı tezimi tamamladım. Tezimin ve katıldığım araştırma konularımın konusu, doğada bazı türlerin yaşamlarının gözlenmesi ve insan sağlığına zararlı olan bazı sinek türleri için, doğaya zarar vermeden mücadele yöntemlerinin geliştirilmesiydi.

Bu konuda başarılı sonuçlar elde ettik. Daha sonra Çevre Bakanlığı’na bağlı Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı’nda beş yıl uzman olarak çalıştım. Bu dönemde Türkiye de belirlenmiş, 13 özel çevre koruma bölgesi bulunuyordu. Bu bölgelerin flora ve faunasının tespit edilmesi ve korunmasına yönelik projelerin koordinatörlüğünü yaptım. Koruma prog-ramlarında çalıştım. İkibinli yılların başında çoçuklara uygulamalı çevre eğitimi konusunda okullarda çalışmalarda bulundum ve daha sonra Dünya Bankası’nın Türkiyede biyolojik çeşitliliğin korun-masına yönelik projesinde, çoçuklara çevre eğitimi konu-sunda danışmanlık yaptım. Bütün birikimlerimi, 2007 yılında Kayseri’ye dönerek, memleketime aktarmaya karar verdim. Artık yaşama bakış açım netleşmişti. İnsanlığın, büyük ölçekli kıyım ve doğayı tahakküm altına almaya yönelik bakış açısının değişmesi gerekiyordu. Öncelikle kendimden başladım. Farkındalık bana kendi düşünce kalıplarımı sorgulamaya yöneltti. Öncelikle üretim bazında doğa dostu, doğa ile uyumlu üretim modelleri üzerine odaklandım.

Böylelikle Kayseri de ilk organik üretim çalışmalarına başladım. O dönemde Tarım İl Müdürlüğü’ne başvurduğum zaman ilk başvuruyu benim yaptığım söylendi. Kendi bilimsel tecrübelerimi ortaya koydum. Ayrıca ziraat mühendislerinden oluşan bir ekiple ile birlikte organik üretime başladık ve başarılı olduk. Bu çalışmalar aynı zamanda çevredeki diğer üreticilere model oluşturdu. Bu bakış açısını yaygınlaştırmak amacıyla Kapdar ( Kapadokya Organik Üreticiler Birliği ) adı altında bir dernek kurduk ancak bölgede kısıtlı sayıda üretici vardı. İlk işimiz, üretici sayısını arttırmaya yönelik proje çalışmaları oldu. Kayseri Tarım İl Müdürlüğü’nün de projeye destek vermesi ile çalışmalar başlandı ve bu yıl itibarıyla üretici sayımız 73’e çıktı. Bugün Kayseri’de 2000 dekar alanda organik üretim yapılmaktadır ve Kayseri Belediyesi’nin de desteği ile organik ürün satan iki adet semt pazarı kurulmuştur. Organik Tarım sadece bir üretim biçimi değildir, aynı zamanda yaşama bir bakış açısıdır ve bu üretim biçimi birçok etkeni içine alır. Her zaman büyüme, kapasite genişletme anlamında kullanılırken, bu terim organik tarımda kalite anlamında kullanılır. Var olan toprağın kendine, insanlığa ve dönüşüme faydası dikkate alınır. Bu durum pek çok faktörü göz önüne almamızı gerektirir. Örneğin uzak mesafelere gerçekleştirilen nakliye, kullanılan mazot ve trafiğe çıkan araçlar bile göz önüne alınmalıdır. Dernek bazında çalışmalarımız, bu modeli Kayseri bölge-sinde uygulamaya yöneliktir. Böylece amaç bu modelle sürdürebilirliğin sağlanabileceğini kanıtlamaktır. Bu kapsamda aynı zamanda çiftçilerimizin eğitimi de ön plana alınmıştır. Bu alanda gelişmeler dikkate değerdir.

Bu süreçte, sosyal sorumluluk projelerinin önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır. Aynı doğrultuda, 2016 yılında özel bir şirketin sponsorluğunda, Bilecik'in Göl Pazarı ilçesi’nde diğer bir proje hayata geçirilmiştir. Bu proje, Türkiyede karabuğday üretiminin yaygınlaştırılması üzerine oluş-turulmuştur. Bu amaçla bir dernek kurulmuştur. (Kara-buğday Yetiştiricileri ve Sağlıklı Yaşam Derneği) Dernek, Tarım Bakanlığı, Ankara üniversitesi ve sponsor firma ortaklığında imzalanan bir protokol çerçevesinde çalışmalara başlanmıştır. Amaç son yıllarda yaygınlaşan gluten intoleransına karşı alternatif ve sağlıklı beslenmenin hammaddesini üretmek ve yaygınlaştırmaktır. Son yıllarda kanser, obezite ve besin alerjileri gibi hastalıkların yaygınlaşması, beslenme alışkanlıklarımızı sorgulamamız gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Burada durup davranışlarımızı ve hayata bakış açımızı da gözden geçirmemiz gerekmektedir. Bilgi ve teknoloji her zaman gereklidir ve insan doğasının, evrimsel gelişiminin bir parçasıdır. Ancak aşırı tüketime endekslenen bu yaşam biçimi, hırsa, bencilliğe dönüşen sahiplenme duygusu ve bu sürecin sonucunda oluşan mutsuzluk sendromu, insanı kısır bir döngü içerisine sokmuştur. Bu döngünün sonuçları, özellikle bizden sonraki nesiller için tam bir felakete dönüşecektir. Önce kendimizden başlayarak, yaşam biçimimizi, tüketim, beslenme alışkanlıklarımızı değiştirmeliyiz.

Bu süreci toplumsallaştırabildiğimiz zaman da, Doğa’yı, “DOĞA” olarak bizden sonraki nesillere bırakabilme şansını elde edeceğiz demektir. Yani bu dönüşüm, aynı zamanda “Doğa’yı tahripten kurtarma” projesi olacaktır. *** Blomberg TV’nin 10 Mart 2017 günlü “Tarım Analizi Programı”nın sunucusu Sy.İrfan Donat’ın hazırladığı ve sunduğu “Filizlerin Mucizesi” konulu programda, Oluş Molu ile yapılan söyleşiyi de okuyucularımızın bilgilerine sunuyoruz; Soru-Bunlara konusuna göre birer proje gibi bakabiliriz. Bunlardan bir tanesi Filizlerin Mucizesi. O projede kadın nasıl konumlandırılıyor, ne hedefleniyor, onu merak ediyorum açıkçası. Oluş Molu- Kırsal alanda Kadın var fakat kayıt dışı. Filizleri Mucizesi projesinde kadını görünür hale getirmek istiyoruz. Bunun üç aşaması var. Kadın söz konusu olduğu için Yasemim Sürmeli hanımın başkanlığında yeni bir dernek kurduk:

Başkanımız Yasemin Sürmeli hanım şu anda genel koordinatörümüz. Daha önce edindiğimiz deneyimlerimizden yararlandık. Tarım Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, STK ‘ların katkılarını sağladık. İşler o kadar güzel gidiyor ki. İlk kez Bilecik’te kara buğday ekimini başlattık. Neden kara buğday? Önce onu konuşalım. Kanser hastalarının oranı çok yüksek, ne yazık ki. 10 kişiden 3’ü kanser. Bunun nedenleri var, çevresel nedenler, tarımda kullanılan kimyasallar, yeni katkı maddeli ürünler. Karabuğday bunlara alternatif olduğu için, bu alanda sağlıklı bir ürün. Yurt dışında da pazarları var. İlk kez Konya’da Bahri Dağtaş Araştırma Kurumu’nda üretimi yapılmış ama şu an Türkiye’de dağınık, ciddî geniş kapsamlı bir üretim yok.

Biz burada hem kadınları üretime katmaya, hem sağlıklı üretime karar verdik. Bu amaçla 25 çiftçi ile ekim başlattık. Burada kadını ayrı tutmayalım, kadın çoğunlukta ama böyle ayırım yapmak çok da doğru değil; aileleri bir arada çalışmaya teşvik ediyoruz. Ama kadın üreticiler çok da mağdur durumda.Kara buğday ekimi nisanda başlıyor. Burada da sürdürülebilir eğitimden bahsediyoruz. Soru- Çok önemli

OluşMolu- Aslında bunları uygulamalı olarak hayata geçirmek lazım.

Neden Karabuğday ekimi ile yeni ve sağlıklı bir ürün için Pazar ve istihdam yaratıyoruz? Uygulamalı olarak organik tarım eğitimi programını uyguluyoruz. Çiftçiyi bilgilendirmek yeni bir bakış açısı kazandırmak amacıyla yeni üretim biçimi ile ilgili rehberlik yaparak kendi ayakları üzerinde durmalarını ve yeniden güven kazanmalarını sağlıyoruz. Böylece çiftçinin doğayı koruyan ve doğaya saygılı üretim biçimi oluşturmasını teşvik ediyoruz. Eğitimin amacı bu olmalı, bunu yapmaya çalışıyoruz. Soru-Bunlar beni heyecanlandırdı, şundan dolayı.

Eğer ben organik tarım veya tarımla alâkadar bir işe girmek istiyorsam, böyle plan varsa o plana katılmak isterim. Temel bilgileri almak için, Karabuğday örneğinden yola çıkarak başka bir konuda aynı mantıkla bu eğitimlerin Türkiye’de yayılma planı var mı? Çünkü Türkiye başka illerde olan insanlar, bu olaya katılmak isteyeceklerdir. Bununla ilgili strateji, bir plan var mı? Oluş Molu-Pilot bölge olarak Bilecik’i seçtik. Amacımız yeni bir model oluşturmak, başarı oranını gözlemleyerek eksikliklerimizi görerek Türkiye geneline yayılabilecek yeni bir stratejiyi ortaya koyabilmek. Kayseri’de çiftçilere eğitim veren uygulamayı gösteren deneyimli hocalarımız var. Bilecik Gölpazarı İlçesi’nde de Karabuğday ekim eğitimi program başladı.. Ankara Üniversitesi bu eğitim için katkıda bulunuyor.

Daha sonraki aşamada bunun analizi yapılacak. Ayrıca pazar araştırmaları yapılıyor. Amacımız Türkiye’de üretimi geliştirmek. Amacımız Türkiye boyutunda olayı geliştirmek.

Soru- Çok teşekkür ediyorum,programımıza katıldığınız için.

Oluş Molu- Ben de teşekkür ediyorum.

****

Türkiye Sorunları kitap dizisinin yorumu. Oluş Molu “Tahrip olan doğanın yeniden yaratılması uzun zaman alıyor” diyor. Gerçekten de öyle. Ama ne yazık ki ülemizde Adnan Menderes’le başlayan doğa tahribatı devam etti. Örneğin Ankara’da Bülbül deresinin güzelim suları, Sağlık Bakanlığı binasının yanından geçerek Atatürk Bulvarı’nın ortasında akışını sürdürür ve Ankara çayına ulaşırdı. Mustafa Kemal Atatürk’ün Başkenti Ankara’nın Kavaklıdere’den Ulus Tren istasyonu’na kadar ana caddenin ortasında güzelim çam ormanı olan refüju vardı. 1958 yılının sabahında uyandık ki, kesilip tümü yok edilmiş ve refüj betonla kaplanmıştı. Kızılaydaki Sakarya yolunu süsleyen ardıç ağaçları bir gecede kesilerek yok edildi. Başbakan Adnan Menderes İran daki Başkenti Tahran’da tek ağaç görmeyince kentte de ağacın gereksizliğine karar vermiş olmalıydı. 1958’de duyduklarımız bunlardı. Sonra sıra İstanbuldaki Beyazıt meydanına geldi. TOKİ’nin Korumasında Ağaçları Yiyen Kuzu Grubu ORAN’da Devlet sitesindeki binlerce ağaç kesilmiş ve T.C.Başbakanlık Toplu Konut İdaresi’nin (TOKİ) izniyle Kuzu Grubu’nun doğayı yok eden çirkin binalar yığını ile o güzelim doğa

Güzelim doğa betonlaştırılmıştır.

Ağaçlar arasındaki tek katlı Sağlık Ocağı’da yok edilmiştir. Her halde bizlerin ORAN’da çok sağlıklı kişiler olduğumuz ve Sağlık Ocağı’na gereksinmemizin olmadığı düşünülmüştü! Kuzu Grubu’na o güzelim doğayı betonlaştırma olanağı sağlayan TOKİ yöneticileri doğa ve yeşile nasıl bu kadar düşman olabilirler? Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen de ağaçların kesilmesine seyirci kalmış ve o çirkin binanın bir köşesinde “Atatürk Kültür Merkezi” bölümünü inşa etmeye başlamıştır. Oysa Mustafa Kemal Atatürk Yalova’da ağaç kesimini engellemek için, binanın tekerlekler üzerinde yerinin değişmesini sağlamıştı. Fatih Sultan Mehmet sağ olsaydı başta Adnan Menderes olmak üzere Kuzu Grubu’nun yöneticileri ve de AKP’ iktidarındaki yetkililerinin kolları kesilmiş olacaktı. Çünkü “Ormanımdan bir dal kesenin kolunu keserim” demişti 660 yıl once Fatih Sultan Mehmet. Nereden bilecekti doğa düşmanı bu kadroların ülkede iktidar olacaklarını?

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail