Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 117 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


KEMALİZM;EMPERYALİZM VE SOSYAL DEMOKRASİ AYDINLIK GAZETESİNDE SY. YILDIRIM KOÇ 17.7.2017, 24.7.2017 ve 25.7.2017 günlü yazılarındaki yanlışlar sürüp gidiyor: ***** Ali Nejat Ölçen Sy.Yıldırım Koç 17.7.2017 günlü yazısında: Bülent Ecevit herhalde daha sonraki yıllarda sosyal demokrasinin ne olduğunu öğrendi ki, 1972 yılında CHP Genel Başkanı olduktan sonra “sosyal demokrasi” kavramını kullanmadı. Rahmetli İsmet İnönü’nün 1965 yılında ortaya attığı “ortanın solu” kavramının yerine “demokratik sol” kavramını kullandı diyebilmektedir. Oysa “Ecevit Çembe-rinde Politika” adlı kitabımızı okumuş olsaydı o tercihteki gerçeğin ne olduğunu öğrenebilirdi: Ocak 1971 günü Bade Sokak’ta Bade apartmanının en üst katındaki 25 numaralı konutunda Cahit Kayra ile ikimizi konut ettiğinde şu övgüyü yöneltmişti bana: Eşim Makbule Ölçen, partide çalışarak Rahşan’a yardım etmeyi düşünmez miydi?Ayrıca bana da iltifatlarını esirgemedi. Ben her kesin anlaya¬cağı duru bir dille yazıyoruşum. En çetrefilli konular, be¬nim kalemimle berraklaşıyormuş. Böyle konuşmuş ve sonra sormuştu: “Bir sorun var sayın Ölçen” demişti “Sosyal demokrasi ile demokratik sol arasındaki farkı açıklamakta parti olarak sıkıntı çekiyoruz. Özellikle gençlerimiz ikiye bölündü. Sosyal demokrat ile demokratik solcular diye bir ayırım, partimizin önündeki ilk ivedi sorun. Bu ayrışma çatışma noktasına kadar bile gelebilir.” Bunları söylerken merakla yüzüme bakıyor, ne söyleye-ceğimi öğrenmeye çalışıyor gibiydi. İlk kez uzmanlık alanı¬mın dışında politik bir soruyla karşılaşıyordum. Ekonomi politiğin disiplini içinde bunun yanıtı açık seçik ortadaydı ama bunu sözcüklere nasıl dökebilirdim. Yeni genel baş¬kan olmuştu (1972) ve gençlik kesimi içinde ayrışma ve çatışma sorunuyla karşı karşıya gelmişti. Şöyle yanıtladım; “Bu iki farklı gibi görünen kavram, Türkçe’mizde Ali hoca ya da hoca Ali gibidir. Mühendislikte killi kum ya da kumlu kil gibi bir deyime de özdeştir sanırım. Sosyalizm mi demokrasiyi, demokrasi mi sosyalizmi içine alarak böyle bir sentez oluşturuyor? Fakat taktik açıdan soruna böyle bakmanın da parti içi sakıncaları olur, tartışma açısını gereksiz yere genişletir.” CHP Genel Başkanı Türk-İş’teki ayırımı incelememiş ve Sosyal Demokrasi adlı kitabı da görmemiş olmalıydı. Beni ilgiyle dinliyordu. “Sizin yerinizde olsam demokratik sol deyimini kullanırım. Türk-İş Sendikasından ayrılanlar, bili-yorsunuz kendilerini “sosyal demokrat” olarak nitelediler ve “Sosyal Demokrasi” adında bir de kitap yayımladılar. Sosyal demokrasi deyimini benim-serseniz, Türk-İş’ten ayrılan sendikal eylemle sizi özleştirenler olur. Madem ki arada ideolojik önemli fark yok, “demokratik sol” deyimini kullanmanız uygun olur.” Benim önerimi dikkate almış olacak ki, bir süre “Demokratik Sol” deyimini kullandı. Daha sonraları ise bu deyim de unutuldu gitti. Zaten siyasal yaşamın hiç bir aşamasında belli bir ilkenin sahibi ve savunucusu olamamıştır Ecevit. CHP’nin en bunalımlı döneminde o partiyi terk etmiş DSP’yi kurarak, 57.ci Hükümetin Başbakanı olarak Mil-liyetçi Hareket Partinin 30 üyesine Devlet Bakanlığını teslim etmiş ve 62.Ayayasasında 11.-maddesinin son bendindeki ilkeyi “temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunulamaz” ilkesini yok edebilmiştir. AKP’nin faşizmin hukukunu bu ilkenin yok edilmesi sağlamış ve temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan yasalar hukukun içlerine sızabilmiştir. Bugün hiç kimse niçin tutuk-landığını bilmiyor ve savcılar da suç iddialarını da nasıl hazırlayacaklarının bilincinde değildirler. 5726 sayılı yasa, gizli tanığın tüm kimliğinde değişiklik yapılması sahtekârlığını devlete görev olarak vermiştir. Türkiyenin hukuku “bugün altın donemini yaşıyor” dese de Doğu Perinçek (!) 1856’daki Mecelle’nin de çok gerilerindedir AKP'nin hukuku, yani hukuksuzluğun hukukudur o. Sy.Yıldırım Koç 17.7.2017 günlü yazısında Doğu Perinçek’in 10 yıl once yayımlanan “Sosyal De-mokrasinin Kemalist Devrimin Reddi” (Teori Dergisi Haziran 2007) yazısını kaynak göstererek şu bilgileri aktarıyor: Sosyal demokrasi,Kemalist Devrimi tasfiye ede-rek ve ondan vaz geçerek Türk siyasal hayatına oturdu. Sosyal demokrasi Batı emperyalizminden yanadır. (S.8) Sosyal demokrasi emperyalizme bağımlıdır, kökü dışardadır. Sosyal demokrasi kendi devrim sure-cinden çıkmamış, o devrimi bastırmak isteyen emper-yalist güçler bize dayatmış (…) Sosyal demokrasi ile Kemalist Devrim karşıt konumundadırlar ve bu konuda berraklaşmak, bugün Sosyal demokrat akımın içinde yeralan halkçı ve yurtseverlerin temel meselesidir (s.18). Bu yanlış kanıları eğer Genel Başkan söylemişse doğrudur!(mu?) O nedenle mi Yıldırım Koç, bunu temel alarak: ”Adalet yürüyüşü bu çerçevede değerlendiril-melidir” diyordu. Ve bunula da yetin-miyor bir hafta sonraki yazısında da Yıldırım Koç, “Mustafa Kemal Paşa, sosyal demokrasinin ne olduğunu bilmediğinden değil, çok iyi bildiğin-den Cumhuriyet Halk Partisi’nin kapısından sosyal demokrasiyi sokmadı” diyor. (Aydınlık 24.7.2017): 1930’lu yıllarda ülkenin siyasal kültüründe Sosyal Demokrasi kavramı henüz yer etmemişti. Örneğin, 1930’lu yıllarda Kadro dergisi’nde Vedat Nedim Tör yayınlanan makalesinde; Müstemleke ikltisadiyatından Millî iktisadiyatına geçiştir ,diyor ve Bu meseleyi böylece vazedebilmek bile başlı başına beynelmilel bir hadisedir,demekle yetiniyor ve hiç kimse 1970’lı yıllara kadar Kema-lizm tanımını kullanmamış ve Sosyal Demokrasi deyimi 27 Mayıs 1960’lar sonrasında söz konusu olabilmişti. Mustafa Kemal Paşa’nın 1930 yılında Büyük Millet Meclisine sunduğu “İktisadî Program”ı incelenecek olursa o programın 3’cü maddesinde hukuk ile iktisadın bir sentezini betimlediğini görüyoruz: Madde 3-Adalet devletin bütün hayat ve faaliyet şubelerinde olduğu kadar ve bilhssa iktisadî hayat ve faaliyetinde temelidir. Eyi kanunlar ve adil hakimler iktisadî teşebbüs ve inkişafın başlıca muhafızı ve müşevvikidirler. İşte Ekonomi ile Hukuk arasındaki bu bağı kuran bir tek devlet adamı vardır ve o da Mustafa Kemal idi.Onu sosyal demokrasiyi biliyor ama CHP kapısından içeri sokmuyor türü deyimlerle tanımak olanak dışıdır. Onun ulusalcı ulus devletini yarat-ması her tür ideolojinin ötesindedir ve onu ancak Kemalizm deyimiyle betimleyebiliriz. (Kemalizm Ekonomisi kitabımın okunması dileğimle). Mustafa Kemal’in devleti tam bağımsız halkın devletidir ve halkın içindeki sınıfların devleti değil-dir. O nedenledir ki öylesi devlete bizler Kemalist Devlet diyoruz. Sosyal demokrasiyi CHP’nin kapısından içeri sokmamış sözü, Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatabilen sözcük olamaz. O tam bağımsızlığımızı “Beş Beyazlar Ekonomisi ile betimlemiş ve ilk kez ülkede beş beyazların üretimini sağlamıştır. Ülkemizde herhangi bir İktisat öğrenimi yok iken. Çeşitli ideolojik doktirinler arasında Mustafa Kemal için tercih yapmanın küçüklüğüne katlanmamak gerekir. Yıldırım Koç, sosyal demokrasiyi Kemalizme karşıt sanarak eleştirirken, AKP iktidarının Kemalist Devrim-lerini ters yüz eden karar ve uygulamalarına niçin değinmiyor? Anlamak olanaksız. Sosyal Demokrasiyi yeterli görmeyebilirsiniz ve fakat onu 10 yıl önceki Doğu Perinçek’in “Kema-list Devrimi tasfiye ederek ve ondan vaz geçerek Türk siyasal hayatına oturdu” diyebilmesini doğruymuş gibi kabul edemezsiniz: Sy.Doğu Perinçek bilmelidir ki, temsilcilerinin tutarsızlığı nedeniyle, Türk Siyasal yaşamına bugüne değin hiç bir ideoloji egemen olamamıştır. Behice Boran’ın Türkiye İşçi Partisi bile. Siyasal yaşamımıza değil ama Türkiye-’nin geleceğine oturmuş bir tek siyasal parti vardır, o da AKP iktidarıdır. Kemalist devrimleri ters yüz etmekte olan sosyal demokrasi değil; aslında AKP iktidarıdır. Sayın Koç ve de Sy.Doğu Perinçek,1993 yılıdaki Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin (SHP) Tüzüğünün 1’nci maddesini okumuş olsalardı, Partinin Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Devletçilik Halkçılık, Laiklik ve Devrimcilikle belirlenen Atatürk ilkelerine yer verildiğini görürlerdi. Partininn simgesinin “Altıok, Güneş ve Zeytin dalı” olduğunu fark ederlerdi. Aslında Kemalist Devrimlerin tümünü tasfiye ederek Türk Siyasal hayatına oturan AKP iktidarıdır. Bunu görmüyorlar mı? Metal paralardan Mustafa Kemal’in resmini çıkartan bugün hangi iktidar? Ülkenin hukukunu, kamusal yönetimini ve ordunun savaş gücünü Fettullah Gülen adındaki kişiye kim teslim etti? “Ne istediniz de vermedik” diyen kimdi? Bizlere görev verildi diyen, BOP eşbaşkanı olduğunu açıklayan kişiye “TBMM dışında hiç kimseye görev verilemez” diyebildiniz mi? NATO gemilerinin Akdenizde ne işi var diyen ve fakat o donanmaya iki savaş gemimizi katan ve Kaddafi’nin linç edilmesine katkıda bulunan kimdi? Kürt açılımı ile iç hukuku çadır mahkemelerine kimler sürükledi? Güneydoğu’da çukur kazanlara, bomba yerleştiren PKK’lılara dokunmayan diyen kim di? Tüm bunları görmezden gelerek ülke sorununu Kemalizm-Sosyal Demokrasi çaprazına kaydırmak yanlıştır. İmamlara nikâh kıyma yetkisini veren sosyal demokrasi miydi? Buna benzer mantığı Aydınlık gazetesinde de görmekteyiz. 15 Temmuz 2017 günlü Aydınlık gazetesinin ilk sayfasını inceleyiniz, büyük harflerle bakınız neler yazılıydı: 15 Temmuz’un Sonucu, Amerikancı Darbe Girişiminin Kırılma Noktası oldu. Türkiye’nin Önüne Yeni Bir Kapı Açıldı. Nasıl bir kapıdır bu? Binlerce insan ellerinde Türk bayraklarıyla 15 Temmuz gecesi gaflet içinde neyi alkışladılar? Genel Kurmay Başkanlığının R.T.Erdoğan’a bağlanmasını, askerî okulların kapatılmasını ve Türk Ordusunun, Deniz, Hava ve Jandarma güçlerinin Millî Savunma Bakanlığına bağlanmasın alkışladılar. 15 Temmuz Fetöcü darbeyi hangi amaçlar için kullan-dılar? Aydınlık gazetesi Türkiye’ye yeni bir kapı açıldı derken o kapıdan içeriye nelerin girdiğinin farkında mı değil? Ve yeni Anayasanın 2019 yılında uygulanmasıyla bugünleri bile arayacağımız bir başka Türkiye ile karşılaşırsak hiç kimse şaşırmasın. 15 Temmuz 2016’dan yeni Türkiye’ye açılan kapıdan nelerin sokulup girdiği görülecektir Bir gerçek apaçık ortadadır. AKP iktidarında Türk toplumu kabileleştirmeye çalışılmaktadır. Mustafa Kemal, Millet Meclisinin kurulduğu 23 Nisan 1921 günün ertesi günkü gizli celsesinde Türk halkına şöyle hitap eder; Bittabi halk vaziyete vakıf değildi. Pek güzel bilirsiniz ki, İstanbul’un işgalinden ihtimal haberdar değildi ve böyle bir işgal keyfiyetini işitmişse bile mazurdur. Sonra makamı saltanatın, makamı hilafetin vaziyetini idrak edemezler. İşte bu kadar gaflet içinde bulunan halkımıza her şey suhuletle serpilebilir. 1921 yılında gaflet içindeki halkımız 96 yıl sonra 15 Temmuz 2016 gecesi neyi alkışladığını bilmeden, bilinçsizce birilerinin peşinden sürüklenmişti. Sy.Koç Engin Ünsal’ın ardaşık sayfadaki makalesini okumalıdır. **** Şimdi Sosyal Demokrasinin tarihsel gelişimini anlat-manın sırası gelmiştir: Bu amaçla ilkin Eduard Bern-stein’den (1850-1932) söz edebiliriz. Çünkü o 1872 yılında Alman Sosyal Demokrasi Parti’nin üyesi oldu. 1902 ‘de de Reichstag’a Milletvekili olarak seçildi. Alman Sosyal Demok-rasi Partisi acaba demokrasiden yana değilmiydi, emperyalizmin öncülüğünü mü üstlenmişti? Ve Bernstein “Evrimsel Sosyalizm” kitabını niçin yazmıştı? Çünkü o Karl Marks’ın “İşci Diktatoryası” savına karşıydı ve Ortodoks Marksizmini sosyalizme dönüştüren kitabını bu amaçla yazmıştı. Bu arada ilk kez Sosyoloji termini kullanan Fransız August Comte’yi de (1790-1857) anımsamak gerekir. O yıllarda İngiliz Herbert Spencer (1820-1903) sosyoloji kavramını geniş kitlelere anlatan kişi olmuştu.. Fakat ne varki Prof.Dr.Barthold, İbn Haldun’un Tarih Felsefesinin ilk bilgini olduğunu açıklamıştı. Ona gore İbn Haldun sosyolojinin ilk kuramcısıdır. Tüm bu kişiler sosyal demokrasiyi savunurken ve yapılandırırken Batı empeyalizminin yanlısı mıydılar? 1332-1406 yılında yani 520 yıl once İbn Haldun Batı emperyalizminin koruyucusu muydu? Eğer Ferdinand Lasalle’den sözdilecekse (1825-1864) onun devlet görevini nasıl tanımladığına değinmek gerekir. Yani sosyal demokrasi ile daha sonra emper-yalizme hizmet sunan sosyal demokratları birbirine karıştırmamak gerekir. Örneğin Lasalle, devletin, sınıfsal çıkar çatışma-larını en aza indiren ve her sınıfın eşit gelişim hakkını sağlamakla görevli bir kurum olmasını önerir. Bu açıdan bakınca sosyal demokrasi (ön yargıların etkisinde kalmaksızın) emekçilerle öteki sınıflar arasındaki ilişkilerde demokratik ve özgürlükler ortamında, sosyal ve ekonomik yapıda eşit değişim ilkesini temel almayı öngörür. Örneğin sosyal demokrasi emekçilerin haklarını savunurken öteki sınıfları yok saymaz.Sosyal hakların hiç birisi sınıfsal çıkarlara kurban edilmemelidir. Sosyal demokrasi sınıfsal devlet yapısına o nedenle karşı çıkar. Bölüşümün hakça olmasından ve ekonomik yapının çoğulcu olmasından yanadır. Ulusal üreti-min serbest piyasa ekonomisine tutsak edilmesine de karşıdır. Ülkemizi devleti ve toplumuyla birbirine hasım kad-rolara bölündüğü bir dönemde şimdi de sosyal demokrasi adındaki bir ideolojik yapıyı emper-yalizmin aracı gibi sunmak, bugün Kemalizmi yadsıyan iktidara katkıda bulunmak demektir. Sy.Yıldırım Koç’un 17.7.2017 günlü yazısının sonlarında; Emperyalizm olgusunu gözardı edenler, sosyal demokrasiyi ilerici zannedebilir. Kemalizm ile sosyal demokrasiyi zıt kutuplara yerleştiren, emperyalizme karşı tavırdır. Adalet Yürüyüşü bu çerçevede değerlendirilmelidir, demektedir. Bu değerlendirme, bugünkü AKP iktidarına katkıda bulunmanın bir başka biçimidir. O yürüyüşe katılan milyonları bu çerçeve içinde değerlendirme hakkına kim sahip olabilir? KÖKLERİNDEN KOPARILAN CHP kitabının 62.sayfasındaki bölümü aşağıda göreceksiniz. 1999’un Nisan ayında CHP genel Başkanı olan Altan Öymen CHP’nin Sosyal Demokrasi partisi olmasını savunurken acaba yurtseverliğini yitirdi ve emperyalizmin güdümüne mi girdi? Hayır o da bizler kadar yurtseverdi ve CHP’nin TBMM dışında kalmasına ideolojik care aramanın peşindeydi. Çünkü Deniz Baykal’ın genel başkan olduğu CHP barajı aşamayarak 18 Nisan 1999 Seçimlerinde Meclis dışında kalmış ve Deniz Baykal istifa ederek 4 gün sonra da Altan Öymen’e hangi ilkeleri özümsediği belli olmayan bir CHP teslim etmişti. . Nisan 1999’da Genel Başkan olan Altan Öymen’in ilk eylemi, Ekonomik Politikalar İçin Stratejik Seçenekler konulu 7 Ekim 1999 günü başlayan bir seminer düzenlemek oldu. O strateji metnini Günal Kansu ile Baran Tuncer hazırlamış. Ankara, Çankaya’daki Park Otel’in görkemli salonunda Seminer Başkanlığı için Atilla Karaosmanoğlu uygun görülmüş ve Panelde konuşucu olarak da Merih Cilasun, Bilsay Kuruç, Taner Berksoy, Oktay Yenal adlı öğretim üyeleri kürsüde yerlerini almıştı. Hazırlanan metin, Altı Ok’un geçersizliğini kanıtlamayı amaç almış gibiydi. Örneğin metnin ilk sayfasında Sosyal Demokrat Kalkınma Anlayışı başlığı altında: Küreselleşmenin gittikçe yaygınlaştığı ve derinleştiği uluslararası bir ortamda gerçekleştirilmek zorunda olduğu unutulmamalıdır, deniyor ve nasıl unutulmamasını da bir sonraki tümcede açıklıyordu: CHP’nin önündeki en önemli sınavın, istenen sosyal ve ekonomik amaçlara ulaşmak ile hızlı kalkınma ve dünyaya açık uluslararası piyasalarda serbest rekabet edebilecek etkin ekonomik yapıyı aynı potada eritebilen bir sentezi oluşturacak yaratıcılığı gösterip gösteremeyecek olduğu anlaşılıyor.. Sosyal demokrat olarak ta Mustafa Kemal’e ve devrimlerine halkçı ulus devletine ve o devletin laiklik ilkesine sahip çıkabilirsiniz. Mustafa Kenal’e ve onun devrimlerine ihanet etmiş mi olacaksınız! BU YANITTA KULLANILAN KAYNAKLARIMIZ: 1-Ali Nejat Ölçen, Halk Sektörü, 1974 2-A.N.Ölçen Demokratik Sosyalizme Giriş, Ayyıldız Matbaası,1976 3-A.N.Ölçen, Kemalizmin Ekonomisi 2. baskı,Güldikeni Yayınlar,1997 4-A.N.Ölçen, Ecevit Çemberinde Politika, 2.Baskı 2000. 5-A.N.Ölçen,Anıkkabir Dergisi, 2013. Atatürk’ün Dev- letine Özlem, s.11-17 6-A.N.Ölçen, Köklerinden Koparılan CHP, TŞOF, 2017
 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail