Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 117 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


KURUMLAŞAMAYAN ULUS:TÜRKİYE

Ali Nejat Ölçen

Ülkemizde demokratik Kitle örgütleri Atatürkçüler derneği, Türkiye Gençlik Birliği (TGB) dahil tüm sendikalar ve siyasal partiler halâ kurumlaşamamıştır. Tüm bu kurumların başına kim seçilmiş ise, o kişi, o kurumun mülkiyetini üstlenmektedir ve örgüt yapısı içinde bir yönetim merkezi oluşturarak, söz ve kararlarının oluşumunu sağlamayı amaçlamamaktadır.

Halk genel başkan seçilen kişinin merkez yürütme kararı olmaksızın oluşturduğu demeçlerini, sözlerini, basından ya da TV’lerden işiterek öğrenmektedir. Bütün siyasal partiler ve demokratik kitle örgütleri, genel başkan seçilen kimselerin ne yapacağını, ne karar alacağını ve neler söyleyeceğini sadece sonradan öğrenirler ve o sözlerin ve kararların hiç birisinin oluşumunda söz hakları yoktur. Aslında kurumlaşma kültürünü yani örgütlerin içinde görev bilincini, haberleşme, iletişim ve dayanışma, ortak karar alma ve uygulama bilincini halâ yaratabildiğimiz söylenemez.

Anadolu insanı, 600 yıl sure ile at üzerinde kılıç kullanarak Osmanlı Padişah ve Halifelerine yeni topraklar kazandırılması için kullanıldı. Bu satırları yasan kişi Ali Nejat Ölçen bugün 96 yaşındadır, Tokat ilinde 1927 yılında ilkokul olmadığı için hasır üzerinde diz çökerek “elif,be,cim” diyerek, sarıklı hocanın karşısında öğretime başlamıştı. Bizler hasır üzerinde 20 küçük çocuk diz çökerek adeta tünüyorduk. Dizlerimiz yara olurdu, evde annelerimiz dizlerimize tütün basardı. Bağdaş kurmamız, yana kaykılmamız günahtı ve zaman zaman da, sarıklı hocanın up uzun cubuğunu sırtımızda şakladığını duyardık. 1928 yılın ilk günlerinde hasır üzerinde “elif be cim” darken, içeriye kahve renkli kocaman bir adam girdi, hocanın suratına bakmadan dizlerimizin altındaki hazırı ayaklarıyla sürükleyip attı ve kollarımızdan tutup bizleri dışarı çıkardı. “Evlerinize gidin “diye bağırdı.

Bir kaç ay sonra davul zurna çalarak birinin “mektebe” diye bağırdığını duyduk. İlk kez “mektep” sözünü işitiyorduk. Behzat deresinin sol kıyısındaki mektebe girince sınıfta duvara aslılı kocaman kara tahtayı gördük ve ikişer kişilik sıraların üzerine diz üstü tünedik. Kısa bir sure sonra etekli bir hanım girdi “hocanızım” dedi ve bağırdı. “Bu ne hal”. Sıraların üzerine diz üstü tünemiş olmamızı yadırgamış ve bizleri sıraların içine yerleştirmişti. Mustafa Kenal Paşa’nın ilk okulunda sıralara nasıl oturacağımızı 1928 yılında öğrenmiş olduk.

Elinde tebeşirle kara tahtaya hanım öğretmen a ve b harflerini yazdı,öğrendik. Bir gün içimizde öğren-cilerimizden birisi bağırdı, “Hocahanım ş harfini yazın.” Hocahanım “ş” harfini yazmayı bilmiyordu. Çünkü o da akşamları bir odada yeni harfleri öğrenmeye başlamıştı. Öğrenci arkadaşımız bağırdı:

-Kara tahtada yılan yapın.

Hocahanım kocaman s harfini yılan yapar gibi yazdı. Öğrenci bağırdı:

-Yılanın kıçına çengel asın.

İlk kez “ş” harfini o gün böyle öğrendik. O öğrenci de babasından öğrenmiş olmalıydı. Bunu niçin anlatıyorum? Osmanlı Devletinde ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite öğrenimi yoktu, siviller için. Darülfünun kurulmuş ve iki yıl sonra Şeyhülislamın kararıyla kapatılmıştı.

1620 yılında ulusumuz (Anadolu insanı) atlar üzerinde Lehistan’ı kuşattığı zaman, o ülkede Kepler adında biri vardı ve gezegenlerin güneş çevresindeki eliptik yörüngesinin matematiksel hesaplarını yapıyordu. Bizler elimizde kılıç at üzerindeyken, Batı’da Nevtonlar, Galile Galileolar, Keplerle doğmuş ve dünyamızın mateatiksel yorumlarını yapmaya başlamışlardı.

Şimdi ilk okullarda orta okullarda bilgi üretmekle yetinilmemeli. Okullarda birbirimizle nasıl ilişki kuracağımızı, nasıl haberleşeceğimizi, toplu taşıtlara sırtımızda çantayla girmemeyi, yüksek sesle cep telefonuyla konuşmamayı, okulda ağaç ve doğa sevgisini de öğrenebilmeliyiz.

Anadolumuzun doğasına, tarihine sahip çıkmanın da kültürünü edinebilmeliyiz. Bugün siyasal partilerimizin tümünde, sendikalarda ve demokratik kültür merkezlerinde yönetim kurullarındaki kararları almaya ve üyeler arasında ilişki kurmaya ve bunun kültürünü yaratmaya başlamalıyız.O örgütleri ele geçiren adına genel başkan denilen kişiler ekip çalışmasını özümsemeli, yönetim kurulunda karar almaya kendilerini alıştırmalı ve de çok bilgili, çok akıllı olduklarını da sanmamalılar. Türk toplumu kurumlaşma kültürüne bu denli yabancı kalmamalıdırlar. Bir araya gelerek, örgütlenen kişiler kurdukları örgüte sahip çıkmanın araçlarını yaratmalıdır. .

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail