Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 120 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır

kemalizmin diyalektiği
KEMALİZMİN DİYALEKTİĞİ. Ali Nejat Ölçen. Türkiye Sorunları kitap dizisinin Eylül 2006 günlü 65.sayısında yayınladığımız Kemalizmin Diyalektiği konusuna bu sayımızda da yer vermeye gereksinim duyduk. Mustafa Kemal Atatürk’e karşı AKP iktidarı içinde ve dışında nankör ve gerici, çağ dışı kadrolara bir kez daha duyurabilmek için: Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimler, Kemalizm olarak betimlenebilir mi? Kemalizm bir ideoloji ise, onu nasıl tanımlayabilir, diyalektiğini çözümleyebiliriz? Gündemimiz şimdi bu sorulara yanıt aramak olacaktır. Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimlerin ışığında, Kadro dergisi de 1930’lu yıllarda böylesi bir soruya yanıt bulmaya çalışmış ve şu sonuca ulaşmıştı: “Türkiye, bir inkilap içindedir. Bu inkilap, kendi prensip ve onu yaşatacak, şuur olabilecek bütün nazari ve fikri unsurlara maliktir. Ancak, bu nazari ve fikri unsurlar, inkilaba ideoloji olabilecek bir fikriyat içinde terkip ve tedvin edilmiş değildir.” 1930’lu yıllarda dergiyi yayın yaşamına kazandıran kadro, ideolojiyi bir fikriyat içinde betimlemeye gereksinim duymaktaydı. Bu gereksinim, o yıllarda niçin gerçekleşmedi? Gerçekleşemezdi, çünkü “fikriyat” denilen düşünceler demetinin karşıtlığı henüz tanımlanmıştı. Kadrocular ne denli çaba harcasalar, yine de devrimleri Kemalizm olarak betimleyemezlerdi. Devrimlerin ideolojisinin olabilmesi için, Türkiye’nin karşısına “emek-sermaye” çelişkisinin çıkması, sınıf farklılaşma¬sının doğması ve keskinleşmesi, ya da etnik ve dinsel farklılaşmanın belirerek bir çatışma noktasına ulaşması gerekirdi. Ancak o zaman Kemalizm’in böylesi çelişkiler karşısında ideoloji olup olmadığı, çözüm getirip getirmediği belirlenebilirdi. Çelişki, “tez-antitez” çatışmasının kendisidir. Öyle ise, Kemalizm, ne tür bir “tez-antitez” çatışmasının çözümü olacaktı? Bu soruya verilen yanıt, Kemalizm’in diyalektiğini ortaya çıkacaktır. 21.yüzyılın tarihsel süreç içinde ortaya çıkardığı küre-selleşme, serbest piyasa ekonomisi, monetarizm, özelleştirme, devletin ekonomik alanları bırakması türünde yeni emperyalist akımların yoksul ülkeleri daha da yoksullaştırdığı gerçeği karşısında, Kemalist devrimlerin diyalektiğini açıklığa kavuşturmak dünya barışı için de gerekebilir. Bu düşüncemiz eğer, gerçeği yansıtıyorsa ve doğruysa, Kemalizm’in diyalektiği uluslar arası arena için de geçerli olacaktır. Bir başka deyişle, 21.yüzyılın emper-yalizminin antitezi olarak gündeme girecektir Kemalizm. 19’ uncu ve 20’nci yüzyıla damgasını vuran sanayi devrimi gerilerde kalmış, ileri sanayileşmiş ülkeler, o Sanayi devriminde geliştirdikleri teknolojiyi gelişmekte olan ülkelere ihraç ederek, kendilerine bağımlı hale getir-mişlerdir. Böylelikle, “high-tech” denilen bilişim devrim sürecini başlatmışlardır. Osmanlı ekonomisi sanayileşme devriminin dışında kaldığı için, tarihin sayfalarına karışıp kayboldu. Kemalist devrimlerin de bilişim sürecinin içinde yer alacak biçimde günceleştirilmesi konusuyla ilgilenme-miz, asıl AKP iktidarının gerici, ekonomi ve sanayi dışı ticaretci ve emperyalizme bağımlı yapısı nedeniyle gerek-mektedir. Bilişim devrimi, yoksullaşan ülkelerin sömürülerek daha da yoksullaşması olayını birlikte taşırken, ulusların inanç kategorilerini de deforme etmeye başlamıştr. Kitleler, bunun sorumluluğunu siyasal iktidarda ararken, marjinal grupların doğuşu önlenemeyecek, kurtuluşu etnik bölünmeleri yaratan özerklik arayışları izleyecektir. Kısa erimde emperyalizme yarar sağlayacak gibi görünen bu sürecin, bir süre sonra terörizmle birlikte kitleselleşerek emperyalizmin karşı çıkacağını göreceğiz. ABD’de, ikiz kulelerin yıkılması, Fransa’da öğrenci olaylarının şiddete dönüşmesi ve ülkemizde ABD-AB’nin silahlı PKK örgütü, olayın başlangıcını yaratmıştır. Bu senaryoda gerçekçilik varsa eğer, 21. yüzyılın dünyaya taşıyacağı ve Türkiye’yi etkisi altına alacağı çelişkileri şöyle özetlemek olanaklıdır; 1.Emperyalizm-ulus, ulusalcılık çelişkisi, 2.Akıl-inanç çelişkisi 3.Özel-kamu çelişkisi 4.Kazanç-yarar çelişkisi 5.Ekonomi-hukuk çelişkisi 6.Cumhuriyet, demokrasi- oligarşi çelişkisi 7.Barış-savaş çelişkisi. 8.Yoksulluk-varsıllık çelişkisi. 9.Toplum-bürokrasi çelişkisi. Bu çelişkilere Kemalizm’in yanıtı var mıdır? Yanıtı varsa ve bu yanıtı betimleyebilirsek, Kemalizm’in diyalektiğini ortaya çıkarabiliriz. Çünkü bir olgunun diyalektiği, o olguyu ortaya çıkaran çatışmayı anlamayı (ya da çözümlemesini) gerektirir. O halde söz konusu çelişkiler karşısında Kemalizm’i irdeleyebiliriz: 1-Emperyalizm karşıtı ulus-ulusalcılık Kemalizm’de, tam bağımsızlık ilke¬siyle yanıtlanmıştır. Emperyalizmi yenilgiye uğratan Kemalizm’in ilk aşamada öngördüğü davranış biçimi, toplumun büyük kesiminin ulusalcılık bilincini devinime getirmek olmuştu. Erzurum, Sivas Kongreleri bu¬nun kanıtlarıdır. Emperyalizmin karşısında, ulusalcılık bağlamında ulus devletin araçlarıyla savunma mekanizmaları yaratılmıştı. Bugün bunlar yok edilmektedir. Aslında şimdilerde emperyalizmin yadsımaya çalıştığı, onun korkulu rüyası ulusalcılık değil midir? Emperyalizm, kendisi için ulusalcılığı temel alan gelişmekte olan ülkelerde, neden ulusalcılığı tasfiye etmeye çalışıyor, bu sorunun yanıtını vermek gerekli. 2-Akıl-inanç çelişkisi, laiklik ilkesinin yanı sıra, Anadolu aydınlanmasını sağlayan bili¬min, yol gösterici kabul edilmesiyle çözülmüştür Mustafa Kemal’in, “Emperyalizme karşı savunmamız Batı’nın kültürüyle olur” söylemi sözde kalmamış, Anadolu’ya Halkevleri, Köy Enstitüleri, Türk Tarih ve Dil Kurumlarıyla birlikte, kültürde, sanatta, müzikte, tiyatroda, tarihsel bilinçde, çağdaşlaşmanın kapıları açılmıştı. Türkçe’nin Arapça ve Farsçadan arındırılarak, bilim dili olarak gelişmesine ilişkin girişimin gerçekleşmesi, harf devrimi, öğretim birliği yasasının yürürlüğe girmesi, Hilafet ve saltanatın kaldırılması, Medeni Yasanın kabulü, aslında emperyalizme karşı savunma araçlarını yaratacak olan çağdaş kültürün öncüleriydi. 3-Özel-Kamu çelişkisi ile “kazanç-yarar” çelişkisi bir birinin özdeşidir ve Kemalizm bu ikili çelişkiye “karma ekonomi” ve “planlı sanayileşme” ile çözüm getirmiştir. Kamu sektörünün toplumsal yararı gözeten yatırımları ile özel sektörün kâr amaclı girişimleri, ekonominin bu iki boyutunu yapılandırmıştı. Birinci (1932) ve ikinci (1935) sanayi planları, reel ekonominin öncüsü olarak, kamu İktisadi kuruluşlarını (KİT’leri) yarattı Mustafa Kemal. Bu kurumlar 1980 sonrası gerici iktidarlarla yok edildiler. Ekonomi-hukuk çelişkisi, 1930 İktisadi Programın 3.mad-desinde çözümünü şöyle bulmuştu: “Adalet, devletin bütün hayat ve faaliyet şubelerinde olduğu kadar ve bilhassa iktisadi hayatın da temelidir. En iyi kanunlar ve adil hakimler, iktisadi teşebbüs ve inkişafın başlıca muhafızı (koruyucusu) ve müşevviki dirler.(Özendiricisi)” Gerçekten, hukuk ekonominin koruyucusu olmayı sürdürseydi, çek mafyaları doğar mıydı? Gelir dağılımındaki adaletsizlik bu denli olumsuz boyutlara tırmanır mıydı? Derin devletten söz edilir ve haksız kazançların üstü örtü-lür, yargı erki siyasal etki alanı içine itilmek istenir miydi? Cumhuriyet-oligarşi çelişkisi, demokrasının gereği çok partili parlamenter sistemle gerçeklik kazandı. Bugün Batı dünyasında ve ABD’de parlamenter sistemin, demokrasi¬nin koşulları içinde işlerliğini koruduğu söylenebilir mi? 4-Savaş-barış çelişkisine karşın, Kemalizm’in bir niteliğini barışçıl ve barışçı olmasında görürüz. Misak-ı Milli kavramı zaten bunun kanıtıdır. Batı’nın ABD dahil, barışçı görünmesine karşın, barışçıl olduğu söylenebilir mi? Kendi sınırları içinde barışçı fakat sınırları dışında emperyalist ve savaşçı. Avrupa Birliği’nin üyesi İngiltere, barışçı olsaydı bugünkü Irak’a saldırıda ABD’nin yanında yer alır mıydı? Balkanlardaki soykırıma sesiz kalınır mıydı? 5-Yoksulluk-varsıllık çelişkisine karşın çözümü, Kemalizm’de eğitim ve sağlık sektörlerini bütünüyle kamusal alan olarak kabul etmesinde görürüz. 1950 yılına kadar kırsal alanda ve kentlerde her evin dış kapısının arkasında kırmızı kartonda, hekim ve sağlık görevlilerinin denetimlerinin günü ve saatı yazılırdı, sıtma, verem, trahom, frengi türü hastalıklar koruyucu hekimlik yöntemiyle yok edildi.KEMALİZMİN DİYALEKTİĞİ. Ali Nejat Ölçen. Türkiye Sorunları kitap dizisinin Eylül 2006 günlü 65.sayısında yayınladığımız Kemalizmin Diyalektiği konusuna bu sayımızda da yer vermeye gereksinim duyduk. Mustafa Kemal Atatürk’e karşı AKP iktidarı içinde ve dışında nankör ve gerici, çağ dışı kadrolara bir kez daha duyurabilmek için: Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimler, Kemalizm olarak betimlenebilir mi? Kemalizm bir ideoloji ise, onu nasıl tanımlayabilir, diyalektiğini çözümleyebiliriz? Gündemimiz şimdi bu sorulara yanıt aramak olacaktır. Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimlerin ışığında, Kadro dergisi de 1930’lu yıllarda böylesi bir soruya yanıt bulmaya çalışmış ve şu sonuca ulaşmıştı: “Türkiye, bir inkilap içindedir. Bu inkilap, kendi prensip ve onu yaşatacak, şuur olabilecek bütün nazari ve fikri unsurlara maliktir. Ancak, bu nazari ve fikri unsurlar, inkilaba ideoloji olabilecek bir fikriyat içinde terkip ve tedvin edilmiş değildir.” 1930’lu yıllarda dergiyi yayın yaşamına kazandıran kadro, ideolojiyi bir fikriyat içinde betimlemeye gereksinim duymaktaydı. Bu gereksinim, o yıllarda niçin gerçekleşmedi? Gerçekleşemezdi, çünkü “fikriyat” denilen düşünceler demetinin karşıtlığı henüz tanımlanmıştı. Kadrocular ne denli çaba harcasalar, yine de devrimleri Kemalizm olarak betimleyemezlerdi. Devrimlerin ideolojisinin olabilmesi için, Türkiye’nin karşısına “emek-sermaye” çelişkisinin çıkması, sınıf farklılaşma¬sının doğması ve keskinleşmesi, ya da etnik ve dinsel farklılaşmanın belirerek bir çatışma noktasına ulaşması gerekirdi. Ancak o zaman Kemalizm’in böylesi çelişkiler karşısında ideoloji olup olmadığı, çözüm getirip getirmediği belirlenebilirdi. Çelişki, “tez-antitez” çatışmasının kendisidir. Öyle ise, Kemalizm, ne tür bir “tez-antitez” çatışmasının çözümü olacaktı? Bu soruya verilen yanıt, Kemalizm’in diyalektiğini ortaya çıkacaktır. 21.yüzyılın tarihsel süreç içinde ortaya çıkardığı küre-selleşme, serbest piyasa ekonomisi, monetarizm, özelleştirme, devletin ekonomik alanları bırakması türünde yeni emperyalist akımların yoksul ülkeleri daha da yoksullaştırdığı gerçeği karşısında, Kemalist devrimlerin diyalektiğini açıklığa kavuşturmak dünya barışı için de gerekebilir. Bu düşüncemiz eğer, gerçeği yansıtıyorsa ve doğruysa, Kemalizm’in diyalektiği uluslar arası arena için de geçerli olacaktır. Bir başka deyişle, 21.yüzyılın emper-yalizminin antitezi olarak gündeme girecektir Kemalizm. 19’ uncu ve 20’nci yüzyıla damgasını vuran sanayi devrimi gerilerde kalmış, ileri sanayileşmiş ülkeler, o Sanayi devriminde geliştirdikleri teknolojiyi gelişmekte olan ülkelere ihraç ederek, kendilerine bağımlı hale getir-mişlerdir. Böylelikle, “high-tech” denilen bilişim devrim sürecini başlatmışlardır. Osmanlı ekonomisi sanayileşme devriminin dışında kaldığı için, tarihin sayfalarına karışıp kayboldu. Kemalist devrimlerin de bilişim sürecinin içinde yer alacak biçimde günceleştirilmesi konusuyla ilgilenme-miz, asıl AKP iktidarının gerici, ekonomi ve sanayi dışı ticaretci ve emperyalizme bağımlı yapısı nedeniyle gerek-mektedir. Bilişim devrimi, yoksullaşan ülkelerin sömürülerek daha da yoksullaşması olayını birlikte taşırken, ulusların inanç kategorilerini de deforme etmeye başlamıştr. Kitleler, bunun sorumluluğunu siyasal iktidarda ararken, marjinal grupların doğuşu önlenemeyecek, kurtuluşu etnik bölünmeleri yaratan özerklik arayışları izleyecektir. Kısa erimde emperyalizme yarar sağlayacak gibi görünen bu sürecin, bir süre sonra terörizmle birlikte kitleselleşerek emperyalizmin karşı çıkacağını göreceğiz. ABD’de, ikiz kulelerin yıkılması, Fransa’da öğrenci olaylarının şiddete dönüşmesi ve ülkemizde ABD-AB’nin silahlı PKK örgütü, olayın başlangıcını yaratmıştır. Bu senaryoda gerçekçilik varsa eğer, 21. yüzyılın dünyaya taşıyacağı ve Türkiye’yi etkisi altına alacağı çelişkileri şöyle özetlemek olanaklıdır; 1.Emperyalizm-ulus, ulusalcılık çelişkisi, 2.Akıl-inanç çelişkisi 3.Özel-kamu çelişkisi 4.Kazanç-yarar çelişkisi 5.Ekonomi-hukuk çelişkisi 6.Cumhuriyet, demokrasi- oligarşi çelişkisi 7.Barış-savaş çelişkisi. 8.Yoksulluk-varsıllık çelişkisi. 9.Toplum-bürokrasi çelişkisi. Bu çelişkilere Kemalizm’in yanıtı var mıdır? Yanıtı varsa ve bu yanıtı betimleyebilirsek, Kemalizm’in diyalektiğini ortaya çıkarabiliriz. Çünkü bir olgunun diyalektiği, o olguyu ortaya çıkaran çatışmayı anlamayı (ya da çözümlemesini) gerektirir. O halde söz konusu çelişkiler karşısında Kemalizm’i irdeleyebiliriz: 1-Emperyalizm karşıtı ulus-ulusalcılık Kemalizm’de, tam bağımsızlık ilke¬siyle yanıtlanmıştır. Emperyalizmi yenilgiye uğratan Kemalizm’in ilk aşamada öngördüğü davranış biçimi, toplumun büyük kesiminin ulusalcılık bilincini devinime getirmek olmuştu. Erzurum, Sivas Kongreleri bu¬nun kanıtlarıdır. Emperyalizmin karşısında, ulusalcılık bağlamında ulus devletin araçlarıyla savunma mekanizmaları yaratılmıştı. Bugün bunlar yok edilmektedir. Aslında şimdilerde emperyalizmin yadsımaya çalıştığı, onun korkulu rüyası ulusalcılık değil midir? Emperyalizm, kendisi için ulusalcılığı temel alan gelişmekte olan ülkelerde, neden ulusalcılığı tasfiye etmeye çalışıyor, bu sorunun yanıtını vermek gerekli. 2-Akıl-inanç çelişkisi, laiklik ilkesinin yanı sıra, Anadolu aydınlanmasını sağlayan bili¬min, yol gösterici kabul edilmesiyle çözülmüştür Mustafa Kemal’in, “Emperyalizme karşı savunmamız Batı’nın kültürüyle olur” söylemi sözde kalmamış, Anadolu’ya Halkevleri, Köy Enstitüleri, Türk Tarih ve Dil Kurumlarıyla birlikte, kültürde, sanatta, müzikte, tiyatroda, tarihsel bilinçde, çağdaşlaşmanın kapıları açılmıştı. Türkçe’nin Arapça ve Farsçadan arındırılarak, bilim dili olarak gelişmesine ilişkin girişimin gerçekleşmesi, harf devrimi, öğretim birliği yasasının yürürlüğe girmesi, Hilafet ve saltanatın kaldırılması, Medeni Yasanın kabulü, aslında emperyalizme karşı savunma araçlarını yaratacak olan çağdaş kültürün öncüleriydi. 3-Özel-Kamu çelişkisi ile “kazanç-yarar” çelişkisi bir birinin özdeşidir ve Kemalizm bu ikili çelişkiye “karma ekonomi” ve “planlı sanayileşme” ile çözüm getirmiştir. Kamu sektörünün toplumsal yararı gözeten yatırımları ile özel sektörün kâr amaclı girişimleri, ekonominin bu iki boyutunu yapılandırmıştı. Birinci (1932) ve ikinci (1935) sanayi planları, reel ekonominin öncüsü olarak, kamu İktisadi kuruluşlarını (KİT’leri) yarattı Mustafa Kemal. Bu kurumlar 1980 sonrası gerici iktidarlarla yok edildiler. Ekonomi-hukuk çelişkisi, 1930 İktisadi Programın 3.mad-desinde çözümünü şöyle bulmuştu: “Adalet, devletin bütün hayat ve faaliyet şubelerinde olduğu kadar ve bilhassa iktisadi hayatın da temelidir. En iyi kanunlar ve adil hakimler, iktisadi teşebbüs ve inkişafın başlıca muhafızı (koruyucusu) ve müşevviki dirler.(Özendiricisi)” Gerçekten, hukuk ekonominin koruyucusu olmayı sürdürseydi, çek mafyaları doğar mıydı? Gelir dağılımındaki adaletsizlik bu denli olumsuz boyutlara tırmanır mıydı? Derin devletten söz edilir ve haksız kazançların üstü örtü-lür, yargı erki siyasal etki alanı içine itilmek istenir miydi? Cumhuriyet-oligarşi çelişkisi, demokrasının gereği çok partili parlamenter sistemle gerçeklik kazandı. Bugün Batı dünyasında ve ABD’de parlamenter sistemin, demokrasi¬nin koşulları içinde işlerliğini koruduğu söylenebilir mi? 4-Savaş-barış çelişkisine karşın, Kemalizm’in bir niteliğini barışçıl ve barışçı olmasında görürüz. Misak-ı Milli kavramı zaten bunun kanıtıdır. Batı’nın ABD dahil, barışçı görünmesine karşın, barışçıl olduğu söylenebilir mi? Kendi sınırları içinde barışçı fakat sınırları dışında emperyalist ve savaşçı. Avrupa Birliği’nin üyesi İngiltere, barışçı olsaydı bugünkü Irak’a saldırıda ABD’nin yanında yer alır mıydı? Balkanlardaki soykırıma sesiz kalınır mıydı? 5-Yoksulluk-varsıllık çelişkisine karşın çözümü, Kemalizm’de eğitim ve sağlık sektörlerini bütünüyle kamusal alan olarak kabul etmesinde görürüz. 1950 yılına kadar kırsal alanda ve kentlerde her evin dış kapısının arkasında kırmızı kartonda, hekim ve sağlık görevlilerinin denetimlerinin günü ve saatı yazılırdı, sıtma, verem, trahom, frengi türü hastalıklar koruyucu hekimlik yöntemiyle yok edildi. 6-Toplum-bürokrasi ya da daha genel olarak ulus-devlet çelişkisinin çözümünü ulus yararını gözeten ve kendisini ulusun hizmetinde gören ulus devlet kavramının yanı sıra 1939 İktisadi Program’ın 69.maddesinde bürokrasinin işleyiş biçimine ilişkin ilkede görüyoruz: “Devletin bütün kanunları ve tedbirleri ve memurları, milletin ferdi ve kitlevi anlayış ve yaşayışını kendili-ğinden, milli iktisadın ihtiyaçlarını sezer ve ona göre çalışır bir zihniyet ve istikamette işlemek ve işletmek gerekir.” Bu ilke aynı zamanda ulus devlet kavramını da betimliyor. Kemalizm’in diyalektiğini bu çelişkilerin karşısına çıkardığı ilkeler ile betimlemeye çalıştık. Bu ilkeler aynı zamanda 21.yüzyılın emperalizmine karşıtlığı da içermektedir. Fakat ne yazık ki, ülkemizin siyasal iktidarları uzun süreden bu yana özetlemeye çalıştığımız ilkelerin sahipliğini üstlenmekten daima kaçınmış, kendisinin güvencesini emperyalizmin buyruğuna girmekle sağlayacağı kanısına kapılmıştır. Bugün bir çıkmazın içine düşülmüştür. Bu çıkmazın AB-ABD ekseninin neresinde yer almaya ilişkin belli bir stratejinin oluşmamasından kaynaklandığı söyle-nebilir. Oysa Türkiye, AB-ABD ekseni dışında seçenekler yaratabilecek potansiyele sahiptir, ne yazık ki bu potansiyel güdümlü siyasi iktidarlar tarafından kavranmamıştır. Belki de böylesi bir kurgu işlerine gelmektedir veya ideolojik bir tercihle karşı karşıyayız. 6-Toplum-bürokrasi ya da daha genel olarak ulus-devlet çelişkisinin çözümünü ulus yararını gözeten ve kendisini ulusun hizmetinde gören ulus devlet kavramının yanı sıra 1939 İktisadi Program’ın 69.maddesinde bürokrasinin işleyiş biçimine ilişkin ilkede görüyoruz: “Devletin bütün kanunları ve tedbirleri ve memurları, milletin ferdi ve kitlevi anlayış ve yaşayışını kendili-ğinden, milli iktisadın ihtiyaçlarını sezer ve ona göre çalışır bir zihniyet ve istikamette işlemek ve işletmek gerekir.” Bu ilke aynı zamanda ulus devlet kavramını da betimliyor. Kemalizm’in diyalektiğini bu çelişkilerin karşısına çıkardığı ilkeler ile betimlemeye çalıştık. Bu ilkeler aynı zamanda 21.yüzyılın emperalizmine karşıtlığı da içermektedir. Fakat ne yazık ki, ülkemizin siyasal iktidarları uzun süreden bu yana özetlemeye çalıştığımız ilkelerin sahipliğini üstlenmekten daima kaçınmış, kendisinin güvencesini emperyalizmin buyruğuna girmekle sağlayacağı kanısına kapılmıştır. Bugün bir çıkmazın içine düşülmüştür. Bu çıkmazın AB-ABD ekseninin neresinde yer almaya ilişkin belli bir stratejinin oluşmamasından kaynaklandığı söyle-nebilir. Oysa Türkiye, AB-ABD ekseni dışında seçenekler yaratabilecek potansiyele sahiptir, ne yazık ki bu potansiyel güdümlü siyasi iktidarlar tarafından kavranmamıştır. Belki de böylesi bir kurgu işlerine gelmektedir veya ideolojik bir tercihle karşı karşıyayız.
 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail