Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 118 Geri Tavsiye Et Yazdır

Dumrul Ölçen
MAKBULE ÖLÇEN'İN ARDINDAN

MAKBULE ÖLÇEN'İN ARDINDAN

Dumrul Ölçen

Annemi nasıl anlatmalıyım şize? Birçoğunuz onu tanıyorsunuz. Klasik bir "anne" muhabbetine fazlaca girmek istemiyorum. Her anne kendi çocuğunun bakımıyla, eğitimiyle sorumludur. Annelik ana kamında başlayan, sonrasında da yıllarca süren ve de çok büyük bir özveri gerektiren bir süreç. Hele bir de mali olanaklar kısıtlıysa, bu süreç çok daha zorlu bir hale dönüşür. Anne yemez, yedirir, giymez giydirir, sağlıkta, hastalıkta çocuklarının yanındadır. Annelik, gerçekten çok değerli bir olay. Ve bizler de çoğu kez, en iyi ana baba bizim anamız, babamız diye düşünürüz. Onları kaybedince de, kusurlarıyla birlikte gömeriz. Sadece iyi, olumlu yönleri kalır aklımızda. Benim yaklaşımımı, bu çerçevede değerlendirmeyin, annesinin arkasından olumsuz şeyler söyleyecek değil ya diye değerlendirip, "hikaye" okur gibi okumayın bu satırları. Annem, benim annem, işin bu tarafı bireysel bir olay. Özel bir ilişki. Çoğu anne de kendi çocuklarının annesi hiç kuşkusuz. Ancak benim annemi diğer annelerden ayıran ve de çok saygı duyduğum başka bir özelliği var. Annem çoğu annenin başaramadığı, aklından bile geçirmediği bir işi başardı. Benim ve Demir'in annesi olmakla yetinmedi, belki yüzlerce, binlerce zihinsel yetersiz çocuğa da annelik yaptı.

Kendi deyişiyle, bu uğraşıyı toplumsallaştırmak, Demir ile birlikte öğrendiklerini, deneyimlerini, ulaşabildiği kadar başka zihinsel yetersiz çocuklara, onların ana, babalarına da aktarmak için olağanüstü çaba tüketti. Örgütlendi. Dernekler, vakıflar, şubeler açtı. 11 yıl süre ile vakfın "Uyanış" adlı bir yayın organı bile vardı. Hangi koşullarda? O dönemlerde, bu çocukların özel eğitimi ne merkezi, ne yerel yönetimlerin, ne de üniversitelerin ilgi alanına giriyordu. Bırakın ilgi alanına girmeyi, destek olmayı, özellikle merkezi yönetimler sanki bu alana mayın döşemişlerdi. Ama annem kibar biriydi, yine de onlara teşekkür etmeyi ihmal etmedi! Şöyle diyordu kendisi, "Zihinsel özürlü çocukların eğitimini gerçekleştirirken, kamu sektöründe çalışan ve bizlere sürekli güçlük çıkaran yöneticilere de teşekkür etmem gerekiyor. Onlar olmasaydı, Demir'in gelişmesiyle yetinip, bu uğraşıyı toplumsal laştırmak için inat etmeye belki de gereksinme duymazdım."

Evet, anne, baba olarak çocuğunuzun eğitiminden, bakı mından, sağlığından, beslenmesinden vd. sorumlusunuz. Ve de diyelim ki, bu konularda sorumluluğunuzu eksiksiz yerine getiriyorsunuz. Bunlar çok önemli kuşkusuz. Ama yeterli mi? Çocuğunuzu hangi ortamda yetiştiriyorsunuz, hiç düşündünüz mü? Evinize gazete giriyor mu, kitap var mı? Karı-koca olarak nasıl bir birlikteliğiniz söz konusu? Evde demokrasi var mı? Çocuğunuza sorgulamayı öğre tiyor musunuz? Yoksa biat kültürü mü egemen? Çocuğunuza mutlu olabileceği- kavgasız, çatışmasız bir ortam sunabiliyor musunuz? Bu soruların tümüne evet yanıtı verebilecek bir ebeveyn grubu var mı?

Benim ve kardeşim Demir'in sağlıklı yetişmemizde, özellikle Demir'in gelişiminde, karı-koca olarak özellikle bizimkilerin bize sundukları aile ortamının katkısını gör mezden gelemeyiz. Ben annem ve babamın, çocuk luğumuzda bizim yanımızda kavga ettiklerini, tartıştıklarını hiç anımsamam. (Kuşkusuz bizim evde de anlaşmazlıklar, sorunlar oldu, olmuştur ama bize yansıtmamaya özen gös terdiler.) Bizim evde kitap vardı, gazete vardı, çoğu kişide yokken bizim evde radyo-pikap vardı. Fotoğraf makinesi vardı. Özel İngilizce dersleri aldığımı anımsarım. Zengin falan da değildik, önceliklerimizdi bunlar. Yakın çevremiz, akraba, ahbap çoğu kişi de belli düzeyde üniversite mezunu insanlardı. (Ki o zamanlar lise mezunları bile parmakla gösterilirdi.) Ve bizler biat kültürü ile değil demokrasi kültürü ile yetiştik, yetiştirildik. Böyle bir tarlada yetiştik. Hiç unutmam, Yıllar öncesinde, televizyonda bir reklam vardı, adam azametli bir biçimde görkemli bir koltuğa oturmuş, elini koltuğa vuruyor ve şöyle diyordu, "Benim televizyonum Sharp-Lorens." Bizler de o koltuğa benzer bir koltuğa otursak, herhalde şöyle haykırırdık, "Bizim baba:. mız, annemiz Ali Nejat ve Makbule Ölçen." Nice anne babalar tanıyorum, sağdan soldan da duyuyoruz, sadece çocuklarının biyolojik anaları, babaları. Üremişler, üret mişler, hepsi bu!

Annem yıllar sonra, zihinsel yetersiz çocuklarla ilgili başından geçenleri anlatan bir kitap yayınladı. (Benim de, babamın da haberi yoktu, meğerse annem sürekli not tutarmış.) O kitapta, annem - Niksar Eğrice Suyu Yaylası'dan Demek Başkanlığına, Vakıf Başkanlığı'na uzanan öyküsünü, anılarını, değerlendirmelerini, gözlem lerini anlatıyor. Neden böyle bir gereksinme duyuyor? Sorunun yanıtı çok basit; Başka zihinsel yetersiz çocuklara sahip anne babalara ışık tutsun, onlara bir parça yol gösterici olsun diye. (Bu arada bir not ekleyeyim, kitabı baştan sona kimler okudu acaba, bir yararı oldu mu, çok ta merak ediyorum!)

Biraz annemin özgeçmişinden söz etmek gerekiyor; Karşımızda üniversite mezunu, kariyer yapmış bir profesör falan yok. 1927 doğumlu, Tokat'ın üç-dört bin nüfuslu Niksar ilçesinde doğmuş. Elektrik yok, radyo, gazete yok. Çoğu evde pencere, tuvalet yok. Evlerin altı ahır, Niksar'ın her tarafı hayvan dışkısıyla dolu. Yazları da daha ilkel koşullarda Eğrice Su Yaylası'nda yaşamını sürdürüyor. Bu .koşullarda yetişmiş, yaşamış biri. Yanlış anımsamıyorsam, Liseyi bitirmiş, daha sonrasında iki yıl kadar öğretmenlik yapmış. 1945'de Ali Nejat Ölçen'le evleniyor. İki çocuk sahibi oluyor, biri mongol. Demir'le birlikte bir öğrenme süreci başlıyor, araştırıyor, gözlemliyor, kendini geliş tiriyor. Başarısının sırrı ne? Nasıl oluyor da Makbule Ölçen, tüm olanaksızlıklara, engellemelere karşın büyük işler başarıyor? Kariyer yok, eğitim yeterli değil. Birincisi hiç kuşkusuz insan sevgisi, duygusal birikim. Ve de akıl, bilinç düzeyi. Sonrasında kendisini eğitmesi, aydın namu su. Ve de eşi babam Ali Nejat Ölçen'in katkısı. Birlikte aynı yöne bakabilmeyi becerebilmeleri. Ve bunlar çoğu üniversite mezunu "okumuş" da olmayan da özellikler.

Annemle ilgili olarak, bu maceraya(!) nasıl atıldığı konusu ile ilgili olarak babamla aralarında geçen diyalogu size aktarmak isterim, İfade aynen şöyle, "Geri Zekalılar Demeği'nde ( O zaman ki adı) çalışmak istiyorum, Demir'le birlikte öğrendiklerimi başka geri zekalı çocuklara sahip annelere aktarmak istiyorum. Başka çocuklara da ulaşmak istiyorum. Konken partilerinde, kadın günlerinde zaman harcayacak halim yok." Bir "EGRİCESUYU" kadı nının geldiği noktaya bakın. Başka bir şey söylemeye gerek var mı?

Macera böyle başlıyor. Önce demekte üyelik, sonra eğitim kolu başkanlığı. 1970'de 4 çocukla başlayan eğitim, sonrasında 1987'de 140 çocuğun eğitimine kadar uzanıyor. Vakıf kurma aşaması, Vakıf başkanlığı, Gölbaşı'nda büyük bir rehabilitasyon merkezi, şubeler..... Gerçekleştirdiği çalışmalar ve yürüttüğü kampanyalarla, sağladığı güven ortamıyla birlikte, Federal Almanya Cumhurbaşkanlığına, yabancı elçiliklere kadar uzanan ve vakfa büyük katkılar sağlayan bir ilişki, yardımlaşma ağı, bir üretim zinciri.

Gölbaşı'da ki Vakıfta, engelli çocukların da eğitim gör düğü, üretime katıldıkları bir ağaç işleri atelyesi. Ker mesler, Vakıf geceleri vd. Bir ana karınca! Çalışıyor, üre tiyor. Ve işin ilginç tarafı bir yığın insanı da yönetiyor, yönlendiriyor. Önce de vurguladım, arkasında da eşinin, Ali Nejat Ölçen'in büyük desteği. Bir arkadaşımın dediği gibi Annem aslında bir başka "Türkan Saylan'dı.'; Ama her nedense kendini fazla ön plana çıkarmak gibi bir derdi olmadı. Alçak gönüllü, sade bir kişiliği vardı.

Basını, MEDYA'yı sadece çocukları için kullandı sadece. Ön planda onlar vardı. Kendisini 29 ağustosta 87 yaşında kaybettik. Arkasından "Mekanı cennet olsun, nur içinde yatsın gibi" o klasik dinsel deyimleri kullanmayacağım. Bu temenniler, gerçekleşmesi koşulunda bile onun hakkını ödemeye yetmez. Sadece onu da, kardeşimi de çok özle diğimi söylemeliyim. Aradan birkaç yıl geçti, bazı şeylere alışıyor insan ama her aklıma geldiklerinde, hala içim titriyor, gözlerim yaşarıyor. Dumrul Ölçen

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail