Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 118 Geri Tavsiye Et Yazdır

BİLİM,BİLİM,YİNE BİLİM VE AYDINLANMA
Prof.çDr.Çoşkun Özdemir

BİLİM, BİLİM, YİNE BİLİM VE AYDINLANMA

Prof.Dr.Coşkun Özdemir

"Bütün sorunlarımızın, kaygılarımızın, yoksunluklarımızın kavgalarımız, bölünme ve kutuplaşmalarımızın, bir türlü iyi bir iktidara kavuşamayışımızın, geri kalmışlığımız ve aldatılıp sömürülüşümüzün başlıca nedeni bilimden bilim sellikten, aydınlanmadan uzak oluşumuzdur" derken bir abartma yapmış olmuyoruz. Bu sıraladıklarımın kanıtları çok açıktır ve gözümüzün önünde duruyor. Dünyaya hük meden güçlü bir imparatorluktan belli başlı hiçbir bilim ve sanat mirası alamadık. Osmanlı bazı kişisel bilim uğraş ve başarılarını da yok etmiştir.

Takiyüddinin kurduğu rasathane padişahın emri ile topa tutularak yıkılmıştır. Osmanlı, Hazerfanı sürgüne gönde rerek boğdurdu. Katip Çelebi öğrenci bulmakta zorluk çek ti. Ali Kuşçu da öyle. Mimar Sinanla övünüyor teselli bulu yoruz. Oysa 1O-14 asırlar arasında büyük islam bilginleri yetişti. Onlar eski Yunan eserleri okuyor, felsefe yapıyor lardı. Dindardılar ama soru soruyor, şüphe ediyor, cevap arıyorlardı. Avrupa onları görmezden gelmedi. İbni Sina (Avicenna) İBNİ HALDUN, İBNİ RÜŞT, FARABİ, EL KİNDİ, BİRUNİ, EL CAHIZ Avrupa rönesansı ve reformlarına ilham verdiler. Osmanlı onlarla ilgilenmedi. Ayni akıl dışı ihmali tüm islam alemi için ileri sürebiliriz. Bugün birbiri ile çatışan 10-15 çeşit islam var? Kimler yaratıyor bunları? Bizler bir Allah, bir kitap (KURAN) bir peygamber olduğunu biliyoruz. Müslümanların ölüm,ünden (öldürüşülünden) sorumlu olan %90 öteki müslümanlar. Neden bizim iddiacı din adına akıl ve mantık dışı şeyler söyleyen İslamcılar Felsefeci İslam Bilginlerinden söz etmez, onlardan ilham almazlar. Bilimden ve aydınlanmadan yoksun oluşumuz kuşkusuz Osmanlının yıkılmasına yol açan başlıca nedendir. Sanki uzaydan gelmiş bir mucize adam, birinci CİHAN HARBİ ardından işgale uğramış memleketimizde istiklal savaşına, bağımsızlık savaşına önderlik etmiş ve onu zafere ulaştırmıştır. Hemen onun ardından geri kalmışlığımıza, özgürlüğümüzü yitirişimize en doğru teşhisi koymuş, nelerden ve niçin yoksun olduğumuzu keşfetmiş ve yurdumuzu akılla bilimle aydınlanma ile donatabilmek için ona inanan halk ile ve yurtseverlerle işbirliği içinde eğitim seferberliği ile birbirini izleyen dev rimlerle, ikinci kurtuluş savaşını gerçekleştirmiştir .Mustafa Kemal, aydınlanma ve bilim ve eğitim önceliğinin ülke sinin en büyük ihtiyacı olduğunu çok iyi biliyordu. " Hayat ta en hakiki mürşit ilimdir " saptaması onun önde gelen mirasıdır.

O eşsiz karizması ile 15 yıl içinde ülkeyi ona inanan yurtseverlerle birlikte uygarlığa, çağdaşlığa, bilimselliğe taşımayı başarmıştır. Bu gerçek bir mucize idi. Bunu görmemek, bunu inkar etmek, bunu kapanması gereken bir parantez gibi algılamak cehalettir delalettir ve bu insanlar ülkemizin büyük talihsizliğidir. Ama ondan sonra ona inançla, sadakatle bağlı İnönü'yü hariç tutarsak, cumhuri yeti, laikliği, bilimi oy kaygılarının üstünde tutan iktidar olmamış, akıl ve bilim hiçbir zaman iktidara gelememiştir. Üstelik 40'lı yıllardan başlayarak cumhuriyet devrimleri yıpratılmış, demokrasinin başlıca dayanağı olan laiklik düşmanlarına en azından göz yumulmuş, Türkiye çağdaşlıktan ve bilimden adım adım uzaklaştırılmış ve 2000 li yıllarda iktidar, İslamcılığını, Cumhuriyet ve Laiklik karşıtlığını saklamayan bir iktidara teslim edil miştir.

Onlarca yıl Türkiye halkı bilimden ve aydınlanmadan uzak tutulduğu için (bu bir ihanettir) Cumhuriyet'in ve laikliğin değerini bilememiş ve Atatürkün mirasına sahip çıkmamış, milyonlar, dindar oldukları varsayımı ile, muhafazakar partilere destek vermiştir. İnançlara öncelik veren, cumhuriyet devrimlerini cihat inancı ile yok etmek, bu parantezi kapatmak isteyen yeni bir Türkiye kurmak isteyen dinbazlar ittifakı iktidardan (eğer destek diyemezsek) açık bir müsamaha görmektedirler. Bu nedenle bugün azınlıkta kalan aydınlanmacılar, Kemalistler, çetin bir savaş vermek zorundadırlar. Onlar, ülkede ki vahşi kadın cinayetlerinin, rekor düzeyde trafik kazalarının, özgürlüklerin kısıtlan masının, basın üzerindeki baskıların, çözüme ulaşamayan kürt sorununun, ülkenin sayısız cemaat ve tarikat ile donatılmış olmasının, inanılmaz bir FETÖ dehşeti yaşa yışımızın, eğitimde, demokraside, insan haklarında en geri lerde olmamızın, ülkenin vahim bir kutuplaşma içinde bulunmasının başlıca nedeninin bilimden, uzak oluşumuz olduğunu topluma ve iktidara ve yandaşlarına, anlatmaya çalışıyorlar. Yine çok esef edilecek bir gerçek, onların, cumhuriyet sayesinde ve onun aydınlığında yetişmiş dip loma sahibi aydın adaylarından destek bulamayışlarıdır. Bu muhafazakar, ikinci cumhuriyetçi, neoliberal kimlikli ve yükselen dalgaya göre tavır alan dönek okumuşlar, ülkenin nereye sürüklendiğini görmezden geliyor ya da çıkar ilişkileri içinde bulunuyorlar.

Evet yineleyelim. Cumhuriyet ve devrimleri ile çok umut verici bir yol almış, çarpıcı bir gelişme göstermiş bu güzel memleket, bilimden ve aydınlanmadan uzak olduğu, uzak bırakıldığı için bocalayıp duruyor. Eğitim iyice aksıyor. Emperyalizmin bu oluşumda rol oynadığı ve cumhuriyet karşıtlarına, köy enstirülerini kapatanlara destek verdiği tartışma götürmez. En azından laikliğin savunucusu sandığımız (iktidarlara güvenilemezdi) ve vesayetini bu sınırlar içinde tutmasına razı olduğumuz ordu Feto ve AKP işbirliği ile darmadağın ediliyor ve çok vahim bir vesayet onun yerını alıyor. İran'ın bile programına aldığı biyolojinin vazgeçilemez konusu, bir devrim sayılması gereken evrimi, Darwini, müfredattan silip yerine cihat öğretimini koyuyor. Cihata bir takım tasavvufi, felsefi anlamlar yüklemek beyhude ve samimi olmayan gay retlerdir. Oysa İslamcı geçinen bu yöneticiler yazık ki, evrimin ilk adımlarının ortaçağların felsefeci islam bilgin leri tarafından atıldığını ya bilmiyor, ya görmezden geli yorlar. Harun Reşit'in kurduğu Beytül Hikmeyi biliyorlar mı acaba? Onun oğlu Memun zamanında EL CAHiZ olarak anılan PİNTİLER ve HAYVANLAR gibi gü.nümüze ulaşan kitapların yazarını tanıyor ve anıyorlar mı? O ilk defa evrimsel gelişim doğal seçilim ve çevrenin etkisinden bahsetmiş bir bilgindir. Onun gibi 8-13 asırlar arasında İbni Sina İbni Haldun, İbni Rüşt, EL Kindi, Farabi, El Cahız Avrupa rönesansına ilham vermişlerdir. Bütün kaynaklarca teyit edilen bu gerçeğe karşın, İslam Dünyası'nın bu bilgin lerden yararlanmaması çok hazindir. Bugün yurdumuzda kadınlara özgür yaşam hakkı, giyim kuşam hakkı tanı mayan, kadını sadece cinsel obje olarak gören ve ve kadına sesli gülmeyi çok görürken, hiç hak etmedikleri özgür lükleri kullanan dinbazların türlü çeşitli utanç verici marifetlerine tanık oluyoruz. Milli irade temsilcilerinden birileri, bir milli kahramanı ve annesini edepsizce küfürle anarak heykellerine saldırıyor. Peki soralım yalnız onlar mı suçlu? Kadın cinayetlerinin failleri anadan doğma katiller değiller. Nedir bu memlekette yaratılan değer yargıları? Nerede hangi toprakta hangi toplumda yetişti bu insanlar, bu sorgulanmayacak mı? Ya bu saldırganlar, bize verilen görevin, kindarlığın gereğini yerine getiriyoruz derlerse, ne cevap vereceksiniz?. Bölünmüş, kutuplaştırılmış neredeyse birbirine düşman edilmiş bir toplumda çok beklenmedik şeyler mi bunlar? Neden töre cinayetlerinin ardı arkası kesilmiyor? Her gün çok bıçaklı kadın cinayetleri işleniyor. Doğudaki kız çocukları babalarından ağır baskı görüyorlar (hayır diyor Urfalı Mustafa biz de ayni baskıyı görüyor ve babamızdan görmediğimiz sevgıyı çocuklarımıza gösteremiyoruz) kadınların %70'i erkeğinden şiddet görüyor. Bunların açık laması aydınlanmadan ve bilimsellikten çağdaşlıktan uzak oluşumuz değil mi? Ama biz milli iradeyi temsil ediyoruz, millet bizim arkamızda, milletin isteklerini yerine getiri yoruz diye övünenler, bu vahim gerçekleri görmüyor, umursamıyorlar.

Nerede, hangi ortamda yetişiyor bu Feto çılgınlığına soyunan generaller, profesörler, öğretmenler, dinciler? Hele yıllardır yargıyı temsil eden binlerce hakim? Bu hakimlerin verdiği kararları düşünmek dehşet verici değil mi? Her türlü müziği günah sayan, örtünmeyen kadın ları fahişe ilan eden ilahiyatçı profesör, karısını çocuğunu 28 bıçak darbesi ile öldüren koca. Bu ülkeyi yönetenler, yineliyorum bu zemin, bu toprak araştırılmayacak, soruştu rulmayacak mı? Türkiye cumhuriyetinin en üst kademelerinde yer alan yöneticiler, yurdunu sevmesini bilen, bununla saç ağart mış, çile çekmiş, hapis yatmış beyinlerden % de kaç oy aldıklarını merak etmezler mi? Böyle bir anket yaptırmayı düşünmezler mi? Yurdunu sevmek öyle sözle olacak şey değil. Bütün soruları sorup cevaplarını anlayarak öğrenerek sevebilirsiniz yurdunuzu. Biyolojik yaşayan bir insan yurdunu sevemez. •Halkımızın büyük çoğunluğu böyle bir eğitimden geçmemiş, birey olmamıştır Bu yüzden bir bölümü, laikliği, aklı, bilimi çağdaşlığı savunanlara (Atatürk sevgisi ve bağlılığı budur) yer yer düşman kesiliyor. Çünkü onların din ve dogmalar sınırları dışına çık masına fırsat verilmemiştir. Halkımızla ve yöneti- cilerimizle birlikte hayatta en gerçek yol göstericinin bilim olduğunu öğrenemedik, öğretemedik. Bu güzelim memleket 70 yıldan beri bu saf temiz ama cahil bırakılmış milyonlar, eğer akla bilime aydınlamaya çağdaşlığa laik eğitime önem ve öncelik veren iktidarlar tarafından yönetilseydi, bu ortaçağ karanlığına sürük lenmeyecek, benim çoğunluğu kürt çocukluk arkadaş larımın(T.C vatandaşı) çocukları ya da torunları dağ lara çıkıp terörist ünvanını almayacak, onların adları çok sayıdaki şehitlerimizin yanında "etkisiz kılındı (öldürüldü) diye anılmayacaktı.

Orhan Bursalının takdire değer bir uğraş ve özveri ile yardımcıları ile yayınladığı çok şey öğreten mükemmel bir bilim dergisi 80 milyonluk ülkede, yüz bin değil ancak 7-8 bin satıyor. (Herkese Bilim Teknoloji). O dergiden İran'ın bilim üretiminde ve yayınlarda bizi solladığını ve evrim öğretimi yaptığını öğreniyoruz ve bu sonuçtan utanmıyoruz Bakın bu dergide her hafta yazan, gerçek bir bilge kişi, büyük bir düşünür ne diyor? "Osmanlı sultanları medrese dışında okul açmayarak, sanatı ve felsefeyi yasakla yarak, matbaayı Avrupadan 300 yıl sonra kurarak, üniversiteyi 600 yıl bilim akademisini hiç'açmayarak, sanat akademisini de ancal 19 yüz yıl sonunda açarak, Osmanlı kültür ve imparatorluğunu zincire vurdular. (Doğan Kuban)." Osmanlı hayranlığı ile yeni bir Türkiye kurmak planları yapanların kulakları çınlasın. Okusunlar lütfen bu bilge kişileri. Bakınız, bizim ilahiyatçılarımızın bize anlat tıklarına lütfen. Peygamberimizin bilim neredeyse oraya koşun öğütü yerine, deve sidiğinin şifa sağladığını söyleyen erkek ve kız çocukların idrarlarının çok farklı olduğunu bildiren hadisini öğreniyoruz. Yine bakın, kültürde, güzel sanatlarda, müzikte, sporda atletizmde, ileri gidenler hep bilimde öncü olanlardır. Spor dallarında yetenekli siyahlar sahaya ileri ülkelerin temsilcileri olarak çıkıyorlar. Biz de onları devşirme olarak sahipleniyoruz. Yoksa uluslararası alanlarda rekabet gücümüz yok.

•Ey yöneticiler, ey güçlü, kudretli efendiler, profesörler, milyonerler, iş adamları, sosyologlar, sağduyulu din adam ları. Bu çizdiğim tabloya itirazınız var mı ? Bilimqen aydın lanmadan laiklikten uzak kalmış bir toplumda demokrasi olamaz. Nitekim olmuyor. Atatürke saldıranlarla 15 temmuz darbesini hazırlayan Fetocuların farkı var mı? Ne kadar da çoklar. Peki yine soruyorum, çünkü çok önemli, nerede hangi toprakta, hangi zeminde yetişiyor bu insanlar? Oy kaygılarını geriye atıp bunu hiç sorgulamayacak mısınız? Asıl önemli soru bu değil mi? Yurtseverlik, halk severlik bunu gerekli kılmıyor mu? Münferit vaka filan değil elbette bunlar? Ne yapmalıyız, söyler misiniz?

Not: Son haftalarda eşimin ve benim sağlık sorunlarımız oldu. Doğaldır ki iyi bir ortam, iyi hekimleri aradık. Tıp Fakültesinde değil özel hastane ve muayenehanelerde idik. Hepsi parlak öğrencilerim idi. Onlar bu başarılı doktorlar Üniversitede olmalıydılar. Ama değil Üniversite Tıp Fakültesi onları tutamamıştı, özelde idiler. İşte size Türkiyeden sahneler.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail