Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 40 - YAZAR : Prof.Dr. Mustafa Altıntaş Geri Tavsiye Et Yazdır


77 YIL SONRA 3 MART YASALARI

Mustafa Altıntaş
Prof.Dr
Gazi Üni

Ulusların tarihinde övünç ve utanç duydukları olaylar, başarı ve başarısızlıklar vardır. Toplumlar, övünç duyduklarını gelecek kuşaklara taşımak ister. O nedenle de,tarihte kalmış bu başarılarını anmak, genç kuşaklara anlatmak için çeşitli etkinlikler düzenlenir. Bunlar, bir anı aktarma ve geçmişle övünme biçiminde, derinlikten yoksun, yüzeysel törensi bir etkinlik yerine, topluma özgüven kazandırma, başarıları içselleştirme ereğine yönelik olması önem taşır.

Tarihimizde özgüven duygumuza katkıda bulunacak başarılarımız bulunmakla birlikte, yarım yüzyılı aşkın süredir içinde debelendiğimiz ve insanımızın güven ve onur duymayacağı bugünlerin temelinde acaba neler yatmaktadır? Bize göre,bunun başta gelen nedeni, günümüzde 77 yıl önce, büyük coşkuyla ve istenç gücüyle çıktığımız yoldan, ilkin engellenmemiz sonra da geri çevrilmemiz olmuştur. Bu nedenle Türk halkı, sürekli olarak başlattığı ve ancak sürdürmekten alıkonulduğu atılımlarına hayıf-lanmak, öykünmek, elinden alınanları yeniden edinmek çırpıntısı içine girmektedir. Köy Enstitüleri, Halkevleri, 1962 Anayasası, Türk Dil ve Tarih Kurumu benzerleri gibi, 3 Mart Yasaları da bunlar arasında sayılmalıdır.

77 yıl önce 3 Mart 1924'de uygarlık ve çağdaşlık yürüyüşümüze ivme kazandıracak üç yasa, hukuk, siyaset,eğitim ve toplumsal sistemimizin temel dayanağı olarak tarih sahnesine çıktı. Aynı günlerde çıkarılan ve yayımı ile yürürlülük taşıyan bu yasalar, 429,430 ve 431 sayılarını taşımaktadır. Bu üç yasa, 1926 ile 1934 yılları arasında çıkarılan beş yasayla birlikte Anayasa'nın 174 maddesinde "Devrim Yasaları" olarak yer almıştır.

429 sayılı "Şer'iye ve Evkaf ve Erkanı Harbiye-i Umumiye Vekaletinin İlgasına Dair Kanun1 ile 431 sayılı " Hilafetin İlgasına ve Hanedanı Osmaniyenin T.C Memaliki Haricine Çıkarılması Hakkında Kanun" ve özellikle bugün üzerinde duracağımız 430 sayılı "Tevhid-i Tedrisat Kanunu" öteki devrim yasaları gibi ortak ereği taşımakta idiler. Anaya-saya göre Devrim Yasalarının ortak ereği, "Türk toplumunu, çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkartmak ve Türkiye Cumhuriyetinin laik niteliğini korumak" tı.

429 sayılı yasa, bir yandan yasama ve yürütme görevinin kaynağı, TBMM'ne dayandırıp, İslam dini, yasama ve yürütme erkinin dışına çıkarılır, vakıf işleri "ulusun gerçek yararına çözüme kavuşturulurken, öte yandan Genel Kurmay Bakanlığı yerini Genel Kurmay Başkanlığına bırakmıştır. 429 sayılı yasa ile yapılan, yalnızca üç bakanlığın, Başkanlık ve Genel Müdürlüğe dönüştürülmesi olmayıp, asıl önemlisi, din hizmetiyle askeri hizmet görevlilerinin, siyaset dışı bırakılmasıdır.

430 sayılı Öğrenim Birliği yasası, ulusun birliğini amaçlayan ve bunu da ,ulusun düşünce ve duygu birliğinde gören bir anlayışın ürünü olup, eğitim, bilim ve kültür kurumlarının tümünün yönlendirilmesi görevini Milli Eğitim Bakanlığı'na vermiştir. Eğitim,bilim ve kültür kurumlarının Şer'iye Bakanlığı ile Vakıflar Bakanlığı ve Özel Vakıflar tarafından yönetilmesinin ortadan kaldırılması, Tanzimat'tan sonra, amaçlananın tam tersine, ivme kazanan, "laik okullar", "dinsel okullar" ve "yabancı okullar" ayırımının yarattığı olumsuzlukların ortadan kaldırılmasına yöneliktir.

421 sayılı yasa ile teokratik devletin simgesi ve halk üzerinde tinsel baskı aracı olarak kullanılan Hilafet, özgürlüğe, cumhuriyetçiliğe ve halkçılığa aykırı bulunarak kaldırılırken, Osmanlı Hanedanı, yurttaşlık kimliği arındırılarak ülke dışına çıkarılmış, padişahların malları ile padişahların saray ve köşkleri, içindeki nesnelerle birlikte kamusallaştırılmıştır.

3 Mart yasalarının, öteki Devrim Yasaları ile birlikte anlamı ve önemini kavramak, bu yasaların savlarını ortaya koyabilmek için, M.Kemal Atatürk'e başvurmakta gerek-lilik vardır. Atatürk'ün Cumhuriyeti'nin onuncu yılında, yaptığı konuşma, bir yandan anma ve kutlamaların topluma karşı hesap verme görevinin yerine getirilmesinde örneğini oluştururken, öte yandan , toplumun geleceğine ilişkin beklentilerini, ereklerini ilk on yılın gerçekleş-tirilenleri, büyük bir kıvanç ve onurla seslendirilirken, aynı zamanda, toplumun gelecek konusundaki kararlılığını daortaya koymaktaydı. Atatürk, 29 Ekim 1933'de yaptığı o konuşmada, toplumun önüne üç temel erek koymaktadır:

· Ülkeyi,dünyanın en bayındır ve en uygar ülkeler düzeyine çıkarmak,

· Ulusu, en geniş gönenç araç ve kaynaklarına sahip kılmak,

· Ulusal kültürü, çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmak.

Bu temel ereklerin gerçekleştirilmesi için önerdiği yöntem ise çok açık ve çok yalındır:

"Geride bırakılan 15 yılda başarılanların dayanağı olan ulusal birlik ve bütünlük içinde, yürümekte olan uygarlık yolunda, akla dayalı bilim meşalesini elinde ve bilincinde tutmak. Bütün insanlığa gerçek dirliğin sağlanması yolunda,kendine düşen uygarlık görevini yapmakta başarıya eriştirecek ulusal ülkümüz;ulusun yüksek özyapısını, yorulmaz çalışkanlığını, kavrayı-şını,bilime bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, ulusal birlik duygusunu durmadan ve her türlü araç ve önlemle besleyerek geliştirmektir."

Atatürk, erek ve yöntem ortaya koyduktan sonradır ki, geleceğe ilişkin umudunu ve dileğini şöyle haykırmak-tadır:

Bugün, özdeş inan ve kesinlikle söylüyorum ki, ulusal ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk ulusu-nun büyük ulus olduğunu, tüm uygar dünya, az zaman-da, bir kez daha tanıyacaktır. Kesinlikle kuşkum yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük uygar niteliği ve büyük uygar yeteneği, uygarlık çevreninde yeni bir güneş gibi doğacaktır. Türk ulusu, sonsuzluğa akıp giden her on yılda, bu büyük ulus bayramını daha büyük onurlarla, mutluluklarla, dirlik ve gönenç içinde kutlamayı gönülden dilerim. Ne mutlu Türküm diyene.

Atatürk'ü, Cumhuriyetin onuncu yılında ulusu ve ulusun geleceği konusunda bu denli güvenli ve mutlu kılan neden, 3 Mart 1924'de başlayarak, 1934' kadar gerçekleştirilen " Devrim Yasaları" nın temelindeki, Türk Toplumunu çağ-daş uygarlık üzerine çıkarma ile Cumhuriyetin laik niteliğini koruma coşkusuydu.

Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde, tarih sahnesine "tam bağımsızlık" ve" ulusal egemenlik ilkeleriyle başarıyla tarih sahnesine çıkan Türkiye'nin yirmi birinci yüzyılın başlarında, ulusal egemenliği çökertilmiş, azgelişmişlik sü-recine itilerek yoksullaştırılmış ve kendi öz değerlerinden koparılarak yoz bir kültürün tutsağı kılınmış, kendi dilini bile öğrenme becerisinden uzaklaştırılmış olması Mustafa Kemal Atatürk devrimlerinin yadsınmasının sonucudur.

Türk toplumu,bu yetmiş yedi yıl içinde, önce çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarılma ereğinden kopa-rılmış, sonra da tarikat, cemaat, aşiret ve çete ve mafya ilişkilerinin ve suç örgütlerinin, etnik, dinci bölücülerin at oynattığı bir cumhuriyetler federasyonuna dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Ülkenin bağımsızlığı ve bütünlüğü,ulusun egemenliği, toplumu oluşturan kesimler arasında, tam bir kopukluk içine itilmiştir. Özellikle "Eğitim Birliği" yasası çökertilmiş, eğitim, bilim ve kültür kurumları,1924'ün tersine, Milli Eğitim Bakanlığı'ndan koparılarak, dinci, ırkçı, yabancı vakıf ve derneklerin eline teslim edilerek, eğitimin ve kültürün dinselleşmesi süreci başlatılmıştır.

Kimseye onur kazandırmayan bu durumdan kurtulmanın tek ve kaçınılmaz yolu, toplumun önüne yeniden "Devrim Yasaları" ereklerinin konulmasıdır. Ülkemizin bağımsızlığı,ulusumuzun egemenliği,demokratik,laik,sosyal hukuk devletinin yeniden yaratılmasının göz ardı edilemez koşuludur bu..

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail