Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 39 - YAZAR : Prof.Dr. Mustafa Altıntaş Geri Tavsiye Et Yazdır


KÜRESELLEŞME VE EĞİTİM DÜNYAMIZ

Mustafa Altıntaş
Prof.Dr.

Son on yılın ortaya çıkan kavramlarından biri ve belki de ilki kuşkusuz küreselleşme denilen olgudur. Küreselleşme, bakış açısına göre çok değişik biçimlerde algılanabilir.

Ekonomik, siyasal ve kültürel ve toplumsal yaşamın koşullarına göre küreselleşmenin toptancı bir tanımlamasını şöyle sıralayabiliriz:

- Sermaye ,sınırsız biçimde ülkelerarası dolaşır duruma gelmiştir.
- Dış ticaret ekonomik gelişme için ön koşula dönüşmüştür.
- Küresel ve bölgesel örgütlenmeler,hemen her alanda,zo-runluluk ve gereklilik konumuna yükselmiş,ulus devletin önüne geçmiştir.
- Kimi değerler,ortaklaşa amaçlanan değerlere dönüşmüş-tür.

Hemen her alanda yaşanan değişim ve dönüşüm sürecinin,"küreselleşme" sözcüğü ile tanımlanması, yaşanan sürecin aklanması ve onaylanmasına dönüktür. Pompalanan ve benimsetilmeye çalışılan küreselleşme sürecine katılım, ülkelerin gelişmesine katkıda bulunacağı ve "örnek ekonomik, siyasal, toplumsal ve kültürel" yeni bir sistem oluşturacağı varsayımına dayanır. Buna ek olarak medya tekellerinin bu süreci kutsama türündeki çabalarına karşın, kimi toplum kesimleri bu sürecin olumsuzluklar yarattığını ileri sürerek karşı çıkmaktadır. Bu alandaki karşı çıkışlar,dünyanın çeşitli yörelerinde "küresel" bir biçim sergilemekte. Karşı çıkışlar da küreselleşmiş bulunmaktadır. Konumuz, küreselleşme sürecini irdelemek değil, sadece ciddiye alınması gereken bir olgu olduğundan yola çıkarak olumsuzluklarını gidermek için eğitim alanında neler yapılmasını tartışmaya açmak istiyorum.

Ekonomik küreselleşme, ekonomik işleyişin,ortak değer, kurum ve kurallar ile bezenmesidir. Gelişmişlik ayırımına bakılmaksızın, benimsenen ekonomik sistem ve buna bağlı ekonomik politikalar, giderek benzerlik eğilimi içindedir. Sanayi devrimiyle başlayan "Pazar bütünleşmesi" ve" "liberal ekonomik düzen",yüzyılımızda ortaya çıkan iki tarihsel olayla kesintiye uğradı. Bunlardan ilki 1917 Sovyet Devrimi ve ötekisi de 1929'da ortaya çıkan dünya ekono-mik bunalımıdır. Liberal ekonomik düzene karşı doğan kuşkular, ve güvensizlik, siyasal ve ekonomik alanda ortaya çıkan gelişmeyle sona erdirildi. 1970'lerin ikinci yarısında, beliren ekonomik bunalımla birlikte, 1980'li yılların sonlarına doğru, Sovyet Bloku'nun yıkılması, "liberal ekonomik düzen" in yeniden egemen olması yolunu açtı. Ve bu süreç, bu kez küreselleşme olarak sunulmaktadır.

Bilindiği gibi kapitalist sistem, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın olumsuzluklarından kurtulabilmek sosyalizme yönelimin önünü kesmek için sosyal devlet-gönenç devleti kavramlarını öne çıkardı. 1975 Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı sonrası yayımlanan 1975 Helsinki Sonuç Belgesi ile başlayan "barış içinde birlikte yaşama" ilkesi, farklı ekonomik sistemleri teke indirme çabaları ,21 Kasım 1990 'da imza edilen "Paris Şartı" ile "Pazar ekonomisi" ni temel ve ortak değere indirgemiş oldu. Öylelikle özel sektör, ekonomik büyümenin, toplumsal adaletin,istihdamı arttırmanın, gönenç yaratmanın kutsanan gücü olarak algılanmaya başlandı. Bu akım,devletin eko-nomiden uzaklaşması,devletin küçülmesi ve jandarma devletine dönüşümünü gündeme getirmiş oldu.

Türkiye bu akıma kapılan ülkelerden biridir.

Şimdi bunun sonucunda ortaya çıkan eğitim alanındaki uygulamalara bakabiliriz:

Bilindiği gibi, küreselleşme ile serbest kılınan mal ve sermaye hareketlerinin gerisinde, üretim ögesi olarak insan yer alır. Somutta değişim konusu,mal olmakla birlikte, bunun gerisinde değişim konusu olan emeğin verimliliği, üretim gücüdür. Alım satım konusu otomobil olarak somutlaşırken, iki ülkenin otomobil üretiminde kullandığı emek ve onun üretkenliği söz konusu olur.

Küreselleşen dünya, emeğin üretkenliğini daha bir öne çıkarmış bulunmaktadır. Rekabete katışanlar, iki ülkenin emek üretkenliği olduğundan, emeğin üretkenliğini arttırıcı çabala öne çıkar. Emeğin verimliliği ile yetkinliği, eğitim sürecinde yaratılacak ve arttırılacaktır. Küreselleşmenin dayattığı rekabette üstünlük sağlamak, insana yatırım yapılmasını gerektirmektedir.

Ekonomik verimlilik düzeyi, ülkelerin hem üretim güçleri ve hem de rekabet güçleri açısından önem taşır. Gelişmiş ülkelerde, ekonominin genel verimlilik düzeyi 1997 veri-lerine göre yaklaşık 60 000 ABD $ iken Türkiye'de anılan gösterge 9500$ idi. 1998'de rekabet gücü sıralamasında Türkiye 46 ülke arasında 33 ncü sırada yer almaktaydı.

Bunu etkileyen ögelerden biri kuşkusuz, kamu eğitim harcamaların ulusal hasıla içindeki payı ile tanımlanabilir. 1995'de gelişmiş ülkelerde bu oran ortalana % 8.3 iken, Türkiye'de % 3.4 idi. 1995 için yüksek öğrenimde okullaşma oranı, gelişmiş ülkelerde % 80'in üzerindeyken, bu oran Türkiye'de % 18 idi. Ar-Ge harcamalarında da bezer farklılıklar görülür. Örneğin, ulusal hasıla içindeki payı gelişmiş ülkelerde % 3 iken ülkemizde binde 3 idi.

Ülkemizde sosyal yatırım olarak tanımlanabilecek,eğitim harcamaları azalış eğilimi içindedir. Örneğin Milli Eğitim Bakanlığı ödeneğinin Konsolide Bütçe içindeki payı 1990'da % 13.21 iken 2001 yılında % 8.37'ye inmiştir. YÖK bütçesi de buna paralel olarak aynı süre içinde % 3.89'dan % 2.82'ye düşürüldü. Öğrenci sayısında azalma olsaydı bu olağan karşılanabilirdi. Oysa durum tam tersidir. 1999-2000 eğitim-öğretim döneminde öğrenci sayısı bir önceki döneme göre % 7.78 oranında artarak 14.2 milyona yükselmişti

Yukarıda öne çıkardığımız göstergeler, tersine çevrilme-dikçe, Türkiye'nin küreselleşmeye sürecine yamanması, geri kalmışlığa, kendisini terk eden alanlarda ekonomik uğraş göstermeye, başkalarının dayatmalarına boyun eğmeğe tutsak olur. Türkiye'nin yazgısı, insanına yapacağı ve onun rekabet gücünü arttıracak eğitim harcamalarına bağlıdır.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail