Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 36 - YAZAR : Faruk Güçlü Geri Tavsiye Et Yazdır


SİYASAL İSLAM SERMAYESİ'NİN KAYIT DIŞILIĞI

Faruk Güçlü

1980 sonrasında, ekonomi literatürüne bir de "kayıt dışı sermaye" deyimi girdi. Kuşkusuz bu deyim (terim) önemli bir gerçeği yansıtıyor. Çünkü 1950'lerden beri ve özellikle de 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle yürürlüğe giren 82 Anayasasında dinsel eğitimin koşul kabul edilmesi, bugünlere islamın siyasallaşması olayını taşımış ve siyasal İslam ise amacına ulaşmak için, sermaye ile bütünleşmeyi gündeme getirmiştir. Biri birine karşıt ve hasım İslami akımlar gittikçe yaygınlaşıyor ve devletten gördüğü destek ve teşvikle de yatırım ve üretim alanlarını işgal etmeye başlıyor. Hatta bu yatırımlar o denli artmıştır ki, Batı Çalışma Grubu ,bu olguyu ciddi tehlikelerden biri olarak saymaya başlamıştır.

Kısacası adına islami sermaye denilen aslında radikal şeriatçı sermaye denmesi gereken bu tanım, onlarca fabrika ve yüzlerce Tv istasyonu bir o kadar da yazılı basın aracıyla kitleleri yönlendirmeye başlamıştır. Kendi aralarında dernekler kurmaya da başladılar. 12 Eylül 1980 askeri müdahelesi ve o müdahelenin başındaki Kenan Evren,siyasal islamın hukuksal alt yapısının temellerini 82 Anayasasına yerleştirmişti. Herbiri de sonradan Cumhurbaşkanı olan Özal ve Demirel ikilisi o alt yapı üzerine siyasal islamı inşa ettiler. Kuran kursları ve aşırı ölçüde açılan imam hatip okullarıyla.

Zamanın başbakanı Turgut Özal,"vergi kaçıranlar da ülkeye hizmet etmiş insanlardır" demişti. Şimdi onun kurduğu parti, vergi kaçakçılarına ağır cezalar öngörüyor. Ne var ki, asla vergi vermeyen,defter dahi tutmayan, islami kaynaklı sermaye,devletin tanıdığı hoş görü ortamında,servetine servet katmayı sürdürmektedir. Bu serveti oluşturan nakit akımının kaynağı ise, camiler,halkın dinsel duygularının sömürüsünden sağlanan bağışlar,kurban derilerinin gelirleri, devletten ve kimi belediye-lerden alınan ihaleler,krediler,yurt dışındaki işçilerimizden toplanan paralar ve de dış kaynaklı karanlık nakit akımları.

Şimdi karşımızda,ekonominin % 30'unu elinde bulunduran ve vergi vermemek için tüm yasal boşlukları kullanan,kayıt dışı,gerektiğinde devlet gücüne karşı çıkan radikal islamcı sermaye durmaktadır. Faize karşı olduğu savını ileri sürerken, kar payı altında faiz ödeyen fakat kayıt dışı vergisiz sermaye. Devlete yararı olmayan fakat sayısız zararları dokunan sermaye. Bu islamcı yeşil sermaye karanlığın içinde birden bire ortaya çıkmadı. 12 Eylül 1980 askeri müdahelesinin hazırladığı siyasal ortamın ürünü olan Turgut Özal'ın "vur-kaç ekonomi modeli"nden yararlanarak ortaya çıktı. Yani haram para ile.

Kuşkusuz sermayenin helalı haramı olamaz. İslamcısı, islamcısız olanı da düşünülemez. Fakat bugün açıkça rejimi tehdit eden boyutlara ulaşmıştır islamcı sermaye. Burada,artı değer yaratan ve emeğin karşılığını ödeyerek üretim yapan sermayeye karşı olduğumuz sanılmamalıdır. Sermayenin emeğe karşı olması kadar siyasetten ve dinden yana olması da sakıncalıdır. Gerçekte islamı kendi inancı olarak kabul eden ve inancını kişisel ve siyasal ya da mezhepsel çıkar amacıyla kullanmayan sermayeye karşı olduğu-muz sanılmamalı.

Radikal,şeriatçı,kimi kez dış kaynaklı,emperyalizmin ortağı ya da uşağı sermaye aslında karanlık güçlerce desteklenmektedir. Alman ve ABD ürünü giysileri giyip te Amerikan hasta-hanelerinde tedavi olanlar, ya da yurt dışında tüm aile bireyleriyle yüzlerce bavul ile dönen ve geceliği birkaç milyar liraya otellerde kalan siyaset adamları, parti liderlerinin de gerçek müslüman oldukları sanılmamalıdırlar.

Bugün devletimizin,haber alma örgütleri, Milli Güvenlik Kurulu, eğer köktendinci şeriat yanlısı islami sermayeyi tehlikeli buluyor ise,kesinlikle geçmişin sorgulanması gerekir. Kenan Evren'in Turgut Özal'ın hatta Süleyman Demirel'in dönemleri sorgu-lanmalıdır. Belki hukuksal düzen onlar için zaman aşımı kuralını uygulayabilir. Fakat şu bilinmelidir ki,tarih zaman aşımını dikkate almaz. Bir gün tarih onları sorgulayacaktır.

Mustafa Kemal Atatürk'ün devleti ne yazık ki 1950'li yıllarda ve 75 yıl sonraki günlerde kimi tarikat şeyhlerinin elini öpen başbakanlar tarafından yönetilmenin talihsizliğini yaşamıştır.

Sakıp Sabancı'nın bir sözüne katılmamak olanaksız. On yıllardır,ülke gündemine biçim veren,miadını doldurmuş,Cumhuriyete ve rejime inancını yitirmiş,yeni hiçbir şey veremeyen ve üretken olmayan parti liderleri, bu ülke içi en büyük engeldir. Bu güzelim ülkeye şeriatı,şeriatçılar değil getirse getirse bu liderler getirir.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail