Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 35 Geri Tavsiye Et Yazdır


NÜKLEER ATIKLAR SORUNU

Niholas Lenssen
Çeviri:Dr.Hüseyin Pekin

UNESCO KURİER dergisinde (No.3/1999) yayımlanan ve özetleyerek dilimize çevirdiğim bu yazısında Nicholas Lenssen, nükleer enerji uzmanı ve Washington'daki Worldwatch Enstitüsü'nün onursal bilim kurulu üyesi olarak, nükleer atıkların ve devreden çıkarılmış nükleer santralların yalınız bugün için depğil yüzyıllar boyunca yaşamsal sakıncalarına ilgiyi çekmektedir.

Bilim adamı dürüstlüğüyle dile getirdiği ölümcül sakıncalar,siyaset ve devlet adamlarının ve nükleer çıkar çevrelerinin bu korku verici sakıncaları ciddilikle göz önüne almaları en içtenlikli dileğimizdir. Nicholas Lenssenİn makalesinin dilimize çevirisini Türkiye Sorunları kitap dizisine göndermeyi yurt severlik görevi kabul etmekteyim. ·

Teknik-ekonomik ömrünü tamamlamış bir sanayi tesisinin sökülmesi, yıkıntılarının başka yerlere taşınması,kural olarak basittir ve büyük harcamaları gerektirmez. Buna karşılık,devreden çıkarılmış nükleer santralların, sökülmesi ve yıkıntılarının başka yerlere taşınması,radyasyon yaymayı sürdürdükleri için, çok riskli ve çok masraflı,karmaşık bir konudur. Bugün kazanç sağlayan bir elektrik enerjisi üreten bir nükleer santral, devreden çıkarıldığı andan itibaren hemen yok edilmesi zorunlu olan radyoaktif yüklü çok sakıncalı beton ve çelik yığını durumuna dönüşür. İnsanlığa getireceği belaları uzun uzun düşünmek gerekecektir.

Fransız Nükleer Atıklar Kurumu başkanı François Chevenier,bir tarihte "nükleer santralların yararını kendimize ayırmak,so-runlarını gelecek kuşakların üzerine yıkmak, büyük sorumsuz-luktur" demişti. Gerçekten de bir nükleer santral sadece 30-40 yıl çalışmasına karşın,devreden çıkarıldığında, birkaç bin yıl radyoaktif ışın yaymayı sürdürür.

Teknik ve ekonomik ömrünü tamamlayarak devre dışı bırakılan nükleer santralları ne yapacağız? İşte size her gün biraz daha kronikleşen ve bir bakıma bomba gibi patlamaya hazır bir sorun. Bugüne değin,94 adet nükleer santral,ekonomik-teknik ömrünü doldurduğu için sürekli olarak kapatıldı. 1999 yılı başında 429 reaktör çalışır durumdaydı. Beşte biri ise her an durdurulmaya hazır. İşletme dışı bırakılan nükleer santralların pek azı bugüne değin söküldü ve parçalandı. Japonya ve A.B.D'deki devre dışı bırakılan nükleer santrallar durdurulduktan sonra,ancak 10-20 yıl gibi uzun bir süre içinde sökülüp taşınabilmektedir. Aralarında Kanada ve Fransa'nın da bulunduğu öteki ülkelerdekiler ise çok daha uzun süre gerekiyor. İngiltere,yıkıntıların tümünü yok edebilmek için 100 yıllık bir bekleme süresi öngörüyor.

Bir nükleer tesis ne denli uzun süre çalışmış ise, nötron bombardımanı nedeniyle iç kısmı o ölçüde radyoaktif duruma girmektedir. Ve radrasyon yükü ne denli ağır olursa,sökülme işi o denli güç olmakta, uzun sürmektedir. Riziko ve söküp,taşıma giderleri de o ölçüde yükseliyor. Santralın durdurulması ile sökümü arasında geçen zaman ne denli uzun oluırsa, riziko azalıyor.

Atom reaktörlerinin ve özellikle de reaktör gövdelerinin radyasyon yayması-nükleer zincir reaksiyonu nedeniyle- daha da uzun sürebiliyor. Tehlike birkaç yüz bin yıl sürebilir. Böylece reaktörler, atom parçalanırken,Nikel 59 radyoaktif elementi içeren,ağır nötron radrasyonu üretir. Bu radyoaktif elementin yarı değere düşme süresi ise 80 bin yıldır. Ve ancak,bir milyon yıl sonra,radyasyon tehlike sınırının altına iner. Şimdilerde nükleer atıklar,insanlara ve canlılara zarar vermeyecek biçimde yer altı çukurlarına gömülmektedir. Bununla birlikte, bugüne değin,hiç-bir ülke bu yöntemi kullanmak üzere nihai yer seçimi için politik karar alabilmiş değil. (*)

Nükleer atıkların nihai depolanacak yerin seçiminde politik karar alınmasındaki güçlük,uzmanlar arasında bu konuda görüş birliği olmamasından kaynaklanıyor. Bir bölüm uzmanın düşüncesine göre,radyoaktif atıkların yok edilmesinin çözümü yer küresinin derinliklerine depolamaktır. Ötekiler ise,böyle bir uygulamanın uygun çözüm olup olmadığı konusunda kuşkuludurlar. Bunlara göre,nükleer atıklar yok edilemez ve hiçbir uzman yer altında depo edilmiş ,radrasyon yayan nükleer atığın yer yüzündeki insanlara ve canlılara zarar vermeyeceğini garanti edemez. Bir varsayımın bilimsel olarak desteklenebilmesi için,kanıtlanması gerekir. Bu ise olanaksızdır. Sonuç: Kendilerinden sonraki kuşaklara,onları sadece yoksul bırakmakla kalmayacak,tersine, yüzbinlerce yıl sürecek bir tehlikenin içine atacak olan ölümcül kalıt bırakmak büyük bir sorumsuzluktur.

Hükümetteki ve sanayideki sorumlu kişiler,radyoaktif atıkların yok edilmesi konusu ne zaman açılsa,hemen kulaklarını tıkarlar. A.B.D'nin ünlü Harward Üniversitesi reaktörü ve İkinci Dünya Savaşında,atom bombasını gerçekleştiren Manhattan Projesi'nin şefi James B. Connat, 1951 yılında,nükleer atıkların kuşaklar boyu ölümcül tehlike kaynağı olarak sürüp gideceğini açık-lıyordu. Benzer biçimde, A.B.D Bilim Akademisi,1957'de "radyoaktif atıkların yok edilmesinin çok riskli bir iş oldu-ğunu,bundan ötürü güvenlik önlemlerinden en küçük bir ödün verilmemesini" duyuruyordu. Ayrıca 1960'da "atom santrallarının kurulmasına izin verilmezden önce,atıkların yok edilmesi soru-nunun kesinlikle çözüldüğünün kanıtlanması sorumluluğunu" ivedilikle öneryordu.

Buna karşılık,bir ülkeden ötekine,tutkulu biçimde atom santrallarının kurulmasını kararı alınıyor. Politikacılar ve nükleer çıkar çevreleri kamu oyuna sürekli,nükleer atıkların yok edilmesi için tüm önlemlerin alındığına ilişkin güvence vermeye çalışırlar. Oysa aradan geçen süre uzadıkça,nükleer atıkların yok edilme-sinin kesin yöntemi bulunabilmiş değildir.

İsviçre'de yapılan bir halk oylaması sonucunda gelecek on yıl içinde atom santrallarının yapılmaması kararlaştırıldı.

İsveç,Fransa,Bulgaristan gibi ülkelerde,kimi nükleer reaktörler devre dışına çıkarıldı. Almanya, gelecekte nükleer enerjiyi olabildiğince kısmanın yollarını arıyor. Arjantin ve Brezilya gibi Latin Amerika ülkelerinde ancak birer nükleer santral yapmayı kararlaştırıyor. Buna karşın,Kanada ve A.B.D'de dev büyüklükte ekonomik sorunlarla karşı karşıya. Nedeni de,bu ülkelerde üretilen reaktörlerin,başka ülkelerde üretilen reaktör tipleriyle rekabete dayanıklı olmaması.Nükleer atık sakıncasının bu denli açık ve seçik olmasına karşın,hala atıkların yok edilebileceğini savunanlar ortaya çıkabilmektedir. Anlaşılan,atom çağı henüz daha sona ermiş değil, politikacılar ve nükleer çıkar çevreleri yüzünden.

(*) Nükleer atıkların kesin olarak depolanması amacıyla İsviçre'de yeni bir yöntem geliştirildi. "Denetimli jeolojik uzun erimli depolama" yı öngören bu yöntem, önce ana depo ile aynı kayalık arazide,içinde az bir miktar nükleer atık bulunan bir "pilot depo" yapılacak. Bu pilot depoda saptanacak olaylaar,ana depoda ortaya çıkacak olayları içeriğini ve çevreye etkilerini belirleyecek. Projeyi geliştiren uzmanlar grubunun başkanı jeolog Walter Wildi, "uygulanan yöntemin zayıf ve orta şiddetli aktif nükleer atıklar için çok uygun düştüğünü" açık-lamıştır. Buna karşın çevreciler örneğin Greenpeace ve VWF,yeni yöntemi uzun süren uğraşlarının olumlu sonucu olarak nitelemektedirler. NAGRA (radoy-aktif atıklar depolama ajansı) da alınan sonuçlardan memnun görünüyor.

Bununla birlikte,nükleer atıkların sakıncasız biçimde yok edilmesi amacına yönelik geliştirilen bu yöntemin,teknik-ekonomik ömrünü doldurarak devre dışı bırakılan santralların sakıncasız olarak kaldırılmasına yardımcı olmayacağını belirtmek istiyoruz. (Tages Anzeiger gazetesi,8.2.2000)

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail