Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 51 - YAZAR : Prof.Dr. Mustafa Altıntaş Geri Tavsiye Et Yazdır


KAMUSAL KAYNAKLARIN ÖZEL EĞİTİME AKTARACAK GENELGE

Mustafa Altıntaş
Prof
Gazi Übi

Hocamızın bu yazısına, söz konusu olan genelge Danıştay kararıyla yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, AKP iktidarının mantığını ortaya koyması bakımından, yer vermeyi yararlı gördük. Devlet içine takiyye yönteminin nasıl sızdırılmak istendiğinin açık belgesidir o genelge.

***
Milli Eğitim Bakanlığı, 13 Mayıs 2003 gün ve 5355 sayılı bir genelgeyle "Özel Okullara Öğrenci Seçimini" yeniden düzenlemeyi amaçlamıştı. Öylelikle gelir düzeyi düşük olan ailelerin çocuklarından başarılı olanların özel okullara yerleştirilmesi için seçme sınavı yapılması" ön görülüyor ve öğretim ücretlerinin de Bakanlıkça ödeneceği hükme bağlanıyordu.

Genelgenin amacı, gelir düzeyi düşük olan ailelerin çocuklarından özel okullarda öğrenim görmelerini sağlamak biçiminde ortaya konulmuş olmasına karşın, "Ön kayıt ve Başvuru İle İlgili Açıklamalar" başlığı altında, gerçek amacın "özel okullardaki açık kontenjanların doldurulması" olduğu belirtilmektedir. Genelgenin bu ara başlık altında (b) sayılı paragrafı şöyledir: Özel okullara yerleştirmek işlemi, özel liselerin hazırlık ve hazırlık sınıfı bulunmayan liselerin 9. sınıflarındaki açık kontenjanları doldurmak için, il ve ilçe Milli Eğitim Müdürlüğünde, özel öğretim kurumlarının sorumlu şube müdürü ile en az bir özel okul temsilcisi yer alacaktır".

Özel okullar için kontenjan belirmesi, MEB tarafından öğrencinin yerleşim birimi dışındaki okullardan birine yerleştirilmesi durumunda, bu öğrenciler, resmi pansiyonlardaki boş kontenjandan da yararlandırılacaklar. Kesin kayıtların bitiminden sonra açık kalan kontenjanlara yine MEB tarafından öğrenci yerleştirilecek.

Öğrenci başına özel okullara ödenecek ücret, valiliklerce, özel okul temsilcilerinin de katılımıyla oluşturulacak komisyon saptayacak.

Görüldüğü gibi, genelgenin birincil amacı, özel öğretim kurumlarının açık kalan kontenjanlarının MEB tarafından doldurulmasını sağlamaktır.

Oysa 3797 sayılı Yasanın MEB'e verdiği görevler arasında,"Özel öğretim kurumlarının boş kontenjanlarını satın alma ve buralara öğrenci yerleştirme" görev ve sorumluluğunu vermemektedir.

1739 sayılı Milli Eğitim Temel Yasasına da söz konusu genelgenin aykırı olduğu görülüyor. Yasada öngörülen "genellik ve eşitlik", "eğitim hakkı" ile "fırsat ve imkan eşitliği" ilkeleri genelgede ters yüz edilmektedir. MEB, özel öğrenim kurumlarının Türk Milli Eğitim sistemi içindeki payını yüzde 10'ların üzerine çıkartacağını, bu kurumlardaki boş kontenjanın devletçe satın alınmasını dile getirmektedir. Bunu yaparken de, yoksul öğrenci söylemini, kamuoyunu aldatmak amacıyla ileri sürmektedir. Asıl amaç yoksul ailelerin çocuklarına öğrenim olanaklarını sağlamak isteniyor olsaydı, Milli Eğitim Temel Yasasın'nın 8. Maddesinde açıkça ortaya konmuş olan "parasız yatılık, burs, kredi ve gerekli öteki yardım" olanaklarını kullanabilirdi.

MEB Bakanı, genelgeyi savunurken, bir yandan yoksul öğrenci sloganını kullanırken öte yandan da karşıt görüşlere "sermaye düşmanlığı" suçlamasıyla karşı çıkmaya çalışmıştır. Oysa genelgenin amacının eğitim sektöründeki özel sermayeye devlet eliyle yeni müşteriler yaratmak olduğu açıktır.

Molla eğitimini amaçlamış olan ve laik eğitime bir vuruşu da buradan sağlamaya çalışan Milli Eğitim Bakanı, genel ve eşit eğitim sistemini ortadan kaldırarak ulusal eğitimi tümüyle özelleştirmenin ilk adımını atmış oluyordu. 2002-2003 öğrenim yılında, resmi ortaöğretim kurumlarındaki yaklaşık 3 milyon öğrenci arasından 10 binini seçerek özel okullara göndermek amaçlanmaktadır. 2002-2003 öğrenim yılında, özel öğretim kurumlarındaki öğrenci sayısı 59 365'dir. 10 000 kişilik aktarım % 17'lik bir katkı anlamına gelir. Yani MEB, resmi öğrenim kurumlarından binde 3 oranındaki öğrenciyi alarak, özel öğrenim kurumlarına yüzde 17 oranında katkı sağlamış olacak.

Tüm özel öğrenim kurumlarında kontenjan açığının bulunduğu da ileri sürülemez. Kimi özel öğrenim kurumlarına duyulan kuşku ya da ücret yüksekliği,o kurumlarda kontenjan açığına neden
olmakta kimileri ise böylesi sorunların dışında kalmaktadır. Bu farlılık özel öğrenim sektöründe rekabeti ortadan kaldıracaktır. Kötü olanın desteklenmesi gibi bir sonuç yaratacakr.

625 sayılı yasanın 2. Maddesi, bu kurumların çalışmalarını yalnızca kazanç sağlamak için düzenlenmeyeceğini hükme bağlamıştır. Gelir sağlayabilmelerini "eğitimin niteliğini yükseltmeye, gelişmelerine olanak ve fırsat verecek yatırımları ve hizmetleri yapmak koşullarına", dayandırmıştır. Eğitim düzeyinin düşük oluşundan ötürü öğrenci kaybına uğrayan kurumları devlet bu genelgeyledesteklemiş olacaktır

2547 sayılı yasa ile devlet, özel eğitim kurumlarına destek sağlama olanağına sahiptir. Örneğin, gelir vergisi ve kurumlar vergisi bağışıklığını tanıması gibi. 2547 sayılı yasa ile, hangi özel eğitim kurumlarının nasıl ve hangi koşulda özendirileceğine ilişkin ilkeleri ortaya koymuş bulunmaktadır. Özel okullar, ana okulları ve meslek teknik okulları ile kalkınmada öncelikli yörelerdeki açılacak özel okullar için vergi bağışıklığı bir yıl olarak belirlenmiştir. Ayrıca Kalkınma Plan ve Programlarındaki teşviklerden yararlanma olanağı da söz konusudur.

Genelgenin Anayasamıza aykırı olduğunu da belirtmeliyiz. Resmi öğrenim kurumlarında binde 3 gibi bir öğrenci kitlesine tanınacak ayrıcalık, Anayasamızın 42 .maddesiyle de çelişiyor.

Bilindiği gibi, zorunlu eğitim devlet okullarında parasızdır. (Anayasa madde 42) Devlet tarafından parasız olarak sağlanması gereken bir sürecin, bir kısım öğrenciler için paralı biçime büründürülmesi (bedelinin kimin tarafından ödenmesi önemli değil) Anayasa'da belirlenen 11-12 yıllık zorunlu eğitim ilkesiyle uyuşmamaktadır.

Genelgenin Siyasal Amacı.

Türkiye, 1980'den bu yana sosyal hukuk devletinden uzaklaştırılmasıyla, Anayasa'da varolan tanım ve hükümlere aykırı olarak, ortaçağda kalmış bulunan "jandarma devleti" ne dönüşüm süreci yaşanmaktadır Kamunun ekonomik ve sosyal alandan dışlanması, kurum ve kuruluşlarının yerli-yabancı sermayeye aktarılması, kamusal hizmetlerin niteliğinin değiştirilerek, bunların da piyasa malına dönüştürülmesi, yalnızca satın alma gücüne sahip kimselerin uzanabileceği hizmetlee dönüştürülmesi, küresel ideoloji saldırısının sonucudur. Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik hizmetlerinin paralı ve pahalı kılınması, sınıfsal saldırının dışa vurumu anlamını taşır.

Türkiye'de bu sınıfsal saldırının yanında, siyasal iktidarın "dinci ideolojisi" de eklenmek isteniyor. AKP Hükümeti, kendi tabanını güçlendirmek için, varolan teşvik ve destek araçları ile yetinmemekte, kaynak aktarımı sağlayacak düzenlemeleri de yaşama geçirmek çabası içindedir.

Genelgenin amacında, eğitim hizmetlerinin giderek paralı ve pahalı piyasa malı biçimine dönüştürmek çabası yatıyor ki, bu sosyal hukuk devletinin çöküşüne neden olacaktır.

Genelgenin ikinci sakıncası da AKP'nin kendi ideolojik tercihlerine uygun aileler için bu olanakları kullanarak, arka bahçesine daha fazla üye toplamak. Öylelikle cemaat ve tarikat elinde bulunan özel öğrenim okullarının devlet eliyle desteklenmesine meşruluk kazandıracak, dinci siyasal kadroların güdümüne girmesi kolaylaşacaktır.

Tümüyle Anayasaya ve yasalara aykırılık taşıyan genelgenin iptali gerekmektedir. Bilindiği gibi uygar toplumlar, "deneme- yanılma" yöntemiyle değil, "öngörü" ile doğru yolu bulan toplumlardır. Türkiye'nin bir kargaşaya sürüklenmemesi, rejimin sorun yaşamaması için bu genelgeyi ortadan kaldırmak zorunludur.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail