Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 25 - YAZAR : Faruk Güçlü Geri Tavsiye Et Yazdır


30 EYLÜL ÇARŞAMBADE AK MI; KARA MI?

Dr.Faruk Güçlü

Maliye Bakanlığımız 29 Temmuz 1998 günlü Resmi Gazete de yayınlanan 4369 sayılı yasaya dayanarak 30 Eylül 1998 tarihini "mali milat" ilan etti. Kuşkusuz yasayı hazırlayanlar ve kabul ederek yürürlüğe koyanlar biliyorlar ki bu ülke kara para cennetidir. Bakanlığımız gazetelere ilanlar vererek "30 Eylül'den öncesi için nerden buldun" sorusu sorulmayacağını, onun için 30 Eylül'de bir günlük banka işlemi yapılmasının yeterli olacağını belirtiyor Ve diyorki ilanlarda "30 Eylül ak çarşamba".

Maliye Bakanlığı, hırsızlıkları, sahtekarlıkları, bir anlamda affediyor. Yani bugüne kadar dürüstçe vergisini veren vatandaşın görüşü alınmadan karapara sahiplerini bağışlıyor, aklıyor.

Şimdi sormak gerekmez mi bu hakkı size kim verdi? Kişi, holding kurmuş ödediği vergi asgari ücretli bir işçinin vergisi kadar. Şimdi buna diyoruz ki kayıt dışı servetini 30 Eylül'de bankaya yatır vergiden kurtul.. Peki dürüstçe vergisini ödeyen vatandaşın günahı ne?

Otuz Eylül kara paranın aklanacağı kara bir gün olarak geçecek tarihe. Kimi karapara sahipleri, buna bile feryat ediyorlar. Çünkü alışmışlar, işçiyi, emekçiyi sömürmeye. Bunların affa bile tahammülü yok, istiyorlar ki devlet, sürekli bunlara hizmet etsin para akıtsın, bunlar da tatil yörelerinde, lüks otellerde barlarda pavyonlarda günlerini gün etsinler..

Son yirmi yıldır devlet olanaklarının talan edildiği, vergi kaçakçılığının doruğa ulaştığı, çok çalışanın az, hiç çalışmayanın çok kazandığı bir ekonomik sistemle yönetilegeldik. Bu ekonomik sistem bir çok insanı haksız yere zengin yaptı. Bunların hesabı sorulmayacak ve bunlar aklanacak ve bağışlanacaksa, gariban vergi mükellefinden yeniden vergi istemeye nasıl hakkı olur devletin diye düşünen yokmudur bu ülke de?

Otuz Eylül 1998 asla ak çarşamba olarak anılmayacaktır. Karaparayı aklayan kara çarşamba olarak belleklerde kalacaktır. Bir fiş kesmediği için mahalle bakkalının yakasına yapışan devlet, devleti soyanları vatandaşın kanını emenleri bir çırpıda affetmektedir.

İşin garibi affedilen de vatandaşta durumdan hoşnut değil. Kuşkusuz Mali Bakanlığımız yirmi yıl öncesi yapılması gerekeni bugün yapmak istemektedir. Ancak bu arada "yaşın yanında kuru da yanacak" misali kaçakçının hatırına vergi mükellefi yanmaktadır.

Borsanın her düşüşünde sorunu vergi yasasına bağlayanlar, bağırıyorlar: Borsa işlemlerinden vergi alınmasın. Peki niçin? Borsa bu ülkenin ayrıcalıklı özel ve özerk bir kurumu mudur? Evine ekmeği zor götüren asgari ücretli emekçiler vergi öderken borsanın parasal kağıt tacirleri, sıkılmadan bizden vergi almayın diyebilmekte ve Maliye Bakanlığı da buna boyun eğmektedir.

Eğer borsa bu vergi yasasmdan etkileniyorsa aksayan yön yasada değil bilinmelidir ki borsadadır. borsa bu, vergi yasasında etkileniyorsa aksayan yasadan değil bilinmelidir ki borsadadır.

Hakkı var Dr. Güçlünün, kara paranın böyle aklanması, belki bütçeye gelir sağlayabilir ve gizli varlıkları ortaya çıkmaya neden olabilir, ama, devletin devlet olma ciddiyetiyle bağdaşır mı? Daha önce de büyük sermayenin SSK'ya borçlarının faiz ve cezalan bağışlanmış ve o kurumun mali sıkıntısı bir kat daha artmıştı. Şimdi de adalet ilkesi zedelenerek, kara para aklanmaktadır..

Dr. Güçlü haklı olarak borsanın vergi yasasından olumsuz yönde etkilenmesinin kusurunu yasada değil, borsanın kendisinde olduğunu vurguluyor. Bu gerçeği rakamlar da kanıtlamakta. Başbakan Yılmaz 'ın borsadaki parasal kağıtların hızla değer kaybını gidermek için verdiği ödünler ve tanıdığı ayrca-lıklar, sadece bir gün için birleşik endekste bir kaç puvan artışa neden olmuş ve düşüşün önüne geçilememiştir. Belki de borsa, Doğu da başlayıp Batıya doğru esen bunalım rüzgarının olumsuz etkilerinden kolay kurtulamayacağını bildiği halde, bunu iktidardan ayrıcalıklar koparmanın aracı olarak kullanmıştır. Rakamlar bu savı doğruluyor.

17 Eylül'de borsada birleşik endeks en düşük düzeyine inmişti: 1948. Bu, son iki yılın en düşük düzeyiydi o gün. Eğer serbest piyasa ekonomisinden söz edilecekse, devletin borsayı, yoksul kesimden 'aldığı vergilerle düzeltmeye hakkı olmamalı, reform adıyla çıkardığı yasayı kendisi delmemeliydi. Oysa, Başbakan borsaya sunduğu özel paket, yasayı delip geçti ve borsada oynayan aktörlerin kollan arasına düştü. Birleşik endeks sadece bir hafta içinde, 24 Temmuzda 2635 'e kadar yükseldi. Ama bu geçici, bir bakıma psikolojik artıştı. İçinde bulunulan bunalımın etkisi sürecek ve birleşik endeks düşüşünü sürdürecekti elbet. Nitekim öyle oldu. Bir gün sonra 2336 daha sonra da 2322'ye indi. Bu yazının yazıldığı sırada birleşik endeks 2322 düzeyindedir ve düşüşün sürmeyeceğine ilişkin hiç bir olumlu izlenim de görünmüyor.

Borsayı spekülatif oyulardan ve siyasal iktidardaki bireylerin öksürüklerinin etkisinden kurtarmadıkça, gerekli hukuksal alt yapı oluşmadıkça ve en önemlisi, üretim artışı ve reel büyüme sağlanamadıkça, borsanın nezle olması ateşinin bir inip bir-yükselmesi önlenemez ve üretim yapmadan borsada kâr edinen aktörlerin siyasal egemenliğinden kurtuluş yollan aranamaz. Burada umutsuzluğa kapılmamızın bir önemli nedeni var, sosyal demokrat olduğunu belirten bir partinin gözleri önünde ve demokratik sol olduğunu söyleyen ikinci partinin siyasal iktidara ortaklığında bu oyunlar oynanırken, Dr. Güçlü 'nün sorduğu soru zihinleri kurcalamaya devam edecektir:

Kara para aklanacaksa, gariban vergi mükelleflerinden ek vergiler almaya devletin hakkı olur mu?

Hele tasarruf önlemlerinin açıklandığı gün Başbakan için yeni iki adet Mercedes makam arabası satın alınır ve Cumhurbaşkanına 22 silindirli zırhlı bir başka Mercedes taktim edilirse..

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail