Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 25 - YAZAR : Alptekin Erdoğan Geri Tavsiye Et Yazdır

ŞEHRİBANUNUN ETKİSİ

İSLAM DÜNYASINDA MEZHEPLE ve SASANİ HÜKÜMDARININ KIZI ŞEHRİBANU'NUN ETKİSİ

Alptekin Erdoğan
DPT

Alevilik, herşeyden önce Hz. Muhammed'in amcasının oğlu ve kendisinin damadı Hz. Ali'nin imamlığını ve halifeliğini kabul edenlerin, O'nu ve soyundan gelenleri kalbten büyük bir sevgiyle sevenlerin oluşturduğu kesimdir. Bu sevginin temelinde, İran'da Sasani'lerin Tanrı kabul edilen son hükümdarı Yezdiger III'ün (632-51) kızı Şehribanu'yu Hz. Ali'nin oğlu Hz. Hüseyin'e eş alarak vermesiyle, hem İran hükümdarıyla hem de İran ahali-siyle de sihri hısımlık tesis etmesi bulunmaktadır.

Ülkemizdeki Aleviler 13. yüzyılda Moğol istilası başlayıncaya kadar İran'da yaşayan ve istilanın arkasından Anadolu'ya göç eden Türk ve başka etnik kökenli kavimlerden oluşur. Hz. Ali'ye ve soyuna kuvvetli gönül bağı ile bağlanmışlardır. Anadolu'ya göç etmekle bu kuvvetli sevgi ve bağlılığı da taşıdılar.

Hz. Ali, Peygamber'in çok sevdiği, şerefli görevler verdiği, ölünce kendisinin yerine geçmesini istediği bir yakınıdır, amcasının oğludur. O savaşlarda büyük kahramanlık göstererek Allah'ın aslanı sıfatını kazanmıştı.

Alevilikte, şiilikte veya batınilikte Hazreti Ali'ye, oğlu Hazreti Hüseyin'e ve O'nun soyundan gelenlere aşırı derecede sevgi, saygı ve bağlılık sözkonusudur. Birincisi Hz. Ali'nin kendisi ve sonuncusu da (onikincisi) Mehdi adını taşılan imamlar, Hz. Ali'nin soy zinciri olup Oniki İmam olarak anılmaktadır. Şiilikte ve Alevilikte onlara aşırı (olağanüstü) sevgi, bağlılık, tutkunluk, düşkünlük göze çarpmakta ve bu olay Iran insan coğrafyasında daha çok

yoğunlaşmakta. Hz. Hüseyin'in Kerbela'da şehit edilmesi aşırı matem törenleriyle ve işkence gösterileriyle anılır. Hazreti Muhammed'in ailesinden (soyundan) olanları içine alan Ehl-Beyt'e, onun içinde en öne çıkmış Hazreti Ali'ye ve çocuklarına aşırı düşkünlük ilgi çekicidir. Ancak, Hz. Hüseyin'e gösterilen ilgi ağır basar. İranlılar, Aleviler, Şiiler nezdinde çok farklı ve seçkin bir değeri vardır. Düşünen herkesin zihnine başka Halifeler, Hz. Ali veya Hz. Ali'nin başka çocukları varken ve bunlardan ikisi Hz. Hüseyin ile birlikte Kerbela'da şehit düşmüşken niye Hz. Hüseyin, niye Ali Zeynel Abidin, niye Muhammed Bakır, niye Caferi Sadık? ve bunları kapsayan biçimde niye Oniki İmam?.. soruları ister istemez takılmaktadır. Hele Kerbela'da 10 Ekim (Muharrem) 680'de Hz. Hüseyin ile birlikte şehit düşen Kamer-i Beni Haşim ile Bab-ül Ha-vaiç namiyle anılan Ebu-Fazl Abbas isimlerinde iki kardeşi, yani Hz. Ali'nin iki oğlu matem günlerinde niye anılmaz? Onlar niçin gariban kalmıştır? Bunun gerçekçi açıklaması. Hz. Ali'nin İran'ın Sasani Hükümdarı Yezdi-gert III'ün dünürü, Hz. Hüseyin'in de Yezdigert III'ün damadı ve İranlıların ortak siyasal eniştesi olmasıdır.

İranlılarca bayram olan 21 Mart Nevruz günü neden" Hazreti Ali'nin doğum günü olarak da coşku ile kutlanmaktadır? Nitekim, bu konuda Türkiye'de Alevi cemaatinin önde gelenlerinden Prof. Dr. İzzettin Doğan, "Nevruz sadece Kürt kardeşlerimizin bayramı olarak değil, 21 Martın bütün dünya için anlamı var. Biz Cem Vakfı olarak 2 yıldan beri Nevruz'a başka bir anlam kazandırmaya çalıştık. 21 Mart Hazreti Ali'nin de doğum günüdür." demiştir. (Hürriyet, 23 Mart 1998, sayfa: 7) Hemen belirtelim, ki, Nevruz Asya'daki Türklerce de bahar bayramı ve Er-genekon'dan çıkış olarak da kutlanmaktadır. Yukarıda Hz. Ali ve O'nun nesilleriyle (soy zinciriyle) ilgili sıralanan soruların cevabının, kitaplarda, gazetelerde yer aldığı ve televizyon açık oturumlarında açıkça dile getirildiği görülmez. Alevi ve Şii din ve siyaset adamları bile bu duygusal bölünmenin asıl sebebinin farkında değillerdir. Oysa, bunun gerçek açıklaması, İran halkı tarafından Tanrıların soyundatı veya yeryüzü Tanrılarından kabul edilen Sasani Hükümdarı Yezdigerd III'ün kızı Şehriba-nu'nun Hazreti Ali'nin gelini ve Hazreti Hüseyin'in karısı, dördüncü İmam Ali Zeynel Abidin'in annesi olmasıdır. Bundan ötürü kutsal kabul edilir. İran - Sasani Hükümdarı ve onun kişiliğinde İran'ın müslüman Arap ülkesine gönderdiği en kıymetli temsilcisi Şehribanu aracılığıyla Hazreti Ali ve onun nesilleriyle sihri hısım olmuş ve Halifelik konusunda Hazreti Ali'ye ve O'nun soyundan gelen olan Oniki İmama arka çıkmıştır. Bundan dolayı, alevilik ve şiilik, Hazreti Ali'nin halife ve soyunun imam (din ve devlet başkanı) olmasını savunan, onları yücelten, hatta İsmailiye, Galiye, Batıniye hareketi içinde çok daha ileri giderek onları kutsallaştıran bir siyasi hareket özelliği taşır. Dikkat edilirse, İran kesiminden - İran halkının kıymetli temsilcisi Şehribanu'dan- kaynaklanan çok gizli bir soyculuk ve sihri hısımcılık, mezhepçilik olayında kendini gösterir.

Alevilikte ve Sünnilikte büyük önem taşılan Oniki İmam hatırlanmak istendiğinde:

1. İmam Hazreti Ali.
2. İmam Hazreti Hasan
3. İmam Hazreti Hüseyin, (Sasani Hükümdarı Yezdi gerd III'ün kızı Şehribanu'nun kocası, İran halkının eniş
tesi)
4. İmam Ali Zeynel Abidin, (Hz. Hüseyin ve Şehriba nu'dan doğmadır, karısı Hz. Hasan'ın kızı Fatma'dır. 4.
imama dedesine atıfta bulunularak Hz. Ali de denilmek tedir.)
5. İmam Muhammet Bakır
6. İmam Cafer Sadık
7. İmam Musa Kazım,
8. İmam Ali Rıza,
9. İmam Muhammed Ali Rıza el-Cevat, (Muhammed Taki),
10. İmam Ali El Hadi, (Ali Naki)
11. İmam Hasan el-Askeri
12. İmam Mehdi (Hasan El-Mehdi, Muhammed bin Hasan El-Mehdi),

olarak sıralanmaktadır. Hazreti Hasan'ın arkasındaki Hüseyin'den sonra gelenlerden her biri bir sonrakinin babasıdır. Bazı kitaplarda 4. imam Ali Zeynel Abidin veya Zeynel Abidin Ali, dedesinden dolayı Hz. Ali olarak da anılmaktadır. Bundan, İmam Muhammet Bakır'ın Hz. Ali'nin oğlu olduğu şeklindeki ifadeler bizim nazarımızda, Şehribanu etkisinin kaybolmasına, zincirin kopmasına sebep olmuş ve bu çalışmanın tamamlanmasını en az 20 yıl aksatmıştır. Ancak, başka kitaplarda 5. imam Muhammed Bakır'ın babası 4. imamın hakiki anlamda Hz. Ali olmadığı, bundan Ali Zeynel Abidin'in kastedildiği tespit edilince Şehribanu etkisi hemen ortaya konabilmiştir.

Özetlenirse, Hazreti Hüseyin'den sonra isimleri sıralanan imamlardan Ali Zeynel Abidin, Hazreti Hüseyin'in oğlu olup Şehribanu'dan doğmadır, amcası Hazreti Hasan'ın kızı Fatıma ile evlidir, bu evlilikten imam Muhammed Bakır, onun da oğlu İmam Caferi Sadık, sonra Musa Kazım ve bir öncekinin oğlu diğer imamlar dünyaya gelmiştir. Onikinci imam olan Muhammedülmehdi kayıp imam olarak anılmaktadır. Birgün gelip ortaya çıkacağına ve Hz. Ali'yi temsilen insanlığı kurtaracağma inanılmaktadır. İran'ın dini lideri olan zatlar -daha önce Ayetullah Humeyni ve O'nun ölümünden sonra yerine geçen ve şu anda İran'ın dini lideri olan Ayetullah Ali Hamaney bu kayıp imamı temsil etmektedir. Ali Zeynel Abidin'den itibaren adı geçen imamlar Hz. Ali'nin İranlı gelini Şehribanu'nun kanını taşımaktadırlar.

Alevilik ve şiilikle ilgili araştırmalarda ve açık oturumlarda Hazreti Hüseyin ve İranlı gelin Şehribanu evliliğinin islam dünyasında sadece duygusal olarak nitelenebilecek bir bölünmeye taban ve temel oluşturduğu, İran'daki alevi kitlelerin daha sonraları Moğol istilasının önü sıra -canlarını kurtarabilmek bakımından- Anadolu'ya göç ettikleri gözardı edilmiştir ve edilmeye devam edilmektedir. Bu konunun araştırılması her nedense ihmal edilmiştir. İlk defa tarafımızdan ortaya konmuş olmaktadır. Otuz yıl önce bu konu tarafımızdan tespit edilmesine rağmen zihne takılan birçok soruya cevap aranması, sağlam kaynaklara dayanılması ihtiyacı yıllar almıştır. Mezhep bölünmesiyle ilgili asıl sebep konusunda alevi ve sünni kesimin önde gelenlerince de bunun farkında olunmadığı gözlenmektedir.

Doğu kültüründe kan hısımlığı ve sihri hısımlık oldukça kuvvetli bağ teşkil etmektedir. Kaldı ki, sünnet olan çocuğun kucağa alınmasından ortaya çıkan kirvelik bile çok güçlü gönül bağı oluşturmakta. Doğal olarak, dünürlük, eniştelik bunu da aşan güçlü bağlardır.

Kısaca tekrarlanacak olursa, aleviler ve şiiler tarafından niye Hz. Ali, ille de nesilleri (Oniki İmam) konusunda aşırı sevgileri böylece önemli derecede aydınlatılmıştır. Anadolu'daki Alevilerin Hazreti Ali'ye aşırı derecede bağlı olmaları, eski İran'ın yerlisi olmalarından ve İran Sasani Hükümdarı'nın şahsında Hazreti Ali ailesiyle sihri hısımlık tesis etmelerinden, siyasi destek vermelerinden ileri gelmekte. Nitekim, alevi Türkler ve Türk olmayan Aleviler, Moğol istilasının önü sıra Anadolu'ya gelerek canlarını kurtarmaya çalışmışlardır. Moğol istilasıyla Anadolu'ya doluşmadan önce Halifelik tartışmasında İran tarafı olarak Hazreti Ali'yi desteklemişlerdi. Tekrarlanacak olursa, bunun gerçek nedeni, Hazreti Ali'nin oğlu Hazreti Hüseyin'e İran'ının Sasani Hükümdarı Yezdigerd III'ün kızı Şehribanu'yu almış olması ve İran hükümda-rıyla ve onun şahsında İran ahalisiyle sihri hısımlık tesis etmesidir. Buna ek olarak, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman döneminde Arap veya İslam orduları İran'a seferler yapmışlar, İran'ı darmadağın ermişler, yağmalamışlar ve ele geçirdikleri zenginlikleri büyük tantana ile Arabistan'a taşımışlardır. Bu yağmalamalarda İran halkı büyük acı ve perişanlık çekmiştir. Hazreti Ali'nin dünürü Yezdigerd bu savaşlardan birinde ölmüş (MS: 651) ve Sasani devleti de tarihe karışmıştır. Dolayısıyla, İran halkı ikinci önemli bir sebep olarak, Hazreti Ali'den ve soyundan herhangi bir zarar, acı görmemiştir. Hz. Ali'yi sevenlerin ve diğer İran kavimlerinin Moğal istilasının önü sıra

Anadolu'ya gelmesi (doluşması) sonucu Anadolu'nun bugünkü etnik tablosu ortaya çıkmıştır. levilik-Şiilik kollarında Ruh Göçüve Hulül İnancı Ruhgöçü (tenasüh), İslam inancında olmayıp daha çok, doğu, uzakdoğu ve güney asya ülkelerinin eski -devam eden- dinsel inançlarında görüldüğü üzere, ölen bir insanın ruhunun ölmeyip başka bedenlere girmesi, yaşamaya devam etmesi -ölümsüzlüğünü sürdürmesi-anlamına gelmektedir. Aleviliğin bazı kollarında Hz. Ali'nin ölmediğine ve bir takım alevi büyüklerinin, ünlülerinin bedenlerinde ikamet ettiğine; yine aleviliğin ve şi-iliğin bazı kollarında da alevi ve şii imamların ölmediğine, yaşadığına ve günün birinde ortaya çıkacağına inanılmaktadır. Ruhgöçü (tenasüh) inancına en çarpıcı örnek olarak, Hz. Ali'in ruhunun Hacı Bektaş Veli'nin ve Abdal Musa'nın bedeninde yaşadığı (ikamet ettiği) inancıdır.

Horasanlı Ebu Müslim'in, 7. İmam Caferüs Sadık'ın ve yine o'nun oğlu Musa'nın yaşamakta olduğu, ayrıca 12. imam olan ve kayıp olduğuna ve İran'da şii din liderleri tarafından temsil edildiğine inanılan Mehdi'nin de ölmeyip günün birinde ortaya çıkacağı ileri sürülmektedir.

Kimi alevilik kollarında da Tanrı'nın insan bedenine girdiği, insan olarak görüldüğü, bu bağlamda Hz. Ali'nin Allah'ın insan görüntüsü olduğu veya O'nda göründüğü inancı telkin edilmektedir. Bu inanca da hulül adı verilmekte.

Türkiye'de Mezhepçilik Olayı.

Türkiye'nin sünni mezheplerinden hanefiliğe ve şafili-ğe dahil olanlar tarafından da Hazreti Ali ve soy zinciri çok temiz bir duyguyla sevilmekte ve yeni doğanlara O'nun ve çocuklarının ismi verilmektedir. Kimsenin Ker-bela'da M.S. 680'de Hazreti Hüseyin'i, kardeşlerini ve aile fertlerini şehit eden -Halife Hz. Osman'ın yeğeni- Muavi-ye'nin ve O'nun oğlu Yezid'in adını kullandığına rastlanmaz. Bu noktada, Anadolu'da Sünnilik, şiilik, alevilik sorununun yüzyıllardan bu yana zaten çözülmüş olduğu ilk hamlede düşünülebilir. Ancak, tarihte yaşanan ve müslü-manlık ile Arap kimliğini özdeşleştiren sünni şeriat devleti -hukuku- düzeninin, Türk kimliği, Türk kültürü ve alevileri, bunun yanında imamlık konusunda ileri giden, Kuran hükümlerinin sözüyle (Eşarici-Gazalici yorumuyla) çatışan görüşler ileri süren kimi şii grupları, toplumdan dışlamaya ve siyasal haklarda soyutlamaya yönelmesi, mezhep bölünmesini devam ettirmiştir.

Günümüzdeki radikal islamcı akımın, Kuran hükümleri ve hadisler içinde hareket edilmesini savunan Gazali-cilikte (Eşarilikte) ısrarlı olması, mezhep ayrımının ortadan kalkmasında en büyük engel veya hata çok büyük tehlike oluşturmaktadır. Bundan dolayı laiklik, Türk ve İslam dünyasında birlik ve dayanışmanın en büyük güvencesi ve dayanağıdır.

Tarihte Kıpçak, Kuman, Peçenek Türk'lerinin bir karması ve hıristiyanlaşmasının bir ürünü olan soyca özbeöz Türk olan Türk Ortodoks Mezhebi'nin çağdaşlık ilkeleri içindeki Türk milliyetçiliğinin aydın bir temsilcisi olan ve bir milliyetçi fikir partisinde görev alan Sevgi Erenerol -Papa Eftim'in torunu, Turgut Erenerol'un kızı laikliğin Türklük açısından önemi konusundaki yorumu oldukça güzel ve düşündürücüdür. "Türk dünyasında birlik ve beraberliği engellemenin yolu Türk danyası'nı din ve mezhep ayrılığına sürüklemektir. Ayrıca, islam devletleri de, aynı şekilde Türk dünyasındaki birlik ve beraberlikten rahatsızdırlar. Türklüğü islamiyet içinde eritmeye çalışmaktadırlar.

Laiklik, özgürlüklerin en önemlisi olan din ve vicdan özgürlüğünün temel güvencesidir. Teokratik bir devlette din ve vicdan özgürlüğünden söz edilemez."

Atatürk Türkiyesi Laikliğin BatıTipi Laiklikten Üstünlüğüve Mezhepçiliği Çözmedeki Önemi Laiklik, en genel, gerçekçi ve evrensel kavrayışla insanların din ve vicdan, söz ve fikir, siyasal düşünce ve tercih, bilimsel düşünce ve araştırma özgürlüklerinin, bi-

reysel yaratıcılıklarının siyasal altyapısıdır. Aynı şekilde, laiklik, devletin dışında herhangi bir cemaat (topluluk) tarafından aynı dinden, mezhepten, tarikatten olduğu gerekçesiyle düşünsel tutsaklığı önlemektedir. Bundan ötürü/ laiklik, din veya inanç özgürlüğü bireyin yararından, özgürlük beklentisinden yola çıkmak zorundadır. Toplumun tek seslilikten, tek yönlülükten, devleti yönetenlere teslimiyetçi bağlılıktan, yığınsal oportünizmden ve insanın bağnazlık, zorbalık ve saplantı şeklindeki her türlü inanç, düşünce ve eylemden korunmasına, kurtulmasına ve kurtarılmasına imkan vermektedir. Laiklik insana veya yurttaşa kimliğini kazandırırken insanı devleti yönetenlere teslimiyetçi kulluktan insan haklarını yaşayan onurlu, katılımcı yurttaşlığa ve Allah indinde gerçek müminliğe kavuşturmaktadır. Çağdaş uygarlığın ve çağdaş evrensel kültürün gerektirdiği hoşgörülü, esnek, kendisini yenileyen; kavramları ve kurumlan sorgulayan; baskılara baş eğmeyen; araştı ran,tenkide, özeleştiriye, rekabete ve evrensel değerlere açık insana sevgi duyan;... kişiliği hazırlamaktadır. Bu sebepten, laiklik, evrensel insan hakları temeli üzerinde çoğulcu ve özgürlükçü demokrasiyle geçerli ve anlamlı; ayrıca ülkenin sanayileş-mişlik ve ekonomide dış pazarlara açıklık seviyesiyle güçlü olabilmektedir.

Laiklik, toplumları ve bireyleri dış dünyaya, evrensel kültür değerlerine ve insanları evrensel düşünmeye ve davranmaya açmaktadır. Laiklik devletin, toplumun, toplulukların üzerinde inanç baskısını, kontrolünü kaldırmaktadır. '

Laikliğin tanımının öz olarak din ve vicdan hürriyeti konusunda zorlama olmaması ve herkesin inancında serbest bırakılması olmakla birlikte bu serbest bırakmanın din, mezhep ve tarikatçılık inancında herkesin alıp başını gitmesi ve toplumun bölünmesinin kolaylaştırılması gibi bir amaca değil de toplumun bütünlüğünün ve ülkenin birliğinin dayanışmanın (vatan ve ulus sevgisinin) korunması ve gözetilmesi amacına hizmet etmesi gerekmektedir. O nedenle, laikliğin din, mezhep ve tarikat eğilimlerinin teşvik edilmesi ve bunlarla ilgili taassubunun artırılması yönünde değil, azaltılması yönünde değerlendirilmesi uygun olmaktadır. Özellikle, Türkiye'de ve dünya Türkleri arasmda en başta Alevi, Sünni; islam ülkeleri arasında da Şii ve Sünni gibi ayrılıkların son bulması gerekmektedir. Bu açıdan, gerek ülkemizde ve islam lkeleri arasında laikliğin, dinsel inançla ilgili ayrılıkları ve gerginlikleri giderici rol oynamasının güvence olarak görülmesi; fakat, bu uygulamada Batı ülkelerinin standartlarına uyulmuyor, ulaşılmıyor diye hayıflanılmaktan, kahırlanılmaktan kaçınılması uygun olmaktadır.

Sasanilere ilişkin Özet Bilgi :

Sasaniler, İran'da İsa'dan sonra 224-651 arasında İran topraklarında hüküm süren hanedandır. Partlarm arkasından İran'a hakim olmuşlardır. Adını, hanedanın kurucusu I. Ardeşirin atalarından Sasan'dan almıştır. Dilleri Pehlevice olarak adlandırılmaktadır.

Sasaniler, I. Ardeşir'in (hd 224-241) önderliğinde Part-ları yendikten sonra batıda Roma ve Bizansla, doğuda ise Kuşhanlar ve Akhunlar (Eftalitler) savaştıkça sınırları sürekli değişen bir imparatorluk kurmuşlardır. I. Şapur (241-272) döneminde imparatorluk kuzeyde Sogdiana ve İberiadan (Gürcistan), güneyde Arabistan'ın Mazun bölgesine, doğuda İndus ırmağına ve batıda Dicle ve Fırat ırmakları ovalarına kadar genişlemiştir.

329-420 arasında Yezdigert I hüküm sürmüştür. Hıristiyanlar ile dostluğu ilerletmiş, zamanında İran kilisesi teşkilatlandırılmış, hıristiyanların şükranları kazanılmıştır. Tus kenti civarında bir av esnasında ölmüştür.

Yezdigert II 438-457 arasında hükümdarlık yapmış, Akhunlarla savaşmış, Ermeni isyanı ile uğraşmıştır.

Firuz, 459r484 arasında hükümdarlık yapmıştır. 466'da yıllar süren bir kıtlık başlamıştır. 488-531 Kubad I dönemi olarak geçmektedir. Onun döneminde Mazdek, bir din reformcusu olarak ortaya çıkmıştır. Mülkiyet eşitliğine ve ortaklığına dayanan bir toplumun kurulmasını savun-

muştur. Kubad I, bu görüşleri benimsemiştir. Bu dönemde hıriştiyan ve yahudiler cizye vergisine bağlanmıştır. 531-579 büyük hükümdar Hüsrev dönemidir.

Sasaniler döneminde Zerdüşt dini devletçe benimsenmiş ve öbür dinlere bağlı olanlar bazen devlet baskısına uğramıştır. Yönetim merkezileştirilerek eyalet görevlileri doğrudan hükümdara karşı sorumlu tutulmuştur. (Hürriyet, Ana Britanica, cilt: 27, sayfa: 189)

Yezdigerd III bir saray ihtilaliyle İS. 632'de Sasani hükümdarlığının başına geçmiştir. Bu tarihte İran'a karşı Arap islam ordularının saldırıları başlamıştı. Hz. Ebube-kir, 633'de İran'a ordu göndermiş, Hz. Ömer zamanında Saad İbni Vakkas'ın başına geçirildiği Arap ordusu İran'a girmiştir. 636'da Kadisiye Savaşını Arap orduları kazanmış İran ordusu yok edilmiştir. İran yağmalanmış, ganimetler Arabistan'a taşınmıştır,

Şeribanu'nun babası Yezdigert III'ün ordusu Niha-vend'de -642'de- yenilince bütün İran Araplarca ele geçirilmiş ve islamlaştırılması dönemi başlamıştır. Sasani İmparatorluğu sona ermiştir. Hazreti Ali'nin dünürü, Haz-reti Hüseyin'in kaympederi Yezdigerd III Merv yakınında 651 öldürülmüştür. Veliaht Firuz Toharistan yöresinde bir süre hüküm sürmüştür (651-677).

Kaynaklar

1. Enver B. Şapolya Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi, s. 31.
2. Prof. Dr. Cemal Sofuoğlu, Prof. Dr. Avni İlhan. Alevilik,
Bektaşilik Tartışmaları, Diyanet İşleri Bşk., 1997, s. 23-64.
3. Orhan Hançerlioğlu. İslam İnançları Sözlüğü, Remzi Kitapevi, 1984, s. 441.
4. Tarık Mümtaz Sözengil. Tarih Boyunca Alevilik, 1991, s. 78.
5. Türk Ansiklopedisi, Sasaniler, c. 28, s. 171.
6. Sevgi Erenerol. Yeni Hayat Dergisi, Mayıs 98, s. 15.
7. Sevgi Erenerol. Türk Ortadoks Kilisesi, Meydan Lorausse, c.6 ,
8. Alptekin Erdoğan. İslam Ülkelerinde Yabancılaşma.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail