Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 23 - YAZAR : Alptekin Erdoğan Geri Tavsiye Et Yazdır


TOPTANCI HALLER YASASININ ENFLASYONA OLUMSUZ ETKİSİ

Alptekin Erdoğan
DPT

1998'in ilk ayında enflasyonun üç haneli rakama tırmanmasının gerisinde yatan nedeni Başbakan Mesut Yılmaz, meyve ve sebze fiyatlarındaki artışa bağlamış Refah Partisi belediye başkanlarını suçlamıştı. Bu suçlamada acaba gerçek payı var mı? A. Erdoğan'ın bu yazısı konuya objektif açıdan açıklık getiriyor.

28 Aralık 1998 Tarihli ve 23214 sayılı Resmi Gazetede çıkan Toptancı Hal Yönetmeliğinin 7 Kasım 1995 tarihinde yürürlüğe giren 4128 sayılı kanununun 2. maddesiyle çakışan yönünü de açıklamaktadır bu yazı.

80 Sayılı Hal Kanununun Milli Birlik Komitesince kabul edilip 12 Eylül 1960'da yürürlüğe konulmasından bu tarafa Toptancı Halleri ve bunlarda mesleklerini sürdüren kabzımallar tekelci bir yapılanma ve konum kazandılar, sebze ve meyve fiyatlarını istedikleri gibi kontrol altına alma şansına, gücüne, yetkisine sahip oldular. Bunların elinden geçmeyen -toptancı hallerine girmeyen- sebze ve meyvelerin belediye sınırları içinde toptan ve perakende satılması mümkün değildir. Nitekim, 12 Eylül 1960 tarihli ve 80 sayılı Hal Kanununun 1. maddesinin 2. bendinde "Belediye hudutları içindeki toptan satışlar bu hallerde yapılır." hükmü yer almaktadır. Bu hükme ilk hamlede olumsuz bir anlam verilmesi veya yakıştırılması zor gelmekte, ilk kez duyanlarca haksız ve yersiz bir iddia gibi karşılanmakta veya düşünülmektedir.

Konunun daha iyi ve kolay kavranılması için manav dükkanı açan bir kimse kendi bahçesinin ürününü dükkanında satamaz ve yine sebze ve meyve üreticileri ile doğrudan temas ve bağlantı kurarak onlardan toptanürün alıp dükkanında satma yoluna gidemez, üreticiler ürünlerini getirip manav dükkanına satılmak üzere devredemez. Bu husus, lokantalar, süper marketler için de geçerli olup ekonomide eksik rekabet şartlarına (tekelci yapılanmaya) yol açmakta, kabzımal oligopolü tesis edilmiş olmakta, Anayasa'nın eşitlikle ilgili 10. Maddesine ve evrensel hukuk normlarına aykırı düşmektedir. Demokratik hukuk devleti açısından bir anlamda bir hu-kuk ayıbı teşkil etmektedir.

Ülkemizde fiyat artışlarını aşağı çekecek ve yüksek oranlı reel ücret ve gelir artışları, yani TÜKETİCİ RANTLARI temin edecek ve halkın tamamını mutlu, huzurlu kılacak ekonomik ilke ve tedbirlerden ziyade nominal ücret artışlarının fiyat artışlarından yüksek tutulması suretiyle reel ücret artışı gerçekleştirilmesi yolu izlenmiştir. Örneğin, pazarda 2000 liraya yapılan bir alışverişin ürün bolluğuna bağlı olarak 500, 250 ve hatta 100 TL.ye yapılması olanaklıyken ve bu yolla sıra ile %100, %300 ve %900 satmalına gücü artışı temin edilebilmekteyken bu yol ihmal edilmiştir. Bu da ancak serbest ticaretle halkın yaratıcı üretken gücünün teşvik edilmesiyle ve ekonomide canlılık sağlanmasıyla mümkün olabilecektir. Bu hususun önemi sosyalist ülkelerde de idrak edilerek Rusya da 1 Mayıs 1987'den itibaren tarım ürünlerinde serbest ticaret yolunun açılmasına karar verilmişti.

Ülkemizin ürün bolluğu içinde bir ucuzluk cenneti olması aslında zor değildir. Herkes bunun özlemini çekmektedir. Bunu engelleyen durum veya halkın yok yere geçim sıkmtısı çekmesinin gerçek sebebi veya sıkmtılarm altyapısı 80 Sayılı Hal Kanunu ile üreticilerce sebze ve meyvenin toptancı haline girmesi ve perakende satmak isteyenlerce buradan alım yapılması mecburiyetinin öngörülmüş olmasıdır. Ülkemizin ürün ve ucuzluk cenneti olabilmesinin altyapısını veya gerek şartını toptancı hal kabzımallarının bugünkü mecburi aracı vasfının değiştirilmesi teşkil etmektedir. Kabzımalların serbest aracı durumuna getirilmesi halinde üretim ve ticaret canlılık kazanacağından halk bol ve ucuz sebzeye kavuşacağı gibi ihracat için ürün fazlası da meydana getirecektir. Bu ürün fazlasıyla hem savaştan çıkmış hem de savaşan ülkelerin halklarına ihracat ve yardım desteği verilmesi mümkün olabilecektir.

Ülkemizde pazar veya serbest pazar ekonomisi kavramı, özellikle büyük kent belediyelerince son derece da-, raltılmış ve hatta anlamı tamamen kaybedilmiştir.

Çağımızda pazardan veya bilhassa serbest pazardan söz edildiğinde en kısa tanımla ürünlerin ülke içinde ve dışında serbestçe satışa sürüldüğü, alışverişin serbestçe yapıldığı, fiyatlarm özgür iradeyle belirlendiği açık ve kapalı yerler kastedilmektedr. Bu tanım çağdaş insan haklarma özgürlükçü demokrasiye, hukuk devletine, ekonominin evrensel ilkelerine veya kurallarına uygun düşmektedir. Nitekim, pazarın yurttaşların özgür iradeyle belirlendiği, girilebildiği, fırsat eşitliğiyle değerlendirildiği evrensel mekanlar olarak düşünülmesi zaruret olmaktadır. Bunun da gereği olarak, kamuya ve özel mülke ait yerlerin zorla işgal edilmeksizin, usulsüz kullanılmaksızın, halk taciz edilmeksizin yurttaşlarca satış yapılacak yerlerin kendi iradeleriyle belirlenebilmesi ve aynı şekilde istenildiğinde bunlardan yazgeçilebilmesi gerekmektedir. Bundan dolayı, belediyelere ait toptancı hallerin ve hatta pazar yeri olarak belirlenmiş mekanlarm hele büyük kentlerde pazar ve bilhassa serbest pazar olarak düşünülmesi yanlıştır. Bunlar büyük kentlerde tekelleşmiş zümrelerin işgali altındadır. Haller ve pazar yerleri başta olmak üzere belirlenmiş veya tahsis edilmiş satış yerleri saha (alan) ve satıcı olarak her defasında belediyelerce mislilerce artırılsa, satıcı sayısı düşünülenin çok çok üstüne çıkarılsa bile bunların pazar yeri olduğunun düşünülmesi değerlendirilmesi basiret bağlılığından veya bağlanmaya çalışmaktan öteye gidemez. Gerçek anlamda pazar ise isteyen herkesin ekonominin arz ve talep kuralları tahilinde istediği yerde mülk veya kira karşılığı dükkan açabilmesi; kendi ürünlerini veya başkalarının ürünlerini satabilmesi ve yine istediğinde yerini değiştirebilmesi, vazgeçebilmesi olmaktadır.

Toptancı hal sayısının halen geçerli kanun hükümleri çerçevesinde arttırılmasının düşünülmesi mevcut duruma nazaran ferahlık getirici ve faydalı olmakla birlikte gerçekçi, güvenli, kalıcı ve esnek bir çözüm olmamaktadır. Zira, asıl çözüm mevcut kabzımal sayısının zamanla 10, 20, 40 hatta 100 misli artırılması değil, serbest pazar, piyasa ve rekabet ekonomisi çerçevesinde isteyen gerçek ve tüzel kişi herkesin, bu işe hür iradeleriyle karar vererek açık sistemde yerlerini alabilmelerini veya vazgeçe-bilmelirini, bu da, hal içinde ve dışında serbest kabzımallığın, alımcılığın ve satımcılığın gerçekleştirilmesi gereğini ifade etmektedir.

Mevcut sistem, Maliye'ye stopaj vergisi, belediyelere rüsum geliri sağlanmasının garanti edilmesi gibi çok basit bir vergicilik anlayışıyla oluşturulmuştur. Mevcut uygulamanın 1960'dan bu tarafa aynen devam ettirilmesi, devletin ve belediyelerin az gelire tamah edip çok gelirden olması ve bunun yanında yokyere halka pahalılık sıkıntısı çektirilmesi gibi kabul edilmesi zor bir mantaliteye dayanmaktadır.

Durum böyle iken, Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca 1988 yılında hazırlanan yeni bir değişiklik tasarısının gerekçesinde serbest piyasa ekonomisinin güçlendirilmesinin amaçlandığı belirtilmesine rağmen, hayret uyandırıcı ve mevcut durumu daha da kötüleştirici olarak belediye sınırları, mücavir alanları içinde alacak şekilde genişletilmiş ve toptancı hali dışında taze meyve ve sebzenin toptan alım ve satımının yasaklanması öngörülmüştür.

1995 yılı haziranında yürürlüğe giren 552 Sayılı Kanun Hükmünde kararname ile, belediye sınırları onları çevreleyen alanları (mücavir alanları, belediye sınırlarıyla bitişik alanları) içinde alacak şekilde yeniden düzenlenmiştir. Böylece sebze ve meyvede serbest ticareti kısıtlayan alan daha da genişletilmiştir.

Kanun hükmünde kararnamede geçen ürünlerin toptancı haline girme zorunluluğunu yumuşatmak esnetmek amacıyla 7 Kasım 1995 tarihinde yürürlüğe giren 4128 sayılı kanununun 2. maddesiyle 24.6.1995 tarihli ve 5 ay önce yürürlüğe giren 552 sayılı Yaş Sebze ve Meyve Ticareti'nin Düzenlenmesi ve Toptancı Halleri Hakkında kanun hükmünde Kararnamenin düzeltilmesi yoluna gidilmiş, bu amaçla 552 SKHK'nin 17. maddesinin son fık-rasına:

"Faturaveya müstahsil makbuzu ile üreticilerden satın alınmış bulunan malların toptancı halden geçirilmeden perakende satışa sunulduğunun tespiti üzerine bu malların toptancı hale giriş yapılmaz. Bu durumda %10 ora-nındaki belediye payı müstahsil makbuzu veya faturada gösterilen malın toplam bedeli üzerinden tahsil olunur." cümleleri eklenmiştir.

Ancak Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca, 552 SKHK'nin 19 ve 28. maddelerine dayanılarak hazırlanan Toptancı Hal Yönetmeliği -2 yıl sonra- 28 Aralık 1997 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdiğinde 4128 Sayılı Kanunun, ürünlerin hale giriş mecburiyetini yumuşatan yukarıdaki 2. madde hükmü göz ardı edilmiş ve 80 Sayılı Hal kanununun serbest rekabetçi piyasa ekonomisinin işletilmesini engelleyen, serbest ticarette insan haklarını kısıtlayan yönünü düzeltmek gerekirken daha da kötüleştirilmiştir.

Kayseri'de 1988 ilkbaharında o tarihte Kayseri Milletvekili Sayın Halil ÖZSOY'un gayretiyle toptancı haline giriş mecburiyeti kaldırılıp serbest ticaret geçerli kılınarak üreticilerin ürünlerini doğrudan satabilmelerine imkan verilmiş ve bu surette piyasada bolluk ve yüksek oranda ucuzluk temin edilmişti. Aynı durumun bütün ülke çapında denenerek gerçekleştirilmesi şarttır. Nitekim 1988 yılında hallere sebze-meyve girişinde ürünler için önceden belirlenen fiyatların etkisi tartışıldığında o tarihtedik hal müdürünün, örneğin pırasa için fiyatını yükseltmesinin, ürünün bollaşmasına ve arkasından fiyatının düşmesine neden olması, çok dikkat çekici ve düşündürücüdür. Çünkü, o tarihte bu ürünün (pırasanın) fiyatı 75 TL olarak belirlenmiş ve uzun süre bu fiyatta kalmıştı. Ancak, bu fiyatı beğenmeyen aracılar hale ürün getirmez oldu. Piyasada ciddi pırasa sıkıntısı baş-göstermiş, durumun düzeltilmesi yolunda fiyat 100 TL olarak tespit edilince büyük miktarda ürün girişi yaşanmış ve arkasından ürünün bollaşmasının etkisiyle pırasanın fiyatı 40 TL'ye düşmüştür.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail