Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 52 - YAZAR : Prof.Dr. Mustafa Altıntaş Geri Tavsiye Et Yazdır


AKP İKTİDARI ve ÜNİVERSİTELER

Mustafa Altıntaş
Prof.Dr.
Gazi Üni

oplumu dönüştürmek, rejimi değiştirmek isteyenlerin göz diktikleri temel alan eğitimdir. Eğitim, her alandaki gelişmelerin temel etmenidir. Bu nedenle, seksen yıllık Cumhuriyet döneminde, toplumu çağcıl dönüşüme sokmak isteyenler ile çağın karanlığına sürüklemek isteyenler bu alanda sürekli savaşım vermişlerdir. Laik eğitim ile şeriatçı eğitimin ereklediği insan türü farklılık taşıdığından, siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel sistem de buna özgü olarak farklılık gösterir. Laik eğitimin kullandığı yöntem ve araçlar, akıl, bilim ve yaratıcılık olduğundan, özgür insanı ve buradan özgür insanlardan oluşan demokratik bir toplumu yaratır. Şeriatçı eğitimin ereği, kulluğu yaşam biçimine dönüştüren insan olduğu içindir ki, aklın egemenliğine, bilimin öncülüğüne gereksinimi bulunmamaktadır. Tam tersine, dogmacılık, mutlak doğruya boyun eğicilik, kulluk, eğitim ile yaratılmak istenilen insanın özelliklerini oluşturur.

Eğitimin laik ya da şeriatçı olması, yalnız insan ilişkileri açısından değil, ülkeler arasındaki ilişkiler açısından da belirleyici olur. Laik eğitimin ürünü olan özgür bireylerden oluşan toplum, uluslararası topluluk içinde kendisine onurlu ve saygın bir konum elde etme uğraşısına girerken, şeriatçı eğitim sürecinin ortaya çıkardığı kullardan oluşan toplumlar ise, başkalarınca sömürülen, kaynakları yağmalanan ve onursuzca yaşamın tutsakları olarak karşımıza çıkarlar. Türkiye Cumhuriyeti'nin laik eğitim dizgisinden kopmadığı dönemlerdeki saygın ve onurlu konumu ile, şeriatçı yönelimin giderek hızlandığı dönemlerdeki konumunu karşılaştırmak, başka örneklemelere gereksinim duyurmayacak ölçüde, bu gerçeği ortaya çıkarmaktadır. Türkiye İkinci Dünya Savaşından bu yana , kendi istencini ortaya koyucu, kendi yazgısını belirleyici olmaktan giderek uzaklaşmıştır. Ulusal çıkarlarının yerini, efendilerin çıkarları, ulusal istencin yerini Atlantik ötesi güçlerin istenci almıştır.Türkiye, elli yılı aşkın süredir, sistemli ve bilinçli biçimde sürdürülen gerici eğitim yapılanmasının en son durağına gelmiş bulunmaktadır. Dinci kadroların yasama, yürütme hatta yargı organlarında giderek yoğunlaşması ve güçlenmelerinin vardığı nokta, rejimin, kağıt üzerinde kalmış laik ve demokratik niteliğini tümüyle ortadan kaldırma aşamasıdır. 28 Şubat 1997 sonrası gerçekleştirilen ve demokratik, laik sistemin güçlenmesi amaçlı iki atılımın, sekiz yıllık zorunlu ilköğretim ile, yüksek öğretim sisteminde yeniden yaratılmaya uğraşılan aklın ve bilimin egemen kılınmasının çökertilmesidir. AKP iktidarının parti programı, seçim bildirgesi, 58 ve 59. Hükümet programlarının, Acil Eylem Planının eğitim ile ilgili bölümleri okunduğunda ve gerçekleştirilmek istenen yasal düzenlemelere ve uygulamalara bakıldığında, eğitim alanının tümden AKP'nın ideolojik amaçlarıyla örtüştüğünü görmekteyiz. AKP ile laik Cumhuriyet arasında, kadroların dinci eğitim dizgesinin ürünü olması nedeniyle kan uyuşmazlığı bulunmaktadır ve rejimi kendi kan grubuna göre değiştirmek istemektedirler.

AKP iktidarı, sekiz yıllık kesintisiz ilköğretimi, dinci kanala yöneltmek amacıyla, bölüntülü kılmak istiyor. Ortaöğretimde ise, dinci eğitimi yeniden başat kılarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm kadrolarını, dinci eğitim dizgesinin ürünlerinden oluşturmayı öngörüyor. Dinci eğitim kurumlarının örtük biçimde, mesleki ve teknik liselerin arkasına saklanılarak, gündemin başına getirilmesinin temel nedeni budur.

AKP tarafından kurulan 58 ve 59. Hükümet döneminde, iki yükseköğretim yasası girişimi oldu. Bu iki taslaktan Erkan Mumcu tarafından hazırlanan ilki, Anayasanın 130 ve 131. maddelerini de değiştirmeyi ön görmekteydi. Ancak taslak, gerçekten gerçeklikten yoksun eklektik bir görünüm sergiliyordu. Şimdilerdeki Hüseyin Çelik'in taslağı ise, Anayasanın 130 ve 131. maddelerine dokunmaksızın, reform yasası savıyla ortaya atıldı. Bilgisizliğin ve tutarsızlığın yanı sıra, ideolojik ve siyasal amacın açıkça kendisini ele vermesi nedeniyle tartışmalara ve kamplaşmalara neden oldu. Şimdi ertelendi bu yasa taslağı.

AKP iktidarı ideolojik ve siyasal amacından ilkini 2004 yılı ÖSS'den önce kendi ideolojik ve siyasal tabanına dönük olarak, taslakta yer alan maddeyi, tek maddelik tasarı olarak T.B.M.M'ne sunmuş bulunmaktadır. Yükseköğretime giriş sınavı ve değerlendirme esaslarının belirlenmesi görev ve yetkileri, YÖK'ten koparılıp, Milli Eğitim Bakanlığı'na yani siyasal erke aktarılmak ve ortaöğretim başarı puanının hesabını, tüm ortaöğretim kurumları için, aynı katsayıya bağlamaktadır. Burada amaçlanan, imam hatip okullarını, meslek okulu statüsünden çıkararak, genel lise durumuna yükseltmektir. Yani, eğitimi, elli yılı aşkın bir süredir uygulanan ve 28 Şubat 1997 'den sonra çıkartılmaya çalışılan dinci kanala yeniden sokmaktır. AKP, kendi parti programı, seçim bildirgesi ve hükümet programıyla dinci siyasal tabana karşı üstlendiği yükümlülüğünü yerine getirirken, ülkeyi yeniden ideolojik savaşımın içine çekmeyi göze almış görünüyor.

İmam-Hatip okullarının, genel lise konumuna dönüştürülmesi, öncelikle Öğretim Birliği Yasasına ve buradan da Anayasanın 174.maddesine aykırılık taşır. Öğrenim Birliği Yasası da içinde olmak üzere 1924-1934 yılları arasında çıkarılmış bulunan sekiz yasanın ortak özelliği; Türk toplumunu çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmak ve Türkiye Cumhuriyeti'nin laiklik niteliğini korumak amacını gütmektedir. Öğrenim Birliği Yasasına göre imam-hatip okulları, din hizmetlerinin yerine getirilmesi ile yükümlü memurların yetişmesine dönük olan, ayrık okullardır. Bu okulları, dini hizmet görevlisi yetiştirmenin ötesindeki amaçlar için kullanmak, 430 sayılı Öğrenim Birliği Yasası, buradan Anayasanın 24 ve 174.maddelerine aykırılık oluşturur.
YÖK'ün yükseköğrenime giriş alanındaki yetkilerini Milli Eğitim Bakanlığına aktarmak ise, öncelikle Anayasanın 131.maddesine de aykırı düşer. Bu madde, YÖK'ü "yükseköğretim kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek, yükseköğretim kurumlarındaki eğitim-öğretim ve bilimsel faaliyetleri yönlendirmekle görevlendirmektedir. 2547 sayılı yasanın 45.maddesinde YÖK'na verilmiş bulunan "yükseköğrenime giriş" Anayasanın 131. maddesinde belirtilen "yükseköğretim kurumlarındaki eğitim-öğretim ve bilimsel faaliyetleri yönlendirmek" kapsamı içinde yer almaktadır. Bunun yanı sıra, 2547 sayılı yasanın 7.maddesi YÖK'nun görevlerini düzenler. Anılan maddenin (h) bendi YÖK'na öğrencilerin seçilmesi ve kabul edilmesi ile ilgili esasları belirlemek görevini vermektedir. Anayasa ve 2547 sayılı yasanın yürürlükteki maddeleri ortada iken, YÖK'ün yasayla tanınan yetkilerini Milli Eğitim Bakanlığına aktarmak olanaklı değildir ve Cumhurbaşkanlığından geri çevrilmesi ve sonra da Anayasa Mahkemesi tarafından yok sayılması olasıdır.

AKP iktidarının hazırladığı bu yasa tasarısıyla "özerk ve demokratik üniversite söylemi ile neyi amaçlayıp neyi gerçekleştirmek istediği ortadadır. Laik Cumhuriyeti eğitimiyle birlikte çökertmekle yükseköğrenimi savaş alanına dönüştürmeyi göze aldığını ortaya koyuyor. Bu savaşın altında kimlerin kalacağı belirsiz olmakla birlikte, en büyük zararı öğrenim gören gençlerimiz ve eğitim kurumlarımız görecek; bu ideolojik ve siyasal savaşın yazgısını paylaşacaklardır. Başta üniversiteler olmak üzere tüm anayasal kurumlarımıza büyük görevler düşüyor.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail