Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 15 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


SELAHATTİN TUĞSEL'İN ARDINDAN

Ali Nejat Ölçen

Honore de Balzac'ın "Köy Hekimi" adıyla Türkçeye çevrilen romanını okumamış olanlarca belki Selahattin Tuğsel'i tanıtmak çok güç. Onun Niksar ilçesindeki köyleri meyve ağaçlarıyla donatmak için, yüreğinde taşıdığı coşkuyu, yorulmak bilmez çalışma gücünü anlamak olanaksız. Çünkü o da nesli tükenen yurtsever, özverili, kamu görevlilerinden biriydi. Motorsikletin üzerinde sırtında taşıdığı meyve fidanlarını götürüp, diktiği zaman, Balzac'taki köy hekimi gibi, o fidanı sık sık ziyarete gider, tutup tutmadığını, yeşerip yeşermediğini de izlerdi. Hem de motorsikletine koyduğu benzini kıt kanaat geçindiği maaşından ödeyerek. DPT 'de Tetkik ve Tahlil Şubesi Müdürü olduğu zaman, (1966) ona bir jeep sağlamayı başardım. Kullanılmış ve çürüğe çıkarılmış bir kamu aracıydı. Tokat Teknik Tarım Müdürlüğü el koymuş ve Selahattin Tuğsel'e ulaşmamıştı o araç.

Onu kalp yetersizliği sonucu bypass ameliyatını izleyen 20 günlük süre içinde, 15 Mart 1996 günü yitirdik. Niksar ovasında onun tek başına diktiği meyve ağaçları kesilerek, yerine beton binalar yapılırken yüreği ne denli sızlamışsa, o gün benimde yüreğime bu haber taş gibi yerleşmiş, onun geride bıraktığı yeşillik kurumuştu sanki. Selahattin Tuğsel, Tarım sektörüne de bilimsel yöntemlerle yaklaşan, olayın derinine inen ve her canlıyı inceleme konusu yapan bir düşünürdü aynı zamanda. Hemde daima tek başına kalan bir düşünür. Tüm düşünürler öyle değilmidir zaten. Dünyayı, kendi iç dünyalarına sığırdırmaya çalışmazlar mı?

Anıları arasında deftere yazdıklarından bir sayfa şimdi masamın üzerinde. Yeni bir ceviz türü ortaya çıkardığını anlatıyor:

"Cevizin tanınmışlığı ile borsada isim yapmış Niksar ilçesinde onbinlerce ceviz ağacı arasından özenle seçtiğimiz Karabodur adlı cevizle, buna eşdeğer Ayvaz cevizinden yetiştirdiğim 3 yaş bir miktar fidan". Sonra devam ediyor: "Kuvvetli ve düzgün büyüme, 4-5 yaşında başlayan verim, Dolgun ve beyaz, sarı iç, ince ve pürüzsüz kabuk, Bütün iç (küme), Yüzde 60-66 yüksek iç randıman". Bununla yetinmiyor Tuğsel. Yarattığı ağacın tohumlarından fidanlar da yetiştiriyor. "Bulunduğu yerde en geç uyanan birer ağaç özelliğiyle dişi çiçeğinin yabancı döllenmeye olanak tanıyan ve böylece bu yüksek vasıflı iki ağacın tohumlarından yetiştirdiğim fidanlar" diye yazıyor.

Bu yazdıklarının altında kısa bir not var. Şöyle: "Yukarıda vermeye çalıştığım bilgiler, bir fidan satıcısının reklamı değil, 53 yıldan beri tarıma en iyi hizmet vermeye alışkanlığımın taahhüdü olacaktır". Tarıma hizmet verme, onun gerçekten terk edemeyeceği alışkanlığı, aşkıydı.

1952'de, Amasyanın Gökhöyük Teknik Ziraat Okulundaki öğrenciler için hazırladığı "Atçılık" konulu ders kitabında da konuyu bilimsel yöntemlerle kendi araştırma ve gözlemlerine dayanarak yazdığını görüyoruz. O kitap ne yazık ki, 24 Haziran 1954 gün 1879/ 38331 sayılı, anlamı anlaşılmayan bir yazıyla Ziraat Vekaletinden geri çevrildi. O yazının bizce anlamsız gerekçelerinden biri şuydu:

"Teknik Ziraat Okulları gibi zootekni ders programı kısa ve özlü tutulması gereken eğitim müesseseleri için yazılacak kitapların her hayvancılık kolu için ayrı ayrı kitaplar şeklinde olmaktan ziyade, bütün hayvancılığı bir arada toplayan kısa, özlü ve pratik bilgileri ihtiva etmesi tercih edilmektedir".

Yani bize uzmanlaşma gerekli değil demek istiyor. Oysa Tuğsel, kitabın önsözünde;

"Öğrencilerin hayvancılık ders kitabından mahrum oluşunun meydana getirdiği boşluğu kısmen kapata-bilmemizin faydasız olmayacağı" savını haklı olarak yazmıştı. O zamanki Ziraat Vekaleti (Tarım Bakanlığı) nin bir eleştirisi de şuydu:

"Bahis içindeki küçük bölümlerin tertibi ve ehemmiyet sırasına göre büyük veya küçük başlık şeklinde yazılışları, öğrencinin dikkat ve alakasını çekecek şekilde değildir".

Oysa Tuğsel, 20 Aralık 1951'de Amasya-Gökhöyük Teknik Ziraat Okulu'na öğretmen olarak atanmış ve atların fizyolojik gelişmesi konusunda önemli araştırmalar yapıp, bulgulara ulaşmıştı. O bulguların pekço-ğu bugün bile aynı kategorideki canlılar için de geçerli. Örneğin Nonyüs kısrağının yavrusunun doğumdan sonra, ağırlık, beden uzunluğu ve boyunu 24 ay süreyle ölçmüş ve gelişim grafiğini çizmişti. Bu gelişimin ayrıca beslenme ile ilişkisini de ilk kez ortaya çıkaran Selahattın Tuğsel'dir. At üzerinde ne ölçüde bilimselse, ceviz üzerinde de bilimsel. Bilimsellik onun yaşam ve düşün biçimiydi. Yazdığı o kitapta, kendisinin Nonyüs atları uzmanı olduğunu görüyoruz. Tuğsel bununla yetinmiyor. Nonyüs kısrağına nasıl binileceği ve nasıl yarışa sürüleceğini de öğretiyordu Gökhöyük okulunda. Belki de Gökhöyük okulunda ders verirken, aynı zamanda "kıymetli taylar doğuran ve her yıl gebe kalan bir tür nonyüz kısrağı" oltaya çıkarmaktı amacı. Bunu şimdi okumakta olduğumuz kitabından öğreniyoruz. Aynı kitapta aygırla kısrağın birleşmeye nasıl hazırlanacağı ve hangi yanlışlıkların yapılmaması gerektiği de anlatılıyor

Öyle anlaşılıyor ki basılmayan bu kitap, yalnız öğrenciler için değil, at besleyicileri içinde önemli bir yapıt. Okudukça, Selahattin Tuğsel'e hayran olmamak olanaksız.

"Kısrağın korunması, döl yatağındaki yavrunun korunması demektir. Aksi halde, meydana gelen yavru atmanın zararı büyüktür. Çünkü yavru atma, tay kaybına sebep olacağı gibi, kısrağın zayıflayıp bir ay kadar işten geri kalmasına da neden olur".

Çalışan gebe kısrakların nasıl beslenmesi gerektiğini de anlatıyor kitabında. Nonyüs kısrağını merak ettik ve kitabın son sayfalarında ona ilişkin bilgiler bulduk: Vatanı Macaristan imiş. Babası yarımkan İngiliz ve anası da Fransız Normandiya kısrağı. Ülkemizde ilk kez, Karacabey harasında, nonyüs aygırlarıyla, yerli kısrakların birleşiminden elde edilmiş. Karacabey nonyüslerinin tabanı böyle oluşturulmuş. Orta Anadolunun Uzunyayla denilen Sivas ve Kayseri arasındaki yörede yetişen kısrakların ıslahında nonyüs aygırları kullanılıyormuş.
Tuğsel dış görünüşte az konuşan içine kapanık kişiliğe sahipti. Ama onu, çevresine duyarlı yapmaktan alıkoymuyordu bu niteliği. 25 Ocak 1979 günü defterine şunları yazmış:

"Günler birbirinin aynı geçmekte, yavan, neşesiz ve ilerisi için endişe kaynağı. 1978 yılı arefesinde Ulusa büyük umutlar vaad eden CHP lideri Bülent Ecevit, I yıl 25 günden beri iktidarda, fakat vaad ettiklerinden hiç birisi ortada yok. Ne anarşi durdu, ne enflasyon yavaşladı. Tabii bütün bunların vebali ona ait değil. Önceki koalisyon iktidarının da payı büyük. Ancak Ecevit iktidarının beceriksizlikleri de az değil. Ne bakanlar arasında uyum var, ne de CHP içinde birlik beraberlik. Politikacılarda idarecilerde giderek artan bozulma, milleti de sardı. Ve böylece bencillik, sorumsuzluk, parti yararını ülke yararından her halükarda üstün tutma, tamah, iltimas, riya, tabasbus, hükümet şahsında devleti yıpratma gayretleri son derece arttı. Demek ki çabuk bozulma bu millette varmış".

18 yıl önce bugünleri anlatıyor Selahattin Tuğsel. 15 Aralık 1921'de doğmuştu. 75 yıl, ardında daha yeşil Niksar ve daha yeşil köyler bırakarak aramızdan ayrıldı. Acaba kim onun yurtseverliği ve ülkesi için çarpan kalbindeki sevdayı anlayabilir. Niksar anlamış mıydı acaba, Tarım Bakanlığı anlamışmışdı?

Ama bir avuç insan onu anlamış onu sevmiştik. Dostluğuna, yüreğindeki iyiliğe, umudunu yitirmeyen aydınlığına hala gereksinim duyuyor, rahmetle anıyoruz. Ülkemize pek çok Selahattin Tuğsellerin doğmasını diliyoruz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail