Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 9 Geri Tavsiye Et Yazdır


İLGİNÇ BİR KİTAP: YOLLARIMIZDAKİ YOLSUZLUK

Yazan: Seçkin Doğan (Sevgi Özel),Ümit Yayıncılık.

The Theory of Corruption (Yolsuzluk Teorisi) ne ilginç bir örnek:
1980 döneminden sonraki yönetim biçiminde, yolsuzluk olayı, tekil olmaktan çıkarak kurumlaşmış ve devletin bir yan kuruluşu olarak aynı zamanda kendine özgü yeni bir teknolojiyi birlikte getirmiştir. Sevgi Özel'in Seçkin Doğan adını kullanarak yazdığı kitap, "Yolunu Yoldan Bulanlar", türetilen teknolojinin çok ilginç örneklerini sergiliyor. Yolsuzluk teknolojisinin ne olduğunu ve nasıl uygulandığını bilmek isteyenler bu kitabı okumalı. Her türlü denetimden uzak kalmanın yolunu bulmak, yolsuzluğun tekniğine adım atmanın yolu olmuş. Sevgi Özel, bu tekniği belirgin biçimde ortaya çıkarmaktadır. Şöyle: Bir: Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı Kurulunun 28.11.1985 gün K-11 sayılı kararıyla, önce dış krediyle finanse edilen otoyollar için sağlanan krediler, Kamu Ortaklığı Fonuna aktarılır, orda birikir.

İki: Yüksek Planlama Kurulu 14.4.1986 gün 20 sayılı raporuyla Karayolları Genel Müdürlüğünün yatırım programında yer alan yolların.. Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanlığı projeleri arasına girmesini önerir ve Bakanlar Kurulu bu yolda karar alır. (20.4.1986 gün 86/10611)

Üç: Karayollarını yapmak ve yaptırmak amacıyla kurulan Genel Müdürlük yerine, böyle bir görevle uzaktan yakından ilgisi olmayan Toplu Konut ve Kamu Or-taklığı..nîn otoyolları yapması kararı alınır. (Nasıl yapacak bu Kamu Ortaklığı İdaresi otoyolları? Ne deneyimi ne bilgisi, ne araç gereç ve personeli var. Dördüncü aşama devreye girecek demektir. Şöyle:)

Dört: Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı Kurulunun 2.7.1986 gün ve K-23 sayılı kararıyla "ihale usullerine tabi olmaksızın otoyollann yapımı yeniden Karayollan Genel Müdürlüğüne aktarılır". Yolsuzluk teorisinde bu tekniği ortaya çıkardığı için Sevgi Özel'i kutlamak mı gerekir, sorgulamak mı? Yolsuzluk Teorisi adalet mekanizmasını da kapsamına almaya başladığı için Sevgi Özeli sorgulamak gereksinimi duyan bir C. Savcısı ortaya çıkacaktır elbet. Sevgi Özel de Adalet Sarayına çağrılır, aralarında şu konuşma geçer:

Savcı: "Adliyenin önünde biri hakaret etse ona suçüstü uygulayıp sorguluyoruz. Ama yazarlar, düşün özgürlüğünün arkasına sığınıp akıllarına gelen her şeyi söylüyorlar. Düşün özgürlüğü bu değil."

S. özel: "Kitabımı okudunuz mu?

Savcı: "Tabii"

S. Özel: "Yolsuzluğu belgeleriyle gün ışığına çıkardım. Ben bir yazarım, toplumu bilgilendirmekle görevliyim, bu nedenle de belge dolu bu kitabın rahat okunması için eleştirel bir üslup kullandım."

Savcı: "Karayolları Genel Müdürü kendisine hakaret edildiğini söylüyor, yalancılıkla suçluyorsunuz ki bu hakaret davasını açmış"

Karayolları Genel Müdürüne nasıl hakaret edildiğini biz de merak ettik. Savcının iddianamesindeki hakaret saydığı suçlamaların kimileri şunlar:

-İhalelerde komisyon kurulmadığından, bu işler Karayolları Genel Müdürü Atalay Coşkunoğlu tarafından
(içerde ne konuşulduğunu başka hiçbir kimsenin bilmediği) kapalı kapılar ardında yapılan birtakım pa
zarlıklarla firmalara verilmiştir. (s. 21)

-Fiyat Farkı Kararnamesinin uygulanması için 8 oto yolda ek sözleşmeler hazırlayan ve bu ek sözleşmelerde
şeytana külahını ters giydirerek devletin 114 milyon doları aşkın parasını, müteahhitlerin cebine indiren (ve bu
arada kim bilir nerelere) pompalayan işbittirici Genel Müdür..(s. 73)

-Kosokca Karayolları Genel Müdürünün uğruna bu kadar cambazlık yaptığı, fazladan para kazandırmak için
kendini parçaladığı ve büyük ölçüde başarılı da olduğu bu İtalyan firmasının (Astaldi S.p.A) özelliği neymiş di
yorsanız, işbitirici genel müdürün İtalya'dan bulup getirdiği, otoyolu ihalesiz, duyumsuz, kapalı kapılar ar
dında verdiği bir firmadır, deriz. (s. 91)

-Otoyollardaki soygun, Türkiye'de bugüne kadar gerç ekleştirilen (hayali ihracattan sonra) en kapsamlı, en or
ganize ve de en teknik soygundur. (s. 129)

Türk Ceza Yasasının 312 ci maddesi, yasanın cürüm saydığı bir fiili açıkça övmeyi de cürüm saymaktadır. Eğer Sevgi Özel, T.C. Devletinin bilerek ya da bilmeyerek zarar görmesine neden olan Karayolları Genel Müdürüne yönettiği bu eleştirileriyle suç işlemişse, hemen söyleyelim ki biz dahi o eleştirilerin yerinde, doğru hatta az bile olduğunu söyleyerek açıkça bu suça katılmak istiyoruz. Sayın C. Savcısı, devleti zarara sokanları korumak ve o zarara neden olanları yurtseverce kınayarak eleştiri görevini yapanları da bezdirmek istiyorsa, hiç süre yitirmeden bizim de hakkımızda sorgulama açsın ki kendisine eksik öğrendiği hukuk ve adalet hakkındaki bilgisini yenileme olanağı sağlayalım.

Yolunu Yoldan Bulanlar kitabı saydam devlet, saydam adalet, saydam hukuk özlemini duyanlara yüreklice yol göstermektedir. Bu yolun erdemi, yoldan çıkıp, yolsuzluk yapanları yılmadan korkmadan kınamak, küçültmek, eski deyimiyle terzilederek kamuoyunun karşısına çıkamayacak hale getirmektir.

1980 sonrasında yurtsever kadrolar, örgütlü soygun kuramıyla savaşmak zorunda kaldı. Yolsuzluk teorisinin bir temel ilkesini tersyüz etmek gerekir. Çal ama yap. Hayır çalmadan yapmak erdemin, namusun ve onurlu yaşamanın ön koşuludur. Yoldan çıkıp onursuz yaşamayı seçenlerin karşısına çıkmak, her onurlu insanın temel görevidir ve bu görevi yerine getirmeye hukukun engel olmaması, demokratikleşmenin ön koşuludur. Namussuzlardan daha yürekli namusluların yaşaması gereken Türkiye'de hiç bir soygunun üstü kapalı kalmamalı. Ve o soyguna doğrudan ya da dolaylı katılanların suratları ortaya çıkmalıdır. Onları suçlamak, lanetlemek her namuslu yurttaşın görevi olmalıdır. Savalar bu görevi daha da ciddi üstlenen kişiler oldukları bilincine ulaşmalıdır. Sevgi Özel hakkında soruşturma açan savcının, "Yolunu Yoldan Bulanlar" kitabından öğreneceği ve bu görevini daha bir ciddiyetle ele alacağı pek çok açıklama var. İşte bir örnek. Karayolları Genel Müdürlüğü ile Gü-müşova-Gerede Otoyolu müteahhidi arasında ek sözleşmenin kapalı kapılar arkasında nasıl imzalandığını belirtiyor:

Gümüşova-Gerede Otoyolu ile ilgili olarak 29.1.1987 tarihinde müteahhit Astaldi S.p.A (Italya) firması ile Karayolları Genel Müdürlüğü arasında yapılan sözleşmede ECU cinsinden belirtilen ihracat kredisinden yapılacak ödemeler 1 ABD doları 1.299272 ECU olarak tespit edilen sabit kura bağlanmıştır. Ancak yukarıda açıklanan nedenlerle Gümüşova-Gerede Otoyolu Kesim 2. Bolu Dağı Geçişi ile ilgili olarak yapılacak yeni yapım sözleşmesinde sabit kur düzenlenmesine ihtiyaç olmadığı açıktır.

Bu durum idaremiz tarafından çeşitli görüşmelerde müteahhit firmaya ve KGM'ne (Karayolları Genel Müdürlüğü) bildirilmiştir. Buna rağmen sözkonusu otoyol kesimi ile ilgili 11.12.1990 tarih ve 90T-106 sayılı Yüksek Planlama Kurulu kararından sonra, KGM ile müteahhit firma arasında idaremiz bilgisi dışında 20.12.1990 tarihinde Ek Sözleşme No.3 adı altında yeni bir sözleşme imzalandığı öğrenilmiştir. Idaremizce kredi anlaşmalarının imzası öncesi bilgi edinilen, ancak yazılı talebimize rağmen KGM tarafından halen idaremize resmen gönderilmemiş, söz konusu Ek sözleşme, çabalarımız sonucu müteahhit fimadan alınabilmiştir". (s.91)

Bu açıklamayı bakanlık müfettişinin 26.5.1993 günlü raporunun 55 ci sayfasından kitabına aktarıyor Sevgi Özel. Ve bu aktarım, KGM'nin müteahhitle yaptığı sözleşmenin kapalı kapılar arkasında imzalandığının somut kanıtı. Devlet yönetiminde kapalı kapıların kırılması gerekmez mi? Bırakınız halkın kapalı kapılar arkasında neler olduğunu öğrenmesini, KGM'ye bu işi veren KOÎ bile öğrenemiyor.

Neden öğrenmesi istenmiyor? Soygunun yüze çıkmasından korkulduğu için. Nasıl bir soygun. Türkiye Sorunları dizisinin 8 ci sayısında değinmiştik buna. Şimdi o değindiğimiz soygun tekniğini bakanlık müfettişinin, kitabın 89 cu sayfasına aktarılan bölümünden izleyelim:

"Özellikle fiyat farkı uygulanmakta olan bu tür işlerde sabit kur belirlenmesine gerek olmadığı halde, bu uygulamanın müteahhitlere avantaj sağladığı yolunda ilgili kuruluşların resmi görüşleri de mevcutken ve sabit kur belirlenmesi akti bir mecburiyete dayanmıyorken, 1 ABD Doları = 0.722961 ECU kuru yerine 1 DBD Dolan= 1.299272 ECU uygulaması durumunda müteahhide

180 000 000: 0. 722961 = 248 976 085 ABD dolan iş yaptırılmak yerine, 180 000 000 : 1.299272 = 138 539 120 dolarlık iş yaptırılacak. Böylece, 110539120 dolarlık eksik iş yaptırılmış veya bu tutar kadar fazla ve haksız ödeme yapılmış olacaktı." (s. 89)

Otoyol ihalelerinde fiyat farkı ödenmeyeceği kayda geçtiği ve tüm müteahhit firmaların bu koşulu kabul ederek imza altına almış olmalarına rağmen ne hikmetse, 89/14657 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla ek sözleşmeler yapılması ve fiyat farkı ödenmesi yoluna gidilmiş ve idare 157 milyon dolar kayba uğramıştır (Başbakanlık Teftiş Kurulu Rp. s. 4) Bu kayıp sanki yetmiyormuş gibi, bir de ECU-Dolar akşındaki canbazlıktan yararlanan otoyol firmalarına fazladan % 50 oranında kaynak aktarılması planlanmıştı. Her halde KGM'nin genel müdürü bunu firmaların kara gözü kara kaşı için yapmış değil. Yoksa o genel müdürün akıllara durgunluk veren serveti nasıl oluşurdu?

Bu pisliklerden yayılan kokuya burnunu tıkayan savcının temiz insanları sorgulamaya yeltenmesindeki mantığı anlamak olanaklı değildir. Eğer Türkiye'de adalet böyle işleyecek, böyle dağıtılacaksa, hiç işlemesin ve dağıtılmasın. Türkiye'de adalet, adaletsizliğe araç olacaksa, bunu bilelim ve o aracın cıvatalarını sökmek için elimizden geleni yapalım.

Geliniz otoyol ihalelerindeki pis kokuya biz de burnumuzu kapayarak devletin nasıl zarara uğratıldığını görelim:

"Faizini devletin ödediği krediden (oysa faizleri krediyi kullanan otoyol firmaları ödeyecekti. ANÖ) faizsiz olarak ve sabit ödemelerle geri alınmak üzere müteahhide kaynak tahsisi sonucu devlet 30.9.1992 tarihine kadar 1038 683.-ABD dolan zarara uğratıldığı gibi, avans bakiyesi olan 10 milyon doların Ekim 1992 tarihinden itibaren protokol şartlarına göre aylık 620 000 dolarlık taksitlerle geri alınması halinde (ki bu durum işlerin şu andaki seyrine göre mümkün görülmemektedir) mahsubun bitimine kadar 481 667.- dolarlık bir kayıpla daha karşı karşıyadır. Geri ödemeler geciktikçe bu faiz kaybı (devlet zararı) daha da artacaktır". (s. 95)

Otoyolların müteahhitleri aptal mı? Kullandıkları kredilerin faizlerini devletin ödemesi sürdükçe elbette, "hakediş yapmayacak, dolayısıyla ek avansın geri ödenmesi" de sözkonusu olmayacaktır. Böylesi bir kurnazlığı yolsuzluk teorisinin uygulamasına ilişkin küçük bir ayrıntı olarak burada belirtmekle yetiniyoruz.

Otoyol ihalelerinin kapalı kapılar arkasında, rekabetten kaçırılarak kimi firmalara verilmesine ilişkin çarpıklığı Başbakanlık Teftiş Kurulu da raporunda belirtiyor. Şöyle:

"Otoyol yapım işinin rekabet ortamından kaçırılmasının, bu sektörde tecrübe ve yeterliliğini ispatlamış firmaların teklif vermesini sağlayacak ve yasada öngörülen şeklî unsurların gözardı edilmesini haklı kılacak hiç bir gerekçe bulunmamaktadır. Keyfilik, yasalar yerine kişisel iradeleri kaim tutmak ve görevini belli kişi ve şirketler lehine kötüye kullanmak şeklinde tarif etmek yerinde olur". (Başbakanlık Teftiş Kurulu Rp, s. 110)

Otoyol ihalelerinde yolsuzluğa doğrudan ve dolaylı katılan tüm sorumlular görevlerini kötüye kullanmış, yasalar yerine kişisel iradelerini kaim tutarak belli kişi ve şirketlere çıkar sağlamışlardır. Kendilerini adaletin pençesinden kurtarmanın bir yolunu bulurlarsa, ulusun laneti üzerlerin de olsun.

KGM'nın başındaki kişi (Atalay Coşkunoğlu) öylesine kapalı kapılar arkasında iş bitirmeyi huy edinmiş ki, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu da bundan yakmıyor. İşte 79ncu sayfa. Şimdi sözü geçen C. Savcısı, Sevgi Özel'i bir yana bırakıp, asıl Başbakanlık Teftiş Kurul hakkında soruşturma açmalı değil mi? Teftiş Ku-rulnun yakınması şöyle:

"Isteklilerle protokollar yapan, niyet mektupları veren Karayolları (eski) genel müdürü Atalay Coşkunoğlu bu işlemleri yürütürken bağlı bulunduğu Bayındırlık ve Iskan bakanından bir izin ve yetki almamıştır"

Dünya Bankası Heyeti, otoyol projesinin gerçek bir görüntüsünün ortaya çıkması için bağımsız ve deneyimli bir proje grubu tarafından incelenmesi ve değerlendirilmesini istemiş. Teftiş Kurulunun sorusuna bu yanıtı veriyor KOÎ. (s.19) Böylece W. S. Atkins' firmasına 350 000 Sterling (bugünün 23 milyar Tl'sı) karşılığı otoyolların durumu incelettiriliyor. Teftiş Kurulu diyor ki:

"W.S. Atkins Int. Ltd'e 350 500 Sterling ödenerek yaptırılan bu çalışmadan, şu ana kadar maalesef yararlanılmadığı anlaşılmıştır".

Madem yararlanmayacaktınız niye 23 milyar Tl ödeyerek durumu yabancı bir firmaya incelettiniz? Türk ulusu böylesi ciddiyetten uzak, sorumsuz ve kendi çıkarını yurt yararının üstünde gören yönetim biçimine ve o yönetimin tepesindeki yüreği ucuz insanlara layık mıdır? Sanmıyoruz. Çünkü bizler, ulusumuzun namuslu, çalışkan ve yurtsever kişilerce yönetilip yönlendirilmesi savaşımını veriyoruz. Otoyol yapım projelerini bu denli hovardaca ve vicdansızca kötü yöneten tüm sorumlularını lanetliyoruz.

Nasıl lanetlemiyelim? Bunca yolsuzluğa gömülmüş otoyolların, yine Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığının yaptığı araştırma sonucuna göre, başka ülkelerdeki benzerlerinden ne denli daha pahalı inşa edildiği anlaşılıyor. Raporun 83 ncü sayfasını birlikte gözden geçirelim:

-Pakistan İslamabad-Peşaver arası 189 km.lik yolun 1 km. si 3.4 milyon ABD dolanna mal olurken, Bayındır
A.Ş'ye ihale edilen İzmir-Urla-Çeşme otoyolun km maliyeti 3 katına yakın 8 milyon dolardır.

- Pakistan Lahor kenti çevresindeki 17 km uzunluğunda inşa edilen yolun km maliyeti 5.8 milyon dolarken, Sezai Türkeş-Fevzi Akkaya fimasmm üstlendiği Kınalı-Sakarya otoyolonun km maliyeti 8.6 milyon dolara çıkmıştır.

- Topografik yapısı bakımından İzmir-Urla, Gerede-Ankara güzergahın benzerliği olan Paris-Normandia ara
sındaki yolun km maliyeti 6-7 milyon dolar iken bizde 8.6 milyon dolar.

- Rhone-Alpes bölgesindeki otoyolun km maliyeti ise 5.9 milyon.

-İspanya'da otoyolların km maliyeti 5 milyon dolar. Yol standartları arasında fark olmadığı halde bizler neden otoyollarını iki katı daha pahalıya mal ediyoruz? Bunun yanıtı açık. Yolunu yoldan bulanlar yüzünden. Onları lanetliyoruz.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail