Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 8 - YAZAR : Ali Nejat Ölçen Geri Tavsiye Et Yazdır


TÜRKİYE'MİZDE YOLSUZLUK SEKTÖRÜ ve YOLLARIMIZDAKİ YOLSUZLUK

Ali Nejat Ölçen

Ülkemizde, yolsuzluk ya da rüşvet bir virüs gibi devletimizi de yiyip bitirmeye başlamıştır. Nereye bakarsanız orada yolsuzluk ve rüşvet virüsünün devletin organlarını çürüttüğünü, eritip yokettiğini görüyorsunuz. İşte önümüzde bir dosya var. Emin Çölaşan'ın minik kuşu getirmedi bu dosyayı. Zaten o minik kuş hangi yolsuzluğun peşinden koşsun. Hangi dala konsa, o daim yolsuzluk ve rüşvetle kurtlandığını, çürüyüp yapraklarının yerlere düştüğünü görüyor.

Otoyolların yapımında yerli ve yabancı firmalara usulsüz, gereksiz, kural ve hatta ahlak dışı, fazladan yapılan ödemeler, kamu yararının umursamazlıkla geri plana itilişi, plan ve projeleri hazırlanmadan gelişigüzel başlanan inşaat işleri, kredi ve yol yapım sözleşmeleri arasındaki çelişkiler, sorumluluğu birbirine itekleyen kamu kuruluşları, onların başına getirilen yeteneksiz kadrolar, devletin ne denli kirlenmeye başladığını tüm açıklığıyla ortaya çıkarmaktadır. Rüşvetin ve yolsuzluğun çürümüşlüğüne yuvarlanan bir düzende, ciddiliğin, mantığın ve hatta insafın ve vicdanın yeri olur mu?

Otoyolların yapımındaki usulsüzlükleri ve devletin uğradığı (daha doğrusu uğratıldığı) zararları soruşturan Başbakanlık Teftiş Kurulunun hazırladığı raporun sayfaları, satırları ve tümceleri arasında, yolsuzluk virüsünün bıraktığı pisliği görerek kendinizi umutsuzluğa kaptırabilirsiniz. Ama namuslu bir adam, Teftiş Kurulu Başkanı Sinan EROL, tüm bu pislikleri titizlikle ortaya çıkarabilmiştir. Konuyu inceleyen VV.S. Atkins International Ltd bile düzenlediği denetim raporunda:

"Işveren (yani bizim resmi kurumlarımız) ın tamamen müteahhitin emrinde olduğu, vicdani yükümlülüklerinden ziyade, işi tamamlamak için işbirliğinin müteahhitin isteğine dayandığı ..."nı açıklıyor.

Bir yabancı firmanın raporuna yerleştirdiği bu satırların, bizim yöneticilerimizin, kendi vicdanlarından ziyade müteahhitin emrinde olduğunu belirtmesi utanç vericidir. Türkiyenin devlet yönetimi bu durumlara mı düşecekti? W.S. Atkins otoyol ihalelerinde "projeler için kredi görüşmelerinin düzensiz malî plana yolaçtığı" ve "Tüm sözleşmelerin, iyi tanımlanmış başlangıç şartlarının yokluğundan kötü bir şekilde etkilendiğini" ve "yapılmakta olan otoyolların uzunluğunun bir tek sözleşme için olağanüstü bir şekilde uzun olduğunu" ve daha da önemlisi "Avans ödemelerinin tutarları ile zamanlarının çok fazla tutulduğunu" dile getirmektedir.

1983'te iktidara getirilen Turgut Özal tarafından yürürlüğe konulan "çal ve yap" modelinin kaçınılmaz sonucudur bu. O model bugünlere uzanan kirlenmenin ilk halkalarını oluşturmuştu. Şimdi o halkalar dizini, deniz altında kalan yosun ve midye kabuklanyla kaplı kalın zinciri anımsatmaktadır. O zincir devlet gemisini yolsuzluklar batağına bağlamış görünüyor.

Otoyol yolsuzluklarının ayrıntılarına girmeden önce, bu tür yolsuzlukların, bireysel sorumsuzluklardan, ahlaksal eksiklikten kaynaklandığını düşünecek kadar saf olmadığımızı belirtmek istiyoruz. Aslında o yolsuzlukları göze alan kamu yöneticileri, Türkiye'de "Yolsuzluk Sektörü"nün emekçileridir. Çünkü yolsuzluk kurumlaşmış ve Devletin içine ayrı bir devlet gibi yerleşmiştir. Yolsuzluk sektörü bir bakıma "kayıt dışı devlettir Türkiye'de. O yüzden yazımızın sonunda ayrı bir bölüm olarak "Theory of Corruption" (Yolsuzluk Teorisi) hakkında bilgi vermeyi uygun gördük. Yolsuzluk teorisi nasıl uygulamaya konuyor, ne tür bir üçlü yönetim oluşturuluyor ve sorumluluğun belirsizleşmesi nasıl sağlanıyor, okuyucularımız bilgilensin istedik. Rüşvete ve yolsuzluğa adı karışan üst ve orta düzey yöneticiler, yolsuzluk bataklığının sadece sinekleridirler. Nasılki, kara para İsviçre harikalarında aklanarak Türkiye'ye dönüyorsa, o yöneticiler de Türkiye'de daha önceleri "kara sinek" iken, ABD'ye giderek orada eğitilip, aklanıp yurda (görevlerini yerine getirmek için) gönderiliyor olmalılar. ,

Yolsuzluk sektörü Türkiye'de böyle işliyor. Kendine özgü yöntemleri, kuralları var ve de rüşvet almanın teknolojileri geliştirilmiş durumda. Örneğin yazımızın sonunda 1 ECU = 1.25 US dolar iken müteahhite yapılan ödemede onu 1 US dolar = 1.25 ECU olarak uygularsanız, kimse farkına varmadan karşınızdakine % 50 kârpayı sağlamış olursunuz. Teftiş kurulları bile bu çağdaş rüşvet tekniğini farketmeyebilir. Ya da ihracatı teşvik tedbirlerinin getirdiği ayrıcalıklardan sadece uluslararası ihaleye giren firmaların yararlanacağına ilişkin bir tebliğ yayımlandı, siz onu yerli firmadan gözünüze kestirdiğiniz için uluslararası ihale niteliğinde sözleşmedir, yorumuyla ama sadece o firmaya teşvikten yararlanma olanağını sağlayabilirsiniz. Ya da Teftiş Kurulu Başkanlığı neden hakediş raporlarındaki ödemelerden vergi stopajı kesmediniz diye sorarsa, ona yüzünüz kızarmadan bizim kuruluşumuzda saymanlık birimi yoktur yanıtını verebilirsiniz.

Bu yazımızda "Yolsuzluk Sektörü" nün işleyiş biçimi ve uygulama yöntemlerine ilişin bol bol örnekler

görecek belki de vicdanınız sızlayacak ya da yüzünüz kızaracak. Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın raporuna sadece ve sadece, yolsuzluk sektörünün işleyiş biçimine ilişkin örnekleri yakalamak amacıyla başvurduk. Suçladığımız yolsuzluğu yapan bireyler değil o bireyleri yolsuzluk sektörünün emekçileri olarak kullanan sistemin kendisidir. Yolsuzluk bataklığının sineklerini değil o sinekleri üreten bataklığın kendisidir düşmanımız.

Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun Fezlekesi.

Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığının, 20.8.1993 gün M. 467 sayılı yazısıyla Başbakan Tansu Çiller'den aldığı "Olur" un daha ilk sayfasında gözünüze şu satırlar çarpacaktır:

"Dış krediyle finansmanı öngörülen otoyollarda, keşif bedelleri toplamı Eylül 1992 itibariyle % 97'lik artış gösterirken, kredilerin aynı düzeyde kaldığı, Nisan 1993 tarihinde ise keşif bedelleri toplamı % 130 oranında artmış olmasına rağmen, kredilerin % 2 oranında arttığı, sağlanan kredilerin Eylül 1992 itibariyle (kredi faizleri dahil) toplam harcamaların ancak % 45'ini bulduğu Nisan 1993 tarihinde ise % 40'ını karşıladığı..vb"

Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığının yazısının daha ilk sayfasında Devletin nasıl kandırıldığına ve kredi anlaşmasında, enflasyonun olası etkilerinin dikkate alınmadığına tanık oluyorsunuz. Otoyolu yapacak olan yabancı firma ortaklığı, yatırımın finansmanına katılmak şöyle dursun, tersine enflasyon içinde kıvranan ve kamu finansman açıklarını kapatmak için fiyatlara zam yapmaktan başka çare bulamayan, vergi yoluyla varlıklı kesimin cebine elini sokmaktan çekinen devletimiz, üstüne üstelik yerli-yabancı ortaklıklara karşılıksız kaynak aktarmak zorunda kalıyor.

Teftiş Kurulu Başkanlığı, Başbakan Tansu Çiller'den "tahkikat" yapabilmek için "Olur" istediği 20.8.1993 günlü yazısında, önemli bir noktaya parmak basıyor. Diyorki:

"Sağlanan dış kredilerin genellikle 3-4 yıl olan geri ödemesiz dönemlerin, işlerin yapımına başlandığı anlarda bittiği, çünkü işlerin etüd ve projeleri olmadan ihale edilmiş olduğu, böylece işe başlama zamanında meydana gelen büyük gecikmeler nedeniyle aslında kendini finanse etmesi düşünülmüş olan projelerin ... devlet bütçesini olumsuz yönde etkilediği..."

Plan ve program disiplinini bir yana iten etüd ve projeleri olmadan otoyol yatmmlannı ihaleye çıkaran ve aldığı dış kredilerin ödemesiz dönemi bittiği halde, inşaatı başlatmayan Karayolları Genel Müdürlüğü sorumlularının kusuru, bununla da kalmıyor. Başta Genel Müdür Atalay Coşkunoğlu olmak üzere ne yapıyor bu sorumlular, uyuyorlar mı, hayır, tersine hayli uyanık adamlar, Kararnamede imzası olan Bakanlar da dahil:

"ihaleler aşamasında fiyat farkı sözkonusu değilken, bi-lahere kabul edilen 89/14657 saydı Kararnameye dayanılarak yapılan ek ödemelerle... idarenin 157 milyon dolar (bugünkü karşılığı 6.3 trilyon 1989 daki değeri 338 milyar TL) kayba uğraması " na neden oluyorlar. Kamu yararını korumadaki umursamazlık bununla da bitmiyor. Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı diyor ki:

"Müteahhitlere verilen avanslar toplamının 723.6 milyon US dolar (veya karşılığı) olduğu, bunların mahsubuna, yapılan işlerin % 20 sine ulaşıldığında başlandığı, işlerin projelerinin bulunmayışı ve projenin yapımıyla birlikte ihale edilmesi nedeniyle de 2-3 yıl gibi bir zamanın geçtiği, dolayısıyla avansların verildiği tarihler ile mahsuplarının yapıldığı tarihler arasında avansların müteahhitler üzerinde kaldığı (yıllık-% 9 faiz hesabıyla) idareye yüklediği külfetin 190.8 milyar dolar olduğu". Yani avans ödemelerinden kaynaklanan faiz kaybı

1994 yılı ortası döviz kuruna göre 6.7 trilyon TL.dır. Bu, otoyol yolsuzluklarında devletin uğradığı sadece avans ödemelerinin çok geç yapılması nedeniyle faiz kaybını gösteriyor.

Acaba neden sözleşmenin 60.9 maddesi uyarınca ek avansın ilk hakediş raporunda kesilmesi koşulken, bu kesinti yapılmadı. Örneğin Tarsus-Pozantı otoyolunun yapımcısı Tekfen-împresit ortaklığına 22.5 milyon US dolarlık ödemenin kesintisine ödeme tarihinden 22 ay sonra neden başlandığı ve peyderpey yapılan kesintilerin 38 ayda tamamlandığı ve bu yüzden idarenin 5.3 milyon dolar zarara uğratıldığının hesabı da verilebilmiş değil.

Bu arada otoyol yapımlarını üstlenen çeşitli firmalar arasında da farklı uygulamaların bulunduğu, birine karşı usulüne uygun davranılırken, ötekisine karşı aynı usulün gözardı edildiğini görmesek, idarenin zarara sokulmasında bilgi ve deneyim eksikliği olasılığından sözedebilirdik. Ama hayır,hiç bir idare bir firma karşısında deneyimli ve bilgili, öteki firma karşısında deneyimsiz ve bilgisiz olamaz. Örneğin, "Midland Bank liderliğinde bankalar arası konsorsyumundan sağlanan 52.5 milyon US dolarlık dışsatım kredisinin yapılacak mal ve hizmet alımlarının % 70 ini karşılamaya ve % 30 luk (22.5 milyon US dolar) bölümünün ise doğrudan müteahhit tarafından aldığı avanstan karşılanması gerektiği halde, bu ödemelerin de idare tarafından yapılması sonucu 17.6 milyon doların satıcı firmalara peşin olarak ödenmiş" olması nasıl yorumlanabilir? Eğer bir başka otoyol (Kazancı-Gümüşova otoyolu) için benzer kaynaktan alınan dışsatım kredisinin % 15 oranındaki payının doğrudan müteahhit tarafından karşılandığı görülürse. Böylece haksız, yolsuz, usulsüz yapılan ödemelerden üstelik ne damga vergisi, ne Savunma Sanayii Destekleme Fonu ve ne de gelir vergisi kesilmemiştir. Böylece Devlet (hangi devlet, kendi yetki ve sorumluluğunu koruyacak kurumlan kuramayan ve o kurumların başına namuslu, dürüst insanları getirmesini beceremeyen ya da becermeyen kendi devletimiz) toplam 3.5 milyon (1.5.1993 günlü döviz alış kuruna göre 33 milyar TL) yasal kesintilerden yoksun bırakılmıştır.

Kamu yarannı gözeten bir idare acaba müteahhitlere ek avans adı altında yapılan ödemelerin yanı sıra makine ve teçhizat dışalımlarının kredi ile karşılanması ve kredinin alındığı kuruluşlara faizlerin zamanında ödenmesine rağmen, müteahhitlerden bunun, "çok sonraki tarihlerde ve düşük oranlarda peyderpey mahsup edilmesi nedeniyle (bu deyimler Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığına aittir) toplam 12.7 milyon US dolar (bugünkü değeri 510 milyar TL) fazladan faiz ödemek zorunda bırakılmıştır devlet. Ne varki bu yanlış uygulamada daha çok Kamu Ortaklığı İdaresi ile Hazine ve Dış ticaret Müsteşarlığı sorumlu görünüyor. Neden? Çünkü:

"Bu ödemelerin ek avans niteliğinde olduğu o nedenle kredi faiz ve masraflarının müteahhitlere yansıtılması ve teminat mektubu alınması gerektiği Kara Yollan Genel Müdürlü'nce Kamu Ortaklığı ile Hazine ve Dışticaret Müsteşarlığına defalarca bildirilmiş olmasına rağmen bu uyarı ve önerilerin dikkate alınmadığı'" nı belirtmektedir Başbakanlık Teftiş Kurulu.

Akıllara durgunluk verecek biçimde kamu yararının gözardı edildiği bir yerde kişisel çıkarların gözetildiğinden kimse kuşku duymamalı. Neyin uğruna kamu yararı umursanmaz, kimlere çıkar sağlamak için böylesi umursamazlıklar göze alınır? Aksi halde, bir idare, Astaldı S.p.A. firmasının isteğine uyarak Gümüşova-Gerede otoyolunun 1. ve 3. kesimleri için sağlanan 100 milyon Us dolarlık kredinin sadece 50.6 milyon dolarlık bölümünü firmaya avans olarak ödeyip te fazladan devleti 2.8 milyon dolar faiz yükü altında nasıl bırakır?

İhmal midir bu, unutkanlık mı, bilgi noksanlığı mı yoksa, kişisel çıkar paylaşımında başvurulan bir yöntem mi. Kararı Anayasa Mahkemesi verecek. 1980 den sonra kurulan sistem yolsuzluğa açık, onu özendiricidir.

Hazine İle Maliyeyi Birbirinden Ayıran Yanlışlık.

1983 yılında zamanın Başbakanı Turgut Özal'ın yanlışlıklarından bir önemlisi kuşkusuz Maliye Bakanlığını ikiye bölmesi ve Hazine'yi koparıp kendisine bağlı "Hazine ve Dışticaret Müsteşarlığını kurmasıdır. Çünkü o biliyordu ki, Maliye Bakanlığının geleneğinde kamu yararını korumak ilke olarak gelişip kökleşmiştir ve o ilkenin karşısında kendisine yolsuzluklara gözyumma olanağı tanıyacak geniş manevra alanı kalmayacaktır. Hazine ve Dışticaret Müsteşarlığı kurularak onun başına en has adamı Ekrem Pakdemirliyi getirmiş ve bu kişi de daha müsteşarlığın oturacağı bir mekanı yokken 84/2 sayılı tebliği yayımlayarak Türkiye'nin dış satım olanaklarını 13 firmaya bağışlamış, tebliğ dışında kalan ama dışsatım gücü olan öteki üvey girişimciler de dışsatımlarını tebliğde adıgeçen firmalar aracılığıyla yapmak zorunda bırakılmıştır. Eğer Hazine, Maliye Bakanlığından aynlmasaydı böyle bir tebliğ yayımlanabilir miydi? Eğer Hazine, Maliye Bakanlığından koparılıp bir müsteşarlık haline getirilmeseydi, hayali ihracat olayı kurumlaşır mıydı? Gerçekte "dışsatım yapmadan Merkez Bankasına döviz yatar ve vergi iadesi al", mantığı Devlete musallat olur muydu?

O tarihtenberi Maliye, sadece vergi toplayan devlet gelirlerini sağlayan tek boyutlu bir bakanlık haline gelmiştir. Harcama yetkisi tümüyle Hazine ve Dışticaret Müsteşarlığının eline bırakılmıştır. Maliye, edindiği devlet gelirlerinin nasıl harcandığı hakkında bilgi sahibi bile değildir artık. Ve bu ikilem kaynağı bilinmeden harcama yapılmasına yolaçmakta ya da kaynak varolduğu halde harcama kararı almamamasına neden olmakta.

Otoyollarında gözlemlenen yolsuzluların kaynağında bu ikilemli yönetimin etkisi olduğu yadsınamaz. Belki de yolsuzluk ve düşvet olaylarının gerisinde yatan asıl neden, böyle bir ikilemi ortaya çıkarmak olsa gerek.

Başbakan Tansu Çiller'den otoyol ihalelerinde soruşturma yapmak yetkisini 20.8.1993 günlü "Olur'la alan Başbakanlık Teftiş Kurulu, 5 ay gibi kısa bir süre içinde düzenlediği 123 sayfalık fezlekenin sonlarına doğru bundan bakınız yakınıyor:

"Bir işin ihaleye çıkarılması yöntem ve usulleri bellidir, yazılı kurallara uyulmaksızın işin oldu bitliye getirilerek bir müteahhite verilmesi olayını dikkatten kaçırarak, bu iş uluslararası ihaleye konu olacak niteliktedir. Istekli olan gelip ihaleye girmemişse, idare veya yönetici olarak ne yapılabilir, yaklaşımı olayı ve kavramı çarpıtmaktan ibarettir" dedikten sonra,

"Ortada ihale kavramına göre yapılmış hiç bir işlem yoktur. Bunun sonucunda proje bedelinin objektif şartlarda teşekkül etmesi zemini bilerek ortadan kaldırılmış olmaktadır. Böylelikle Karayolları Genel Müdürlüğünün verdiği belgelerle, Hazine ve Dışticaret Müsteşarlığı, DPT, Maliye Bakanlığı, Noterlik gibi kurumlar yanıltılmış, ilgili müteahhitlere haketmedikleri imkan, imtiyaz ve muafiyetler tanınması sonucu kamu zararına sebep olunmuştur" (s. 113) sonucuna varılmakta ve

"Özellikle vergi ve kambiyo mevzuatının uygulanması sırasında Maliye ve Hazine ve Dışticaret Müsteşarlığı gibi kuruluşların senkronize çalışma içinde olmadıkları, birbirlerini gerektiğinde uyarmak suretiyle bir uygulama hatasının başlangıçta önlenmesini sağlamadıkları, sorumluluk ortaya konulduğunda ise birbirini tenkit etme yoluna gittikleri, teşviki sağlanan bir işin ve taahhüdün kontrol edilmesi yerine, afaki beyan ve taahhütlere itibar eden bir işleyiş bulunduğu anlaşılmakta" (s. 115)

denilerek yakınılmaktadır. . Maliye Bakanlığı ikiye bölünür ve Hazine, ondan bağımsız, Başbakanın koltuğu altına sığınırsa elbette devlet kendi ciddiliğinden yitirecek ve yetki, sorumluluk karmaşası içinde kamu yararı gerilere itilecektir. Kamu yararını düşünen bir siyasal iktidar süre yitirmeden Hazine'yi yeniden Maliye Bakanlığının çatısı altına sokmalıdır. Hazineden kopuk bir maliye ya da maliyeden kopuk Hazine ancak yolsuzlukların kurumlaşması sonucunu getirir, ister istemez, eşgüdüm sağlanamayacağı için de kaynak savurganlığına yol açar.

Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın düzenlediği fezlekede şunlar yazılı:

"Karayolları Genel Müdürlüğü'nce düzenlenen "Uluslararası Nitelikte ihale" belgesi sonucunda ikna ve iğfal (aldatılan) Maliye Bakanlığı birimleri ile Gümrük ve Noter gibi ilgili ve sorumlu kuruluşların işlemleri sonucunda meydana gelen kamu zararının belirlenmesi, yasal faiziyle birlikte müteahhitlerden istirdadı (geri alınması) aksi takdirde kamu zararına yolaçan kamu görevlileri aleyhine hüküm tesisi bakımından) konunun teşvik mevzuatı açısından Hazine Kontrolörleri'nce incelenerek sonucundan Başbakanlık Makamına (TeftişKurulu Başkanlığı) bilgi verilmesi gereği görünüşe varılmıştır." (s 115)

Bu satırlar bize "Eğri büğrü söyleme, seni sığaya çeken bir molla Kasım gelir" dizesini anımsatıyor. Nevar ki Başbakanlık Teftiş Kurulu üyesi Kenan Işık molla Kasım'ın da gerilerinde kalmış. Fezlekenin sayfalarında imzası var ama yine de böylesi bir karara karşı çıkmayı yeğliyor. Karşı çıkışı da şöyle:

"Başbakanlık Makamının 20.8.1993 tarih Teftiş M. 467 sayılı Onaylarıyla ilgili olarak Türk Ceza Kanunu ve hukuksal yönden yapılacak herhangi bir işlem olmadığı düşünülmektedir, arzolunur". (s. 123)

Nasıl iştir bu? Molla Kasım bile insanı sığaya çekip te suçlu ve kusurlu bulduktan sonra, böyle bir sonuca varamaz. Soruşturmada Türk Ceza Yasasına göre suç belirtisi varsa (ki müfettiş Kenan Işık'ın da imzası olan sayfalarda açıkça yazılı) o zaman insana sormazlar mı: Neden konunun birkez de Hazine Kontrolörlüğünce incelenrne-sine gerek gördünüz, o inceleme sonuçlandı ve o sonuçlar size ulaştı mı ki, T.C.K. yönünden bir işlem yapılmasına gerek olmadığı sonucuna vardınız?

Theory of Corruption (yolsuzluk teorisi).

ABD'ni kimi üniversitelerinde yolsuzluk adı altında bir ders okutulduğunu duyduk. Doğru mu yanlış mı bilemiyoruz. Ama herhalde gelişmekte olan ülkelerde yolsuzluk ve rüşvet olayının, işleri hızlandırdığı, kamu sektörünün verimliğini arttırdığı ve büyüme hızına olumlu etkilerinin bulunduğu o nedenle yolsuzluğun kurumlaşması gerektiği okutuluyor olmalı ve belki de özel yöntemlerle yolsuzluk sektörü gibi bir ekonomik sektör yaratılmak istenmektedir. Son yıllarda ABD kaynaklı kimi uzmanların en önemli kamu kuruluşlarının başına getirilmesinin gizi burada olsa gerek. Onlar belki de yolsuzluk yapmanın bilimsel yöntemleri konusunda uzmanlaşmış kişiler olabilir. O kurumların başına 1985' li yıllarda getirilen kişilerin oturduğu koltuklardan pis kokular yükselmedi mi?

Eğer Yolsuzluk Teorisi bir ders kitabı olacaksa o kitapta yolsuzluğun bilimsel yöntemleri de anlatılıyordur. Nasıl olabilir yolsuzluğun bilimsel yöntemleri? Bunu anlamının en kestirme yolu, Başbakanlık Teftiş Kuru-lu'nun otoyollar ihalesinde ki fezlekeyi incelemek olur. Ama herhalde, hiç kimsenin sorumlu olmayacağı biçimde yolsuzluk yapmak, onun en önemli bilimsel yöntemi olmalı. Böylesi bilimsel yöntemi uygulama alanına ancak devlet eliyle sokmak olanaklıdır. Demek ki tüm özel sektör ve yandaşları her ne kadar devletçiliğe karşıysalar da, yolsuzluk teorisinin uygulamasında devlete önemli görevler düşmektedir ve o alanda devletçilik yürürlükte kalmalı. Yolsuzluğun planladığı alt sektör (burada otoyol ihaleleri) içindeki yetki ve sorumluluk birden fazla kuruma pay edilmelidir. Yatırımcı kuruluş (burada Karayolları Genel Müdürlüğü) eskiden yıllık programlara giren projeleri aynı zamanda bütçeden ayrılan ödenekle kendisi mi finanse ederdi, hayır bu, ayrı bir kuruma verilmeli. Yeni bir finansman kurumu devlet eliyle oluşturulmalı ve adına Kamu Yatırım Ortaklığı denilmeli. Hani devlet elini eteğini bu tür işlerden çekecekti. Hayır tüm kamunun dış krediye gereksinimi olan yatırımları bu ortaklık tarafından finanse edilmeli. Harcama yetkisi ne olacak, bu yetki kimden alınacak? Maliye Bakanlığından Hazine koparılıp ayrı bir çatı halinde (sözümona) özerk kurum haline getirilerek buna çare bulunur elbet. Yolsuzluklar içine gömülmüş bir yatırımda sorumluyu arayıp bulunuz bakalım. Hayali İhracat konusunda da böyle oldu. Demekki optimal yolsuzluk biçimi üçlü (triomvira) sisteme başvurmak olur. Türkiye'de bu yapılmıştır. Hayali ihracat olayında da (triomvira) sözkonusu. Burada Hazine ve Dışticaret Müsteşarlığı, DPT ve Gümrük idaresi ve yatırımcı kuruluş, duruma göre triomvirayı oluşturur ve öyle oluşturur ki sorumluğun kimde olduğu anlaşılmaz.

Kanımca bizim üniversitelerimizde de Yolsuzluk Teorisi okutulmalı ve bu teorinin en iyi ve başarılı uygulayıcılarına da fahri doktora ünvanı verilmelidir.

Şimdi belki soranlar olacaktır. Otoyol ihalelerinde yolsuzluk olmasaydı o yatırımlar bu denli kısa zamanda gerçekleşir miydi? Devletin yolsuzluk oranı kadar kaybı olmuştur ama, yatırımın sürüncemede kalmaması nedeniyle kazancı daha fazla değil midir? Soruyu soranın hakkı olabilir. Öyleyse o zaman yolsuzluk teorisinde "fe-asibl yolsuzluk" (yararlı yolsuzluk) yada zararlı yolsuzluk biçiminde iki kategori tanımlamak gerekecektir. Belki de tanımlanmıştır. Yararlı yolsuzluk aslında toplam yararın devlet ile kamu görevlisi arasında paylaşımı demektir. Yararın tümüne kamu görevlisi el koyuyorsa o zararlı yolsuzluk kategorisine girer. Böylelerine fahri doktora unvanı vermekten üniversitelerimiz kaçınmalıdır.

Otoyol ihalelerindeki yolsuzluklar feasibl (uygun, yapılabilir) türden midir? Bu sorunun yanıtını
Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun düzenleyip Başbakana sunduğu fezleketen anlamak olanaklı. Hangi kurum sorumlu? Triomvira yönteminde hiç biri sorumlu değil. Nasıl mı?

Şöyle:

Kamu Ortaklığı İdaresi başkanlığı yanıt gönderiyor. Nereye? Teftiş Kuruluna, diyor ki " Kuruluşundan o gün için henüz birbuçuk yıl gibi kısa bir zaman geçmiş olan Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı Idaresi Başkanlığı, ne dış finansman ne de ihale konusunda uzmanlaşmamıştır. Bu sebeple yukarıda belirtildiği gibi, kamu projelerinin finansmanında herçeşit işlemler, ilgili uzman kamu kuruluşlarınca yerine getirilmiş. Başkanlık bu kuruluşlardan gelen resmi ve imzalı evraka göre işlem yapmıştır".

Kara Yollan Genel Müdürlüğü de yanıt veriyor: "Otoyollar için alınan kredilerin başlangıçta öngörülen iş hacimleri için yeterli seviyede olduğunu, ancak şerit sayısının 4'ten 6'ya, dingil yüklerinin 8 tondan 13 tona, orta refüjün 10 metreye çıkarılması ve şerit genişliğinin 3.75 metre olarak kabul edilmesi gibi sebeplerle maliyetlerde artış olduğu, dünyadaki büyük projelerde bu tür artışın her zaman olduğunu, örneğin, çok iyi etüd edilmi$ olan Manş Tüneli maliyetinin 6- 7 milyar pound'dan 15 milyar pound'a çıktığını, kredilerin yetersiz kalması karşısında müteahhit firmaların ilave kredi bulma teklifinde bulunduklarını ancak bunun uygun görülmeyerek müteakip ödemelerin Kamu Ortaklığı Fonu kaynaklarından TL olarak karşılanması yoluna-gidildiğini ve yöntemin o dönemin hükümet politikasının bir sonucu olduğunu" bildirmekle yetiniyor. Tarih 16.11.1993. (s. 18)

Hazine ve Dışticaret Müsteşarlığı ne söylüyor: "Otoyol projelerinin finansmanı için sağlanan kredilerin koşulları herhangi bir menfi yön taşımamaktadır" diyor. (s. 18)

Görüyor musunuz, üçlü yönetim biçiminin yolsuzluk teorisine göre başarısını ve sorumluluktan kaçmanın yöntemini. Futbol topu oynanıyor ama kale üç tane. Kimin gol yediği de belli değil. Burada kazanan taraf sadece İsviçre'deki sır saklayan bankalar.

Karayolları Genel Müdürü Atalay Coşkunoğlu'nun yanıtında mühendis olmayanların anlamayacağı yanlışlıklar var: Manş denizinin altından geçen bir tünel inşaatı her zaman maliyetin artmasına neden olan risklerle ve belirsizliklerle doludur. Gün ışığında yapımı sürdürülen otoyollar için aynı örnek geçerli olamaz. Ayrıca otoyol projesinde böylesi önemli değişiklik yapmanın gereği inşaata başlamadan ve finansman kaynakları belirmeden niye yerine getirilmedi, diye sorarlar insana. Teftiş Kurulu bu soruyu sormamış görünüyor. Zaten projesi olmadan işler ihale edilecek kadar hafife alınmış.

Kamu Ortaklığı İdaresi adıyla bir kuruluş oluşturacaksınız bu kuruluşa yabancı kredilerin kullanım yetkisi tanıyacak ama o kuruluş "saymanlık" birimi olmaksızın görev yapmayı içlerine sindirecek? 1980 den sonra silahlann gölgesinde oluşturulan hükümetin işleri ne denli ciddiyetsiz ele aldığı şimdilerde daha* iyi anlaşılıyor.

Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun görevi soru sorarak anket yapmak değil, kimin suçlu kimin suçsuz olduğunu saptamak ve suçlular hakkında gereken yasal işlemi yapmaktır. Anlaşılıyor ki bizim Teftiş Kurulumuz olaya anketör olarak yaklaşmış. Sorular sorup yanıt almış ve bazan da yanıt almayınca yakınıyor, soru sorduk:

"Karayolları Genel Müdürlüğü... cevap vermekten kaçınmıştır" ( s. 19) diyor. Kamu Ortaklığı İdaresinin sorulara verdiği yanıtlar da devlet yönetimindeki ciddiyetsizliği göstermesi yönünden ibret verici. Yanıt şöyle:

a. Kamu Ortaklığı İdaresi'nin saymanlık teşkilatı olmadığı için yasal kesinti yapılmadığı,
b. Yasal kesintiler yapma görev, yetki ve sorumluluğunun Karayolları Genel Müdürlüğüne ait olduğu,
c. İhracat kredisine işlerlik kazandırmak için doğrudan müteahhit nam ve hesabına ödeme yapmak zorunda kalındığı,
d. Hazine ve Dışticaret Müsteşarlığı'nın ihracat kredisin den ek ödeme yapılabileceğine ilişkin görüş verdiği ve
ödemenin anılan Müsteşarlıkça talep edildiği,
e. İhracat kredileri sözleşmeleri ile otoyol yapım sözleşmeleri arasındaki farklılıktan dolayı ek ödeme yapıldığı,

biçiminde anlamsız ve de tutarsız. Neden anlamsız ve tutarsız, hatta gerçek dışı. Çünkü, insana sorarlar, vergi
stopajı kesintisi için saymanlık olması koşul değil ki. Vergi yasasının gözardı edilemez koşuludur ve Kamu
Ortaklığı İdaresi, yaptığı ödemeden vergi stopajı keserek o kesintiyi Maliye Bakanlığının ilgili vergi dairesine
yatırmak zorundadır. Bunun için saymanlık koşul değil. Görevlilerine aylık öderken vergi ve SSK primleri kesil
miyor mu? Saymanlığımız yok gerekçesiyle, ücretlerden o tür kesintileri yapmama hakkına sahip olabilir mi? Yasal kesintileri yapma sorumluluğunu Karayolları Genel Müdürlüğüne sadece kendi yaptığı ödemelerden ötürü
sözkonusu olur. Kamu Ortaklığı da kendi ödeme lerinden yasal kesintileri yapmak sorumluluğunu taşır.

Aynı Kamu Ortaklığı, nasıl olurda, İhracat kredileri sözleşmesi ile otoyol yapım sözleşmesi arasındaki farktan sözedebilir. Ya yapım sözleşmesine göre ihracat kredilerinin sözleşmeleri düzenlenmeli ya da ihracat sözleşmeleri koşullarına göre otoyol yapım sözleşmeleri... Böylesi ikilem hangi ciddi yönetimde göze alınabilir? İdarenin başkanı N. Bülent Gültekin ve çalışma arkadaşları kimi kadıracağını sanıyor. Kendisini tanıyoruz. USAŞ'ı (uçakların besin hizmetini gören kuruluş) SAS (Iskandinav Hava Yollan)na yok bahasına satan kendisi değil miydi? Otoyol ihalesinde kamu maliyesini bu denli umarsamasızca zarara soktuktan sonra elbette Başbakan Tansu Çiller tarafından T.G. Merkez Bankasının başına getirilecekti. Çünkü artık yönetimdeki başarı, kamu maliyesinin ne derecede zarara sokulmasıyla ölçülüyor. Kamu Ortaklığı İdaresinde Başbakanlık Teftiş Kurulunun sorularına yukardaki gibi uyduruk yanıt verenlerin içinde ANAP iktidarı döneminde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olan Cemil Büyükbaşın'ın oğlu Harun da var. Ona da bu başarısından ötürü uygun bir yer bulunmalı. Elektrik Mühendisi olmasına karşın, kendisine münasip görülen makam, Finansman Dairesi Başkanlığıdır. Ya Süleyman Yaşar nereye atanmalı. TAM Sigortanın genel müdürü olmalıdır. Yolsuzluk Teorisinin uygulanması Türkiye'de böyle sürüp gidiyor. Yani, devletin koruyuculunda.

Kamu Ortaklığı İdaresinin bu önde gelen yöneticilerinin yanıtlarında tutarsızlık olduğunu sadece biz söylemiyoruz. Başbakanlık Teftiş Kurulu da bu sonuca varıyor. Diyor ki:

"Alınan cevapların tutarlı olmadığı, kamu zararına yolaçan mezkur (sözügeçen) işlemlerin bilerek sonuç
landırıldığı anlaşılmaktadır."
(s. 104)

Sonra devam ediyor:

"Otoyol yapım sözleşmelerinde öngörülen azami avans oranı aşılarak müteahhit hesabına yapılan ek ödemenin kaynağı olan ticari kredilerin faiz oranları Kamu Ortaklığı Idaresi tarafından bilinmektedir. Müteahhit hesabına intikal ettirilen meblağın mahsup edilmesine kadar geçen süre içinde faiz tahakkuk ettirilerek müteahhitten kesilmesine.. idarenin uğradığı zararın 6183 sayılı yasa hükümlerine göre hukuki takibata geçilmesine". (s. 104)

Teftiş Kurulunun haklı olarak uygulanmasını istediği bir ceza biçimi var. Şöyle:

"Müteahhit firmalardan tahsil edilmemesi halinde Borçlar Kanunu ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 12. maddesi ve buna dayalı yönetmelik hükümlerine göre ödemeye sebebiyet verenlerden tahsili için gerekli işlemlerin yapılması", (s. 105)

Kamu Ortaklığı İdaresinin vergi stopajı yapmaması, istihkak dışı fazla ödemede bulunması türündeki yolsuzlukların yeterli olduğunu okuyucularımız düşünüyorlarsa yanılıyorlar demektir. Yolsuzluk teorisinin kuralları aksamadan işlemeli ve onun aktörleri rollerini başarıyla oynamalıdırlar. Neden o işin başına getirildiklerinin bilincinde olacaklarından kimse kuşku duymamalı.

Eğer bir dış krediyi Kamu Ortaklığı İdaresi buluyor ve o dış kredi ile yabancı firma makine ve teçhizat getir--tiyorsa, teşvikten yararlanamaz, neden yararlanamaz, çünkü o dış krediyi firma sağlamamış ve kendi öz kaynağından dış alımı gerçekleştirmemiştir de onun için. Okuyucumuz doğal olarak böyle düşünecektir. Biz de böyle düşünüyoruz. Ama gelin görün ki, Kamu Ortaklığı İdaresi, kendisinin borçlu olduğu dış kredinin teşvikten yararlanma hakkını firmaya bağışlayabiliyor.

Teşvikten yararlandırma yolsuzluğu bununla da bitmiyor. Otoyol projelerinin 1985-86 yıllarında yatırım programlarına girdiği zaman "İhracatı ve döviz kazandırıcı faaliyetleri teşvik" tebliğleri yayımlanmıştı. Bu tebliğlerden birinde, Teftiş Kurulunun da değindiği gibi:

"Otoyol müteahhitlerinin ihracatı teşvik mevzuatından yararlanabilmeleri, yaptıkları işin ihracat sayılan satış ve teslimler ile döviz kazandırıa hizmet ve faaliyet sayılabilmesi için

1. Otoyolların uluslararası bir ihaleye çıkarılması
2. Yabancı parayla finanse edilmesi koşullarından birini uyulması gerekmektedir".

Ama nevar ki Kınalı-Sakarya otoyolu hariç, öteki otoyol projelerinin hiçbirisinde uluslararası ihale sözkonusu değildir. Ancak bazılan dış krediyle finanse edildiği için teşvik koşuluna uymaktadır. Müteahhitliğini Doğuş İnşaat grubunun yaptığı Tarsus-Pozantı (1 ve 2 ci kesimleri) ile Tarsus-Mersin otoyolu, müteahhitliğini Nurol firmasının yaptığı Toprakkale-İskenderun otoyolu ve müteahhitliğini Bayındır şirketinin yaptığı, İzmir-Urla, Urla-Çeşme ve İzmir kent geçişi otoyolunun, yabana parayla finansmanı da söz konusu değildir. Firmalar yerlidir, yabancı değil, finansman dış parayla olmayıp yerli parayla gerçekleştirilmiştir. Ama gelip görünüz ki. Karayolları Genel Müdürlüğü 14.2.1991 gün 1139 sayılı yazısında bu firmaları da işin uluslararası nitelikte ihale edildiğini belirterek, teşvik mevzuatıyla sağlanmış pek çok bağışıklıktan yararlandırmıştır. Nedir bu ayrıcalıklar. Damga vergisi ve harçlardan bağışıklık, vergi iadesi vb. Teftiş Kurulu Başkanlığı, konuya açıklık getirmek için zamanın Ankara Defterdarı Özcal Kork-maz'a soruyor. Aldığı yanıt, "Yapılan işlerin uluslararası ihale olup olmadığını veya yabana parayla finanse edilip edilmediğinin tespit görevinin Defterdarlığa ait olmadığını, ibraz edilen teşvik belgesine göre verildiği" biçiminde. Bu kez Teftiş Kurulu Başkanlığı, sorusunu zamanın Karayolları Genel Müdürü Atalay Coşkunoğluna yöneltmiş. Aldığı yanıt şöyle: "mahiyeti itibariyle bu sözleşmelerin uluslararası nitelikte olduğu, yabancı müteahhitlere uygulanması sebebiyle aynı şartların yerli müteahhitlere uygulandığı".

Coşkunoğlu Karayolları Genel Müdürü olarak yerli firmalara verilen otoyol ihaleleri uluslararası ihale değil ama uluslararası ihale niteliğinde olduğunu söyleyebilecek kadar konuyu sulandırabilmektedir. .

Otoyol müteahhitlerine farklı işlemler yapıldığı da soruşturmada açığa çıkmış durumda. Örneğin, Gerede-Ankara ve Ankara çevre yolu müteahhidi ENKA-BECHTEL ortaklığına verilen 10.2 milyon US dolar kredinin faiz ve masrafları 1.1 milyon dolar kesildiği halde, İzmir çevre yolu-Aydın otoyolu müteahhidi Kutlutaş-Dillingham ortaklığına ödenen 15 milyon US dolar ek avansın faizi 1.5 milyon doların kesilmediği, Hazinenin bu düzeyde kayba uğradığı saptanmıştır. Edirne-Kınalı otoyolunun müteahhidi Doğuş A.Ş ye ödenen 17.7 milyon US dolar için de faiz ve kredi masrafı olan 2.5 milyon doları şirket değil tersine devlet ödemiş bulunmaktadır. (s. 54). Kamu Ortaklığı İdaresinin bu sakat işlemlerden ötürü faiz kaybı 4.4 milyon US dolarıdır. Adıgeçen idare, müteahhitlere sağladığı kredinin faiz ve masraflarını kimilerinden kesmeyerek onlara bağışta bulunurken, buna benzer bir yanlışlığı da vergi stopajı ile damga vergisini tahsil etmeyerek yapmıştır. Teftiş Kurulunun saptadığına göre 1000 US dolar olarak kamunun uğradığı zarar şöyledir:

Firmanın adı ......... Ön ödeme ...Gelir..............Diger ........... Toplam
................................................... Vergisi ..... Vergiler ........ Kayıp

1.Tekfen-İmpresit..........22 500......1 125...............95...............1 220
2.Kutlutaş-Dilingham......5 800.........290...............26..................316
3.Doğu İnş.Aş..............17 002.........850...............25,5...............876,6
4.Enka-Bechtel..............3 056........356,6.............32..................388
5.Kutlutaş Dillingham....15 000........750................75..................825
Toplam........................63 358.....3271,6............253,5.............3524,6

Görülüyor ki İdare kendisini kredilerin faiz ve masrafı karşılığı 4.4. milyon US doların yarasıra vergi ve damga resmi ile savunma sanayii destekleme fonunu kesmeyerek 3.5 milyon (yani toplam 7.9 milyon) dolar kayba uğratmıştır.

ECU Oyunu.

Otoyol ihalelerinin birinde bir orta oyunu oynanmış görünüyor. Başbakanlık Teftiş Kurulunun gözünden kaçmış olan bu oyunun içyüzü şöyle:

Gümüşova-Gerede otoyolunun müteahhidi İtalyan Astialdi S.p.A. aracılığıyla 115 milyon ECU (Avrupa ortak para birimi 1 ECU = 1.25 US dolan) dış kredi sağlanmış ama adıgeçen firmaya hakediş raporuna göre ödeme yapılırken 1 Us dolar = 1.25 ECU eşitliği kullanılarak (aslında bu 0.80 ECU olmalıydı) İdare büyük ölçüde zarara sokulmuştur. Bunun anlamı her 1 milyon ECU düzeyinde ödeme karşılığı 1.25 milyon dolarlık iş yaptırılması gerekirken 0.80 milyon dolarlık iş yaptırılmıştır. Başbakanlık Teftiş Kurulu'nu bunun böyle olup olmadığını soruşturmaya davet ediyoruz. Istaldı S.p.A'nın hakediş raporlarında böyle bir oyun oynanmış mıdır. Belki de oynanmıştır, bilemiyoruz.

( Devamı gelecek 9.sayıda )

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail