Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 64 - YAZAR : Dr.Hüseyin Pekin. Geri Tavsiye Et Yazdır


NÜKLEER SANTRAL ÇIKMAZI.

Dr.Hüseyin Pekin.
Zürich.

Dr.Pekin’in İsviçre’den gönderdiği bu yazının ekinde, MEDYA’da ki kimi köşe yazarlarının, nükleer santral karşıtlarını ağır dille eleştire de yer veilmiştir Ne acıdır ki, atom fiziği konusunda hiçbir bilgi kırıntısına sahip olmayan o köşe yazarları, nasıl oluyor da böylesi yaşamsal önemi olan konuda ahkam kesebiliyorlar. Bu denli cahil olmak için, köşe yazarı mı olmak gerekiyor?

Türkiye Sorunları kitap dizisi olarak, Hürriyet gazetesindeki üç yazarın makalelerinden kimi tümceleri aşağıya aktarıyoruz. O üç yazara’da sormak gerekir:Atom fiziği uzmamlığını ne zaman edindiniz de böyle ulu orta yazı yazmaya cüret ediyorsunuz?

1.Hadi Uuluengin’in Zırvalığı.

Mart 2006 günü Hürriyet gazetesinde yayımlanan “Satılık Atom” başlıklı yazısının sonlarına doğru bakınız ne diyor:Hele hele nükleer enerji karşıtı bir a-v-a-n-a-k (harfler arası çizgiler ona ait) ültra refah toplumlarında ahkam kesen tuzu kurular gibi zengin şımarığı değilim. Kaldı ki, bu hazretlerin vaaz ettiği tehlike de somut gerçekle bağdaş-mıyor”.

Nükleer karşıtı olanları avanaklıkla suçlamak için gerçekten avanak olmak gerekir. Kendisi hiç “ahkam kesmez”miş. Hemen ardaşık tümcesi şöyle:” Kabul, ABD’nin Three Mile Island veya müteveffa SSCB’nin Çernobil atom santralarında vahim olaylar yaşandı ama, bunlar yukarıdaki nesnel olguyu değiştirmez” diyor ve ekliyor:” Enerji alanında sıfır riziko yok ki.”.

Her halde, nükleer enerji konusunda böyle konuşabilmek cehaletin hakkı olsa gerek! Hürriyet gazetesinde ataom bilgini (!) Ertuğrul Özköl acaba ne demiş?

2.Ertuğrul Özkök’ün Kolaya Kaçan Suçlaması.

O da nükleer eneri karşıtlarını, “Türkiye’ye altın kadar kıymetli zaman kaybettiren maskeli insanlar” olarak suçluyor ve “hortumculardan daha mı dürüstler” diye soruyor. Hortumcuların ne kadar dürüst olduklarını Ertuğrul Özkök kadar bilmemiz olanaklı değil. Fakat, nükleer karşıtlığın yurtseverlikten kaynaklandığını biliyor ve ülkenin teknolojik düzeyi ve kültürüyle nükleer enerjinin daha da rizikolu olacağını düşünmekten kendimizi alamıyoruz.

3.İlter Türkmen de Atom Fiziği Uzmanı!

“Enerji. açığını kapatmak için nükleer santrallar inşa etmek kararına itiraz edilmesindeki mantığı anlamak zor"
diyor.

Şimdi Elektrik Y.Mühendisi ve aynı zamanda doktorasını hukuk biliminde veren Hüseyin Pekin’in yazısında olaya nasıl baktığını görelim:

GELECEK KUŞAKLARA BIRAKILAN ÖLÜMCÜL ATIKLAR..

Nükleer santraların henüz çözüme bağlanmamış önemli sorunları vardır. Pek çok ülkede bu tür santraların var oluşu, sorunların çözülmüş olduğu anlamına gelmez. Olası sorunları aşağıdaki gibi özetlemek olanaklıdır:

1.Nükleer atıkların güvenli biçimde depolanması sorunu çözülebilmiş değildir. Bunun bilincinde olan İsviçre halkı, bundan birkaç yıl öncesinde yapılan oylamada nükleer enerjiye “hayır” demiş ve ilgililerin yeni, yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesine yönelmelerini istemiştir.

2.Zenginleştirilmiş uranyum satan ülkeler, alıcı ülkelerden atıkları da birlikte almalarını koşul koymuş ve bundan çok büyük sorunlar ortaya çıkmıştır. (30 bin Alman gencinin Fransa’dan nükleer atık getiren vagonların önüne yatmakları, geçit vermemeleri olayı anımsanmalıdır.Hadi Uluengin’e göre İsviçre halkı ve vagonların önüne yata Almam gençleri avanaktırlar!.a.n.ö).

3.Nükleer santralar, teknik- ekonomik ömürlerini tamamlayıp servisten çıkarılsalar da, hurda durumlarıyla bile yüzlerce yıl ölümcül radyasyon ışınları yaymayı sürdürmektedir.

4.Zenginleştirilmiş uranyum tesislerinin ülke içerisinde kurulması son derecede karmaşık ve çok yönlü riskler taşıyan bir süreci içermektedir. Gerek zenginleştirilmiş uranyum ve gerek eskiyenin yerine konulacak olan reaktör parçaları, Fransa, Kanada, ABD gibi ülkelerden satın alınması gerekmektedir ki, bu, nükleer enerjinin tam anlamıyla dışa bağımlılığı getirmektedir. Zaten kuruluş yıllarında teknik eleman edinimi de dışardan sağlanmak zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır.

5.Nükleer santraların “temiz enerji” üreteceği savı gerçeği yansıtmamaktadır.

Ne var ki, nükleer enerjinin tam anlamıyla dışlanması da doğru olmaz. 1960’lı yıllarda ABD’nin Oak Ridge’de 25 MWgibi küçük kapasitede santralla işe başlamak uygun olacaktır. Oradan edinilen deneyimler, daha sonraki girişimlerdeki rizikoyu önemli ölçüde azaltabilir.

***

NÜKLEER ATIKLAR SORUNU.

Nicolas Lenssen

Çeviri:Dr.Hüseyin Pekin.

UNESCOKurier dergisinde (3/1999) yayımlanan Nicolas Lenssen ,’in yazısını dilimize çevirerek okuyucuların bilgisine sunuyorum. Nicholas Lenssen şunları vurgulamıştı:

Teknik-ekonomik ömrünü tamamlamış endüstri tesislerinin

Sökülerek, yıkıntılarının başka yerlere taşınması, kural olarak oldukça basittir ve büyük harcamaları da gerektirmez.

Buna karşın,servisten çıkarılmış nükleer santraların sökülmesi, yakıtlarının başka yere taşınması-yüksek ölçüde radyasyon yaymayı sürdürmesi nedeniyle, çok riskli ve de çok masraflı, karmaşık bir konudur. Bugün, kazanç sağlayan bir elektrik enerjisi üreten nükleer santral, servisten çıkarıldığı andan itibaren, hemen yok edilmesi zorunlu olan, radyoaktif yüklü çok tehlikeli beton ve çelik yığınına dönüşür. Eğer bu yapılmaz ise, nükleer santraların insanlığın başına ne büyük belalar açabileceği, uzun uzun düşünülmelidir: Eğer buna olanak bulabilirse!

Fransız Nükleer Atıkları Kurumu Başkanı François Chevenier, bir tarihte “ nükleer santraların yararını kendimize ayırmak, sorunlarını gelecek kuşakların üzerine yıkmak, çok büyük sorumluluktur” demişti. Gerçekten de, bir nükleer santral sadece 30 ila 40 yıl çalıştırıldığı halde, hizmetten çıkarıldığında birkaç bin yıl boyunca radyoaktif ışın yaymayı sürdürür.

Teknik-ekonomik ömürlerini tamamlayarak servis dışı bırakılan nükleer santraları ne yapacağız? İşte, size her gün biraz daha kronikleşen ve adeta atom bombası gibi patlamaya hazır bir soru. Bugüne kadar, tam 94 nükleer santral, ekonomik-teknik ömrünü doldurarak ya da arızası nedeniyle servisten çıkarıldı. 1999 yılı başında sadece 429 reaktör çalışır durumda. Beşte biri ise her an durdurulmaya hazır. İşletme dışı bırakılan nükleer santraların pek azı bugüne kadar söküldü, parçalandı. Japonya ve ABD’deki işletme dışı kalan nükleer santralar, durdurulduktan sonra ancak 10 ila 20 yıl içinde sökülüp taşınabilecek. Aralarında Kanada ve Fransa’nın da bulunduğu öteki ülkelerdekiler ise çok daha uzun süreye gereklilik var. İngiltere, yıkıntıların tamamını yok edebilmek için 100 yıllık bir bekleme süresini öngörüyor. Böylece, bir kısım ülkelerde, nükleer santrallar adeta doğal arazi yapısının sabit bir parçası durumuna geliyor.

Nükleer tesis ne kadar uzun çalışmışsa, nötron bombardımanı nedeniyle iç kısmı o denli şiddetli radyoaktif duruma geliyor. Radyasyon yükü ne denli ağır olursa, sökülmesi o ölçüde güçleşiyor, sakıncası artıyor ve maliyeti büyüyor.

Reaktörler, atom parçalanırken, Nikel 59 radyoaktif elemanı içeren, ağır nötron radyasyonu üretir. Bu radyoaktif elemanın yarı değere düşme süresi 80 bin yıldır. Ancak, bir milyon yıl sonra, radyasyon tehlike sınırının altına iner. Halen, nükleer atıklar, insanlara ve canlılara zarar vermeyecek biçimde yer altı çukurlara gömülmektedir. Buna karşın, hiçbir ülke bu yöntemi kullanmak üzere nihai yer seçimi için politik karar alabilmiş değildir.

Nükleer atıkların nihai olarak depolanacağı yerin seçiminde politik karar alınmasındaki güçlük, uzmanlar arasındaki görüş birliği olmamasından kaynaklanmaktadır. Bir kısım uzmanların düşüncesine göre, radyoaktif atıkların yok edilmesinin çözümü, yer küresinin derinliklerine depolamaktır Ötekiler, böyle bir uygulamanın uygun olup olmadığında kuşkuludurlar. Onlara göre, nükleer atıklar yok edilemez, hiçbir uzman yer altına depo edilmiş radyasyon saçan atığın yer yüzündeki insanlara ve canlılara zarar vermeyeceğini ileri süremez. Bir varsayımın bilimsel olarak desteklenmesi için kanıtlanması gerekir. Bu ise olanaksızdır. Sonuç: Kendilerinden sonraki kuşaklara, onları sadece yoksul bırakmakla kalmayacak, tam tersine yüz binlerce yıl sürecek bir tehlikenin içine atacak olan ölümcül kalıt bırakmak büyük sorumsuzluk olacaktır.

İkinci Dünya Savaşında, atom bombasını gerçekleştiren Manhattanm Projesi’nin başkanı James B. Conant, ta 19 51 yılında, nükleer atıkların kuşaklar boyunca ölümcül tehlike kaynağı olarak sürüp gideceğini açıklıyordu. ABD Bilim Akademisi, 1957 yılında “ radyoaktif atıkların yok edilme-sinin çok riskli bir iş olduğunu, bundan dolayı güvenlik önlemlerinden en küçük bir ödün verilemeyeceğini” duyurmaktaydı. Ayrıca, 1960 yılında,”atom santralarının kurulmasına izin verilmezden önce, atıkların yok edilmesi sorunlarının kesinlikle çözüldüğünün kanıtlanması zorunlu-luğunu” önermekteydi.

Buna karşın, bir ülkeden ötekine tutkulu biçimde atom santralarının kurulması kararları alınıyor. Politikacılar ve nükleer lobi temsilcileri, kamu oyunu sürekli , nükleer atıkların yok edilmesi için tüm önlemlerin alındığına ilişkin olağanüstü çabalarını sürdürüyorlar. Ne var ki aradan geçen süre uzadıkça nükleer atıkların kesin yok edilmesinin yöntemi bulunabilmiş değildir.

1970’lerin sonrasında, nükleer santraların arızalanması sonucu ne büyük tehlike saçtıklar gözle görülür, elle tutulur duruma geldiğinde, kamuoyunun nükleer santralarla karşı güveni iyiden iyiye sarsıldı , yeni santraların yapımı gecikmeye uğradı. Öte yandan, örneğin İsviçre’de yapılan halk oylaması sonucunda gelecek on yıl için atom santralarının yapılmaması kararlaştırıldı. İsveç, Fransa, Bulgaristan gibi ülkeler de kimi reaktörler sevis dışına çıkarıldı. Almanya gelecekte nükleer enerjiyi olabildiğince kısıtlamanın yollarını aramaktadır. Arjantin ve Brezilya gibi Latin Amerika ülkelerinde, ancak birer nükleer santral yapımı kararlaştırılmıştır. Buna karşın, Kanada ve ABD’de dev büyüklüğünde ekonomik sorunlarla karşı karşıyadır. Nedeni de bu ülkelerde üretilen reaktörlerin, başka ülkelerde üretilen enerji reaktörü tipleriyle rekabete dayanır olmamasıdır.

Nükleer atık tehlikesinin bu denli açık ve seçik olmasına karşın (tesis bedellerinin %40’ı ve hatta % 100’ü . kadar olabilen) atıkların yok edilebilirliğini ileri sürenlere rastlanmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, atom çağı henüz politikacılar ve nükleer lobiciler yüzünden sona ermeyecektir.

***

Bu satırları okuyanlar, her halde Hadi Uluengin, Ertuğrul Özkök, İlter Türkmen gibi köşe yazarlarının nükleer enerji karşıtların, avanak, ya da hortumcular kadar zararlı olmadıklarına ilişkin oldukları savlarının biligi eksiliğinden kaynaklandığını görecektir. Yazılarında nükleer santraldan yana olduklarını belirtirken ,neden SİNOP diye bir soru yönetmiyorla, Nükleer santral yapımı için güzelim Sinop’umu buldunuz demiyorlar?

İskenderunu, Karadeniz eğerlisini denizden yoksun bırakarak oralara demir çelik fabrikaları kurdurdunuz. İstanbul’un güzelim Pendik limanın Tersane yapımıyla mahvettiniz. Şimdi sıra Sinop’a mı geldi? Maden nükleer santraldan yanasınız, neden yer seçimi için kararı uzmanlara bırak mıyorsunuz. Bunu sormuyorlar.

O köşe yazarları neden şu soruyu işleri sürmezler? Batının sahil kentlerinde orayı mahveden demir-çelik ya da tersane yapınma rastlayabilir misiniz? O ülkede doğayı mahvetme özgürlüğü yoktur. Hiçbir siyasal iktidarın buna gücü yetmez. Çünkü o ülkelerde doğaya halk sahip çıkar. 1950’lerin somlarında Zürich’e 80 km. uzaklıktaki Winterthur görkemli güzel çağlayanından elektrik üretimi projesi tüm İsviçre’yi ayağa kaldırdı.

Trabzon’un, Ordu’nun deniz kıyılarını çarpık yerleşimle nasıl mahvettiysek, vapurlarla yarışan yunus balıklarını soy kırımla nasıl yok ettiysek, Antakya’nın Harbiye şelalerini yerle bir ettiysek, Pendik, Karadeniz Ereğlisi’ni, İskenderun limanlarını nasıl çelik yığınına dönüştürdüysek ,anlaşılıyor ki, şimdi sıra Sinop’a geldi. Gelecek kuşaklara mahvedecek doğa parçası bırakmayacaklar anlaşılan. Gelecek kuşaklarımız neyi tahrip edecek. Can sıkıntısından bunalıma girecekler. O nedenle, yerel yönetimin başındakilerden rica ediyoruz. Doğayı bu denli tahrip etmeyiniz, kentlerinizi, ilçelerinizi bu kadar hızlı betonlaştırmayınız, bir azını da sizi örnek alacak olan gelecek kuşaklara bırakınız. Onların da doğayı tahrip etmeye, kentleri ilçeleri betonlaştırmaya hakları ve özgürlükleri olduğunu sakın unutmayınız ve bu denli bencil olmayınız!.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail