Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 64 Geri Tavsiye Et Yazdır


ANKARADA TRAFİK KEŞMEKEŞİNİN KAYNAĞI: DENETİMSİZLİK.

Dumrul Ölçen.

Dumrul Ölçen’in “Ankara’da Trafik Karmaşası” adlı çalışmasının 2.bölümüne bu sayımızda yer veriyoruz. Daha sonraki sayımızda da merkezi ve yerel yönetimlerin gönderdikleri yanıtları değerlendirilmeleriyle birlikte okuyucularımıza sunacağız.O yanıtların, çözümden uzak ne denli basma kalıp olduğunu göreceksiniz.

***

Toplu taşımada ana aktörler hiç kuşkusuz sürücüler ve araçlar. Araç konusuna daha önce değinmiş, mininüsler dışında öteki araçların döküldüğünü, Başkent halkının hurda otobüs filosuyla taşındığını vurgulamıştık. Araç seyir defterimizde sürücülerle ilgili değerlendirmeler var, ancak biraz ayrıntıya girmekte yarar görmekteyiz. Çünkü, tek tek araç sürücüleri incelendiğinde, sanki olumsuzlukların başlıca ve tek sorumlusunun sürücüler olduğu gibi bir izlenim doğmakta. Oysa, biraz da kamera arkasına bakmak gerekiyor.

Başkent trafiğinde, özellikle trafiğin yoğun olduğu saatlerde araç kullanmanın, hele toplu taşım aracı kullanmanın ne kadar zor , stresli, yıpratıcı bir iş olduğunu yaşayarak ta görüyoruz. Üstelik çoğu sürücü i çin çalışma saatlerinin sınırı da yok. Sürücülerin bir kısmının , bu nedenle gergin olmaları, bu gerginliğin araç kullanımına, trafiğe, yurttaşla olan ilişkilere olumsuz yansıdığı da gerçek. Bu gerginliği azaltmanın yolu, başta doğru dürüst sürücü seçimi yapmak, sürücülere adam gibi çalışma koşulları sunmaktır. Önce vereceksiniz, sonra isteyeceksiniz,istihdam politikasında ana felsefe bu olmalı. Ve daha sonra gerçekleştirilen kapsamlı, pratiğe dönük eğitimler, yanlışlıkları düzeltmek için yapılacak denetimler önem kazanmakta. Kısacası ağır vasıta ehliyeti olan, direksiyon kullanan herkes sürücü demek değildir. Sabırlı hoş görülü, öğrenimi olan, belli bir yaş grubunda olan insanlar tercih edilmeli, verilen eğitimlerle aksaklıklar giderilmelidir.

Yerel Yönetimler, böyle bir yaklaşım içinde mi? Yanıtı biz verelim: Sanmıyoruz, çoğu resmi kurumlarda olduğu gibi ve her dönemde olduğu gibi, başka ölçütlerin geçerli olduğunu, “adamı olanın”, “siyasi kartviziti olanın” işe alındığını tahmin ediyoruz. Sonradan eğitim? Bu kadroların kurumca denetimi, ödüllendirme ? Cezalandırma? Yetkililerimiz mutlaka eğitimin verildiğini, denetimin yapıldığını söyleyecektir ama, araç seyir defterimiz yaşananları ortaya çıkarmaktadır. Bu bulgular, sistemde yeterli ölçüde bir eğitim ve denetim mekanizmasının olmadığını çok açık biçimde göstermektedir. Hele resmi bir kurum olan EGO Otobüs Dairedi Başkanlığı’nın var olduğu söylenen denetimlerinde ortalıkta kimseye rastlanmamaktadı,sürücülerin de birbirine rastladığını sanmıyoruz.

Peki,özel sektör bu konuda nasıl bir yaklaşım içinde? Daha önce de vurguladık, ana araç kar olduğu ve yolcu “müşteri” olarak görüldüğü için, özel sektörün, odalarıyla, federasyonuyla, eğitim, denetim gibi bir derdi zaten yok. Denetim olmayınca da bu sektörde de zaten ödüllendirme, cezalandırma gibi uygulamaların da olması olanak dışı. Kurumsallaşma olmadığı için amir-memur ilişkilerinde, sicil verme gibi mekanizmalardan söz etmek te mümkün değil. Özel sektörde ana araç, kar olduğu için, daha çok “bir işçiye en az ücreti vererek, en fazla verim nasıl alırız, nasıl ucuz işletmecilik yaparız” hesapları içinde. Gerçekten de bazı sürücüler günde en az 13-14 saat çalıştırılmakta. Sürücü seçiminin de hangi kriterlere göre yapıldığı da belli değil. Yorgun, bıkkın, gergin bir yığın sürücü saatli bomba gibi Başkent trafiğinin içinde aracıyla birlikte seyrediyor.

Sürücülerle ilgili olarak birkaç hususun daha altını çizerek bu konuyu sonlandıralım. Toplu taşımda, öyle sürücüler var ki, aklı başında, işine saygılı, taşıdığı sorumluluğun bilincinde. Adam gibi araç kullanıyor ve “halk işte böyle taşınmalı” dedirtiyorlar. Bu kesimin ne eğitime, ne denetime, herhangi bir müdahaleye gereksinmesi yok. Bir başka grup, biraz eğitimle, uyarıyla bazanda verilen cezayla yola gelecek gibi. Öyle sürücüler var ki, Başkent trafiğinde, kuşkusuz bunları yola getirmek için her şey denenmeli,, kendilerine fırsat verilmeli, başarı sağlanamazsa sistem içinde mutlaka tasfiye edilmeli. Bunlar çok sakıncalı araç kullanıyor, yolcuların yaşamlarını risk altına sokuyor, Başkent trafiğini de sabote ediyorlar.

Şunu hemen vurgulamak gerekir ki, sistemde yeterli denetim yok. Yapılan denetimler, verilen cezalar, sanki devlete, trafik vakıflarına rant sağlamaya yönelik. Vergi toplama operasyonları gibi. Caydırıcılık, suçu önleme sanki yan uğraş gibi. Çoğu kez, belli noktalarda yapılan ve ağırlıklı olarak evrak yoklamaya dönük denetimler göze çarpmakta. Ayrıca yapılan denetimler, gündüz saatlerde, ana artellerde, protokol bölgelerinde yoğunlaşmakta, yan kavşaklarda, ara yollarda her hangi bir yetkiliye rastlanmamaktadır. Her halde Devlet, buraları başka bir ülken başkentinin bölgeleri olarak düşünüyor.

Denetimlerin temel amacı, trafik canavarlarını en azından rehabilite etmeye uğraşmak, bu başarılamıyorsa onları sistemden uzaklaştırmak olmalıdır. Bizde denetimin mantalitesi, felsefesi yanlış, suçüstü kavramı yok. Bir kayıt sistemi de yok. Bir suç işlediniz, örneğin kırmızı ışıkta geçtiniz ve de her nasılsa yakalandınız, ceza veriyorsunuz, o kadar. Bir kayıt ve izleme sistemi olmadığı için, sonsuza kadar kırmızıda geçme hakkınız baki kalıyor. Oysa görevliler, aynı aracın veya sürücünün kırmızıda geçme alışkanlığı edindiğini belirleyebilmeli, o araç veya sürücü trafikten men edilmelidir. Ancak böyle bir uygulamanın, verilen cezalarla birlikte bir anlamı olabilir. Sürücünün de bir ceza seyir defteri olmalı, sürücü izlenmeli. Paranız bolsa, sonsuza kadar trafik canavarı olarak cadde ve yollarda boy göstermeyi sürdürürsünüz.

MEDYA’da sık sık yer alıyor., bir yılda şu kadar ceza kesildiği söyleniyor,her yıl trafik cezaları %100 arttırılıyor, buna paralel olarak trafik kazaları da hızla artıyor. Neden? Bir çok nedeni va., hiç kuşkusuz önemli neden denetimlerin yetersizliği ve suçun devamını engelleyecek içerikten yoksun yoksunluk. Denetim varsa ve denetim caydırıcılığa, kötüyü ayıklamaya yönelikse, nasıl oluyor da yine bir yığın sürücü korkusuzca kırmızıdan geçiyor, yolları yarış pistine dönüştürüyor, ters yola girebiliyor, gelen arabayı da ne olmuş gibilerden el kol hareketiyle azarlıyor? Kuşkusuz her aracın başına bir görevli koyamaz, tüm başkent cadde ve sokaklarını gözetim altına alamazsınız. Fakat öyle bir sistem oluşturulur ki, hiçbir ayırım yapmadan, hiç kimse hata yapmayı, kuralları ihlal etmeyi göze alamaz. Sürücü, birileri beni gözetliyor kuralları ihlal edersem, karşılığını görürüm, gibi düşünmeye başladığı zaman, denetim, denetim olmaya başlamış demektir. Sürücüler hata yapabilir., ancak önemli olan kural ihlallerinin alışkanlık haline getirilmesinin önlenmesidir. Oysa ülkemizde kural ihlali, denetim ekiplerinin ezberlenmiş ana başlıkları olarak göze çarpar. Ve çoğu kez ezberlenmiş noktalarda. Nedir bu öncelik verilen ana başlıklar? Zaman zaman radarla yapılan hız kontrolleri, yine zaman zaman yapılan alkol denetimleri, park yasağı, minibüslerin ayakta yolcu almaları ve de evrak denetimleri gibi. Fakat artık, özellikle sivil ekiplerin de desteğiyle yapılacak “suçüstü” denetimler ön plana çıkmalıdır. Kırmızı ışıkta geçme, tehlikeli biçimde hız yaparak şerit değiştirme, tehlikeli biçimde sollama, u-dönüşü, tek yönlü yollara ters giriş ve hatta araçlardan tüm caddeyi, sokağı kaplayan müzik Yayınları!

Özet olarak: Başkent’te toplu taşımın niteli ve nicel olarak yeterli düzeyde olmadığını, tablonun hiç te iç açıcı olmadığını söylememiz gerekir. Daha önce de değindiğimiz gibi, özel sektör taşımacılığında, bir kurum, bir şirket yok, bireyler var. Bu işlerin nasıl düzeltileceği konusunda, yetkililerin “Başkentimiz her şeye layıktır, Ankara, artık bir Avrupa kentidir” gibi söylemler dışında ortaya koydukları bir çaba,bir plan, proje yok. Şu gerçek ki, başkentimiz hızlı biçimde mega köy olma yolunda. Çözümler var, fakat yurttaş olarak önereceğimiz çözümlerden biri, üst düzey yetkililerimizin (Trafik biriminin, odalar ,federasyon gibi kuruluşların) masa başında makamlarında, kimi protokol karşılamalarında, toplantılarda değil, cadde ve sokak aralarında olmaları ve bu gariban halkımızın bindiği araçlarla kent içi yolculuk yapmayı denemeleridir.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail