Ana Sayfa
Yazarlar
Kategoriler
Sayılarımız
Künye
İletişim
 

 

 

SAYI : 64 Geri Tavsiye Et Yazdır


KENDİ KİTABIMIZ: ÖZÜRLÜLER YOKUŞU

Yazan: Makbule Ölçen.

Özürlüler Yokuşu, Ölçen ailesinin bir yaşam öyküsüdür. 1952 yılında down sendrom olarak dünyaya gözlerini açan Demir Ölçen’in bugün nasıl kendi kendine yeterli ve bağımsız yaşayabilir duruma getirilmesinin öyküsüdür. Demir Ölçenin annesi ve babası, birbirlerine destek olarak, aralarındaki sevgi bağını zedelemeden Demir’in nasıl eğitilebileceğini temel ilke olarak seçtiler. Kitabın arka kapağındaki yazı, Demir’in dört yaş büyüğü Dumrul Ölçen’indir. O yazıyı okuyucularımıza sunuyoruz:

Kitabınızı bir kez daha okudum. Aslında bu bir belgesel. Tüm yaşamımız gözümün önünde canlandı. Kimi zaman keyiflendim, kimi zaman hüzünlendim. Fakat,sonra bu duygularımın yerini başka düşünceler aldı. Demir ile başlayan ve öteki zihinsel özürlü çocukları da içine alan bu serüveni, verdiğiniz savaşımı hangi sözcükle tanımlamak gerekir, gerçekten bilemiyorum. Demir, acaba bunların ne ölçüde farkında? Kendi adıma şunu söyleyebilirim. İnsanın böyle annesi, babası ve kardeşi olması ne güzle bir duygu. Keyif,hüzün,saygı,sevgi tümü bir arada. Teşekkürlerimle.Oğlunuz Dumrul Ölçen.

Özürlüler Yokuşu kitabını çocukları özürlü doğan tüm ailelerin okuması ve dünyaya gözlerini açan o güzelim varlığa sevgiyle yaklaşmaları gerekir. Kitap, bunun örneğini sergiliyor.

Makbule ölçen (eşim) Demir’i eğitmekle yetinmedi, ağır zihinsel özürlü çocukların da eğitilebileceğini kanıtlamak amacıyla yola çıktı. Engebeli ve engellerle dolu olan yokuşu tırmanırken, yüreğindeki sevgiyi toplumsallaştırma istiyor-du. Bunu başardı.

Özürlüler Yokuşu kitabını yakın dostlarımıza ve gereksinim duyan ailelere iletmeye çalışıyor, MEDYA adını alan görsel ve yazılı basının suskunluğuna karşın okuyucularımızdan bizlere coşku aşılayan övgüler alıyoruz. Aldığımız övgülerin tümünü yayımlama olanağını bulamadığımız için, kimi yanıtlara yer vermenin üzüntüsünü duymaktayız.

Özürlüler Yokuşu kitabına ilişkin ilk e-mail iletisi eşimin candan parlamenter arkadaşımız, Şeref Bakşık’dan geldi (12.Haziran 2005. Şunları yazıyordu:

“Özürlüler Yokuşun”nu alır almaz, baba Bakşık, o anda elinde tuttuğu Tubitak yayınlarından “Raslantı ve kaos”u

elinden attı ve Ölçen’lerin ortak öykülerine sarıldı. Kendisini, okuduklarına öylesine kaptırmıştı ki, yıllardır sürdürdüğü iki alışkanlığını bırakıp gitti. Alışkanlığının birincisi, okumakta olduğu bir kitabı yarıda bırakmak. İkincisi,”Özürlüler Yokuşu” ndan Anne Bakşıkla Gözde Bakşı’a (kızları) özetler, aktarmalar yapmak. Böylece, Ölçen’lerin ortak öykülerinin büyüsüne anne ile Gözde Bakşık da sürüklenmüş oldular.

Sonuçta, Bakşık’karın öteden beri Ölçen’lere duydukları derin saygı ve sevgiye yoğun hayranlık duygusu eklendi ve Ölçen’lerin dostları olmaktan duydukları onur ve gurur görkemleşti.

Baba Ölçen’in eski Büyükelçi Dr.Eickhoff’un öpmesine izin vermesinden yüreklenerek anne Ölçen’i bizler de öpüyoruz. Ancak Dr. Diplomatın “alıp götürmesine” gönlümüz razı olmadı. Ama o özel ve güzel espri, bizleri gülmekten yerlere yatırdı. Bu nedenle sevgili Nejat Ölçen’in yanaklarındaı da eskisinden daha yoğun bir istekle öpüyoruz. Demir Ölçen’e hayranlığımız ve sevgilerimiz pek pek çoğalmıştır.Sevgili Ölçen’ler kendinize iyi bakınız. Sizler gereklisiniz hem de pek çok. Dumrul’u da bizler için öperseniz sevineceğiz.

27 Ekim 2005 günlü gönderdiği zarif mektubunda Sayın Şinasi Özdenoğlu, bizleri duygulandıran izlenimlerini şu sözleriyle açıklamıştı:

Konusu, kurgusu ve biçemiyle özgün bir yapıt olan ve lütfedip gönderdiğiniz değerli kitabınız için, teşekkürde gecikmemden ötürü üzgünüm.

Sevecen,savaşımcı ve çok yetenekli bir anne ile, eşine destek olan yaratıcı ve idealist bir babanın olağanüstü çabalarıyla, sevgili bir bebeğin hayata dönüşünün ilginç, hem de alabildiğine zorlu serüvenini usta kaleminizden zevkle ve hayranlıkla izledim.

Güzel türkçenizle yarattığınız yapıtın, tüm anneler için bir “başucu kitab” olması başlıca dileğimdir. Vakıf çalışmaları ile Gölbaşı Rehabilitasyon Merkezi’nin isimlsrinizi yarınlara taşıyacağından hiç kuşkum yoktur.

Bu geniş kapsamlı ve örnek yaratıcılığınızdan ötürü Sizi en derin saygılarımla kutlarken, kıraç Anadolu topraklarını barajlarla ve“Yeşil”le donatan, çoktandır görüşemediğimiz için çokça özlediğim sayın eşinize, değerli kardeşim Ali Nejat Ölçen’in özlem ve muhabbetle gözlerinden öperim. En derin saygılarım, en iyi dileklerimle.

Almanya’dan gelen bir fax şöyleydi:

Sayın Ali Nejat Ağabey ve Makbule Abla.

Özürlüler Yokuşu kitabınızı okudum. Makbule Ablamın” güzellik kozmatikte değil, yürekte olmalı” sözünün ne kadar her şeyi özetlediğini anladım. Yüce insanlar, sizin önünüzde saygıyla eğiliyorum.

İbrahim Demir.Berlin.Crelle Str.Nr.11.Berlin.

Emekli öğretmen Ali Dündar’ın mektubu da bizleri duygulandırmıştı.

Özürlüler Yokuşu kitabınızı aldığımda, Gerald Mess-die’nin “Şeytanın Genel Tarihi” nin en ilginç yerindeydim. Bitirir bitirmez, sizin o ana yüreğinden sızıntılarla kaleme alınan “Özürlüler Yokuşu” na daldım. Temiz baskı, soluk alan satır araları işimi kolaylaştırdığından dün akşam bitirdim. Dipten doruğa, yaşama savaşımını, yaşama kültürüne evriltme savaşımına soyunan ana-oğulun gide-rek ışıldayan, çevresini de ışıldatarak, ısıtarak çizdikleri yol haritasını kimi zaman gözlerim yaşararak izledim..

Makbule Ölçen, bir insan (hele günümüzde bir bayan, bir anne) bir doğa arızası karşısında paniğe kapılmadan duruş alır; bir anne, bir bayan olarak arızayı yapan doğaya karşı diklenir, yıllarca savaşımını verir ve sonunda her şeye karşın yaşamak gerektiğini kanıtlar?..Siz bunu yaptınız, bunu kanıtladınız sayın Makbule Ölçen. Keşke, siyasal ve yönetsel sorumlularımız, uzmanlarımız sizin bu yaptığınızı okusalar, okumakla kalmayıp bunun yayılmasını, özellikle de bedensel-tinsel özüğrlü insanlarımızın sağıltımıyla uğraşalar,onların yakınlarının da okumaları için görevlerini yapabilseler. Sizi kutluyorum sayın Makbule Ölçen,hep yanınızda gördüğüm için A.N.Ölçen’i de kutluyorum. Demir’i daha çok kutluyorum. Yaşama savaşımının yaşama sevincine dönüşmesinde size yardımcı olduğu için, de gözlerinden öpüyorum.

Aydın’ın Bozdoğan ilçesinden emekli öğretmen Nuri Özbay’ın mektubu da bizleri duygulandırmıştı:

Kitabınızı elden ele dolaştırıyorum. Engelliler okulu Müdürü ve öğretmenleri dahil. Okusunlar, öğrensinler öğretmenlik ne imiş, ne değilmiş, nasıl olurmuş anlasınlar diye. Sizler, kıraçlaşan bahçede açmış iki muhteşem gülsünüz.Birisi kırmızı, birisi beyaz. Sadece seyretmek, koklamak için değil, ihtişamın, aklın, akıl almaz iradenin, insanlığın, insan sevgisinin yurtseverliğine olduğunu anlamak, öğrenmek için. İki büyük insana umut ve ihtişamla bakan bir öğretmen, Nuri Orbay. 11 Eylül 2005.

Niksar’da emekli yazın öğretmeni değerli arkadaşımız Hami Karslı da Yeşil Niksar gazetesinde (30.8.2005) şunları yazmıştı:

300 küsür sayfalık “Özürlüler Yokuşu” ile 700 küsur sayfalık “Şu Çılgın Türkler” adlı yapıtları beş günde ancak okurum diye düşünüyordum. Halbuki dördüncü gün akşam iki kitap ta bitti.

Nasıl ki “Şu Çılgın Türkler” Ulusal Kurtuluş Şavaşı’nın tarihi belgesel roman ise, “Özürlüler Yokuşu” da Türkiye’deki “zihinsel özürlü çocukların eğitilmesiyle ilgili” belgesel bir roman gibi.

“Gibi” diyorum, çünkü “Özürlüler Yokuşu” bir roman değil. O bir belgesel anlatı. Ancak öylesine bir kurgu ve akıcı bir dille anlatılmış ki, insan sürükleyici bir roman gibi bir solukta okuyuveriyor. Kitabı okuyup bitirince, uzun süre Makbule Ölçen abla ile Ali Nejat Ölçen Ağabey’in sevgiyle kenetlenmiş beraberliklerini ve cehalete karşı açtıkları amansız savaşı düşündüm.

Makbule Ölçen imzasını taşıyan “Özürlüler Yokuşu” adlı yapıtı okuyanlar, eğer Ölçen Ailesini yakından tanıyo-rlarsa, zannederim onlar da benim gibi “bu yokuşu ancak Ölçenler’in soluğuyla tırmanabilirlerdi” demişlerdir. Kitaba yazdığı önsözde, Prof.Dr. Süleyman Eripek:”Özürlüler Yokuşu bir yaşam öyküsü.. Makbule Ölçen’in kaleminden Ölçen ailesinin öyküsü anlatılıyor. Öykü Porsuk Barajında başlıyor. Daha sonra o barajın tuttuğu su gibi büyüyor, çevresine yaşam veriyor. Dernek, Vakıf, şubeler, okullar, genç ve yetişkin ve onların aileleri. Bu öykü Ölçen ailesinin olduğu kadar onların da öyküsüdür” diyor.

Kitap aslında, “Ölçen Ailesi”nin yaşam öyküsünü anlatan, Ali Nejat Ölçen’in 1958’de yazdığı ve “Bir Mühendisin Romanı” alt adını verdiği “Yapı Acısı” adlı yapıtın devamı niteliğinde.

Edebiyatta roman türünü “genellikle insanların başından geçenleri, insan ilişkilerini ve durumlarını, toplumsal olay ve olguları gerçeğe uygun biçimde ya da kurmaca yapı içinde ve geniş oylumlu olarak anlatan yazınsal tür” diye tanımlarız.

Ali Nejat Ölçen “Yapı Acısı” adlı romanına “Bu hikaye hakikatse kabahat benim değil” önsözü ile başlar. Yani anlatılanlar hayal ürünü değil, gerçeğin ta kendisidir. Makbule Ölçen’in “Özürlüler Yokuşu” adlı yapıtında da anlatılanlar yine gerçeğin ta kendisi.

Özürlüler Yoluşu, sadece bir kişinin, bir ailenin öyküsü değildir. Kitap, aynı zamanda Türkiye’nin yarım asırlık özürlüler tarihidir. “Özürlüler Yokuşu”nda biz, Demir Ölçen ve diğer zihinsel özürlü çocuklarımızın yaşam öyküsünün yanı sıra T.C.Devleti’ni yönetenl siyasal kadroların bu konuya bakış açısını da içimiz sızlayarak görüyoruz. Kitap bu yönüyle de çok önemli bir belgeseldir… Makbule ve Ali Nejat Ölçen’in ellerine, yüreklerine sağlık.

Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etüdleri Enstitüsü’nde birlikte çalıştığımız Dr.Mümtaz Peker de şunları yazmıştı:

Makbule Hanımefendi’nin büyük emek ürünü olan, ayrıca beni çok duygulandıran kitabını aldım. Doğrusu, böyle bir yaşamı birbirine destek vererek yaşamanız ve bizlere örnek olmanızdan ötürü sizleri kutluyorum. Kıtabınız, 3 Aralık özürlüler günü elime geçti. Heyecanla okumaya başladım. Gece saat 3 sularında gözüm yaşlı, yüreğim burkulmuş bir vaziyette oğlumun yatağına (o, şimdi Hollanda’da çalışıyor) uzandım. Bir süre uyamadım. Sevgili ağabeyim Ali Nejat Ölçen ile olan o güzel birlikteliğinizi, dans edişinizi düşündüm. Ne mutlu sizlere. Hayatınızı ne kadar anlamlı ve bizlere örnek olacak biçimde sürdürüyorsunuz. Umarım alanında örnek olarak, olay sinama tarihine geçer.

Belki ben de yaşlandığım için duygusal davranmış olabilirim. 1970’li yıllarda seyrettiğim “Kramer,Kramer’e Karşı” filminden hiç etkilenmedim. İnsan olarak, baba ve oğlun kapitalist toplumda ailenin kırılganlığından ötürü, kurban olmalarına sadece üzüldüm. O yıllardaki amacım,amacımız ülkemizde sosyal refah devletinin yeni sosyal refah kurumları oluşturabilir konusu üzerinde araştırma yapmaktı. İstiyorduk ki, nüfussal dönüşümü en yüksek hızlarla, en kısa zamanda gerçekleştirecek, ülkemizde gereksinim duyulacak sosyal refah kurumlarının temeli atılsın. Ne var ki tartışmalarımızın hiç biri, hayat bulmadı. Asker ve liberal politikacılar, üzerimizden silindir gibi geçti. Belki bizim kuşağın sıkıntılarından ufak bir kesiti Çağan Irmak’ın “Babam ve Oğlum” filminde görünce doğrusu kendimi tutamadım. Ege söylemiyle “bir güzel ağladım”.

Filmin üzerimdeki etkisi geçmeden sizin örnek davranışınızı okudum. Yaptığınız şeyi ama her şeyi çok takdir ettim. Ben de yapabilir miyim dedim. Doğrusu yapamazdım…

Çok değerli ve sevgili Ölçenler, yaptığınız ne güzel,gayya kuyusundan bir pırlanta çıkarmışsınız. Onu işliyor, parlatıyor ve topluma katkı yapması için sunuyorsunuz.

Değerli Makbule Hanım, Demir’le başlayan ve arkadaşlarını da içeren hayat mücadelenizde ne kadar güçlü hatta mangal yürekli olduğunuzu gördüm. Ben sizin gibi insanları farklı bir şekilde tiplendiririm. Çünkü sizler, çok verici yüce insanlarsınız. O nedenle gerek sevdikleriniz ve yapmak istedikleriniz şeyler mutlaka bir gün gerçekleşir. Sağ olunuz. Ellerinizden öperim .Sizi de beni anam gibi öptüğünüzü hissettim bir an. Saygılarımla.

Zürich’den Dr. Hüseyin Pekin, duygu ve izlenimlerini şu sözlerle açıklıyordu:

Özürlüler Yokuşu, arkasından 30 yılı aşkın güçlüklerle dolu, yılmak nedir bilmeyen, zihinsel özürlü çocuklarımızı kendi kendilerine yeter hale getirerek topluma kazandıran erdemli uğraşının izlerini bırakan saygın,özverili Türk kadınını, Makbule Ölçen’in ikinci yapıtıdır. Onun bu başarısında sevgili eşi, yakın dostum Dr.Ali Nejat Ölçen’in de katkısı var kuşkusuz.

Sayın Makbule Ölçen’in altmış yıllık eşi Ali Nejat ölçen ile birlikte hazırladıkları “Özürlüler Hukuku” yapıtı onun ilk kitabıdır. Dr.Ölçen, sağlık ekonomisi dalında Türkiye’de ilk kez doktora tezi veren kişidir. Hazırladıkları bu yapıtın amacı, özürlüler konusunda ülkemizde dağınık ve yetersiz çelişkili yasal düzenlemelerin, insan onuruyla bağda-şmayan yasal koşulların, eğitsel, örgütsel ve hukuksal bütünsellik içinde, değişmesine katkıda bulunmak olmuştur.

“Özürlüler Yokuşu” sıradan bir yapıt olmanın çok ötesinde tam bir belgesel. Okurlar, çok tatlı ve akıcı bir anlatım biçiminin buğusunda, sevginin ve sabrın gücünün tüm engelleri aşarak neler yapabileceğini en açık ve seçik biçimde gözler önüne getirebiliyor bu yapı okunduktan sonra.

Şu sırada eşim, sindire sindire okuduğu bu yapıtı elinden bırakmıyor. Onun elinden yarım saatına alıp “hızlı okuma” yöntemiyle okuyup fikir edeyim dedim. Yapıtın baş aktörü Demir. Ana konu onun yetişmesi, gelişmesi;mutlu sonla tamamlanan öyküsü.

Denizli milletvekili ve Eğit-Der kurucusu, uzun yıllar genel başkanı olan Sy.Mustafa Gazalcı, abc dergisinde şunları yazmıştı:

Kimi kitapları daha okurken iyi ki okuyorum dersiniz.Okudukça beğenirsiniz yakınlarınızın da okumasını istersiniz. Çok etkilendiğiniz zaman, bu kitabı herkes okumalı dersiniz. İşte Sayın Makbule Ölçen’in yazdığı “Özürlüler Yokuşu” adlı anı kitabı bende bu duyguların tümünü yaşattı.

Makbule Ölçen, 20 Haziran 2005 tarihinde kitabının ön sayfasında şunları yazıp göndermiş:” Değerli dost Gazalcı’ya, Demir Ölçen ile başlayan zihinsel özürlü çocukları kapsamına alan yaşam öykümüzden sevgilerle”. O sırada işler çok yoğun olduğu için şöyle bir karıştırıp yazın okuyacağım kitapların arasına koymuştum. Kitabı bitirdiğimde, keşke Eylül’ü beklemeseydim dedim, kendi kendime.

Demir, doğal olarak geç oturur,geç ayağa kalkar,geç yürür,geç konuşur,geç öğrenir. Ama bütün bunları ve daha nice işleri becerir. Yürümeden yüzmeyi öğrenir. Sonra okula gidip gelmeyi, yazmayı, resim yapmayı, kendi işlerini kendisi yapmayı becerir, basımevinde, kardeşiyle açtıkları dükkanda, Gölbaşı Rehabilitasyon Merkezi’nde çalışmayı, kendi ayakları üzerinde durmayı.

Makbule Ölçen, Demir’i gözlemleyerek onun gelişmesinde elde ettiği başarıları, özürlü çocuklara da taşımak ister. Bu amaçla özürlüler için kurulmuş bir derneğe girer çalışır, sonra o derneğin başkanı olur. Dernek daha önce yalnızca bağış toplayıp dağıtırken Makbule Hanımın çabasıyla özürlü çocukların eğitimine başlar.

Dernek çalışmalarıyla yabancıların ilgisini çeker ama kendi devletine, bakanlığına bürokratına söz dinletemez.

Ama Makbule Ölçen yılmaz. Özürlülerin eğitimi için her kapıya başvurur, inatla onların haklarını savunur. Bunun için yeniden öğrenci olur. Yurt dışına gidip oradaki özürlü çocukların eğitimini izler. Henüz Milli Eğitim Bakanlığı’nın devletin başlamadığı eğitime ön ayak olur…

Çağdaş eğitimin kurucusu İsviçreli Johann Heinrich Pestalozzi’nin (1745-1827) kafa kol ve yürek birliği içinde verilmesini istediği eğitim için şunlar söyler: Eğitim sevgidir. Örnek olmaktır, başka bir şey değildir.

Makbule Ölçen ve başta eşi olmak üzere ona yardım edenler bu büyük işleri insan sevgisi olmasaydı nasıl başarırlardı bunca işi. Demir’in içindeki cevheri bulup nasıl işleyebilirdi. Hepimize Ölçenlerin yaptıkları biraz örnek olsa keşke. Yokuşları tırmanmadan, düşmeden çıkmak istiyorsanız “Özürlüler Yokuşu”nu okuyunuz.

Sivas ilimizde Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfımızın şubesini kuran ve kendisini oğlumuz kadar sevdiğimiz Mehmet Erol Mahmutoğlu da mektubunda:

Şunları yazmıştı.

“Özürlüler Yokuşu” kitabınızı bitirdiğimde, kitabın sonuna şu notu düştüm: Hayatın ta kendisi bir kitap. Emeğinize, elinize ve beyninize sağlık.Makbule Ölçen. Bu sözlerim sayın Ali Nejat Ölçen için de geçerli. Çünkü, birlikte yaşanmış ve birlikte mücadele verilmiş özürlüler yokuşu el ele verilerek birlikte çıkılıp düzlüğe ulaşılmıştır.

Bu mücadeleyi sevgili oğlunuz Demir Ölçen için başlamışsınız. Ancak, verilen mücadele süreç içinde tüm zihinsel özürlü çocukları da kapsayarak toplumsal bir niteliğe dönüşmüştür. Bu kitapta, devleti yönetenlerin niteliklerini de görme olanağını bulduk ve bir kez daha ülkemizin haline üzüldük.

Zihinsel yetersiz çocuklar için verdiğiniz uğraşının en zor tarafını da ne yazık ki, devlet kurumlarını yönetenlerle yaptığınız mücadele oluşturmuş. Bu konuda yabancılardan gördüğünüz yakınlık ve yardımı kendi bürokrasimizden görmemiş olmanız, yukarıki tespitlerle örtüşmektedir. Tüm bu zorluklara karşın, arkanıza dönüp baktığınızda, şunu görmüş olmalısınız: Olağan üstü başarı… Zihinsel yetersiz çocuk sahibi olan tüm ailelere umut Demir Ölçen’in aldığı eğitimin ve verilen emeğin gücünü simgelemektedir. Demir’in yaşamını tek başına devam ettirebilme becerisine kavuşmuş olması ve kişiliğin ile kendisini kabul ettirip bulunduğu ortamda saygı oluşturması, Ölçen’lerin gurur abidesi olarak yaşamlarını süslemektedir. 2.11.2005.

Avustralya’dan Ülker Özlük’den aldığımız mektup “ Sevgili ablacığım” diye başlıyor ve büyük bir incelikle “Size böyle hitap ettiğim için lütfen beni bağışlayınız” diyordu.. Onu, 1970’li yıllarda Devlet Planlama Teşkilatında eşimle birlikte çalıştığı dönemde tanımıştım.

2005 yılının sonlarında Türkiye’ye gelerek yurt özlemini giderirken, kalp rahatsızlığı geçirir ve gece bir kamu hastanesinde ilgisizliğin kurbanı olarak yaşamını yitirir. Onu yüreğimiz sızlayarak saygıyla anıyor ve insan yaşamının bu denli hafife alınmasının acısını yüreğimizde duyuyoruz. 15.8.2005 günlü mektubunda şunları yazmıştı:

Kitabınızı büyük bir heyecan ve ilgiyle okudum. Ne yüce bir insansınız. Anne olarak yavrunuza verdiklerinizi, diğer çocuklarla paylaşmanız ve bu uğurda mücadele vermeniz size olan saygımı kat kat artırdı. Gönlüm isterdi ki kitabınızı bütün anneler okusun. Hele de bu zamanımızda bu gerçekten gerekli. Verdiğiniz uğraşıya, uğradığınız haksızlıklara, bencilliklere rağmen mücadeleden vaz geçmemeniz ne onurlu bir duygu. Sizi bütün kalbimle kutluyor, sağlıklı uzun ömürler diliyorum.

Liseden ve üniversiteden sınıf arkadaşımız olan Elektrik Y.Mühendisi İbrahim Doğan’dan da mektup geldi. Yazdıkları yüreğimizde yankılanmıştı. Şunları söylüyordu:

Özürlüler Yokuşu’nu Aysel de (eşi) ben de bir çırpıda okuduk. Makbule yengemize bu yokuşu binbir zahmetle, yıllarca nasıl tırmandığını gördük. Bu serüveni zevkle okuduk Çünkü, gerçekti, roman ya da masal değildi. Anatole France’nin bir sözünü okumuştum:”Bir genç kızın gizlediği hatıra defterini okumak, bana bir romandan daha fazla zevk verir” diyordu. Haksız mı? Hayat yokuşunun tepelerinden ta aşağılara bakıyorum: Tırmandığım yollara.. Aysel’in ve benim tebriklerimi teşekkürlerimi, selamlarımı iletiyorum. Kutluyorum.

Özürlüler Yokuşu kitabını edinmek isteyenler, Türkiye Sorunları kitap dizisindeki adres ya da telefon ve faks aracıyla başvurabilirler. Bunun için bedel ödemeleri de gerekmez. Sadece 1,20 YTL (1 200 000 TL) posta iletim ücretini PTT çeki No: 19 00 065 aracılığıyla göndermeleri yeterlidir.

 

   alinejat@olcen.net Tasarım ve Programlama Pusulanet  
webmail